4 Mart 2026 Çarşamba

Nils Vik'in Öldüğü Gün

Frode Grytten


Nils Vik, 18 Kasım sabahı uyandığında o gün öleceğini bilir. Erkenden kalkar, boş evine son kez bakar ve her zamanki gibi; çok sevdiği, yorgun teknesine doğru yürür. Fakat bu kez yolcuları yaşayanlar değildir. Yıllar önce kaybettikleri, hayatında iz bırakmış ölüler birer birer tekneye binerler. İlk gelen, artık konuşma yeteneği de kazanmış olan köpeği Luna’dır. Nils, Norveç’in bir fiyordunda yaptığı bu son seferde, geçmişinin hayaletleriyle yüzleşir.

Roman, küçük ve kapalı bir topluluğun gündelik hayatını, bir tekne kaptanının anıları üzerinden anlatıyor. Nils’in seyir defterine düştüğü notlar, yolculardan kulak misafiri olduğu cümleler, taşıdığı insanların hikâyeleri - doğumlar, hastalıklar, pişmanlıklar, kurtarılmış hayatlar - hepsi hayatının son günü içinde yeniden beliriyor. Nils kendi yaşamının muhasebesini yaparken; Marta’yla tanışması, evliliklerinin iniş çıkışları, iki çocuğu büyütmenin mutluluğu, dostlukların tükenişi, kaçırılmış izler ve fark edilmeden kapanmış kapılar birer birer zihninden geçiyor.

Metin belirgin bir olay örgüsünden çok, hatıranın akışına yaslanıyor. Zaman doğrusal değil; anılar, Nils’in zihninde bir takım çağrışımlarla beliriyor. Büyülü gerçekçilikle temas eden bir atmosferi barındırıyor olmasına rağmen doğaüstü bir roman değil. Hayaletlerle konuşuyor gibi anlatılsa da Nils, belki de yalnızca kendi iç sesiyle konuşuyor olabilir.

Dramatik olmaktan kaçınan, sakin, ölçülü bir dili var. Ağır temasına rağmen metin hüzne saplanmadan bir kabul etmişlik içinde şekilleniyor. Nils kusursuz bir karakter değil, hataları, ihmalleri, pişmanlıkları da var, cesaret anları da. Kendi iç muhasebesi ile başkalarının ona bakışı arasındaki mesafe, romanın en dokunaklı katmanlarından birini oluşturuyor.

Nils Vik'in Öldüğü Gün, Norveç dağlarının arasına sıkışmış küçük bir köyde, bir insanın kökleriyle, kimliğiyle ve geride bıraktıklarıyla hesaplaşmasını anlatan, melankolik ve derinlikli bir roman. Sakinliğiyle etkileyen, hafızanın ve vedanın ağırlığını zarif bir dil üzerinden taşıyan bir metin.

Henüz iki ayı geçti 2026'nın, şimdilik bu sene okuduğum en iyi roman.

Havaların usul usul “ısınırım bak, karışmam”, diyegeldiği güneşli bir mart gününden harım harım hararetle tavsiye ediyorum.

Okumazsanız üzülürsünüz.

Metis Yayınları – Aralık 2025 – 143.buçuk sahife


22 Aralık 2025 Pazartesi

Ey Özgürlük

 Bunu birkaç sene önce defterimin bir kçşesine çiziktirmiştim. Özgür kalması bugüneymiş. 




7 Ekim 2025 Salı

Vah, Yusuf Atılgan, Vah!

Manisa Büyükşehir Belediyesi "Genç yetenekleri edebiyat dünyası ile tanıştırmak, edebiyata yeni eserler kazandırmak amacıyla" bu yıl ilkini düzenledikleri Yusuf Atılgan Roman Ödülü'nü sonuçlandırmış.

Son başvuru tarihi 1 Eylül 2025 ve Ağustos 2024 - Ağustos 2025 tarihleri arasında yayımlanmış romanlar katılabiliyor.

Başvuran eser sayaısı 104.

Sonuçlar dün açıklandı.

Daha önce yarışma jürilerinde bulundum, gelen öyküleri özenle, dikkat göstererek okuyup değerlendirmek hayli vakit alıyor. Öykü yarışmasına 104 eser başvurmuş olsa katiyyen 35 günde sonuçlanmaz. Mümkünü yok.

Roman değerlendirmelerinde asıl jüriye eserler elenerek gönderiliyor. 35 gün 104 romanın ön jüri tarafından değerlendirip nihai jüriye göndermesi için bile inandırıcılıktan aşırı uzak ve çok kısa bir süre. 104 romanı okuyup, değerlendirip birinciyi seçmişler. Belediyenin web sitesinde amaçlarının “genç yetenekleri edebiyat dünyası ile tanıştırmak” olduğu yazılı. O kadar kitabı değerlendirmeden önce katılımcıları daha önce edebiyat dünyası ile tanışmış olanları ve elli yaş üzerindekileri elemeyi düşünen çıkmamış olsa gerek. Zira kazanan deneyimli, edebiyat dünyası ile seneler önce tanışmış olan, çok sayıda kitabı bulunan bir hanımefendi.

Bir ayda 104 kitap okuyup değerlendirmek...

“Vay, canasına!”

Keşke yarışma açmadan “biz bu sene falancaya Yusuf Atılgan ödülü vermek istiyoruz” diyerek beğendikleri birini ödüllendirselerdi.

Kazananı da tatsız bir duruma düşürmemiş olurlardı.

Jüri üyeleri arasında diğerleri ile görüş farklılığı yaşadığında durumu halka açıklamaktan kaçınmayan bir yazar var. Bakalım bu kez bir itirazı olacak mı, yoksa susacak mı?

Yusuf Atılgan'ın kemikleri sızlamıştır.




16 Mart 2025 Pazar

Ateş Böceği

 Borges'in haikularından ilhamla çölde bir adam ve ateş böceğinin şarkısı şurada...






 

3 Mart 2025 Pazartesi

Kuyruklu YIldız Saatleri


"Kuyruklu Yoldız Saatleri"ni yazdığımda 19 yaşındaydım, Milliyet Sanat Dergisi'nde yayımlanan ilk şiirim bu oldu. O zamanlar Halley Kuyruklu Yıldızı'nın birkaç sene içinde Dünya'mızın yakınlarından geçecek olması beni çok heyecanlandırıyordu. Halley için yazdım. Yayımlandıktan iki sene sonra bestesini gitar ile oluşturdum. Mono bir teybe kaydettim. Kaset yıllarca bir kenarda bekledi ve nihayet kaydı istediğim gibi temizleyip düzenlemesini yapabildim.





 

26 Şubat 2025 Çarşamba

Pazzo!

Melodi hoş olsa da, "Sen gecede bir mum alevi, ben delidivane bir pervane" gibi sözlerle şarkı vasat iken İtalyanca sözlerle hoş bir hale büründü. Şarkıya buradan ulaşabilirsiniz.