Boş Düşünceler Vesair Şeyler etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Boş Düşünceler Vesair Şeyler etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

12 Kasım 2016 Cumartesi

İzban'ın Günlük Kaybı, İşçinin Bir Yılda İstediğinin Kat Kat Üzerinde

İlginç olan bir de şu var ki, 304 çalışanın 1900.- TL civarında gezinen maaşlarından söz ediliyor. Bu kişilerin talebi %16,5'luk artış, İzban'ın verdiği % 15. Üzerinde anlaşılamayan artış oranı % 1.5. İzban yöneticleri sonuçta fazla üzülmesin diye bol keseden hesap yapacak olur ve çalışanların ortalama maaşını 3.000 TL'den denkleme koyacak olursak: 304 çalışan için verilmeyen yüzde 1.5 TL lık artış talebi ayda toplam 13.680.- TL ediyor, Bu ise 12 ayda 164.160.- TL eder. 

İlginçtir işçiye bu rakamı vermeyen İzban yönetiminin greve yol açacak aymazlığı ile göze aldığı kayıp inanılmaz boyutlarda. 

Bildiğimize göre İzban ile günde 300.000 kişi taşınmakta. Hadi bunların yarısı para vermiyor diyelim (İzban'da ahkam kesenlerin yüzü hesap sonucunda fazla kızarmasın diye bol keseden hesaplıyorum ya). Bu durumda bile grev süresince İzban'ın kaydbı günde 720.000.- TL. Yani bu iş bilmez tutum sayesinde anlaşmazlığa konu % 1.5'luk artışın bir yılda maaşlara yansıtacağı tutarın 4 katından fazlasını bir günde kaybediyor. 

Öğrenci veya tam ayrımına girmeyip bir kalemde yolcu sayısının yarısının ücret ödemeden geçtiği varsayımına rağmen ve işçi ortalama maaşını gerçeğinden yüksek göstermeme rağmen durum budur. 

İzban yönetiminde olan kafaların bu kentin hayrına ya da işçisinin hayrına işlediğini söylemek yersiz bir iddia olur. 

Bilhassa böylesi günlerde kilit noktadaki insanların halkın apzuına saçma gerekçelerle malzeme vermemeleri çok doğru olacaktır.


11 Kasım 2016 Cuma

Toplu Taşınamıyorsanız Taksi Tutun Mantığı

İzban 304 çalışanının maaşlarına yapılacak artış oranlarını görüşmeyi 1,5 puan engeline takarak durumu krize dönüştürmeyi başardı. Çalışanlar grevde. Daha önce otobüs hatlarına el atmak suretiyle otobüsle ulaşımı kent halkına zehir eden İzmir Büyük Şehir Belediye Reisi yaptığı açıklamalarda halkın ulaşım hakkını bu kez de İzban ile sekteye uğratmış olmaktan dolayı sorumluluk, endişe ve üzüntüye benzeyen herhangi bir duyguya sahip olmadığını gayet güzel belli etmekte. İzmir'de yaşayanların yaşam kalitesinin beyefendinin öncelikleri arasında ne kadar geri planda olduğunu bir kez daha görmüş olduk. Merak ediyorum şimdi, 304 işçiye yapılacak zam önüne bahaneler sıralayanlar, istasyonlardaki kapıları ve İzban hattı üzerindeki tel örgü çitleri alüminyum doğramalar ile değiştirmek gibi gereksiz olduğu kadar yüksek maliyete sahip yatırım kararını alırken nasıl bir maliyet hesaplaması yaptı acaba?


Meraklısına Linkler:

3 Şubat 2016 Çarşamba

Esrar ül Tekamülat

Böyleymiş meğer...


"İnsanoğlundan senelerce evvel, gökten gelen gemiler yeryüzüne yerleşti. Akşam Yıldızı'ndan geldi Mavi Adam, Asya'yı kolonize etmeye, kendi kültürlerini yaymak için Avrasya'dan Britanya Adası'na. Derken, apansız, bir felaket oldu, kolonicilerin varlığı tehdide uğradı. Dünya'yı terkettiler; ama son uzay gemisi havalanmadan önce, yaralı ve ölmekte olan adamlarının beyinlerini alıp, kendi uşakları olarak eğittikleri maymunlarınkine yerleştirdiler.
Efsaneye göre bu maymunlar, evrime uğrayarak bugünkü insanlara dönüştüler."       

19 Aralık 2015 Cumartesi

Gürültü

Ne çok gürültü var değil mi? İnsanlar gürültünün nereden geldiğine bakıyor sadece. Kimileri gürültüyü güç ve haklılık sanarak kaynağına uzaktan bakıyor, kimileri de yanına ilişip sığıntı bir yaşam sürmeyi tercih ediyor. Oysa gürültünün nedenine baksalar, altında yatanı görmeye çalışsalar tüm yaşamları değişecek. Kirlilikten, yalandan, dolandan, kötülükten arınmış bir gelecekleri olacak. İnsanlar gürültüyü kötü yanlarını gizlemek için kullanıyorlar. Gürültünün gizlediklerini teşhis edebilen azınlık sessizliği tercih ediyor. 

Gürültü türlü biçimlerde çıkıyor karşımıza. İçtenliğini yitirmiş insanlar görsel ya da işitsel gürültülerinin ardına bir şeyler gizleme telaşında. Sizin gürültünüz de bitmek tükenmek bilmeyen konuşmalarınız. Ancak diğerlerinden farklı olarak çevrenizde size gerçekten değer veren insanların mevcudiyetine inandıkları ama sahibi tarafından yok olmaya çoktan mahkum edilmiş; temiz, duru, yalanı, dolanı olmayacak insanı bir gürültü yığını altında bırakıyorsunuz. Güzel bir dünyaya dair söylediğiniz tüm sözleri gürültü yapan şey söylediklerinizin tam tersini hayata geçiriyor olmanız. Eleştirdiğiniz sistemin tam göbeğine yerleşmiş, sistemin bütün numaralarını bir kez de siz yerine getiriyorsunuz. En başta kendinize ihanet ediyorsunuz. Budur zaten kişiyi iyi bir insan olma yolundaki rotasından zahmetsizce koparıp alan. Siz her sabah yüreğinizde bir itiraz ile uyanıyor ama başınızı yastıktan kaldırdığınız anda gürültücü insanların dolambaçlı yollarına sapıyorsunuz. Tahammülü güç bir koronun çıkardığı ahenksiz seslerden biri oluyor, gürültüyü güçlendirmelerine yardım ediyorsunuz.

Resim: Dirk Dzimirsky'nin White Noise adlı çalışmadından, D.M.

4 Mayıs 2015 Pazartesi

Malzeme

Gerçeğin bozulmuş biçimine sahip olunabileceği ve düşlenenin öznel biçimleri içinde hapis olduğumuz duygusu ilk kez Mademe Bovary'de sanatsal ifadesini bulmuş.

Julian Barnes'e kalırsa, sadece Gustave'ın bizatihi kendisi değil, Mösyö "Flaubert'in Papağanı" da hayli sırra vakıfmış. 

Bovarizm: Kendilerini oldukları gibi değil, olmayı istedikleri gibi gören, başka bir deyişle, sürekli ojarak başka insanların yerinde olmayı düşleyen, zavallıların yakalandığı bir ruh hastalığıymış.

O halde, insanın kendini pekala bir roman kahramanı yahut bir kelimenin yerini değiştirmek suretiyle bile olsun henüz gerçekleşmemiş başarının sahibi ilan etmesi olası yani. 

Sahipleri, sırları ve papağanları. Sırrın bekçileri. 

Hmmm. Tam da bu noktadan dalınırsa malzeme oracıkta.


16 Nisan 2015 Perşembe

Bugün Burcunuz İçin Nasıl Bir Gün?

Sakin, anlayışlı ve dengeli davranmayı tercih etmeniz gereken bir gündesiniz.
Zira gökyüzünde Merkür Mars karşıtı etkin. 


Dahası bugün odak noktanız:
kariyer, aile büyükleri ve hedefleriniz,
arkadaş çevreniz, sosyal ortamlar ve toplantılar,
yolculuklar, eğitimler, davalar ve iletişim,
genel sağlık durumunuz, ikili ilişkileriniz, güzellik, bakım,
ruhsal dünyanız, rüyalar, gizli sırların ortaya çıkması gibi konular


Bir ihtimal iş görüşmeleri yapabilirsiniz

Mamafih;
finansal konularda risk almamalı,
emin olmadığınız hiçbir konu hakkında soru sormamayı tercih etmeli
olayları gözlemleyen taraf olmalısınız.

Aşk hayatınız, çatışmalara açık bir enerjiden geçiyor
Bu yüzden
geçici baş ağrısı ve zihinsel yorgunluk yaşayabilirsiniz.

Bugün;
geleceğe dair güçlü hedefler belirleyebilir,
etrafınızda olan biten her şeyin daha fazla farkına varabilir
aile içi ilişkilerde fikir ayrılıkları yaşayabilir,
iletişim konusunda çatışmalarla karşılaşabilir,
kıskanç davranışlarla karşılaşabilir,
arkanızdan konuşan insanları fark edebilir,
hayatınızdaki bazı sırları aydınlatma isteği ile kontrolsüz davranabilir,
ilişkilerinizi sorgulayabilir, ani gelişen problemli diyaloglara girebilir,
çalışma hayatınızdaki işlerinize odaklanabilir,
gücün ve kontrolün sizde olmasını arzu edebilirsiniz.

Fikir ayrılıkları ve sözel çatışmalara açık bir günden geçmektesiniz.
Bugün partnerinizden fazladan şüphelenmeye müsaitsiniz,
İkindi saatlerinde kıskançlık ve kontrol etme gibi duygularla karşılaşabilirsiniz.
Üzerine varmayıp böylesi hususları 
enerjisi ılıman günlere tehir etmelisiniz.

Benden söylemesi.
İşte bugün böyle bir gün.
İşinize gelirse.



26 Aralık 2014 Cuma

En Tesirli Silah

Şaklabanlığın revaçta olduğu bir ülkede şaklabanlık artık meslekten sayılmalı. 

Sayısı artık yüzleri aşmış; ilim irfan yuvalarımızın, canımız üniversitelerimizin her birinde bir şaklabanlık kürsüsü kurulmalı. Bu bölümlerden mezun olmayı başarmış onbinlerce şanslı gence şaklabanlık diploması verilmeli. 

Dahası bunlara resmi bir hüviyet kazandırmak için "Şaklabanlar Odası"  falan kurulmalı. 


Oda Reisi ve bilimum yardımcısı görüşlerini su tabancasını andıran bir edevatın - ki çalınmaması için patent izinleri ihmal edilmemeli - içine doldurup, gün aşırı haber-ajanslarından, insanların üzerine akılara durgunluk veren laflar fışkırtmalı. Kadınlar ve çocuklar dahil kimseler kaçamamalı, kurtulamamalı. 

Yüzde yüz salaklaşmamız için benzeri atraksiyonlar artık kesinlikle elzem hale geldi.



5 Eylül 2014 Cuma

Macera

Hemen her konuda çelişen bir çiftti Narda ile Mandrake. Yani dedektif ruhlu sihirbaz ile doğru bildiğini söylemekten bıkmayan özgür ruhlu sevgilisi. İkisi de daima diğerini muhalif görürdü ve ben her cuma günü bayiimden ısrarla isterdim yeni çıkan sayıyı. Vapurun eteklerinde beyaz köpükler olurdu ve benim tepemde martılar uçuşurdu muhtemel ancak ben bunların hiçbirinin farkında olmazdım. Güvertede her zamanki yerimde oturmuş, yeni bir Mandrake macerasının orta yerinde seyrüsefer halinde o maceradan, öbür maceraya peşlerinden koşardım.   


21 Mart 2014 Cuma

Çok Silikonlar Belirdi

Karar merci "bizim byle bir kararımız yok" dediğine göre; 
alınan bu fevri tedbir yayına girecek görüntülerdeki silikonlu hatunları gizleme gayreti olsa gerek. 

Çok silikon lafı döndü bu ara. Çok. 

Silikon dendimi ilk silikon gazimiz Sevda Demirel'i anmadan geçemeyeceğim. Zira yaşadığı siilikon pataması hala aklımda. Her neyse bu çabayı kaseti daha fazla kişiye izlettirme yolunda atılmış cabbar bir girişim olarak yorumluyorum. İzlemeyen kalmasın! 

Fekaaaaat ti"S"kinmeyiz umuyorum. 
(umuyorum diyen diyene) 




7 Şubat 2014 Cuma

Abiler

-  Alo Abi?
- Aloğğğğğğğ?
- Selamınaeyküm abi.
- Aleyküm selam abi.
- Hayırlı cumalar abi
- Hayırlı cumeealar diyenlerin bol olsun abi
- Esas Abi'nin selamı var abi.
- Allah razı olsun abi
- Bilmukabele abi.
- Abi tirilyonlar abi.
- Hallederiz abi
- Çabuk ama abi. Esas Abi huysuzlanıyor abi.
- Hallederim yarın abi.
- Çıramızı yakar abi.
- Şimdik hallediyom abi.
- Allah razı olsun abi
- Allah Esas Abi'mize zeval vermesin abi
- Allah Esas Abi'mize daha fazlasını versin abi.
- Allah Esas Abi'mize verirken evlatlarına da yağdırsın abi.
- Essah dedin be abi.
- Yolluyom ordan yüz milyon taneydi demi abi?.
- He abi. Yolla abi, Bi zahmet abi.
- Hadi Allah'a emanet ol abi.
- Sen de abi. .
- Önce sen kapat abi
- Saygısızlık etmeyim abi.
- Gözünün yağını yirim abi.
- Aynı anda kapatak o zaman abi.


1 Şubat 2014 Cumartesi

İncelikler Yüzünden

Baktım böyle olmuyor, "İncelmem lazım" dedim.

İncelmek kolay değil,

Diyet kitabı ile başlamak lazım.

Açtım kitabı.

"Düşünsel Terapinin Kilo Vermedeki Gücü" başlığı, seçtiğim kitabın tam da bana göre olduğunu müjdeledi adeta.

Sonra...

Birkaç satır aşağıdaki

"İnce İnsanlar Nasıl Düşünür?" başlığına takıldı gözlerim.

Hayal etmeye çalıştım. Sahi nasıl düşünür öyle bir insan? Anımsamaya uraştım. Zira ben de inceydim. İpinceydim dahası.

Olmadı. Anımsayamadım.

Bu kafayla, kilo veremem, incelemem ben.

Kapattım kitabı.





Satılık diyet kitabı, 
hiç okunmamış...

Hey Fitz! Orada mısın? Hayraanın çok bu ara. Buralarda....

24 Aralık 2013 Salı

Fen Bilimlerinden İki Nostaljik Kural Yokladı Zihnimi, Kalın Bir Bere Takayım, Neme Lazım.

Orta okul yılarında fen bilgisi dersimizde öğretilen iki bilimsel gerçeğe dair ifade hep aklımda kaldı. Günlük hayat pratiği içinde sokak arşınlayan vatandaşın bu konudaki ısrarcı cehaletini uygulamadan kaldırmayı akıl edememesi nedeniyle daha bir hayli süre aklımı işgal edeceğe benzeyen ilk ifade şu:
"İki farklı madde aynı anda aynı yerde bulunamaz." 
Gel de bunu kaldırımlarda birbirlerinin üzerine tırmanırcasına  yürüyen vatandaşa anlat science hocası. 

İkinci  bilimsel gerçeğimiz ise şu:
"Madde yoktan var edilemez, var olan madde yok edilemez, (Ancak biçim değiştirebilir)"
Madem yoktan var edilemiyor  öyleyse nerden geldi bu trilyonlar, trilaylomlar, v.s.

Şimdi anladın mı neden cehalete dört elle sarılan sarılana pek sevgili science hocası? 



Afiş Rusya'da bir izlüyon gösterisinin ilanı için tasarlanmış. İnsanlarının gözünün önünde güya yoktan var edip, var olanı yok ettikleri eğlenceliklerden birinin duyurusu.

  .

25 Ekim 2013 Cuma

Aslanım Benim

178 Numaralı İtirafımdır: 
Bunca yıldur ne zaman birisine "Aslanım benim!" dediysem hep MGM aslanının kastetmişimdir. Sonra da içimden "Nurlar içinde yatsın" diye iyi dileklerde bulunmuşumdur ki, meğer o aslan bir tane değilmiş. O aslan; Leo, Tanner, Jackie'ymiş. Dahası aralarında ismi konulmamış bir aslan bile varmış. 

Bir aslan kendine isim bile koydutmadıysa korkulur o aslandan arkadaş. 

Bundan sonra "Aslanım Benim" dediğimde o isimsiz aslanı kastedeceğim. Haberiniz olsun.  

Fotoğraf: MGM Aslanları


1 Ekim 2013 Salı

Babil Kitaplığı'ndan Kum Kitabı'na

Borges “Kum Kitabı” adlı öyküsünde kendisini andıran, Arjantin Ulusal Kütüphanesi’nden emekli bir adamın başına gelenleri anlatır. Kapısını çalan gizemli bir kitap satıcısı ona kum kitabını uzatır.

“Çantasını açıp, kitabı masanın üzerine koydu. Birçok elden geçtiğine kuşku yoktu. İncelerken, alışılmamış ağırlığı beni şaşırttı. Rastgele açtım. Tanımadığım bir el yazısıydı. Sayfalar oldukça yıpranmıştı, İncil'de olduğu gibi iki sütun olarak basılmıştı. Metinler sıkışıktı ve bentler halinde düzenlenmişti. Sayfaların üst köşelerinde Arap sayıları yer alıyordu. Asıl ilgimi çeken, örneğin çift sayfalardan birinin 40514 numarasını, karşısındaki tek sayfanın ise 999 numarasını taşıması oldu. O sayfayı çevirdim; arkasındaki sekiz haneli bir sayıydı. Sözlüklerde olduğu gibi bir resimle süslüydü; bir çocuk elinden çıkmış gibi, mürekkep kalemiyle beceriksizce dizilmiş bir çapa resmi vardı. 
İşte o zaman yabancı bana: 
"İyi bakın, bir daha asla göremeyeceksiniz," dedi. 
Tam o sayfayı işaretleyip kitabı kapattım. Hemen yeniden açtım ve boşuna çapa resmini aradım sayfa sayfa.
Bir sır vermek istermişçesine sesini alçaltıp: 
"Bu cildi," dedi, “ovaların ortasındaki bir kasabada bir avuç rupi ve bir İncil karşılığında satın aldım. Sahibi en alt kasttan biriydi, okuma yazması yoktu. Kitabın adının Kum Kitabı olduğunu söyledi, çünkü bu kitabın da, kumun da, ne başı var ne sonu.” 
Benden ilk sayfayı aramamı istedi. 
Kendimi boş yere zorluyordum: Kapakla başparmağım arasında her zaman birkaç yaprak kalıyordu.
"Şimdi sonuncuyu arayın."
Denemelerim başarısızlığa uğradı. Artık kendi sesim olmayan bir sesle, dilim dolaşarak: 
"Bu olanaksız," diyebildim. 
"Olanaksız, ama gerçek. Bu kitabın sayfalarının sayısı tam olarak sonsuz. Hiçbiri ilk değil, hiçbiri sonuncu değil.

Kitap kendisine kalır ancak aylarca inziva çekilip kitapla baş başa kaldıktan sonra kitaptan kurtulmayı başarır.

Jorge Luis Borges, öyküde adı geçen kitaba daha sonra başka bir kısa öyküsünde, “Babil Kitaplığı”nın bir paragrafında yer verir. Devasa kütüphanelere gerek olmadığını, kitaplardaki tüm bilgileri içeren sonsuz sayıda sayfadan oluşan bir kitaba sahip olmanın hayalini kurar.

İlk okuduğum zaman, yani doksanlı yılların başında bana doğal olarak fantazi gibi gelmiş bulunan bu iki öykü günümüzde artık birden fazla biçimde gerçekliğe kavuştu. Başı sonu okuyana göre değişen kitaplar ya da bir kutudan çıkan oyuncak formlarını uygulayarak bunu deneyenler oldu. Bilginin elektronik ortama aktarılmasının kaçınılmaz sonucu olarak evlerde kitap yığınları biriktirmeksizin okuma keyfi yaşamanın yolları çeşitlendirildi. Bilgisayarların okumalar için pratik hale getirilmesi ile belki de bir ömür boyu uğraşsanız içindekileri okuyup, bitirmeyi başaramayacağınız, parmağınızın bir kaç dokunuşu ile istediğiniz kitaba geçebileceğiniz elektronik kitap kullananların sayısı hızla artar oldu. Yeni bir kitap aldığı zaman sayfaları burnuna yaklaştırıp kokusunu içine çekmeyi seven kitap severler için soğuk ve itici gelse de, daha ilk denemelerinde eski okuma alışkanlıklarını geride bırakanların sayısı hayli fazla. 


27 Eylül 2013 Cuma

Dikkat! Sözüm Kedi Sahiplerine'

Lütfen kedilerinizi taramayı ihmal etmeyiniz. 
Zira mevsim değişikliklerinde tabiatları gereği hayli tüy bırakıyor bu sevimli ve muzır şeyler.  
Tarayın onları mutlu olsunlar. 
Ama böyle değil...
Ananalerimize uygun biçimde.

İmza: Ananaleri uğruna "bana ne"lerinden taviz veren Vladimir. 




25 Temmuz 2013 Perşembe

Havaalanlarımız Ne Kadar Güvenli?

Seyahatlerim sırasında kemerime, kış ise bağcıkları geçtiği delikler metal olduğu için botlarıma kadar, yaz ise kolumdaki bilekliğe kadar soyunmamdan; ceplerimdeki bozuk para - kolonyalı medil - anahtarlık dolusu anahtar üçlüsüne kadar kutucuklara boca etmeksizin güvenlik noktalarından geçemediğime; hatta bir seferinde valizimin içindeki tırnak makasını, bir başka seferinde bilgisayarımı temizlemek için aldığım "hava" kutusuna kadar görevliye teslim etmek zorunda bırakılışıma bakılırsa çok güvenli. 

Güvenlik noktalarından geçmeye kalkışan tepeden tırnağa simsiyah örtüler altına girmiş hanımefendilerin bir tanesinin bile kontrol edilmeyişinin güvenlik zaafı yaratabileceği endişesi ile polise yakınan bir arkadaşımın - saf işte sen kimi kime yakınıyorsun? - seri biçimde, emir komura zincirine uygun bir sırada azarlanışına bakılırsa biraz kuşkulu. 

Geçtiğimiz günlerde, Amerika Birleşik Devletlerine ülkemizden kalkacak bir uçağın havalanmasından çok kısa bir süre önce; uçuş görevlilerinden bir tanesinin uçağın tamamen dolu olmasına rağmen tuvalette birinin olmasından kuşku duyup, kuşkularının boş çıkmaması neticesinde malum yerde bir kaçak yolcunun yakalanması olayına ve

Ülkemizden kalkarak İngiltere'ye konmuş olan bir uçağın iniş takımlarında kendinden geçmiş bir türk vatandaşının bulunabiliyor olmasına

- ki her iki ülke de kendi ülkelerine dönecek kendi ülkelerinin havayollarına ait uçaklarında uçuş öncesinde ekstra güvenlik hizmeti almaktadır - 

- ki üstelik daha Reyhanlı'da bomba patlayalı bir mevsim olmuştur, güvenlik konusundaki hassasiyetlerimiz rafa kaldırmamızın zamanı değildir - 

bakacak olurdak güvenlik diye bir şey sadece kelime olarak var, gerisi hikaye.

Yani bu konuda vereceğim cevaplar konuya dair endişeye kapılmış normal bir insanın vereceği yanıtlardır.

Aynı suali haddimiz olmayarak konudan mesul bir süper üst düzey yetkilerle donatılmış insanın birisine yöneltecek olursak alacağımız cevap aşağı yukarı şöyle olacaktır: 

"Hava alanlarımız güvenlidir. Aksini iddia eden vatan hainidir, kemirgendir. Hava alanlarımızı yedirtmem kimselere. Biliyorum kim sordurtuyor bu soruları. Bunun ardında Lufthansa'dan gelen reenkarnatik güçler var. Tekrar ediyorum hava alanlarımız güvenlidir, sağlıkları yerindedir. Asıl sorun hava almayanlarımızda. Kuvak vak vak, kuvak vak vak.... "

Böyle devam eder...

Gider...



10 Mayıs 2013 Cuma

Ne Demek Bunlar?

Canımdan çok sevdiğim değerli ve biricik Zambiya'lılar!

Resmi iyice inceleyiniz ve biriniz bana açıklayınız lütfen.

Ne demek Sevgi Peteği?
Ne demek Hıçkıran Gitarlar?
Peki ya Sedef Prens, Pembe Meltem?
Dahası Akdeniz Rüyası nedir?
Hatta ve hatta ne anlama gelir "Ehven ve Rahat Fiyatlar"?
Fotoğraftaki bilimum isim ve sıfat tamlaması, hatta ilk mısrada rakiplerine ayar çeken "Gerçek Sanatçı" lafı ne ola ki?





4 Mayıs 2013 Cumartesi

Editörün Geyiği

Kentimizin noksanlıkları birer birer gideriliyor. 

Artık editörlük seminerimiz de var.

Arkadaşlarımızdan bir tanesi böyle bir seminerde hangi konuların aktarılabileceği hususuna kafayı takıp, seminere katılmayı aklına koyunca geyiğin ortasına düştü. Aslında bir seminere katılıp da editör olmaya yetecek alt yapıya konacağını sanmak sanırım saflık olmalı. Bir yerde saf varsa orada açık göz de olur. Açık gözün niyetini çözmeye çalışmak en doğrusu olur kanısındayım. Editörlük yoğun çalışmayı gerektiren meşakkatli bir iş, ayrıca okumayı sevmek ve bilinçli okumayı bilmek de gerekir diye düşünüyorum. Ayrıca kişilik sahibi olup, yazılardaki kişilikleri de okumayı becermek lazım. Bunların hiç birisi kursun verebileceği şeylerden değil. 

Biz dönelim geyiğimize.

Artık editör oldun bizi beğenmezsin...
Bizimle gezmez, bizimle tozmasın, bizimle selamı da kesersin sen.
Editörlerin en sevdiği renk, şarkı, şiir, yazar, çizer, bozar, dahası araba modeli nedir?
Editörün tuttuğu futbol takımı hangisisidir?
E peki siz editörler nasıl diyorsunuz?...
Editörlerin yazar aday adaylarıyla birlikte görülmesi caiz midir?
Yumurtadan çıkmış, editör olmuş, kabuğunu beğenmemiş. 

Sanırım bu en sonuncuyu dememeliydik. Bu kadar çabuk pes edeceğini hesaba katmamış olmalıyız ki, arkadaş seminere katılmaktan vaz geçti. Ama emin olun, niyetimiz onu caydırmak değildi. Biz azıcık makara yapalım dediydik. 




12 Nisan 2013 Cuma

Körlük

Goethe demiş ki; "Düşünmek; bilmekten daha ilginç, bakmaktan daha az ilginçtir." Aşağıdaki fotoğrafa bakınca bu söze katılmamak elde değil.




Ben sıradan olana bakıp da kimsenin göremediklerini gören insanları ilginç buluyorum, bir de herkesin anlattığından daha farklı konularda söyleyecek sözü olanları.

Hayata farklı biçimlerde bakmayı denersek, olağanın içinde yitip gitmiş, gözden kaçmış detayları yakalama şansına sahip olabiliriz. Körlükten kurtulmanın başka çaresi yok.