12 Mayıs 2013 Pazar
Hepsi Sadece Bir "Ses"
11 Mayıs 2013 Cumartesi
Alçakgönüllüleri Bekleyen Tehlikeler
23 Ağustos 2012 Perşembe
İşte İş İmkanı !!!
20 Nisan 2012 Cuma
Sonra; O Kitapları...
19 Nisan 2012 Perşembe
Sen Okurken, Bir Başkası...
12 Kasım 2011 Cumartesi
Timsah Gözyaşları

19 Eylül 2011 Pazartesi
İş Yerindeki Dar Görüşlü ve Kiyayetsiz Muhterisleri Tanıyalım
Kifayetsiz muhteris dediğimiz çalışan tipi türk iş hayatında yaygın biçimde bulunan ve maalesef yerlerini sağlamlama almış kişilerdir Bunların hepsi beceriksiz olduğunun ve o mevkiye hak ederek gelmediğinin bilincindedir: Böyle olunca da, sinsice pusuya yatarak ileride kendine rakip olma ihtimali olanları ya da çalışkanlığı ile kendisinin bir çalışan değil de yatan olduğunu ortaya çıkarma ihtimali bulunan kimseleri teşhis etmeye ve onların ayaklarını kaydırmaya kendini vakfeder. Bunları aleni değil de gizlice yaptığı için de son derece tehlikeli insanlardır.
Beceriksiz ve kıskanç insanları tespit edersek kendimizi, kariyer geleceğimizi korutabiliriz. Peki bu lüzumsuzluğunu ve başarılı insanlara düşman olduğunu sinsice gizleyen insanları, nasıl tespit edebiliriz?
Aslında çok kolay.
Bu sinsi yaratıkların yedi tane temel özelliği vardır, sizde çalıştığınız kurum içindeki beceriksiz, kıskan, sinsi muhalifleri bu özelliklerine bakarak şıp diye yakalayabilirsiniz.
İş yeri ruh emicilerinin yedi zarar verici özelliği;
1 – Kod adı olumsuzluk:
Bunlar; her şeye olumsuz yönünden bakarlar, her konuya olumsuz yaklaşırlar, her konu hakkında olumsuz düşünürler, her konuda olumsuz aksiyon alırlar. yeniliklere tamamiyle kapalıdırlar.
Yenilik varsa engellemek için ellerinden geleni en sinsi biçimde yaparlar. Çünkü onlar alıştıkları düzende kendilerini kamufle edebilirler. En minik değişiklik unların kamuflajının aralanması ihtimalidir. Alışmadıkları yani kendilerini gizli tutamayacakları çalışma ortamları bunlar için deşifre olmak demektir. Yani bu yüzden yenilikler, farklılıklar bunlar için çok tehlikelidir. Bu tehlikeyi savuşturmak için harcamayacakları kimse yoktur.
Bunlar son derece sıkıcı tiplerdir, hava sıcak olur sıcaktan yakınırlar, hava serinler yağmur yağar, yağmur yüzünden bütün planlarının altüst olduğundan yakınırlar. Rüzgar esse saçlarının bozulacağından şikayet ederler. Bunlar doğa olayları düşünün siz farkına varmadan bunlar için bir tehlike ihtimali olursanız eğer sizin hakkınızda, arkanızdan sinsice nasıl yakınıp durur, nasıl bitmez tükenmez biçimde sizi karalamaya koyulurlar.
Bunlar herkesin kendi aleyhlerine iş çevirdiğini düşünürler, herkesin kendilerine karşı plan yaptığı tasasını taşırlar. Zaman zaman iş ile ilgili gerçek sorunları da görebilirler ama asla sorunları çözebilecek fikirler bunlardan çıkmamıştır. İş ile ilgili en ufak bir sorun ise bunların elinde ve dilinde en büyük faciaya dönüşür. Bu durumlarda minik sorunu nasıl çözümleyeceklerini değil de kimi suçlayacaklarına odaklanırlar. Hatalardan asla ders alamazlar. Meseleleri her zaman şahsi sorun olarak algılarlar.
Çalıştığınız kurumda muhasebeci ünvanını bugün ya da geçmişinde taşıyan birisi varsa eğer, işte bu tipi yakaladınız demektir. Zira muhaliflerin en azılıları muhasebecilerden çıkar.
2 – Düşünmek mi? Gereksiz elbette:
Düşünmeden hareket ederler. Bunların yıllar içinde oluşmuş bir ezberleri, her duruma karşın sıkı sıkıya sarıldıkları, sorgulanmasını hakaret algıladıkları rutinleri vardır. Algıladıkları durum bunların içinde hangi düğmeye bastı ise onu yaparlar. Hata halinde zaten suçlanacak başka birisini mutlaka bulacaklardır. Özellikle bir yere amir oldularsa, öenmli bir pozisyon elde ettilerse burayı kaybetmemek için dört elle sarılırlar. Bunların çevresinde olan kişilere de dikkat etmek gerekir. Bunlar ilk duydukları ile hareket eden tiplerdir Sizi rakip gören, karalamak isteyen kişiler bu tiplerin ilk duyduğu ile hareket etme özelliğini iyi kullanırlar. Eskiden çalıştığım kurumlardan bir tanesinde maalesef böyle bir bölge müdür vardı. Akbaba dediğimiz bu herif, saçma sapan adamların asılsız dedikoduları ile çok kişinin hayat akışını maalesef değiştirmiştir. Maalesef yardımcısı olduğum için ilk elden gözlemleme şansım oldu. Yüzde yüz haklı olduğunu ve kendisine iletilen bilginin asılsız olduğunu bildiğim bir durumda bile orta kademe bir yönetici ile ilgili “Bir de kendisini dinleseniz” ikazımı dinlemeden elne fırsat geçtiği için aksiyona gemişti.
Özel hayatlarında da çok saçma insanlardır bunlar. Bir şeyi görür, beğenir hemen satın alırlar. Sonradan kazık yediklerini anladıklarında ya da daha iyi bir başka seçenekten haberdar olduklarında yine başkasını suçlarlar.
İçinde bulundukları organizasyon ile ilgili geleceği düşünme ve planlama yetenekleri yoktur. Birkaç adım sonrasını hesaplayacak kapasite bunlarda eksik kalmıştır, hatta hiç oluşmamıştır. Sadece o anki pozisyonu algılayabilirler. İş hayatında şu anda attıkları adımın sonuçlarını asla öngöremezler.
3 – Konuşmak, konuşmak yine konuşmak:
Bunlar çok konuşur. Konuştukları kadar dinleyemezler. Dinlemek şöyle dursun başkasının konuşmasına tahammül bile göstermeyenleri vardır. Laf kalabalığına boğarak göz boyamasını severler. Meseleleri ne yapıp ne edip her zaman en iyi bildikleri, yüzde yüz hakim oldukları konuya döndürür ve boş konuşmamış olurlar. Konu o anki gündemi es geçmiştir. Ne gam? Konuşma oldu mu laf gemisini bunlar yürütürler. Bir show varsa bunlar o showun yoldızı olmaya bayılırlar, gerekirse gözünüzün içine baka baka yalan söylerler. Patronunuz ya da amiriniz/şefiniz/müdürünüz bu tiplerdense dikkatli olun hele astlarına karşı yalan söyleme açısından hiçbir utanma ve arlanmaları bulunmaz. Artık saçmalama sınırını aştıklarını fark etmezler. Seslerine aşıktır bunlar. Yeter ki konuşup dursunlar.
Eşitiniz biri bunlardan biri ise: Aman dikkat!! Sizin tavsiyelerinize asla kulak vermesine engel olacak, hatalarını kabul etmeyecek kadar büyük gururları vardır. Bunlara iyi niyet ile vereceğiniz tavsiyeler ile sadece gizli bir düşman kazanırsınız. Bunlar kendi kafalarının içinde her daim haklı ve doğru oldukları inancına sıkı sıkı sarılmışlardır. Asla bırakmazlar. Olumlu olabilecek öneri ve tavsiyeler bunların kendilerini kötü hissetmesine yarar. Aşağılık kompleksleri tumturaklıdır. Konuşurken çam ormanlarını devirirler, büro ortamını kırık kalpler ofisine çevirirler ama en ufacık doğruyu bir başkasından işittiklerinde kırılıp dökülme dramına dört elle tutunurlar.
4 – Vazgeçiyoruz çocuklar:
Çabuk vazgeçerler. Zeki, öngörülü, çalışkan, hak ederek başarılı olmuş insanlar; başarısızlıkları asıl başarıya tırmanan yoldaki mihenk taşları olarak görürler. Ama bu beceriksizler ilk başarısızlık alameti algılarının ufkundan bunlara el sallar sallamaz geri çekilirler. Menfaat sağlayabileceklerini düşündükleri adımları ilk anda binbir eda ve hava ile ata bu köhnemiş beyinliler, bir problem ya da hata ile karşılaşır karşılaşmaz bütün ilgilerini kaldırıp bir kenara koyarlar.
5 – Ben yandım sen de yan:
Bunlar diğerlerinin de kendi yanına çekmeye çalışırlar. Ne kadar tanıdık değil mi? Cehennemde türklerin içine atıldığı kazan gibi… Ne zaman birisi kazandan çıkıp paçasını kurtaracak gibi olsa, diğerleri ayağından tutup onu aşağıya çeker, altı cayır cayır yanan bu kazandan kimsecikler kurtulamazmış fıkraya göre.
Bu beceriksizler bileğinin hakkı ile başarılı olmuş, çalışkan, zeki insanları kıskanırlar, sevmezler. Onlar gibi sıkı çalışarak başarıya erişmek yerine, başarılı insanlar ile lgili asılsız dedikodular üretip bunları yayarlar. Minik minik teferruatlar uydurup iş yerinde sevilen insanlara minik minik lekeleri son derece sabırlı ve sistemli biçimde kondururlar. Oysa çalışkan kimseler ile dost olup, onlarda öğrenip aynı yolları kendileri de katedebilecekken saçma sapan ve adına gurur dedikleri o güdük his yüzünden asla doğru olan yöne ilerlemeyi seçmezler. Adam karalamak malsefe ülkemizde sandığınızdan fazla prim yapan bir ayak ayunu türüdür .
6 – Zamanın boşa kullanımı:Bunlar vakit öldürmeye bayılırlar. Çünkü bir sonraki adımda ne yapacaklarını planlama isteği ve kapasiteleri yoktur. Özle yaşamlarında da TV izlemek, yemek yemek, içip sarhoş olmak, çocuklarını bilmem ne kursuna göndermek, gelecek yaz nereye tatile giderse daha havalı olur gibi boş düşüncelerin peşine takıldıkları için asla ve asla kendilerini olumlu yönde geliştirme şansını yakalayamazlar. Tamam bu aktiviteleri herkes yapıyor ama tüm bir hayatınızın merkezine bunları koyduğunuzda zamanınızı boşa harcamış olursunuz.
7 – Zor olmayanı seçelim:
Bunlar iş ile ilgili kararlarında daima kolay, kestirme yolu seçerler. Kendilerini yormaya gelemezler. Sonuçta elde edilecek kazanım daha fazla olsa bile daha az olanı, kolay olanı seçerler. Farklı bir dalda adım atacaksa “Armut piş ağzıma düş” atasözü bile bunlar için çok zahmetli ve riskli iş anlamını taşır.
Çalışma ortamında çevrenizi dikatle inceleyin. Bu yedi özelliğin hepsini birden üstünde toplamış insanlardan ne kadar çok olduğunu görüp şaşıracaksınız. Bunlarla asla özelinizi paylaşmayın. İş ile ilgili hayal kırıklıklarınızı, amirleriniz ile ilgili gerçek düşünceleriniz paylaşmayın. Gün gelir aleyhinize kullandıklarını görerek şaşırabilirsiniz.
5 Eylül 2011 Pazartesi
Daha Dar Görüşlünün Daha Büyük İtirazları
3 Eylül 2011 Cumartesi
Dar Görüşlünün İtirazları
13 Haziran 2010 Pazar
"Kurtuldum!!!" Ya Da, "Ruhlarını Bir Ruha Teslim Edenler"
Son beş yılımı çalıştığım yerdeki insanların yenilemeyen yutulamayan sahtekarlıklarından nefret ederek tükettim.
Çalıştığım yer fena halde ruhu olanların bir araya geldiği bir kurumdu. Bir kurumda bir tür ekip ruhundan mı söz ediyorlar bu kifayetsiz muhterislerin bir menfaat uğruna bir araya gelip sonra bu menfaati gizli tutmak üzere beceriksizce örtmek için oluşturduğu ekip ruhudur. Bir şeyi ne kadar örtersen o kadar kokusu yayılır etrafa, bir menfaati ne kadar fazla insan bilirse onu da bir zahmet kat kat katlayın matematik usullerine uygun biçimde. Menfaat birliği oluşturanların örtme amaçlı kolektif ruhları öyle bir ruhtur ki; biri bu ruhilerin yanlarında acısından ölse tırnaklarını oynatıp yardım etmezler. Kendileri gibi menfaatçi değildirler, menfaat birliğinin kapısını el ayak öpüp tıngırdatmamışlardır çünkü. Gururlu, zeki, eli çabuk, pratk çözümler üreten ufak meselelere takılmayıp sonuca gidenleri pek zevmezler bu tip insanlar yanlarında gezerse kendi hantallıkları ve hödüklükleri göze batar hale gelir. Bir bunu çok iyi bilirler. Bunların ruhu en tepede oturup aynı kaba sıçmakta olanlarla eşit seviyeye gelip onların sıçtığı kaba katkıda bulunma hırsından ibarettir. Ortada koskoca bir bok kovası, etrafına sıralanmış orta zekalı haris insan götlerinden "flok, flok, lak" sesleri ile düşen pisliklerle sıvanmakta, kovanın etrafını rezilce bir koku kaplamaktadır. Kovadan şahsi götleri için beş santim yer kapmış olanlar bu ruhun etkisi ile sıçtıkları kokunun duyulmamasını emrederek çevresindekilere ultimatom yağdırırlar. Bir gün gelip de bok kovasında kendi şahsına ait götüne yer kapma hevesi ve de hırsını içinde barındıranlar sanki ortalığı bok götürmüyormuş, etrafı ufunetli bir koku sarmamış gibi rol yaparlar. Efendilerinin sıçtığı boktan çıkan koku bok kokusu değil de vernelli, yumoşlu bir bahar demeti esintisi gibi davranırlar beklentili müsamerelerinin orta yerinde.
Onu bunu bilmem iş yerinde ruhtan bahsediliyorsa o ruh ekip ruhu değil herkesin bildiği ama bilmezlikten geldiği pisliği görme ruhudur.
Yıllarımı verdiğim, son beş yıldır da tahammül sınırlarımı sonuna kadar zorladığım yerde, bir de; yüzü sivilce bozuğu, yarım akıllı, durgun zihinli, orta yaşlı içi de dışı kadar çirkin kart tilki görünümlü orta yaşlı bir kadın ile, yüzünde sahte olduğu beşyüz metre teden belli olan gülücükler açan, hakkıda "Miss Piggy'ye benziyor" sözünden daha iyi bir laf edemeyeceğim orta zekalı bir başka durgun, donuk orta yaşlı kadının beraber ve solo kulisleri sebebiyle 30 Nisan 2010 tarihinde son derece yavşakça haksızlığa uğratıldım. İstifa ettim. İstifa eder etmez içimi bir huzur kapladı. Ait olmadığım yerden ayrılmanın içimi bu denli mutluluk ile dolduracağını bir tüy gibi hafifleyeceğimi yıllardır hesap edememişim.
Tilki ile Domuzcuk niyetimi öğrenince düşman kazanmamak için bir gayret telefona sarılıp bana beceriksizce sevgi sözcükleri ettiler. Söyledikleri yaptıkları ile çelişen insanlara karşı içidekileri tutmam için hiç bir sebep kalmamıştı, bayramlık ağzımı açmak bana çok iyi geldi.
Orta ve ortanın altındaki zeka seviyesindekilerinin kurnazlık ettiklerini sanmaları çok zavallıca aslında. Bunlar ağzını açmadan yirmi gün kadar önce ben ne bok yiyip bok kabına neyin ruhunu sıçtıklarını zaten sezmiştim, hafiften hazırlıklıydım. Bu sebeple kararımı vermek zor olmadı.
Dilekçemi verdiğim sırada bu şıracıların göbeğine rağmen perişen görünümlü, kıvırcık saçları yüzünün etrafında cılızca sallanan, belermiş gözlerinin sinsince attığı turların yüzüne bakanların gözünden kaçtığını sanan, zeka ve tecrübe donanımı kendinden üstün olanlara kıçı kırık iki ezberi ile akıl verme suniliğini etmemeyi akıl etmekten aciz müstahdemi ile karşı karşıya geldik. Sanırım kişiliğinin zayıflığı, korkaklığı ve hilekarlığı kalın görünümüne rağmen bunu zayıf gösteriyor her daim. Beni gördüğü anda korkarak bildiklerini de emrine amade olduğu domuzcuğunu da kaknem tilkisini de ele verdi. Korktu zavallı desem iltiftat yerine geçtiği gibi bütün zaallılara hakaret yerine geçecek olan şahsiyet perişanı zevzek yaratık. Döveceğimi fian zannetti her halde, yok canım kaba kuvvet kullanmıyorum ben, öksürtüyor, dövdüğün kişi de arsızlığı erdem sayangiller familyasında mensup ise enerjin boşa gidiyor. Laflarımı salıyorum üzerine. Buna da öyle yaptım; "atılın" dedim kelimelere. Oturduğu koltukta kıvranması için ağzıma geleni ileride de kafasında yankılanacak biçimde söyledim. Övünmek gibi olmasın kelime haznem katmerlidir, yanyana öyle bir koyarım ki ilk anda anlamaz yavşakça sırıtırlar, tek numara ezberleyebilmiş sirk köpeği gibi tek marifetlerini sergilerler. Sonradan kor benim kelimelerim, seçiyorum en irilerinden hazmı zor olsun diye. Yok öyle insanların arkasından kulis çevirip sonra da vicdanen bir halt olmamış gibi pir-ü pak kalabilmek.
Neyse efendim, yürüdüm gittim. Çok sayıda çalışanı olan kurumda saygı duyabileceğim, dostluklarına ve öngörülerine güvenebileceğim kişi sayısı iki elin parmağını geçmiyordu zaten. Onlara Allah dayanma gücü versin. O ruh orada oldukça, kendisinin üçte biri çalışana sahip rakipleri ile eşit sonuçları almayı başarmaya devam ederler artık. Ben orada emeğimin geçtiği hiç bir kimseye hakkımı helal etmiyorum, haram ediyorum. Kul hakkımı ise asla helal etmiyorum, haram olsun, benden aldıkları kul hakkının hesabını son milimne kadar versinler verebiliyorlarsa.
Yılın yarısı bitmek üzere, 2010 bitsin istiyorum. Bitsin ki güvenli ve sağlam topraklara adım atabileyim tekrar.
3 Şubat 2010 Çarşamba
Parlak Bir Kariyer İçin 10 Altın Kural
Kendisini neyin beklediğini bilmeyen genç mezuniyet vedalaşmaları bitip de tek başına kaldı mı “ben ne yapacağım şimdi?” düşüncesi geçer aklından. O güne kadar hiç düşünmediyse artık tam sırasıdır, düşünmeye başlasa iyi olur. Kendisi düşünmezse de evdekiler “ee okul bitti ne yapacaksın şimdi?” makamında sorulara boğarak yavru kuşa yuvadan uçmayı merak etmesi için gereken huzursuzluğu tattırırlar. Genç; günler, aylar geçtikçe arkadaşlarının ya da kendi yaşındaki eş, ahbap, dost çocuklarının işe girdiği haberleri ile suratı bir karış yemek sofrasından kalkma günlerine başlar. Dört bir yana haber salınır, gazete köşelerindeki iş ilanları sonuna kadar okunur, heveslenilenlere başvurulur, gazete ilanlarında görülen sınavlara girilir, tanıdıklar vasıtasıyla ayarlanan iş görüşmelerine katılınır. Çokça olumsuz yanıt alınır, bazen umutsuzluğa kapılıp hırslanılır.
Nihayet o müjdeli haber kapıyı çalar, seçilmiştir, falanca gün işe başlanacaktır. İş kıyafetleri alınır. Henüz fotoğraflarda görülen modeller gibi iki dirhem bir çekirdek işe gidip eğlenilip eğlenilip akşama geri dönülecektir sanılmaktadır.
Genelde büyük firmalar işe yeni giren elemanını genel bir takım kuralları öğretmek ve motive edip gaza gelmiş biçimde işe başlamalarını sağlamak için kısa veya uzun süreli bir oryantasyon eğitimine alır. Genç burada kendisi gibi iş hayatına naif gözlerle bakan eşitleri ile, yani diğer seçilmişler, işe uygun bulunmuşlar ile tanışır. Üniversite ortamındakine benzer esprili, neşeli bir ortama düştüğü için sevinmektedir.
Eğitim sonrasında işe başlanılan o ilk gün genç kendisini çok önemli sanmaktadır. Girdiği müessesede kendisini bir kariyer planının beklediği hayalinin içinde yaşamaktadır. Genç bir kariyer planının kendisini beklediğini düşündüğü işine başladığı o noktaya gelene kadar hangi yollardan geçmiştir haydi ona bir göz gezdirelim. İlkokula gitmiş, orta öğrenimini tamamlamış, herkes gibi bir sınava girmiş bu sınavda başarılı olmak için bir takım kurslara yazılmış ve sınavda “şansına” ne çıktıysa o okulda yüksek öğrenimini tamamlamıştır. Ne genç ne de ailesi hayat ile ilgili bir plan yapmamıştır. Kendi hayatını planlamamış birinin, mesleki gelişimi için kendisine dair birilerinin bir planı olduğunu düşünmesi için hiçbir sebebi yoktur. Ama o bunu bilmez bir yerlerde bir plan olduğu hayaline kapılır.
Eğrş oturup doğru konuşalım, eğer ki bir insan yavrusu; çok uğraşır, işini hızlı öğrenir, çok çalışır, didinir, joker gibi oradan oraya koşturulup tüm angaryaları üstlenerek, gerektiğinde fedakarlıklar yaparsa günün birinde işindeki en yüksek noktaya kadar ilerleyebilir sanıyorsa maalesef çok yanılıyordur. Bu biçimde kendini işine adamışları hızlı terfi ettirmezler. Enayice her tür işi üstüne yükleyecekleri adamı yüseltirlerse o adamın yaptığı işleri yükleyebilecekleri başka adam kalmaz ellerinde. Gencin bunu kendi kendine kabul etmesi için önünde uzun yıllar vardır. Eğer işinde ilerlemek istiyorsa, hızla yükselmek gibi bir emeli varsa kesinlikle yapmaması gereken şey sadece çalışmak olmamalıdır.
Gelelim Kariyer Pilavlamasına, mesleğinde yükselmek için yapılması gereken ancak etik olarak zaafları olduğunu da can-ı gönülden düşündüğüm hızla ve kendini yıpratmadan yükselebilme emeline ulaşma üzerine sinsice düzenlemiş organizasyon faaliyetlerinin cümlesine ben kariyer pilavlaması diyorum. Bir nevi kendi kariyerini kendin parlat manevrası yani. Madem kariyer planlaması diye bir şey yok, madem genç de bir yandan yıllar geçerken, yaşlanmayı beklemeden yükselmek istiyor, o halde kişi kendi kariyerini kendi planlamalıdır. Kişinin kendi kariyerini parlatma, işinde kendini ön plana atmak için el yordamı ile yürüttüğü kulis faaliyetleri için takip ettiği rota Kariyer Pilavlaması’dır. Nasıl ki pilav pişirmek incelik, ustalık ister, kariyerde yükselmek içinde göze batmadan aradan sıyrılmak, pilav pişirmektekine benzeyen bir ustalık gerektirir. Suyunu, tuzunu, pirincini, şekerini yağını hep uygun zamanda atmalısınız ki lapa olamasın ya da kuru kuru kalmasın.
Adet olmuş her bir işin raconu var, en önemli bölümü de bunları maddelemek, iyi bir kariye inşa etmek için şu başlıklarda efor sarfetmek çok önemlidir:
Madde 1: Aman fazla çalışmayalım!!
Madde 2: Cıvık yaftasını yemeden sosyalleşelim
Madde 3: Yeri geldiğinde didişelim sessiz sanıp hakkımızı yemesinler
Madde 4: Bol bol izin rapor kullanalım
Madde 5: Dozunda yağ çekelim.
Madde 6: Ufak ofis çatışmalarına gözü kapalı girmeyelim
Madde 7: Rakiplerin sinirini yıpratalım, iz bırakan çamurlar atalım.
Madde 8: Klüplere katılalım, kendimizi tanıtalım.
Madde 9: Torpilimizi açıklamayalım
Madde 10: Deşifre olmayacak denli sinsi kalalım.
1 Şubat 2010 Pazartesi
Kariyer Pilavlaması
Uyandığımda pencere dışında görünen her şey buz kesmiş gibiydi. “Ama pilav günü Haziran ayındadır yahu” diye diklendim bilmiş bilmiş. Hakikaten de hayatımın en bunalımlı yıllarını geçirdiğim deniz kenarındaki mekandır o okul. Eski binada olsun yeni bina da olsun Genç Werther’inkileri andıran acılar içerisindeydim nedensiz yere, olduk olmadık saaterde okuldan kaçar sonra geriye dönerdim. Benim gibi birkaç tiple birlikte böyle gitmekle, kaçmakla eğlenirdik güya. Oysa bir yere varmadan gitmeler gitmek değilmiş. Deneyerek öğrenmiş olduk.
Ayaklarımız geri geri gittiğimiz o yere seneler sonra pilayı bahane edip dönmek de neyin nesidir onu da konuşlandıramıyorum ne yere ne göğe.
Bu kariyer planlaması denilen ismi var kendisi yok olgu kapanmayan yaralardandır ülkemizde, zaten yara öyle büyüktür ki kariyer planlaması denen bir şey vardıysa bile şu ana kadar ölmüştür zaten. O yüzden insanların meslek yaşamlarındaki ilerlemeye dair izledikleri yolu ben maalesef “kariyer pilavlaması” olarak anıyorum. Kariyer planlaması hakkında düşünce belirtmem gerekirse “yok böyle bir şey” diyorum sadece. Karşımdakiler de olduğunu ispat etmek için dil döküyorlar, yaptıkları kelime cambazlıklarını boş çaba bunlar kategorisinde ve “kayda değmez tuşu”nu basılı tutarak gülümseyerek dinliyorum. Sanki rüyamda bir pilav gününe katılmış gibi gerilmek istemiyorum, anlatsınlar külahıma bana ne. Varlığını ispat etmek isteyen düşünsün.
Mezun olmuş genç insan işe girer ve kendisinin ne kadar iyi olduğunu, en iyisi olduğunu göstermek için çabalar durur. İşe başladığı müesseseye bağlılık hisleri sürekli güçlenir başına ne kadar saçma olay gelse de iş yerine bağlılığı kolay kolay zayıflamaz. Ülkemizde müesseselerin kurum çalışanlarına bağlılığı yok iken genç insanın adeta körü körüne ve beşik kertmesi ile kertilmiş gibi duran bu haline dense dense platonik bir aşk olarak denilebilir. Sevgili eziyet ettikçe, yılmayan genç sevdiğinin gözüne girmek için didinir durur. Zanneder ki her bir işi kuralına uygun olarak yerine getiri ve çok çalışırsa bir gün bu özverili emekleri karşılığını görür. Fena halde yanıldığını anlaması için beş kere bilmem kaç yıl geçmesi gerekir. İşveren açısından bakıldığında çalışanına bağlılığın olmadığı bir ülkede göstermiş olduğu karın tokluğuna bu bağlılık sonunda bir gün gelir avucunu bir güzel biçimde yalar, bizzat kendi elinden diline bulaşan acı tadı silebilmesi için birkaç kadeh buz gibi soğuk su yutması gerekir o gün.
Mesleğinde enayi pozisyonuna düşmeden, yani fazla emek harcamadan, yorulmadan, riske girmeden ilerlemek isteyenler ile yıllar içinde kazandığım deneyimlerimi paylaşmak istiyorum.
Önümüzdeki günlerde elim erdikçe kariyer pilavlamasına dair maddelemelerimi yapacağım. Bu da kendi kendime mim olsun.
19 Kasım 2009 Perşembe
Yüzsüzlük
30 Eylül 2009 Çarşamba
Ecis Böcüş
Seneler önce işyerinde kentin en mühim adamlarından birsinin kızı olan bir iş arkadaşımızı sabahın köründe masasının üzerinde ay ay aylarken görünce makaraları salmıştım ilk. Sonra kadın bana yıllar yılı diş bilemişti. Ben onu orada, o zavallı masanın üstünde göbek atıyor sanmıştım. Nerden bilirdim bir fındık faresi ile karşı karşıya kaldığını?
12 Mayıs 2009 Salı
Mülakat
24 Eylül 2008 Çarşamba
Kadehler Elimizde
İş için uzun süre Ankara’da bir otelde konaklamam gerekmişti. Süre iki ayı geçtiğinde her akşam İskender ve kebap yemekten vücut ölçülerimde gözle fark edilecek denli gelişmeler kaydetmiştim. Böyle olunca o dönem birlikte zaman öldürdüğüm iki arkadaş ile beraber, akşamları kebap yemektense, şöyle güzel bir alışveriş yapıp hem tasarruf edelim hem de zayıflarız düşüncesi ile yola koyulduk. Hepimiz birer iri poşeti önümüze gelen ve “bunu yersek zayıflar mıyız?” sorusuna üçümüzden de evet yanıtı alan yiyecek maddesi ile tıka basa doldurduk. Otele gelince arkadaşlardan M.’nin odasına kapağı attık, elimizdekileri dolaba bir güzel doldurduk. Sonra TV nin karşısına kurulduk. Akşam, karnımızdan gelen gurultular yükselmeye başlayınca yemek yeme saati geldiğine hükmederek soframızı kurduk. Allah ne verdiyse tıka basa yedik.
Hangimizin fikriydi bilmiyorum ama sarma konservesi alışveriş anında zararsız gibi göründüyse de masada hem itici hem de olması gerektiğinden fazla yeşil geldi. Bir ara M. kalkıp meyve salatası yaptı, meyve salatasına atacak sadece küp şekerimiz vardı. Ben küp şekerleri kapıp bir naylon torbaya koydum, torbaya abajurla hücum edince küp şekerlerimiz toz şekere dönüştü. Meyve salatamızı gövdeye indirdik. Yedik, yedik, yedik. Üç gün sonra sıra sarmaya geldi, hepimiz birer tane çatal sapladık, çatalın ucunda sarma, sarmanın ucundan çimen yeşili bir yağ damlası. Bir damlaya, bir birbirimize baktık, rejim olayı o kadar iştahımız açmış ki, birimiz sarmadan bir ısırık alsa diğerlerimiz geri kalmayacak ama, yağın yeşili engel oldu bir kere. Sarmaları çöp kutusuna attık, yağını tuvalete boşalttık. Tuvaletin içi iğrenç bir yeşil oldu. Sifonu çektim gitmiyor. Sanki yeşil her yanı yeşile boyuyor. Defalarca sifonu çektik gitmedi. M. Sızlanmaya başladı. “Üç gecedir benim odada yemek yiyoruz, çöp kovam her gece tıkabasa doluyor, adım temizlik görevlileri arasında obur kadına çıkmıştı artık bu yeşil yağlı tuvaletten sonra bana pis kadın diyecekler. Sizin yüzünüzden.” Arkadaşımızı sakinleştirmeye çalıştıkça, “Sizin yüzünüzden hem obur oldum hem de adım Pis Kadın’a çıktı, zayıflamak ise hayal oldu” diye söyleniyor, şaka mı ediyor gerçekleri mi dile getiriyor anlayamadık. Hakikaten de üç gecede üç poşet dolusu yemeği tüketerk nerdeyse bir haftada yediğimizden fazla yiyeceği tüketmiştik. Rejim böyle olmuyordu anlaşılan.
Obur olduğumuz gerçeği ile yüzleşmekte zorlanan Ş. yemeğin ağır geldiğini uyumak istediğini söyleyerek odasına gitti. Biz M. İle oturup TVdeki bir korku filmini izlemeye başladık. Filmde durduk yere vücudundan alevler çıkan bir adamın hazin olması gereken öyküsü anlatılıyordu. Spontoneus Combustion isimli filmin adı aklımda oyuncuları hafızamdan silmişim, kötü bir filmdi. Adamın alev aldığı sahnelerden birisinde yandaki odadan bir kadın sesi şarkı çığırmaya başladı. “Yanarım yanarım tutuşur yanarım… “ Kadın dönüp dolaşıp “Belalım”ın nakaratını söylüyordu.
M.: Kadın yanıyor Vladimir bir şeyler yapalım.
Vladimir. Yok ya o da aynı filmi seyrediyor bence. Alevleri görünce bu şarkı çağrışmış olmalı.
M. : Çok içten söylüyor kıyamam
Vladimir: Aşık bu belli
M. : Hançereden okuyor.
Vladimir: İster misin elinde saç fırçasıyla ayna karşısında söylüyor olsun?
Biz bu geyiği döndürürken yandaki odada telefon çaldı, şarkı sustu. Bir gürültü koptu kadın kendini yatağın üzerine attı. Aynı anda birbirimize baktık. İkimizde bu konuşmayı dinlemek istiyorduk. Kulaklarımızı duvara dayadık, mırıltılar duyuluyor ama ne konuşulduğu anlaşılmıyordu.
Vladimir: Bir filmde gördüm duvara kadeh kapatıp, kadehin altına kulağını dayayınca duvarın arkasında konuşulanlar daha net duyuluyormuş”
M. : O zaman elbise dolabına girip oradan dinleyelim.
İşte itiraf ediyorum ben elbise dolaplarının içlerine sinsice girip yandaki odaları kadehle dinlemiş casus ruhlu bir adamım.
22 Eylül 2008 Pazartesi
Ofis Oyunları: Bu Bir
Genel Merkezimizde takip eden yıl için iş planı çıkarılır ve hayat memat meselesiymişçesine gizli tutulması istenirdi. Hep de bizim birimizden bilgi sızardı, saatlerce sorgudan geçirirdi şimdi de o zaman da saygı ile andığımız müdiremiz bizleri. O birimde 10 yıl çalışmış insanlar vardı gıkları çıkmaz hersene aynı aşağılayıcı seremoniden geçerlerdi kuzu kuzu. Nisan ayı gibi bilgiler sızmış kadın bizi sorgudan geçiriyor, en yeni olduğu için en değersiz olan beni odasına çağırdı kadın.
Kaşı Çatık Müdire Hanım: Vladimir, araştırdım, bu soruları siz sızdırmışsınız. Kime söylediğinizi anlatın bana. Yenisiniz böyle minik hatalar her yerde olabilir, Çekinmeyin anlatın, sizi dinliyorum.
Vladimir: Bunu bir suçlama olarak kabul ediyorum Müdire Hanım. Ama bu suçu kabul edemem.
Kaşı Çatık Müdire Hanım: ( alaycı bakışlarla) Nasıl yani?
Vladimir: Çünkü bu bilgiyi sızdıran kimseyi çok iyi biliyorum.
Kaşı Çatık Müdire Hanım: ( merakla ) Sahi mi? Kimmiş.
Vladimir: Söylediğim kimseyi duyunca üzülebilirsiniz ama.
Kaşı Çatık Müdire Hanım: (artık zaptedemediği bir merakla) Üzülmem ben. Söyleyin çabuk.
Vladimir: Sizsiniz.
Kaşı Çatık Müdire Hanım: Saçma
Vladimir: Her sene yıl sonunda yapılan toplantıya bizimle birlikte siz de gidiyorsunuz. Geri dönünce yanınızdaki duvarda asılı tabloya kırmızı kalemle tarihine kadar yazıyorsunuz. BU yazı bir yıl orada kalıyor. Farkında mısınız bilmem ama sizi Ocak ayında diğer birimlerden bir çok kişi ziyarete geliyor ve eminim ki hepsi şu anda benim oturduğum koltuğa oturup, sizinle konuşurken tablodaki tarihleri bir güzel ezberliyorlardır.
Kaşı Çatık Müdire Hanım: (hayal kırıklığı içinde) Doğru söylüyor olabilirsiniz.
Benim hayret ettiğim on yıl kadar orada çalışıp da bunu fark etmemiş olan çalışanlardı. Skandal ortaya çıkınca, arkası sökük gibi geldi. Her çalışanın doğum günü bir pasta ve ufak bir hediye ile kutlanırdı, devamlılığı sağlamak için bir fon oluşturulmuştu. Çalışanlar maaşlarını aldığı ilk gün bu fona para yatırırdı. Dört ay kadar kimsenin doğum günü olmamasına rağmen fondaki para bitmişti. Araştırasım geldi. Öğrendim ki kaşı çaık müdiremiz, kendi arkadaşlarına, bazı açılışlara bizim fondan para yollamış. “Git sen konuş” dediler. “Hayır” dedim “bu kez siz konuşun”. Kadının arkasından eleştiriye devam ettiler tabi. Onlar konuşunca ben de konuşuyordum, eleştirilerimi dile getiriyordum. Ama kadının arkasından eleştiren on yıllık bir erkek arkadaş öğlenleri Müdire Hanımın odasında kahve içme fasıllarına başladıktan kısa bir süre sonra bir toplantı için tüm birim toplantı odasındaki büyük masanın etrafına toplandık. Herkesin gevşediği bir sırada Müdiremiz ters ters bakarak bana sordu “Vladimir, benim hakkımda ne düşünüyorsun?”. Kahve tiryakisi arkadaşımızla olan gizemli muhabbetler meyvesini veriyordu. Hemen cevabımı verdim: “Müdire hanım sizin hakkınızda ne düşündüğümü söyleyeceğim ama bu düşünce bu masanın etrafındaki arkadaşların tamamının ortak görüşüdür. Zira siz yanlarında yokken herkes sizin hakkınızda konuşuyor. Sizi ilk okullardaki başöğretmenlere benzetiyoruz. Siz insanların işlerinden ziyade çalışanlarınızın özel hayatlarına kafayı takmışsınız. Sizi ilgilendirmemesi gereken konularda onlara hesap soruyorsunuz” Tam burada sözümü kesti, “konuşmaya odamda devam edelim, toplantı bitmiştir” dedi. Odasına geçip konuştuk. Cesaretim için beni tebrik etti ama haliyle suyum ısınmıştı. Arkadan konuşanlar konuşmalarına çenelerinin gücü yettiği kadar devam ettiler. Hiç biri hiçbir zaman akıllarından geçenleri, haklı bile olsalar söyleyemediler.









