Marilyn ve Sophia ve Diğer Güzel Kadınlar etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Marilyn ve Sophia ve Diğer Güzel Kadınlar etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

15 Temmuz 2014 Salı

Kime Niyet Kime Kısmet

Truman Capote Breakfast at Tiffany's adlı novellayı yazarken aklında arkadaşı Marilyn Monroe vardı. Bir gün filme çekilirse Holy Golightly rolünde onun oynamasını istiyordu. Nitekim rol ilk ona teklif edilir. Monroe evet diyecek gibi olur, ama oyuncu koçluğunu yapmakta olan Lee Strasberg; para için erkeklerle birlikte olan kadın rolü oynamasının kariyerini zedeleyeceğini fısıldayınca kulağına... rolü geri çevirir. Rol Audrey Hepburn'e gider. Capote hafiften içerler. Monroe'nun red ettiği rol, Hepburn'a en iyi kadın oyuncu dalında Oscar adaylığı getirir, şöhreti ise alır başını, yürür...  

Bu olay bizdeki "Otuz beş yaş" şarkısının öyküsünü anımsatır bana. Yeşil Giresunlu, Cahit Sıtkı Tarancı'nın meşhur şiirinin  yabancı bir şarkınıın melodisi üzerine cuk diye oturduğunun fark eder bir gün ve liste başı bir şarkı olacağını öngörür. Henüz genç bir kız olan Nilüfer'in okuduğu demo bandını koltuğunun altına kıstırdığı gibi doğru Ajda Pekkan'ın kapısını çalar. Ajda şarkıyı dinler. Ardından susar bir müddet. Konuştuğunda ağzından şu sözler dökülür: 
"Çok beğendim, ama bunu okursam hayranlarım beni 35 yaşında zannederler sonra" der. 
Bunun üzerine şarkıyı o zamanlar 28 yaşında olan Hümeyra okur. Şarkı patlar. 35 seneyi bile devirir. Kime niyet kime kısmet işte.

Aşağıdaki karelerde Breakfast at Tüffany's (1961) filmi için Audrey Hepburn ile yapılan deneme çekiminden anlar görüyorsunuz.  


11 Temmuz 2014 Cuma

İki Çocuk Yıldız

Aşağıdaki fotoğrafa dikkatle baktığınızda Elizabeth Taylor'ı şıp diye tanıyacaksınız. 1932 doğumlu yıldızın oyunculuk kariyeri 1942 yılında başladı, fotoğrafta 18 yaşındaki hali ile görüyoruz onu. Yanındaki küçük kız ise 1938 doğumlu Natalia Nikolaevna Zakharenko. Hala tanıyamadınız değil mi? Rus anne ve babadan doğma bu küçük amerikan vatandaşının gerçek ismi ile Holywood'da şans yakalaması biraz zordu elbette. 1943 yılında ilk rolünü alabilmesi, dahası şöhret basamaklarını birer birer çıkabilmesi için öncelikle adının değişmesi gerekiyordu. Değiştirildi ve Natalie Wood oldu.

Fotoğrafta Natalie Wood ve Elizabeth Taylor'ı görüyoruz. İlki şaibeli biçimde denizde boğulduğunda sene 1981 idi, menekşe gözlü kadın ise 2011 yılında vefat etti.


27 Haziran 2014 Cuma

Marilyn Monroe Ve Patates Çuvalı Hadisesi

Senelerden 1951'dir ve Marilyn Monroe'nun isminin ya da resminin boy göstermediği gazete ya da mecmua kalmamıştır.

Sanatçı Beverly Hills Hotel'deki bir partiye göğüs dekoltesi o dönem için bile hayli cüretkâr kaçan bir tuvalet ile katılınca; kadın köşe yazarları artık hasetlerinden midir, yoksa mesleklerinin verdiği doğruyu yazma tutkusundan mıdır bilinmez; Marilyn Monroe'ya veryansın etmeye başlarlar. Hele içlerinden birinin dili de, kalemi de öylesine keskindir ki; o saat şunları yazar: "Monroe son katıldığı partideki kırmızı elbisesi içinde malesef bayağı bir kadın gibi görünüyordu. Ucuz bir şeyler, mesela bir patates çuvalı geçirse sırtına o zaman gerçek yüzünü görüp hepimiz rahatlayacağız."


Genç yıldızın hakaret sınırlarına dayanmış, dahası kavgada bile edilmeyecek bu sözleri okumasıyla minik bir çığlık atması bir olur. Çığlık atmak da kesmemiştir, ardından elindeki gazeteyi buruşturarak camdan dışarı fırlatır. Fazlasıyla içerlemiştir. Ancak gelin görün ki, 20th Century Fox, Halkla İlişkiler Departmanı, Marilyn Monroe Masası (M.M.M.) bu iğneleyici makaleyi bir sonraki haftaya baş sayfalardan başlamak için güzel bir fırsat olarak değerlendirme kararını sabahın köründe yaptıkları kriz toplantısında almıştır bile. 

Ertesi gün, tüm akla seza itirazlarına rağmen Monroe'nun sırtına, tepesine delik açılmış bir patates çuvalı geçirilir. Zira kapı gibi kontrat stüdyonun elindedir ve ne buyurulduysa Monroe onu giymek mecburiyetindedir. Stüdyonun kıdemli fotoğrafçılarından bir tanesine değişik pozlar verir Marilyn. Fotoğraflar bütün mecmua ve gazetelere servis edilir. Ertesi hafta tüm yazılı basının ön sayfasında Marilyn Monroe ve patates çuvalı vardır. Elbette paçavraların içinde bile, binlerce dolarlık elbiselerin içinde olduğu kadar güzeldir, alımlıdır, cazibelidir ve ışıl ışıl gülümsemektedir.


29 Nisan 2014 Salı

O gün, O Falcı...

Norma Jean Baker henüz küçük bir çocukken, annesinin akıl hastanesine yatırılması üzerine önce yetimhaneye gönderildi, ardından 11 farklı ailenin yanında yaşadı.

Oyuncu olmaya karar verdiğinde az kalsın Jean Adair ismini seçiyordu ki Marilyn Monroe'da karar kıldı. Başarılı olunca, yasal olarak da bu ismi aldı.

Menejerinin ısrarları üzerine burun ve çenesinde değişiklik yaptırmayı kabul etti, iki estetik ameliyat geçirdi,.

Zeki bir kadın olmasına rağmen "aptal sarışın" tiplemesinden nefret etmesine rağmen bu rol üzerine yapışıp kaldı.

Oyunculuğu her ne kadar beğenilse de asla Akademi ödüllerine aday gösterilmedi.

Arthur Miller "The Misfits" filmindeki rolü o dönem eşi olan Monroe için yazarak Sevgililer Günü hediyesi olarak senaryoyu verdi. Yıldız rolü hiç sevmese de oynadı, eleştirmenler bunun en iyi performansı olduğunu söylediler. Miller'ın 1964 yılında yazdığı "After the Fall" isimli oyununda yıldız ile olan evliliğinin izlerine rastlanmaktadır.

Ella Fitzgerald henüz tanınmazken onun hayranı idi, Hollywood'un revaçtaki gece kulüplerinden Mocambo'da sahne almasını sağladı. Derisinin rengi nedeniyle orada sahne alması normal koşullarda imkanzsızdı. Ella Fitzgerald her fırsatta ona şükran duyduğunu dile getirdi: "Mariyn Monroe'ya borcum büyüktür. 50'li yıllarda Mocambo'da sahne aldıysam bu onun sayesindedir. Kulüp sahibini arayıp beni o sahnede görmek istediğini söyledi. Sözünü dinletti. Her gece gelir ve en ön masada oturur, beni dinlerdi. Basın bu sayede farkıma vardı. Onun sayesinde bir daha asla küçük caz barlarında sahneye çıkmak zorunda kalmadım. Zamanının ilerisinde, sıradışı bir kadındı ve bu halinin farkında bile değildi."

Joe DiMaggio'dan eğer ilk kendisi ölürse mezarına her hafta çiçek göndereceği sözünü almıştır. Ölümünden sonra DİMaggio 20 sene bıyunca haftada üç kez mezarına 6 adet kırmızı gül göndermiştir.

Şöhertinin zirvesindeyken senarist arkadaşı Ben Hecht'in yardımı ile hayatını kaleme almıştır. "My Story" adını taşıyan bu otobiyografi ölümünden on yıl sonra yayımlandı.

O gün ziyaret ettiği falcı, bütün bunların yıldızın avucunda yazılı olduğunu görmüş müdür acaba?



 Meraklısına Filmler:

17 Nisan 2013 Çarşamba

Eğer Sophia...

Beyazperdenin sihrini en güzel ispat eden fiziksel karışıma sahiptir Sophia Loren. Genel kabul görmüş güzel tanımlarının dışında fiziğine rağmen ekrandaki yerini aldığı anda yanındaki her şeyi görünmez kılan bir kadındır o. Diğer teferruat birden önemini yitirir. Görüntüsünün yer aldığı bölge ete kemiğe bürünür, seyirci ile birlikte soluk alır. 

Yok, yok.. Yanlış söyledim..... 

O nefesini tutunca seyirci de nefesini tutar...

Zaman zaman düşünmüşümdür, film yönetmenliğini denemiş bir çok aktör ve aktrist gibi şayet o da yönetmen olarak kameranın arkasına geçmiş olsaydı eğer... Perdenin diğer bölümlerindeki oyuncular da görünür olur muydu? Onlar da Sophia gibi ete kemiğe bürünürler miydi diye? 




30 Ocak 2013 Çarşamba

Cambaz

Marilyn: "En çok kime bağımlıyım biliyor musun?"

"....................."

Marilyn: "Ne dostlarıma ne de yabancılara. Telefona. Özellikle de gece geç vakit... Uyuyamadığımda... Arkadaşlarımı aramaya bayılıyorum. Sık sık, seninle bu şekilde gecenin bir vakti için randevulaşıp bir eczanede buluştuğumuzu hayal ediyorum."

* * *

Polis Memuru: "Telefonda bir adam var. Marilyn Monroe'nun psikiyatristi olduğunu söylüyor. Yatağına, yanına oturmuş, telefon ediyor. Etajerin üzerinden boy boy ve boş Nembutal şişeleri varmış. O geldiğinde zaten ölmüş, bütün ilaçları içmiş." 

* * * 

Marilyn bir gün düşeceğini bilen bir ip cambazı gibiydi... İpin üzerinde dimdik yürür gibi görünmesine rağmen düşeceği günün geldiğini bir tek kendisi biliyordu. 


26 Ocak 2013 Cumartesi

Ah Sophia

Çocukluğu 70'li, 80'li yıllara denk gelenler akşamları mum ışığında geçirilen saatlerin yabancısı değillerdir. Mum ışığında yapılan sohbetlerin de, ertesi güne yetiştirilmesi gereken ödevlerinde ayır bir tadı olduğunun  belki yeni yeni farkına varmışlardır. Öyle ya sahip olduklarımızdan çok, kaybettiklerimizin farkına varıyoruz, insan olmanın kaçınılmaz özürlerinden bir tanesi de bu olsa gerek. 

Aslında ben kayıplardan değil de biraz, Sophia Loren'den bahsetmek istiyordum bugün; yaşarken efsane olmuş film yıldızlarının sonuncusundan. İzleyenler bilir "İki Kadın"da elinde valizi, yanında kızı ile oradan oraya savrulurken bir an Pizza Kulesi gibidir, "devrildi", "devrilecek" derken, Dilek Çeşmesi gibi umutla dolar, Kolezyum gibi dünyaya meydan okur, tepeden tırnağa İtalya'nın ta kendisi gibidir Sophia Loren. Peki ya "Dün, Bugün Yarın"da.. Napoli'nin kenar mahallelerinden bir tanesinde kaldırım taşlarının üzerinden, doğurdu doğuracak karnı ile, geçip giderkenki hali. Unutmak kolay mıdır "Güneş Çiçekleri" filminde, kendinden on, on beş yaş büyük bir kadını canlandırışını, savaş sonrasında bir cesedin peşinden yabancı bir ülkede yitip gidişini, yitirişini, tam bitiyor derken filmin üzerine bir günebakan çiçeği gibi açışını. Mick Jagger ve Keith Richard'ın uğruna şarkı yazdığı: "Pass Me the Wine (Sophia Loren)", dahası Alpay'ın bir şarkısına konuk olmuş kadın dır "Ah Sophia"

Ah Sophia! dağıttın beni
Tenhalarda unuttun beni

Geçmişine dair sorular sorulduğunda;
"Hayatım bir peri masalı değil, bazı şeyleri hatırlamak bile hala acı veriyor" yanıtını verecek kadar ayakları yere basar.

Napoli'nin Pozzuoli adında, kimsenin var olduğunu hatırlamak istemediği bir küçük kasabada büyümüştür Sophia. Balıkçıların, fabrika işçilerinin kasabası. İçinde yaşayanların, fakirliğin fakirlik olduğunu fark edemeyeceği kadar yoksul bir kasaba. Üzerine bir de İkinci Dünya Savaşı. Ekmeğin karne ile dağıtıldığı günler ve farelerin yuvalandığı tünellerde hava saldırılarından saklanılan geceler. Tüneller dolusu hastalık, kahkahalar, gözyaşları, sarhoşlar, doğuran kız çocukları. 

(devam edecek) 



12 Ocak 2013 Cumartesi

Bir Zamanlar Marilyn Vardı

Bir zamanlar Marilyn vardı. Marilyn'in bilinmeyen zamanları da vardı.

Derler ki; 
Marilyn bir hayalden ibaretti
Çok insanın imrendiği hayatına son verdi

Peki ya; Nembutal?
Zehirlenme, İntihar?

İpuçları:
        İlaçları
Kalıntıları:
       Bulunamadı