Sezen Aksu etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Sezen Aksu etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

22 Eylül 2012 Cumartesi

Sezen Aksu ile Zamanda Yolculuk

Slayt gösterisi hazırlama işine iyice kaptırdım kendimi. Asıl istediğimi yapmadan önce bir Sezen Aksu şarkısına el atmadan edemedim.

"Vay"ın bu versiyonunu aslından daha çok seviyorum.

Sezen Aksu ile bir zaman yolculuğuna var mısınız?






7 Kasım 2011 Pazartesi

Topuk Tıkırtıları

Sezen Aksu İzmir'in Kızları şarkısında babasının annesini görür görmez su yeşili gözlerine dalıp gittiğinden ve hiç bir topuk tıkırtısının İzmir'in kızlarınınki kadar davetkar çalamayacağından bahseder. Şarkıdaki o tıkırtıyı her duyuşumda çalmak fiilini istsinasız her seferinde yadırgasam da, yine de her defasında daha şarkı bitmeden kabullendim. Çok yerinde kullanılmış belli ki. Topuk tıkırtılarına o güne kadar dikkat etmezken 2008 yılında şarkıyı duymamdan sonra seslerden örülü dünyamda o güne kadar kapalı tuttuğum bir frekans daha açıldı. Artık topuk seslerini duyuyorum.

Sesleri duyuyorum ama kadınların topuklu pabuç tutkularını ve onların yerden yükselme isteklerini anlayamıyorum. Yerden iki santim bile yülseltmeyecek pabuçların üzerinde bir ömür geçirince böyle olunuyor demek ki. Ancak anlaşılan o ki her erkek kadın pabuçlarına ve topuk tıkırtılarına benim kadar ilgisiz değil. Mesela, alın size Monsieur Christian Loubotin'den bahsedeyim biraz: Adam kadın pabuçlarına takmış kafayı. Kadın pabucu ve iskarpin topuğu dizaynlamalara doymuyor, doyamıyor. Son tasarladığı ayakkabı için balerinlerin ayak parmak uçlarında yükselmelerinden esinlenmiş, ten rengi iskarpinin üzerine swarovski kristallerini yapıştırmış, topuklarını da yükseltebildiği kadar yükseltmiş. Bunu giymeye heves eden bir kadının anatomik özelliklerini sonuna kadar zorlaması kaçınılmaz diye düşünüyorum. Pabuç değil çin işkencesi mübarek, giyene ayrı bakana ayrı bir eziyet.


15 Eylül 2011 Perşembe

Bir Şairin ve Bir Bestekarın Sırrı

Murathan Mungan dikkatimi ilk kez öykü kitapları ile çekmiş daha sonra şiirleri ile beni yakalamış bir yazardır. Önceleri onun yeni kitaplarını okumak bana büyük keyif verirken, son yıllarda onun yazdıklarını okumanın bana aynı keyfi vermediğini farkettim. Ama sanırım artık sadık bir okuyucusu olduğum için her yayınlanan kitabını satın alarak, okumasam bile diğer Mungan kitaplarının arasına koyuyorum. Sanırım ondan soğumama düz yazılarında kullandığı, ders verir gibi, her konuya kesin yanıtlar arayan neşesiz üslubu oldu. "Höt höt höt", "Bu, budur. Başka da bir şey değildir" benzeri ifadeler bence yazar ile okur arasındaki mesafeleri açan ifade tarzı oluyor. Mungan'ın bu okur ürküten anlatım tarzını bir müddet Özen Yula'da sergiledi. Hem yazılarında, hem de twitter ortamında. Ama Twitter gösterisinin rengi sonradan anlaşıldı. Amaç twitterda okuyanları kelimelerle yaylım ateşine tutup manasız bir mana denizinde boğduktan sonra eş, ahbap, dost dergisinde; yazar öyle değerli, öyle duygu ve mana sahibi cümlelerin sahibi ki twitterdaki cickciklemeleri bile öyle böyle değil biri dünyanın en şahane cümlesi babından bir atmasyonel kafa ütülemesinin öznesi olmak imiş. Samimiyetsizliğin dik alası işte. Sonra ne oldu beğenirsiniz. Dergideki yazı yazınlanınca hazret twitterdaki hesabını komple kaldırdı. Ara ki bulasın.

Sanırım dik dik yazılıp, dan dan kafaya vurulan cümleler dikkatli okurun, yani ciddi okurun hazedeceği, sindirmeyi arzu edeceği cümle türlerinden değil. Ben her bir meslek sahibi için şöyle bir düşünceye sahibim; bankacı, doktor, avukat, karpuz satıcısı, kalorifer tamircisi, imam ya da ev hanımı kategorilerinde gündelik faaliyet sergileyen bir insan mesleğinin teknik detayını öyle bir özümsemiş olmalı ki kendi alanına giren mevzuyu konuya zır cahil kimselere bile onların anlayabileceği kadar sadeleştirerek aktarabilmeli. Bu husus bence yazarlar için de geçerli. Sadeleşmeyip, karmaşıklaşmak narsistliğin nahoş belirtilerinden bir tanesi. Hoş sığlığın boyun seviyesine geldiği ülkemizde kimse bu hususlara dikkat çekecek değil elbette.

Murathan Mungan uzun yıllar boyunca devam eden bir projesini geçtiğimiz aylarda okuyucusuna sundu. Kitabın dağa tırmanmak gibi olduğu söyleniyor: Önceleri hayli zahmetli, tepeveye vardıktan yani zirveden büyük resmi gördükten sonra ise, dağdan inmenin hayli coşkulu ve nefes kesen cinsinden olduğu anlatılıyor. Yüzlerce sayfayı iç sıkıntısı ile okuyup finaldeki coşkuya kendini hazırlayacak okur sayısı malesef pek az ülkemizde. Finaldeki dağ rüzgarının bir benzerini erkenden yakalamak için kitabın sayfaları hızla çevirip - sayfalar hızlı çevrildimi bir nevi rüzgar çıkar malumunuz - şöyle bir göz gezdirerek okumuş olduğunu düşünüyorum bir çok okurun ve kitap eleştirmeninin. Neden mi? Öncelikle yazar, gündelik hayatta çok sık kullanılan bir kelimeyi kitapta bilhassa kulanmadığını kendisi ifade etti. O sık kullanılan kelime yerine o kelimenin yerini alabilecek diğer kelimeler sıraları geldiğinde metne hizmet etmişler. Benim anlamadığım bunca eledebiyat eleştirmeninden bir tanesinin de, hala çıkıp "işte o kelime budur" diyememiş olması. Demek ki dikkatle okuyan okuyucu sayısı çok az ülkemizde.

Onu okumaktan eskisi kadar keyif almıyorum demiştim. Yanlış anlaşılmasın, bu yazarı sevmem demedim. Mungan'ı ve kurgusunu geliştirme yöntemini severim. Hep sevdim. Kitap okumak, yani satırların anlamını çözmenin peşine düşmek, iflah olmaz kitap kurtlarının en büyük zevklerindendir. Mungan da bunu iyi bilir ve şiirin yanı sıra, roman ve öykü kitaplarında da, ancak dikkatli bir gözün yakalabileceği kelime oyunlarını hep yapar. Herkesin bildiği "Yalnız Bir Opera" şiirinin içinde yer aldığı "Yaz Geçer" kitabı yazarın bu özelliğini yine yazarın ta kendisi sayesinde kavramama vesile oldu. O kitabı o kadar çok defa satın alıp o kadar çok kimseye hediye ettim ki. Kitapta yazılan yer alan "yaz geçer, iyi gelir kelimeler" mısrasını o kadar kez okudum ki, okuduğumuz kitapların bize iyi geldiğine en acı çektiğimiz mevsimi bile acımızın farketmeden atlatmamıza neden olduğu anlamını çıkarttım o ifadeden. Meğer benim sezdiğim sadece görünen anlamıymış. Bir kitap fuarında yeniden satın aldım Yaz Geçer'i ve kuyrukta sıramın gelmesini sakince bekledim. Sıra bana geldiğinde, yazar kitabı elimden aldı ve ilk sayfasının içine şu kısa ancak kitabın bütün almanını benim için bir hamlede değiştiren şu ifadeyi yazdı "Vladimir'e.... Yazınca da geçmeyen ile....". O andan sonra o kitap benim için bir başka kitap oldu. Yazmak ve kelimeler, kelimelerin farklı anlamları bir anda kafamda yerlerini bulmaya, bulamayanlar ise aramaya başladı.

Mungan yazılarında kitap sevdalılarına böyle ufak işretler bırakmayı seviyor. Okuyucu elinde tuttuğu kitabın minik şifrelerini çözdükçe yazarla arasında daha yakın bir bağ oluşutuğunu düşünüyor. Şairin Romanı'nın tek sırrı o kullanılmamış kelime değil elbette. Yazarın seneler önce yazdığı Omayra isimli şiir kitabında her bölüm bir takım rakam grupları ile eşleştirilmiştir. Hatta kitabın en son sayfasında da gizemli bir sayı yer alır. Bu sayı gruplarının ilki ya da ilk ikisi o bölümde yer alan şiir sayısını geriye kalan sayılar ise o bölümde yer alan dize sayısını gösterir. Kitabın sonundaki rakam da kitaptaki şiir ve dize sayısının bir nevi icmali görevini üstlenmiştir. Şairin Romanında yer alan Şairin Levhaları bölümündeki sayılar Omayra da yer alan sayılar ile aynıdır.

Ben şu anda bu kitabı baştan sona okumaya hazır hisssetmiyorum kendimi. Sadece bir kısmına göz gezdirebildim. Ama biliyorum ki bir gün okuyacağım. Sadece zamanını bekliyorum.

Craig Armstrong - The Negotiator, "Intro Theme" ile Sezen Aksu'nun "Unuttun mu beni?" şarkısının arasındaki benzerlik beni benden aldı başka diyarlara götürdü. Ülkemizin en güçlü bestecileri 90'lı yıllarda yapılan filmlerin müziklerinden ağır biçimde esinlenip altına imza atıyorlarsa yuh olsun artık dedirtti. Oysa ne çok sevmiştim bu şarkıyı yaz başında. İki beste arasındaki fark bir türk tarafından sahiplenilmiş olanında sözsüz kısımlarda tıngırdatılan gitar melodisi. O da aslında nedense ilk başında beri hiç yabancı gelmedi, bir kaç kovboy filmi zilesem nereden alındığını bulmak mümkün aslında. Bu şarkının altına "bir film müziğinden esinlenerek bestelendi" yazılması kimsenin incilerini dökmezdi sanırım. Neyse ülkemizde rezil olma müessesesi hiç çalışmadığı için kimse ayıplarını neredeyse 50 yıldır üstlenmiyor. Bir güzel susuluyor.

Edebiyat ve müzik dünyası böyle işte hiçbir sır uzun süre sır olarakkalamıyor, dünya küçüldü insan okuduğunu ya da duyduğunu kolay kolay unutmuyor. Kimileri iyi hatırlanıyor kimileri de kötü.


Murathan Mungan ile ilgili olarak meraklısına linkler;



19 Temmuz 2011 Salı

Sene 1989

Nokta Dergisi bir çok alanda "Doruktakileri" seçmiş ve seçtiklerine sormuş;

1 - Doğum yeri ve yılı?
2 - Burcu ve tuutuğu futbol takımı?
3 - Yaşamının dönüm noktaları?
4 - 1989 yılında en çok sevindiği ve en çok üzüldüğü olaylar?
5 - 1990 yılından beklentileri?
6 - Başka hangi dalda "dorukta" seçilmek ister?
7 - En büyük idealleri?
8 - Başarılarının ardındaki isim?


O dönemlerde Sezen Aksu Söylüyor albümü ile zirvede olan Sezen Aksu cevaplamış:

1 - 1976'da İzmir'de doğdum. İlk defa üç yaşımdayken sahneye çıktım. On yıldır profesyonelim. Yirmibeşime gelmek üzere olduğum yolunda çıkartılan söylentiler tamamen asılsız olup kasıtlıdır. Bu lafları Nükhet Duru'nun çıkardığından şüpheleniyorum.

2 - Burcum Yengeç. Yengeç burcu kadınlarının psikopat, kaçık ve rezil yaratıklar olduğunu iddia eden Dr. Edip A. Barışır'a da buradan teessüflerimi göndermeyi görev sayıyorum. Tuttuğum takım bazen Galatasaray, bazen tarbzonspor, duruma göre diğer takımlar da söz konusu olabilir. Örneğin Feyyaz Abi'yi televizyonda gördükten sonra Beşiktaş'ı da listeye aldım.

3 - Müzik ve Mithatcan. Sİz buna halk arasında kısaca MM de diyebilirsiniz.

4 - Herkesin BEN'i beğenmesi, Herkesin BANA hayran olması, erkeklerin BENİM için mahvolmaları, en sevdiğim şeyler. En üzüldüğüm şey de bu döneklerin başkalarını da beğeniyor olması.

Ben banayım ben bana,
Siz ne dersiniz buna
Ben de daha bin ben var
Umutsuzluk kapısı değil bu gel bana

5 - Ajda Pekkan, Nilüfer ve Nükhet Duru ablalarımın seslerinin kısılıp benimkinin iyice açılmasını ve bu yıl da yeni yeteneklerin çıkmamasını.

6 - Valla benim için farketmez. On parmağımdaki yüzon marifetimin geri kalan yüzondokuzundan bir tane daha seçin işte. Biliyorsunuz ben mükemmelim.

7 - Ben daha ne olabilirim ki????? Ben oldum.

8 - Her şeyi ben yaptım, tek başıma yaptım. Sadece annemle babamı beni yaptıkları için kutlarım.
Ne doğrarsan tabağına o gelir kaşığına.
Kaşına kaşına çıktım sedir başına.



10 Haziran 2011 Cuma

Unuttun mu Beni?

İlk duyduğumda hoşlandım ve kısa sürede beğendiğim şarkılardan birisi oldu. Yeni bir Sezen Aksu şarkısı dinlemeyi özlemişim. Şarkının her iki versiynunu daseviyorum ama demosu daha iyi galiba. Bİri bitince öbürünü hemen dinleyince kara verilebilir belki.

Sezen Aksu söylüyor....








30 Mayıs 2011 Pazartesi

Bakarsın Umduğundan İyi Geçer Yaz


Epeydir heyecan verici bir Sezen Aksu albümü dinlememiştim. "Bahane" ile müziğin cıstak kulvalrlarına yol açmış, 2008 albümü ile aslında Arto Tunç'un daha önceki çalışmalarında kullandığı şarkıların varklı versiyonları ile karşımıza çıkmış, Düş Bahçeleri'nin devamı ise malesef şarkıların ilk hallerini aratır versiyonlarından oluşmuştu. Bu albümde Cemal Süreyya'nın yıllardır bestelemeye çalıştığı şiirini bestelemiş nihayet, Aksu. Yıldırım Türker iki şarkıya sözlerini vermiş, Nazan Öncel Ballı isimli şarkının söz ve müziğini yapmış. Albümün profüktörlüğünü sanatçı ve oğluna ait, sürevizör Aykut Gürel.

Albüm adeta kartpostal gibi kapaktaki "Bakarsın Umduğundan İyi Geçer Yaz" ifadesinin altında albümün adı yazılı; "Öptüm... Sezen"

Neşe saçan, umut veren bir çalışma, keyifle dinlediğim bir Sezen Aksu albümü oldu.

Sayım:

Ayışığında oturuyorduk
Bileğinden öptüm seni
Sonra ayakta öptüm
Dudağından öptüm seni
Kapı aralığında öptüm
Soluğundan öptüm seni

Bahçede çocuklar vardı
Çocuğundan öptüm seni
Evime götürdüm yatağıma
Kasığından öptüm seni
Başka evlerde karşılaştık
İliğinden öptüm seni

En sonundan caddelere çıkardım
Kaynağından öptüm seni


1 Kasım 2010 Pazartesi

Bir Düzeltme: Pakize At The Water

Ben yıllar yılı Sezen Aksu'nun 90'lı yıllarda İzmir'den arkadaşı Pakize Suda ile kafa kafaya verip bazı canım şarkıların sözlerini ürettiklerini hatta Pakize Hanım'ın da Barışta soyadını kullandığını zannederdim. Oysa yanılırmışım. Bugün sağolsunlar blog arkadaşlarımın Kasım Yağmurları başlıklı yazıma yaptıkları yorumlarından işin doğrusunu öğrendim. Arkadaşlarıma buradan bir kez daha teşekkür etmeyi bir borç bilirim. Sezen Aksu meğer şarkılarını Pakize Barışta isimli bir başkası ile yapmış bir dönem, Pakize Suda'nın bu olay ile ilgisi yokmuş meğer.

Pakize Suda'nın 1978 yılında komedi ağırlıklı bir şovunun gazete ilanlarındaki tanıtımında "Pakize at the Water" ismini kullandığını biliyorum ama. Sanatçıyı dönemi yansıtan kıyafeti ve endişe ilişmiş yüz ifadesi ile aşağıda görüyoruz.


Resim www.heydergileri.com adresinden alınmıştır sanatçının 70'li yıllardaki bir anını göstermektedir. Poz uğruna silah tutan eller bugün kalem/klavye ile kendini ifade etmekte artık.

Kasım Yağmurları

Sezen Aksu'nun 1997 yılında Goran Bregovic ile yaptığı Düğün ve Cenaze albümü türlü sebepten ötürü hedefini ıskalamış bir çalışma oldu. Bir kere bilinen şarkılara bir alaturkalık katmaya çalışma çabası yersizdi. Bregovic'in orkestrası bir telden, türk sanatçılar ayrı telden çalıyorlardı. Korodaki kadınların ağzındaki türkçe çok eğreti kaçmış, biçimsiz telafuz edilmişti. Belki de o şarkılar bilinen ve sevilen şarkılar olduğu için adaptasyon çabası kulakları tırmalamış. melodiler dilimizle örtüşmemişti. Yine de o albümden bir "Kasım Yağmurları" şarkısını sevdim.

Artık sen eski sen değilsin
Uzaksın bu çekinen sakınan sensin
Omuzlarımda dünyanın bütün acıları
Islatıyor beni ağır kasım yağmurları
Ben ne haldeyim görmüyorsun,
Sen acılara değmiyorsun

Duydum ki başkasına cömertsin
Yabancı kucaklarda sıcaksın
Eğildi kederimden buğday başakları
Matemim var söndürün ışıkları
Kim yaşar böyle yasla aşkları
Kim böyle durur ihanetlere karşı
Kim döker bu kadar gözyaşı
Yalancı, beni de aldattın

Yıllar üzerimden geçer
Her gün öncesinden daha beter
Çalmıyor artık kapımı tanıdık yüzler
Kırlangıçlar gitti, bitmiyor güzler
Ne bahar kokuyor ne sümbüller
Sormaz oldu hatrımı artık ümitler
Kim böyle sabır üstüne sabır ekler
Yalancı, beni de aldattın

İhanetlere karşı
Kim döker bu kadar gözyaşı
Yalancı, beni de aldattın

Söz: Pakize Barışta (Suda) / Sezen Aksu

18 Haziran 2009 Perşembe

Yüzünü Dökme Küçük Kız

Şarkılar, dinlersiniz var bittiğinde söylendiği yerde kalır. Bitti mi kimse hatırlamaz, rüzgar olup esse bir sene sonranın rüzgarı başladığında o seslerden eser kalmaz hafızanın nankör kuytularında. Ama şarkılar vardır yüzyılları dolanır, unutulmaz, her seferinde farklı bir kapı açar zihnin uyanmaya hazır köşelerinde. Bülent Ortaçgil'in ilk albümünden bir şarkı, daha sonra Sezen Aksu'da kırık dökük bir sesle, bestecisinin sazı eşliğinde söylemişti: Yüzünü Dökme Küçük Kız.


Yüzünü dökme küçük kız
Bırak üzülmeyi
Yalnız sen misin bir düşün
Unutan sevilmeyi

Her siyahın bir beyazı
Gecelerin gündüzü de vardır
Yüzünü dökme küçük kız
Kızma onlara

Yalnız sen misin bir düşün
Zincir oranda buranda
Her tutsağın bir kaçışı
Uykunun uyanışı da vardır

Yüzünü dökme küçük kız
Yaşamın anlamını bul
Sonra dinle kendini
Yolunu bil

Her siyahın bir beyazı
Gecelerin gündüzü de vardır

Şarkıyı ilk dinleyişimde üzüntüyle gözleri büyümüş, çenesi ağlamaya hazır buruşmuş bir çocuk yüzü gelmişti gözümüm önüne. İnsanın içini burkan bir şarkı, dinlemesi de söylemesi de güzel.

Çocukluğunuzda ağladığınız anları hatırlıyor musunuz? Eğer hatırlayabiliyorsanız, yüzünüz hala dökülecek gibi oluyor mu?

8 Haziran 2009 Pazartesi

Sümbülî Bir Yağmur

Sezen Aksu İzmir'deydi. Fuarda, Açık Hava Tiyatrosu'nda 5 Haziran gecesi sahneye çıktı. Bir kaç yıldır onun konserlerine gitmiyordum. Daha önceden İzmir'e geldi mi daha uzun kalır ardarda 30 gün aynı sahneye çıkıp her gece tiyatro dolu, tüm biletler satılmış olurdu. Sonra bir gece İzmir'e küstü Sezen, ben de oradaydım. Sezen Aksu konserlerine çok giderdim ben.

İzmir konserlerindeki repertuvarı İsnatbul'dakilere göre biraz daha zayıftır Sezen Aksu'nun. Burada sahneye çıktı mı izmirli olmanın avantajını kullanır, şarkı aralarında uzun konuşur, seyircisini avucunun içine alır. Bazen konser bitiminde doğduğu eve dönmüş evin tek kızı gibi tatlı şımarıklıklar yapar. "Normal programımız sona erdi şimdi anormal programımıza başlıyoruz" diyerek sabırsız davranıp hemen salondan çıkmışların sonradan pişman oldukları konsere ek konserler verdiği olmuştur. Ya da sahneyi başkası ile paylaşırken kulise gitti zannettiğinizde, ilerideki sahneden sesinin geldiğini duyarsınız başka sahneye bir şarkılığına misafir sanatçı çıkmıştır. Sonra bir gece İzmir'e küstü Sezen, ben de seyirciler arasındaydım.

Erkan Oğur'un Bir Ömürlük Misafir albümü henüz çıkmamıştı. Sezen sahnedeydi, "şimdi size yeni bir şarkı söylemek istiyorum" dedi. "Bir ömürlük misafir"i söylemeye başladı, konserin başından beri ön sırada - ben onlara bedavacılar diyorum - susmayan kahkahaları ile ortalığı çınlatan bir kadın, erkek ve küçük kız çocukları vardı. Gitar eşliğinde başlayan, akıllarda yer edeceği belli olan bir şarkıydı. Kadın küçük kız çocuğunu kızdırıyor, minik kız da cevap veriyordu. Şarkıya konsantre olamadığını mimikleri ile belli etti sanatçı. Ama aldırış etmedi bedavacılar kontenjanından en önde takılanlar. Şarkının B kısmını söyledikten sonra A kısmını tekrarlamadı sanatçı, vokalisti Göksel'di, onu çağırdı, sen söyle Göksel diyerek kadına bir bakış attı sahneyi bıraktı gitti. Bir müddet sonra gelip buz gbi ifade ile üç şarkı söyledi ve bise çıkmadı. Konser sonrasında oteline gitmek için ayrılırken kendisini görüntülemek isteyenler ile bir tartışma yaşadığını gazetelerden okuduk. Sonra Sezen beş sene kadar İzmir'e gelmedi. Bir kaç bedavacı için küstü annesinin babasının yaşadığı kentin seyircisine.

Daha sonra geldiğinde artık eskisi kadar uzun kalmadı, bir görev yapar gibi şarkılarını söyledi gitti.

Açık Hava tiyatrosu konser için elverişli bir alan değil, çoj adaletsiz bir yerleşim biçimi var. En önde 10 sıra bedavacılara, protokole ya da artık ne derseniz deyin onlara ayrılmış, onun arkasında A, B ve C grupları anfitiyatro biçiminde tasarlanmış mekanın arkalarına doğru yükseliyor. B ile C grubu arasında muazzam bir boşluk var, C den izliyorsanız konsantre olmanız mümkün değil.

Cuma akşamı konsere girerken ses kayıt cihazı ve görüntü kaydedicileri toplamaya çalıştırlar. Öncelikle böyle bir eylem yapılacaksa biletlerin üzerinde bir ikaz olmalı ve o ikaza rağmen getirmiş olanların kayıt cihazları toplanmalı. Yerimize geçtik; bir curcuna, çoluk, çocuk yetişkin herkes birbirine car car laf yetiştiri vaziyette. Yanımda oturan genç irisi kadın, kendinden iri erkeğine sımsıkı sarılmış ama iki iri cüssen bir birine kavuşunca kucağındaki spor çantası vasfındaki edevat börtlemişti. Nereye? Benim kucağıma. Olanca kiabrlığımla "Hanımefendi, çantanızı alır mısınız lütfen?" diyerek rahatsızlığımı dile getirirdim. Yanındaki ayısı hanımefendisine sordu "ne istiyor senden?". Kadın "farketmemişim çantam resmen adamın üstünde", Kadının ayısı: "yer değişelim o zaman". Ayı geldi yanıma, ama kadının kucakta problem var çanta sürekli sağına çekiyor ayısının kucağına kaçıyor çanta, bunlar az evvelki gibi kavuşamıyorlar bir türlü. İşin komik yanı ben rahatsızlığımı dile getirmekle koser ayısının gözünde potansiyel tacizci oldum, kadının iffetini ancak öbür yanına alarak koruma altına aldı. "Ulan ne çekinilicek adammışım" diye kendimle iftihar ettim.

Derken konser başladı. Konserin başlaması ile önümüzü bir ekran denizi kapladı. En öndekinden en arkadakine herkes bir görüntü yakalama, şarkı kaydetme telaşına düştü. Kimisi video çekmeye çalışıyor, çocuklar "öyle çekme şöyle çek" diye mizansen veriyor, görevliler çekenlere mani olup ellerindeki cihazlara el koymaya çalışıyor, seyircide öyle görevliye cihaz kaptıracak göz elbette yok, bir bağırıştır gidiyor konsere odaklanmak zayıf ihtimal.

Sezen Aksu'yu severim, yahoo daki sezenaksugroup'un sahibisi olma sıfatım vardı bir dönem. Piyasaya çıkmamış şarkılarını bulma, toplama, yayma gbi bir misyonu üzerinde taşıyan tuhaf bir fan grubuyduk. Konserlere gider kimseye sezdirmeden kayıtlar yapardık, şimdi bu sezdire sezdire kayıt belki de o yüzden ifrit etmiş olabilir beni.

Sesinin zayıflığı ile mücadele eden bir Sezen vardı sahnede, şarkı aralarındaki konuşmaları eğlenceliydi. 10 Haziran'da "Düş Bahçeleri 2"nin çıkacağını 30 şarkılık bir double album olacağını müjdeledi, "Bıkasıya kadar dinlersiniz, artık albüm malbüm istemeyin benden" dedi. "Kurşuni Renkleri" de en sonunda baskılara dayanamayıp albüme aldığını altı dakikayı bulan süresi ile bu bahsi de böylece kapattığının müjdesini verdi.

İlk yarısı iki saati buldu konserin, biz arkadaşlar söz birliği etmişçesine sanki konser bitmiş gibi kalktı yerimizen ve sonrasını izlemedik. Kusura bakma Sezen Aksu seni hala seviyoruz, eskisinden de çok seviyoruz belki ama o seyirci curcunasına geşemiyoruz pek fazla.

Sezen Aksu yetenekli bir sanatçı, bu laf onu tarife hafif kalır biliyorum. Takdir edilme arzusu, beğenilme endişesi ile el yordamı ile bir şeyler yapa yapa bu günlere kadar gelmiş, muazzam bir sevgiden alıyor desteğini ve gücünü. Herkesin hayatının belli dönemine eşlik etmiş şarkıları var. Sezen şarkıları dinlerken kendi otobiyografinizi rahatlıkla yazabilirsiniz. Herkesin hatırladığı bir Sezen şarkısı var mutlaka benim aklıma onun sesi onun okuyuşu ile "Kaldırımlara sümbüli bir yağmur inerdi, ve tiz bir kadın sesinde bir devir inlerdi." sözleri geliyor şu sıra AH Mazi şarkısından.


26 Aralık 2007 Çarşamba

Vurdumduymaz

Duyarsız ve geniş insan tipidir. Etrafında olup bitene karşı ilgisizdir. Dört bir yanındaki insanlar kan ağlasa yaşam tarzında değişiklik yapmaz, bir başkası için kılını kıpırdatmaz. Dünya umurlarında değildir. Varsa yoksa kendileridir, kendi hisleridir. İte kaka bile olsa bunlara bir iş yaptıramazsınız. Hadi diyelim fazla üsteleyip kıvamına getirdiniz "Hallederiz abi" der, “Evet yaparız” der ama sonuçta bildiğini okur. Genelde kadınları kahreden erkek tipine örnek gösterilebilirler. Hal böyle olunca Sezen Aksu konuyu gençlik yıllarında bir şarkısına konu edip şöyle demiştir;

“Seni gidi vurdumduymaz
Seni gidi yaramaz
Canın isterse ararsın
İstemezse aramaz”

25 Aralık 2007 Salı

Sezen'den Şarkılar..

Karine Hannah; Kanadalı bir vokalist, Sezen Aksu şarkılarından seçtikleri ile bir albüm yapmış. Albümün ismi I'll be Allright bildiğimiz "kaç yıl geçti aradan"ın ingilizcesinin ismi aynı zamanda. Denemeye değer..