Pembe Panter o kadar meşhur olmuş ki...
Şu kadar olsun.
A Woman's Case
The Cook, the Thief, His Wife & Her Lover
Soul Kitchen
Ratatouille
No Reservations
Chef
Vatel
Tampopo
The God Of Cookery
Waiter!
Eat Drink Man Woman
When You Comin' Back, Red Ryder?
Big Night
The Big Restaurant
Mostly Martha
Dinner Rush
Babette’s Feast
Monsieur Albert
La Grande Bouffe
Service for Ladies
Bosko's Soda Fountain
Jiro Dreams of Sushi
Porky's Last Stand
The Slammin' Salmon
Love's Kitchen
Bread of Happiness
Cafe Isobe
Amoklauf
La colmena
Julie&Julia
Diner
Gravy
Todays Special
The White Horse Inn
Sweet Bunch
Eating Raoul
Vienna Tales
Kamome Shokudo
Who Is Killing The Great Chefs Of Europe?
Burnt
The Other Side of Hope
Perfect Sense
Still Waiting...
The Petrified Forest
Lights in the Dusk
Summer in Tyrol
Waiting...
Izakaya Chōji
The Lunchbox
2001: A Space Odyssey - 1969 - Stanley Kubrick
Solaris - 1979 - Andrey Tarkovsky
Stalker - 1979 - Andrey Tavkovsky
The Thing - 1982 - John Carpenter
The Fountain - 2006 - Darren Aronofsky
The Thing - 2011 - Matthijs van Heijningen
The Tree of Life - 2011 - Terrence Mallick
Under the Skin - 2013 - Jonathan Glazer
Upsyream Color - 2013 - Shane Carruth
Ex-Machina - 2015 - Alex Garland
Arrival - 2016 - Dennis Villeneuve
Cafeteria, or How Are You Going to Keep Her Down on the Farm After She's Seen Paris Twice - 1973
(Kafeterya, ya da Paris'i İki Kez Gördükten Sonra Onu Çiftlikte Nasıl Tutabileceksin?)Adını yazması filmi izlemekten uzun süren bir film diyebiliriz. Zira film genç bir kadın ve yirmi altı ineğinin öyküsünü bir dakikada anlatıyor.
The Saga of the Viking Women and Their Voyage to the Waters of the Great Sea Serpent - 1957
(Viking Kadınlarının ve Onların Büyük Deniz Yılanının Sularına Yolculuğu Efsanesi)Roger Corman'ın yönettiği bu film bekar Viking Kadınlarının kayıp erkek Vikigleri bulup kurtarmak üzere çıktıkları deniz aşırı yolculuktaki maceralarını anlatıyor. Bir bölümü açık denizlerde çekilen filmin oyuncularının bir bölümünün yüzme bilmiyor oluşu çekimler esnasında hayli heyecana sebep olmuş.
Killed My Lesbian Wife, Hung Her on a Meat Hook, and Now I Have a Three-Picture Deal at Disney - 1993
(Lezbiyen Karımı Öldürdüm, Et Kancasına Astım Sonra da Gidip Disney ile Üç Filmlik Bir Anlaşma Yaptım)
İntihara eğilimli ve kadın düşmanı bir film yönetmeni senaryosunu kendi yazdığı ilk filmini çekmek zere başrolü oynayacak kadın oyuncuyu seçmek üzeredir. Bu kısa film Ben Affleck'im ilk yönetmenlik denemesi olması bakımından ayrı bir ilgiyi hak ediyor.
(Tanrı'nın Verdiği Bir Grevle Coney Adası'na Gittim... Saat Beşte Dönerim)İki eski arkadaş, uzun yılar önce izini kaybettikleri üçüncü bir arkadaşlarını bulmak üzere yola koyulurlar.
Can Hieronymus Merkin Ever Forget Mercy Humppe and Find True Happiness? - 1969
(Hieronymus Merkin, Mercy Humppe'yi Hiç Unutanilecek ve Gerçek Mutluluğu Bulabilecek mi?)60'larda genç kızların sevgilisi Anthony Newley'in başrolde oynadığı müzikalde Hieronymus'un yaşamından anları ve ahlaki çöküşünü izliyoruz. Bir nevi hayatın anlamını arıyor, bulamıyor.
(Dr. Strangelove Yahut Endişe Etmeyi Bırakıp Bombayı Sevmeyi nasıl Öğrendim?Deli bir general nükleer bir savaşı tetikleyecek hamleyi yapar ve bir oda dolusu politikacı ve general onu durdurmak için delice şeyler yaparlar. Stanley Kubcrick'in yönettiği bu filmde Peter Sellers üç rolde, ayrıca Sterling Hayden, Keenan Wynn, George C. Scott gibi önde gelen oyuncular var.
The Incredibly Strange Creatures Who Stopped Living and Became Mixed Up Zombies1963
(Yaşamaktan Vazgeçip Kafası Karışık Zombilere Dönen İnanılmaz Tuhaf Yaratıklar)
Bu müzikal-korku filminin adı aslında "Yaşamaktan Vazgeçen İnanılmaz Tuhaf Yaratıklar, Yahut Nasıl Çılgın Bir Zombiye Dönüştüm" iken Kubrick'in filminin adını andırdığı için dava edilmekten çekinen prodüktörü tarafından son anda değiştirilmiş. Yönetmen Ray Dennis Stacer aynı zamanda baştolde arz-ı endam etmekte. Jerry, sevgilisi Angie ile gittiği karnaval yerindeki falcıdan çok kötü şeyler olacağını öğrenince morali bozulur. Bunu üzerine karnavalda dansçı olan kızkardeşi Carmelita'yı görmeye gider, kuliste hipnotize edilir ve ruh hastası bir katile dönüşür.
(Ah Babacım, Zavallı Babacım, Annem Seni Dolaba Astı ve Bu Yüzden Çok Üzgünüm Ben)Kadın, kocası ve çocuğu ile tropikal bir yerde tatile çıkar. Sorun kocasının çok uzun süre ölmüş olması ve kadının kocasını doldurup her yere yanınd ataşıyor olmasındadır.Jane Russel'ın başrolde olduğu bu film Weekend at Bernie's filminin habercisiydi aslında. Yönetmen: Richard Quine ile adı filmin künyesinde yer almayan Alexander Mackendrick.
(Jean-Paul Marat'ın Charenton Tımarhanesi'nde Marquis de Sade Yönetimindeki Hastalar Tarafından İşkence Edilişi ve Öldürülüşü)
Başarılı bir tiyatro eserinden sinemaya uyarlanan bu film kısaca Marat / Sade olarak da biliniyor. Akıl Hastaları bir tiyatro oyununda Marat'ın son günlerini canlandırmak istiyor ve Sade oyunu yönetiyor.
(Yönetmen: Peter Brook)
Those Magnificent Men in Their Flying Machines: Or, How I Flew from London to Paris in 25 Hours and 11 Minutes - 1965
(Şu Muhteşem Adamlar ve Onların Uçan Makineleri: Ya da Londra'dan Paris'e Nasıl 25 Saat 11 Dakikada Uçtum?)
Bizde "Cesur Pilotlar" adı ile gösterilmiş olan filmin yönetmeni Ken Annakin. Bir gazete Londra ile Paris arasında bir uçuş yarışı düzenler. Dünyanın dört bir yanından gelen uçuş ekiplerinin katıldığı şenlikli bir yarış olur... Sonra gelsin sabotajlar..
"Türk edebiyatının seçkin 34 yazarı birer kısa film öyküsüyle yer alıyor. Hakan Bıçakcı, Nedim Gürsel, Işıl Özgentürk, Mesut Kara, Hüseyin Alemdar, Sabri Kuşkonmaz, Tarık Günersel, Cengiz S. Asiltürk kitapta yer alan 34 isimden bazıları. Türkiye’de kısa filmin gelişmesinde önemli bir pay sahibi olan yönetmen Hilmi Etikan’la kısa film üstüne yapılan uzun bir söyleşiyle başlayan kitabın editörlüğünü ise sinema yazarı Rıza Oylum yaptı. Kısa Film Öyküleri özellikle genç yönetmenler için önemli bir kaynak görevi görecek."
Double Indemnity, 1944
The Lost Weekend, 1945
A Foreign Affair, 1948
Sunset Blvd., 1950
Stalag 17, 1953
Sabrina, 1954
The Seven Year Itch, 1955
Witness for the Prosecution, 1957
Love in the Afternoon, 1957
Some Lİke It Hot, 1959
The Apartment,1960
Irma La Douce, 1963
The Fortune Cookie, 1972
The Front Page, 1974
Fedora, 1978
"Role girdiğimde o kişi olurum, film bittiğinde kendim.Çok sıkı çalıştım, Tutkulu biriyim ve benim dünyam sinema, oyunculuk, tiyatro, yaratıcılık, sanat, resim, edebiyat, müzik, heykel, güzel manzaralar ve sokaktaki halk hareketleri. Her şey. Oyunculuk kırılgan duygularla başa çıkmayı gerektirir, yüzüne bir maske takıp çıkmak değildir. Ne zaman bir oyuncu rol yapar kendisini insanlara açar, maske takıp gizlenmez."
"Zamanı durdurmak için kendinize ihtimam göstermeyin, bunu kendinize saygı duyduğunuz için yapın. Hayat enerjiniz size verilmiş muazzam bir armağandır. Kendiniz salıp cenaze gibi görünmemeniz, hastalanmamanız lazım. İnsanın hayattaki yegane görevi sağlıklı ölmek olmalıdır: tıpkı sönen bir mum gibi."
"Ben, içinde geçmişe hiçbir özlem taşımayan bir kadınım."
"Yaşım hakkında asla tasalanmadı. Eğer kafayı aşırı biçimde yaşınıza takarsanız komik duruma düşersiniz. Hayat otuzunda bitmiyor, Bana göre yaş dediğin bir sayı, gerisi boş."
"Zeki biriyim, ama entellektüel değilim"
"Kolay aşık olan tutkulu bir kadınım"
"Tutkulu olsam da asla rekabetçi olmadım"
"Siz değer vermedikçe erkekler peşinizden koşar."
"Görünüşüm hakkında kibar laf etmek isteyenler "Ne kadar da Bette Davis'e benziyorsunuz" derler, ama sorun şu ki ben Bette Davis'e tahammül edemiyorum."
"Yaş almak bir şeyler öğretir mutlaka ama herkese sağduyu getirmez. Zira sağduyu akşamları yüzünüze sürünce sabah daha akıllı kalkmanızı sağlayan bir yüz krem değil."
"İnsanların iç güzellikleri ile dış güzelliklerinin birbirinden tamamen ayrı olduğunu düşünmüyorum. Ruh haliniz yüzünüze yansır."
Orson Welles hakkında: "İspanya'da bir ufak meydanı bir Çin pazarına dönüştürdü. Bana göre işte sinema tam da budur yani büyücülük!
Luis Bunuel hakkında: "Ona, İspanyol babam derdim. O da bana, eğer kızım olsaydın seni bir güzel bağlar parmaklıların arkasında zaptederdim."
Ranier Werner Fassbinder hakkında: Eski eşi gelip beni bir filminde oynatak istediğini söyledi. Filmi 24 günde tamamladık. Daha sete adımımı atar atmaz içindeki büyük azmi hissettim. Yaratıcılık anlamında mükemmel bir insandı!
Jean-Luc Godard hakkında: Eva'yı onun yönetmesini istedim. Sözleşme imzalandı ve avans ödendi. Senaryonun ilk taslağını dört haftada teslim etmesi gerekiyordu. Onun yerine bir sayfalık mektup gönderdi. Yapımcılar bana, nerden buldun bu serseriyi, diyerek saçlarını başlarını yolmaya başladılar. Sonra Joe Losey ile anlaştık.
Burt Lancaster hakkında: The Train filmini çekiyorduk, rolün bir yerinde kültabağını alması gerekiyordu. İki saat boyunca o kültabağını almasının arkasındaki güdünün ne olabileceğini sorgulayıp durdu. Bir an içimden kültabağını kaptığım gibi, sus artık, diye bağırarak fırlatmak geçti.
Şu sözler ona ait:
Yönetmenler üzerine...
"Kadınları seven ve onlara kamerasının içinden de bakmayı bilen yönetmen nadir bulunur."
Oyuncu olmak üzerine...
"Hafızada yer eden filmleri seviyorum, bu yüzden sosyal ve duygusal bir gücü olan rolleri seçmeye çalışıyorum. Oyuncu olmak benim için yalnızca bir iş değil, bir inanç işi."
Andrzej Zulawski ile çalışmak üzerine...
"Possession, gençken oynanabilecek bir film. Zulawski, oyuncusunu karanlık dünyasının ve günahlarının içine çeken bir yönetmen. Gençken sorun değil, çünkü orada olmak heyecan veriyor. Onun filmleri çok özel ve kadına sanki kırılgan bir zambağa dokunacakmış gibi odaklanıyor. O filmi yapmak beni çok etkiledi, ama içim dışım yara vere içinde kaldı. Yine de o filmde oynamak heyecan vericiydi. Kemiklerim filan kırılmadı elbette ama şöyle diyebilirim "Zorum neydi?". Benden başka hiçbir kadın oyuncunun onunla iki film çekebileceğini zannetmiyorum."
1977 senesinde bir durum saptaması...
"Çok eğleniyorum, bugün bir yıldızım.. peki ya yarın?"