Burçlara Mektuplar etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Burçlara Mektuplar etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

24 Temmuz 2011 Pazar

Terazi Burcu

Sevgili Terazi Burcu;

Seni severim bilirsin. Bu dünyada teraziyi ya seversin ya nefret edersin, yok başka yolu. Ben seni sevenlerdenim. O hallerden hal beğenmeyen tabiatın bana ilginç gelir. En kederli anda bir neşe patlaması yaşamanı seni iyi tanıyanlar anlayabilir. Derdini neşesi ile senden iyi gizleyen insan yoktur.

Güzellikleri seversin, her şeyi kendince güzelleştirmek istersin. Hatırlarsın; ilkokula yeni başlamıştın, minik aile toplanmış dışarıya yemeğe gitmiştiniz. O zamanlar dışarıda yemek denince akla kebaplar, lahmacunlar gelmezdi. Onlar ortalığı henüz işgal etmemişti. İskender kebap yapan tek tük yerlerden birisindeydiniz. İskender yemenin hevesi günler öncesinden başlardı. Masaya gelince de lokmalar iştahla ama usul usul çiğnenirdi. Yemeğin üzerine tatlı olarak da kadayıf mutlaka sçylenirdi. Sen dönerini bitirirken aklında üzerine cevizler serpiştirilmiş kadayıfı hayal etmeye başlamıştın bile. O sırada garsonlardan birisi, yüzü dikkat çekecek kadar sivilceli olanı öasanızdaki boş tabakları toplamay başladı. Sen gözlerini çocuğun yüzlerine dikmiş bakıyordun. Birden konuştun:

“ “Sen çok çirkinsin, yüzün çok sivilceli”

Bu sözü duyan garsonun yüzü kıpkırmızı oldu. Annen sinirlendi, ancak sana dersini vermek için garsonun gitmesini bekledi: “İnsanların kusurlarını yüzlerine söylemek çok ayıp. En büyük kusur tanımadığımız insanları durduk yerde eleştirmektir. Sen o adamı çok üzdün. O yüzden bugün tatlı yok sana. Şimdi git o garsondan özür dile”



İnsanların kusurlarını yüzüne söylemek, tanımadığınız insanların yüzüne gözlerini dikerek konuşmalarını meraklı biçimde dinlemenin ayıp olduğu devirlerde büyüdün sen.

HA-TIR-LA-DIN--MI?

Çocukluk öyle çabuk geçiyor ki bir çok insanın içinde en derin özlem olarak kalıyor o dönem. Ben büyüdüğümde böyle yapmayacağım dediğin eylemin her birini kendin yapıyorsun sonra. İnsanların erdemleri sana öpretilenlerle aynı değilmiş değil mi? Bir ahababın ya da dostunun başı derde girdiğinde, en yakın arkadaşları bile çil yavrusu gibi dağılırmış dört ayrı yöne. En en en yakınlarından ummadıkların da hala senden menfaat tahvil etmeye sana önerdiği yardımları paraya çevirmeye çalışırmış hatta. ÖĞ-REN-DİN--Mİ?

Yalanlar o kadar büyükmüş ki, senin aklının ermeyeceği kadar büyükmüş hatta. Oysa sen dürüst olmaya, kalp kırmamak için özenle kelime seçmeye programlanmıştın değil mi? En büyük yalanları en yakınlarından duydun. En inanılmaz gelen söylentiler gerçek oldu. Sen yakınlarının dürüstlüğüne inanıp, onlar aleyhine konuşanlara rest bile çekmiştin değil mi zamanında. Ama öyle değilmiş işte. En yakınındaki en yalancısıymış. AN-LA-DIN--MI?

İnsanlar küçük dünyalarını senin hafsalanın almadığı koca koca hayallerlerle doldurmuş. Ellerinde koca koca etiketlerle birbirlerine caka satmak en büyük hayalleriymiş. Senin dünyanın hayalleri çocukça bir dünyanın hayalleriymiş, masumiyete bu düzende yer yokmuş. Kurallara uyarsan, kabahatli olan sen olurmuşsun. FAR-KET-TİN--Mİ?

Şimdi bu satırları yazarken fark ettim. İşte dışarıda yepyeni bi ray var. Hilal, incecik bir hilal. Ayı gördüm dilek tuttum.Sen de GÖR-DÜN--MÜ?


22 Temmuz 2011 Cuma

Akrep Burcu

Sevgili Akrep Burcu;

Sizi ilk tanıdığımda sizi tanımıyordum bile. Sonradan tanıdım. Görünüşte adama benziyordunuz ama kahpeliğin kitabını siz yazmışsınız meğer. Sonradan öürendim. Tecrübeyle sabitledim. Kimse aksini iddia edemez.

Seneler seneler evveldi, ülkemizin dışı güzide, içi alicengiz misali dışı ile tepeden tırnağa tezat bir kurumunda işe başlamıştım. İçerisinin içler acısı halinden bihaber, orayı normal sanıyordum. Kurstaydık. İşe yeni giren kırk kişi üç ay sürecek bir oryantasyon kursuna alınmıştık. İki ayrı sınıfta, iki ayrı grup halinde ders görüyorduk. Sonra sizin grup geldi. Üst düzey yetitirme eğitimleriden birsiymiş. Ankara’nın o zaman için iyi otellerinden birinde kalıyorduk. Birkaç gece sonra bizim gruptam kızların odasına girer çıkar oldunuz. Kızınız yaşındakilerşe alenen haşır neşir olmanız tuhaf gelmişti. “Kazık kadar herifler ne giriyorlar kızların odasına” diye sordum bir sanah lahvaltısında Böcek Kadın’a. Lafı size yetiştirmiş. Seneler sonra sizin yardımcısınız olarak çalışıyordum. Aylar geçtikten sonra bir gün bana “ Sen seneler önce bu adam kızların odasında ne arıyor diye hakkımda konuşmuşsun” diyebildin. “Sahidenne aramıştınız?” diye sorunca gülüşmüştük. Ama çok iğrenç gelmişti böyle basit bir sualin beni takip etmesi.

Blge müdürüydünüz, Müdürleri akşam yemeği vesilesi ile toplar sonra “Oyna” derdiniz hepsi koskoca kadınlar, adamlar gerdan titrete, göğüs löpürdete karşınızda maharetlerini sergilerdi. Çok şişinir çok böbürlenirdiniz. Seneler önceki merakınız bırakmadı yakanızı. Sekreterinizle düşüp kalktığınız, kısa sürede kurum içinde yayıldı. Eh otel odalarının dili olmasa da fatıraların dili var, onlar konuşurlar. Masraf olmasın diye aynı odada kalınca aşkınız ayyuka yükseldi. Biraz fazla patırtı çıkmış üst düzeyde benim duyduğum.

Tası tarağı toğlamanızdan birkaç ay önceydi. Kadın yönetcilerden biri sizin avamlığa direnmekte zorlanan lümoenin teki olduğunuza iyice kanaat getirdiği için bir toplantı sonrasında akşam yemeği esnasında, o gece için özel dikilmiş ışıltılı, hışırtılı sahne kıyafeti ile sahnede yerini aldı. Saz arkadaşlarını da yanında getirmiş. Kadın resmen türk sanat müziği programı yaptı. Haftasına kalmadan istediği birime terfi ettirniştiniz. “Bir demet yasemen” şarkısını ekolar arasında müstakbel eşinizin hatrına söylemişti, tam kahakalıktı sunumu. Çok komikti, aleniliğin bu denlisi.

Eh kızın yaşında sekreteri de almışsın. “Arada model yenilemek lazım” derdin Yapmışsın aferim. Bir dahakine daha uçuk şeyler dene. Benden sonraki yardımcın hani karısını boşayıp, kayınbiraderinin karısı ile dünyaevine girmişti. Rezillik yaptın mı tam yapmalısın, el ne karışır di mi?


20 Temmuz 2011 Çarşamba

Aslan Burcu

Sevgili Aslan Burcu;

Gösterişi seven aslan burcu. İçi dolu insanların gösterişi iyi duruyor da kof insanların ki sakil kalıyor. Sen de maalesef olanca ihtişam hırsına rağmen kofti kaldın gülüm. Sarıya dönmüş kumral kıvırcık saçlar ve kıpkırmızı gürbüz bir surat, ağzını açtığında dökülen koskocaman bir şive. Yıllar boyunca, çalıştığın müessesenin yaz kampında, vakıf başkanı tavla oynarken gazoz istediğinde gazoz, çay istediğinde çay, sigara içtiğinde de kül tablasını tutarak ve birlikte poker masasına oturunca kasten yenilerek gösterdiğin sadakatin meyvelerini hayal bile edemediğin koskoca ünvanlar olarak geri alınca şaşırmışlığın doğaldı elbette. Ama o unvan için az çalışmamıştın hani, karın da yönetim kurulu üyelerinin hanımların evlerinde gün yaparken börek çörek pişirmeye az gitmemişti elbette. Çalıştığın kurumun yükselme kuralları işte atılan usta adımları değil de “sosyalleşmekten” geçiyordu değil mi?

Hırsından zıp zıp zıplayıp, kimselere sözünü geçiremeyen mendebur cüceleri andırıyordun öfkelendiğin vakit. Buna herkes gülüyordu. Yanlış anlama dış görüntüdeki boyun hayli uzun ama karakterin güdük olduğu için nereye gitsen içinde bir cüce seninle birlikte geliyordu. Hem de ne cüce; hırslı, hınzır ve kötücül.

Herkesle uğraştın, seni işgal ettiğin makamı senden daha iyi idare edebileceği fikrine kapıldığın herkesi elimine etmek için kendi kendine bir savaş başlattın. Kibar, şyş tahsilli, konuşmasını, düşünmesini, giyinmesini bilen herkesi tek tek karaladın. Bana da kötülük etmeye uğraştın. Eline ne geçecekti biliyorsun. Bir rakibini silip atacaktın. Hesap öyleydi değil mi? Oysa ben sana çok gülüyordum. Herkes gülüyordu o ayrı.

İlk göreve geldiğin aylarda birlikte birkaç müşteri ziyareti yapmak istemiştin. Diğer birimdeki arkadaşlar gibi iki üç tane olsun, suya sabuna erişmeyen hoş sohbetler sürsün gitsin arayışındaydın. Ben seni dokuz tane müşteri ziyaretine götürüp hepsinde de önemli hususlar konuşulunca içindeki cüce de sen de aptalın en önde gidenine dönüşmüştünüz. Bulunduğumuz ilin önde gelen isimleri, ülke çağında tanına markaları ğreten müşterilerin karşısında oturuken gevelediklerinin o ortamlara uymadığını sen de fark etmiş olmalısın ki kısa süre sonra Konya’dan, etli ekmekları dürüp yuvarlamaktan sözetmeyş kesmiş, hatta dut yemiş bülbüle dönmüştün. Son müşteride firma sahiplerine ve genel müdürüne beşmilyon dolarlık bir kaynak yaratma sözünü vermiştin. Palavra sıktığını çay servisi yapan adam bile anlamıştı. Konuşmanın bir yerinde çalıştığımız kurumun genel müdürü ile üniversiteden arkadaş olduğunu söyledi firma ortaklarından biri. Kulağın birinden girip öbüründen çıkan bir “information” oldu bu da. Palavralarının altına imzayı ise çıkış kapısında attın. Firma sahipleri ile vedalaşırken beni de firmanın sahiplerinden sanıp iki tane kibar laf ederek elimi sıkmana kimse alenen gülmedi. Bıyık altından sırıttılar sadece. Kahkahalar eminim ki biz oradan ayrıldıktan sonra atılmıştır.

Oradan ayrılınca derhal söz verdiğin kaynak için teklifte bulundum. Takvim Mart ayının 15’ini gösteriyordu. Aylarca masanda salladın durdun. Üst birimi arayarak bu fiamnın önemli bir firma olduğunu bizden başka kurumların da ona kaynak yaratma peşinde olduğunu hiç birisinin de aylarca oyalamayacağını söyleyerek, teklifimi onlara emrivaki ile yollattım. Üst birime pas ettiğinde zaten aylar geçmişti çoktan. Haziran ayında izin kullanma niyetim vardı ama işi sonuçlandırmadan çıkmak istemiyordum. Yine de çıktım Ağustos ayının 15’inde tatildeyken sabah sekiz otuzda kredi biriminin en üst düzey sorumlusu beni aradı. Falanca firmasının sahibi genel müdürümüzün arakadaşı imiş neden söylemiyorsunuz diye beni azarlarcasına sordu. Bunu size amirim beyefendi niye söylememiş, gayet iyi biliyor oysa ki dedim. Meğer firma sahibi genel müdürümüzü arayıp gönderdiği cevval adamın bir sürü sözler verip aylarca salladığını, ama bizim ki gibi kuruma bunu yaraştıramadığını söylemiş. Aylarca sallanan teklif bir telefon ile çıkmıştı da. Firma yatırım için yaratacağı kaynağı çoktan yaratmış, tesisi iki katına çıkarmış, üretime başlamıştı bile.

Bu kaynağın böyle gecikmesinden tamamen kendin mesul olmana rağmen suçlayacak birisi lazımdı sana. Vakit geçirmeden bana koşturdun. Binadan içeriye girdin, üst kat merdivenlerini hırslı bir cüce gibi burnunda soluyarak, kıpkırmızı çıktın. Yanımda bir kuruluşunun aklından geçen lafı söylemekten kaçınmayan üst düzey yetkilisi vardı. Senin selamsız sabahsız odamdan içeri daldığını görünce;

- Kim Bu?

Diye bana sordu. Kim olduğunu açıklarken sen göğsünü dışarı çıkarmış, burnunu soruyu soranın aksi istikamete çevirmiştin. Yanıt seni oracıkta yıktı:

- Vah vah, çok yazık.

Bu sözleri duyunca geldiğin gibi arkanı döndün, koşarak oradan kaçtın. Çok komik bir cüceydin sen ya.

Aylar sonra değerlendirme belgelerimizi dolduruken oturdum karşına. Beni yerind dibine geçirmek istiyor ama başaramıyordun. Ödemesi sorunlu firmalar ile ilgili bölümde benden puan kırmak istedin. Ben kabul etmedim. Sorunlu alacak rakamı yüksek olanlardan kırıyorum diye ısrar ettin. “Yazarsanız benim de yazacaklarım var, ama yazmam bir hafta sürer bu iş bugün bitmez” dedim. Değerlendirme belgemi kabul etmedim. Bir hafta sonra açıklama önündeydi: “Sorunlu kredilerin tahsil edilmesindeki başarımdan dolayı ikramiyemde yüzde onbeş artırım yapıldığı ve altı yıldır tahsil edilemeyen 232 adet dosyayı isimleri ile yazarak bu dosyaları ben kapatmadıysam kimin kapatmak istediğini öğrenmek istiyorum” yazdım.

Velhasıl çalıştığımız kurum gaza ve toza önem veren bir yerdi, kalıbının kurumu değildi dedikodu çarklarını sık sık yağlarlardı ki hızlı dönsün. Sonra sen bir yana, ben bir yana. Beş sene sonra da ben ayrıldım işte. Artık rica edeceğim yüzünü şeytan görsün.

18 Temmuz 2011 Pazartesi

Boğa Burcu

Sevgili Boğa Burcu;

Senin yaptığına hile yapmak denir. Kafanın içinde kimselere asla ipucu bile vermediğin bir satrancın hamlelerini oynayıp, kimselerin ummadığı anda rok yapmaya, o kareden öbür kareye aniden zıplamaya hile yapmak denir. Herkesten gizlediğin bir oyunu oynuyorsun sen, hile yapıyorsun, afra tafra yapıyorsun, çalım satıyorsun. Bütün bu hileler seni mutlu ediyorsa, ol tabi kim tutabilir.

Obur ve bunun sonucu olarak şişman çocuklar vardır oyuncaklarını üzerine kapatırlar gövdelerini. Ellerinin eriştiği menzildeki oyuncaklara ses çıkarmadan gözlerini dilerler. “Benim” demektir bu. “O oyuncak benim” Konuşmayı bilmediği zamanlarda böyledir. Konuşmaya başladılar mı ciyak ciyak çığlıklarını gök kubbeye salarak “Benim” diye haykırmaktan utanmazlar hiç. İşte sen de öylesin “Benim” diye elinin eriştiği her şeyi sahiplenip, sahiplendiklerinin üzerinde yükseliyorsun sanki bitmek tükenmek bilmeyen bir gökyüzüne uzanan kule gibi, sahip olduklarının üzerinde yükseliyorsun. Yükseldikçe gerçeklerden kopuyorsun. Yükseldikçe “benim” diye velveleye verip üzerine yattıklarından uzaklaşıyorsun. Yükseldikçe sesin daha gür çıkıyor. Ve kimselerin ummadığı anda sahiplendiğin her şeyle birlikte kendi zihnine sakladığın, sahiplendiğin satranç tahtasının üzerinde hoooop hamleni yapıyorsun. Hileli oynuyorsun. Yüzsüzlük ediyorsun.

İnsan bu yüzsüzlüklere sahip birini sevebilir mi? Ben sevdim. Ama nasıl sevdim biliyor musun? Kardeşimi böyle sevmem. Senin denemelerini, yanılmalarını seyretmeyi sevdim, Kalp kırıklıklarıyla sevimli bir köpek yavrusu gibi geri ittirdiklerine yeniden gerisin geriye dönüp onların eteklerinde sevimli hallerini takınmanı seyretmeyi sevdim. Kapıları kapatıp, dışarıda kaldığında sevimli köpek yavrusunu yollayıp sinirli boğa yavrusu kılığına bürünmelerini sevdim. Seni tıpkı ve tıpkı kardeşimi sevemediğim gibi sevdim. İlk gördüğüm andan itibaren kardeşim gibi oldun benim. İşte seni öyle sevdim.

O sevimli, neşeli, zeki, çılgın köpek yavrusuna dönüştüğün gün ben orada olmayacağım artık. Gerçek hayatta kardeşimi sildim, seni mi silmeyeceğim. Sildim gitti.

Çıktığın yüksekliklerde en cilveli hamleler seninle olsun Boğa Burcu.



14 Temmuz 2011 Perşembe

Yay Burcu

Sevgili Yay Burcu;

“Gerilir gerilir vururum” derdin hatırlar mısın? Hakikaten de gerilip gerilip vururdun. Yüzünde güller açardı diyelim, sen olumsuzlukları umursamaz içine atardın. Atar, toplar, biriktirirdin sonra o gerilimle vurur yokardın karşına çıkanı. Üzülürdüm bazen senin için bu gerilim iyi değil, ya kendine dokunursa zararın diye. Ama pek de güzel idare ediyorsun.gördüğüm kadarıyla.

Sen kendi başının çaresine bakansın. Her kimle olursa olsun başa çıkabilirsin. Alttan almaktan çekinmezsin. Susmayı da bilirsin, konuşturmayı da. Sonra bammm alırsın sazı eline ve sen konuşursun.

Her zaman yüzüne yerleştirebildiğin gülümsemeyi seviyorum. Neşen öyle bulaşıcı ki şimdi şu odadan içeriye girsen on dakika sonra kahkahalar yükselir bu odadan.

Nerden buluyorum bu başımın belalarını diye dertlenirken bile neşelisin. Hep kavgacı, agresif, sana zara vereceğini ilk görüşte bildiğimiz kişilere gidip aşık oluyorsun. Aşık oldun mu delice aşık oluyorsun üstelik. Birkaç ay yüzünü görmüyoruz. Sonra birden yine koskocaman gülümsemen ile çıkıyorsun ortaya. Elinde anlatılacak eski bir hikaye daha.

Eski bir hikaye daha demek yeni bir hikayenin başlangıcı demek senin için bunu çok iyi biliyoruz.

Seni en çok şaşırtanı her halde en uzun süren ilişkin olmuştu. Bir gün işyerinden tanıdığın bir kız yanına gelip bırak onu, o benim sevgilim demişti. Ortalığı o biçimde ayağa kaldıracağını düşünememişti. Çok zarif, minyon, çıtıpıtı bir kız bir anda yavrusu tehlikede kalmış dişi bir pantere dönüşmüştün. Kıza da çocuğa da hayatlarının en zor anlarını yaşattığına şahit olan herkes seni haklı buldu.

Haydi yay burcu bu sefer lütfen en doğru adımını at.


10 Temmuz 2011 Pazar

Oğlak Burcu

Sevgili Oğlak Burcu;

Sen öldün, bir ölünün arkasından da konuşulmaz ona mektup ta yazılmaz. Başak Burcu’na yazdığıma göre sana da yazarım elbette, seni dallanıp budaklandığı için henüz bitiremediğim bir romanın Akbaba isimli karakteri yaptığıma göre senden bahsedebilirim de. Kendimde bu hakkı buluyorum çünkü bana ve bir çok kişiye çok kötülüğün dokundu. İnsanların hayat çizgisini alıp kırdın, onların yaşamlarını değiştirdin. Bu hakkı kendinde gördüğün için ya da yapabileceğini ve hesap vermeyeceğini bildiğin için yapmışsındır elbette. Vardır mutlaka bir açıklaman. Ama yaşamının son anlarında bana gelip hakkımı helal etmemi istediğine göre en azından bana haksızlık ettiğini düşünmüş olmalısın.

Bir buçuk yıl oldu, yılbaşından birkaç gün önce benim ofisime geldin. Karşıma oturdun. Ölümcül bir hastalığın pençesinde olduğunu duyuyordum. Ama bu denli etkilenmiş olabileceğini düşünmemişti. Görüntün beni üzdü. Ellerin titriyor tutuk tutuk konuşuyordun. Tedavin ile ilgili evrakları gösterdin bana. Sonra; “Oğlak Burcu Bey’in yardımcılığı görevini yapmış olan hiç kimse bu kurumda doğru düzgün biçimde terfi edemez. O yardımcılarını hep en zeki, en bilgili, en girişken kimselerden seçme lüksüne sahip oldu ama onca artı özelliğine rağmen yardımcılarının hiç birisi hiçbir başarıya imza atamdı diye konuştuğun geliyor kulağıma. Neden böyle diyorsun?” dedin bana. Bu aylardan beri kafamda hazırladığım tiradı bu kez dışımdan ve bir seyirciye üstelik tek duyması gereken kimseye tekrarlama imkanı veriyordu bana. Ama gene de bir düşündüm, şöyle yüzüne uzun uzun baktım. İnkar edemem gözlerim bile doldu. Hasta ve yaşlı bir adam bu sözleri söylemeli miyim? Diye sordum kendi kendime. Evet söylemeliydim. Hayatımın geri kalanında uykum kaçmadan kendime saygım azalmadan, bir insanın arkasından konuşmuş pozisyonuna düşmeden yaşamak istiyorsam tüm düşüncelerimi yüzüne söylemeliydim.

“Sizin” dedim, “yardımcılığınız görevine seçtiğiniz hiçbir adam hayretmedi, birisini aldınız saçma sapan bir yere tayin ettirdiniz, birisini aldınız ezdiniz ezdiniz kaçmak zorunda kaldı, beni aldınız yerin dibine geçirdiniz tek başıma onlarca kişinin üstlenmediği sorumlulukları üstlendim ve başardım. Buna rağmen beğenmediniz. Hoş beğenmeseniz ne yazar, konuştunuz, bizleri karaladınız. Bu bir gerçek. Gerçek olduğu içinde ben bunları elbette anlatıyorum. Yapmasaydınız, bizlerin hayatını bozguna uğratmasaydınız ben de konuşmazdım” diye ilave ettim.

Karşımda susuyordu. Devam ettim.

“Hatırlarsınız sizinle çalışmaya başladığımız ilk günlerde iyi sayılırdık sonra bir gün bana tutumunuz değişti. Kızınız liseye gidiyordu banim odama gelip elinizdeki saçma sapan bi rlsie kompozisyonunu İngilizceye çevirmemi istediniz benden. Çok bozuldum. Bozulduğumu da belli ettim. Sizin hatırınız için bunu bir defaya mahsus yapacağımı ve çevirinin mükemmel olacağını söyledim, ancak benden bir daha böyle isteklerde bulunmamanızı rica ettim. Kızınız kompozisyon ödevinde sınıfındaki diğer çocukları anlatmıştı, sizinki gibi son derece alaycı bir üslupla akranlarını hakir görüyordu. Çevirim mükemmeldi bütün argo terimlerine varıncaya kadar yerli yerine oturtmuştum. Kızınız ödevi başkasına yaptırttığı için zayıf almış. Benim kabahatim değildi, mükemmel olacağını size söylemiştim. Ondan sonra diş bilediniz bana. Hep eleştirdiniz, hep zor görevler verdiniz, benim başardığımı görmezden gelmeye karar verdiniz. Aleyhimde biri bir şey söylese sicilime hemen not düştünüz. Başarıların gözükmediği, üçüncü elden alakasız kişilerden duyılanların düşüldüğü bir sicilden hayır beklenmeyeceği malumunuz. Bana kötülük ettiniz siz. Elbette konuşurum” dedim.

Kötülüyordunuz karşımda, ellerini ziyadesiyle titremeye başlamıştı. Sustum.

- “Özür dilerim, Affet. Görevim gereğiydi yaptıklarım” dediniz.

“İmkansız bu” dedim sesim tireyerek, fısıldar gibi.

“Hakkını helal et bana” dediniz.

“Edemiyorum” dedim.

Sizi son görüşüm oldu. Sonra yatağa düştünüz. Birkaç ay sonra da aramızdan ayrıldınız. İşinizi ön plana alıp, ilk duyduklarınızla eyleme geçmeseydiniz iyi bir yönetici ve iyi bir insan olarak anılma şansına sahip olabilirdiniz. Siz kendi seçiminizi yaptınız. Yaşamınızda sizin gücünüzün gölgesinden korkanlar şimdi garipliklerinizi tekrar edip gülüyorlar. Kulağınıza gitme riski yok. Benden sonra yardımcılığınızı yapmış olan kişiler de yaptığınız kötülükler için sizden nefret ediyorlar.

Bana o gün gelmiş olmanız benim haklı olduğumu gösterdi. Ama ben haklı olduğumu zaten biliyordum. Siz kendinizi temize çıkarmak için geldiniz bana. Üzgünüm çıkaramadınız.

Çok iyi bir roman kahramanı oldun ama, çok gerçekçi, çok kötü birisi.



7 Temmuz 2011 Perşembe

Koç Burcu

Sevgili Koç Burcu

Siz çok tuhaftınız. Bir dediğiniz öbürünü tutmuyordu. Kusura bakmayın ama öyleydiniz. Koskocaman adamın sinsice gelip kapı dinlemesinde de asla sevimli bir taraf olmuyor. Yetişkin bir insanın öğle tatilinde gelip kapı kenarından dinlemesi terbiyesizlikten başka bir şey değil. Ama kısa sürede benim lafımı esirgemediğimi anladınız, sizin için düşündüklerini yüzünüze söyleyen tek astınız bendim her halde. Bunu karşılığında o yılbaşında yapılan ofis partisinde herkese minik bir hediye alıp beni es geçmiştiniz. Hepimiz ortaya çıkıp yılbaşı için minik bir dilek konuşması yapıyorduk. İşyerinde böyle bir kutlamada ayrımcılık yapmakla bana kötü davrandığınızı ama yine de sizi affettiğimi söylemiştim. Öfkeden için için zıplamıştınız.

Abuk subuk şiirler yazardınız. Hala daha yazıyorsunuz. Kaç tane kitabınız çıkmış, arada hitapçıları dolaştığımda görüyorum. Aynı kalitedeki özenti şiirler. İş yerindeki ilk günlerimde akşamüstleri gelir yazdığınız şiir elinizde oda oda dolanır şiirleriniz karşısında hayranlıktan nutkumuzun tutulmasını beklerdiniz. Yıllardan beri kibarlık edip sizin zırva şiirlerinizi çekmiş olan onca beyinsize karşın ben daha ilk seferinde şiirden hiç anlamadığımı söylemiştim. Baktım bundan da anlamıyorsunuz, şiir saati geldiğinde ellerimi kolonyayla ıslatıp uzattığınız kağıdı elinizden çekip aldım, bir yaz günü. Nemlenen kağıt yamuk yumuk oldu, bir daha da benim odamdakilerle şiir paylaşmadınız.

Öğlenleri gider votka ile kafayı bulup geri döner, olarca cinsel çağrışımlı şiirleri yazar dururdunuz. Hem de daktiloda. Yandaki odada olduğum için her bir harfi tak tak tak beynimde duyardım. Bu adam şiir yazmaktan başka ne iş yapar diye sorardım siz gizlice kapıdan dinlerken. Beni bir kere bile yüzlemediniz. Şiirler için ilhamı nereden aldığınızı emekli olup gittiğinizde öğrendik.

Bir akşamüstü çantanızı alıp gittiniz. Ertesi sabah gelince ofisteki erkekleri topladım yanıma “Gelin çekmecelerini karıştıralım” dedim. Daha ilk çekemecede onlarca şiirin ilham kaynağını bulduk. Porno meraklılarının ağzının suyunu akıtacak çılgın bir koleksiyon vardı tüm çekmecelerde. Yüzlerce Kral, Hustler, Playboy dergisi. Bunlara bakıp bakıp yazmışsınız şiirleri. Ogün çok gülmüştük. “Müdür yardımıcınızın ilham kaynağını bulduk, çekmecelerinde gizliymiş” diye koridorda bağırınca kızlar da meraklanıp gözleri ile gördüler.

O kadar dergiyi neden orada bıraktınız, müstahdeme kutulatıp ortadan kaldırtmak aklınıza gelmedi mi, yoksa mahsus mu bıraktınız? Peki ama neden?


3 Temmuz 2011 Pazar

Kova Burcu

Sevgili Kova Burcu;

Nasılsın görmeyeli? Haberlerini alıyorum. Ne sıklıkta mı? Birkaç sene de bir. Ortak tanıdıklarımızla bağlarımız azaldıkça senden aldığım haberler de azalıyor elbette.

Ben sana çok gülerdim biliyorsun değil mi? Ama sana ve seninle ilgili yaptığım şakaların hiçbirisi seni rencide etmeye yönelik değildi bunu bilirdin ve benim şakalarıma ustaca cevaplar verirdin. Benden aldığın pası yakalar ve taşı gediğine koyardın. Ben Kova burcu ve ikizler burcu ile iyi anlaşırım, hava burcunu havailiği, kin tutmazlığı, gülüp geçerliği, neşesi çeker beni. Sen de gülmeyi severdin.

Sen hikayelerinle birlikte girdin hayatımıza. Sen gittikten sonra da yıllar boyunca hikayelerin anlatıldı. Alayla anlatıldı hikayelerin, halbuki sen hikayelerini anlatanlarda kat be kat zekiydin.

Bir seminerdeydik. Çat kapı daldın içeriye. İşe girmek istediğini söyledin. Ben o semineri anlatan kişiydim. Katılımcı yirmi kişi hayretle susakaldı ve ben “Girmiş kadar oldunuz” dedim. O zaman utanarak af dilemiştin. Dışarıya yönlendirdim seni. Başvuru evraklarını alıp bir hafta sonra geldin. Üç hafta sonra sınavda salonunda gözetmenliğini ben yapıyordum. Tuhaf isteklerin oldu, hiçbirini anımsamıyorum şimdi. Ama Türkçeden İngilizceye yaptığın çeviri şaşırtıcıydı, mükemmeldi. Sınavı kazandığını duyduk. Bir sene sonra ben de departman değiştirmiştim aynı binada çalışıyorduk.

Birlikte çalıştığın insanlar kötüydüler. Çünkü farklı olduğunu görerek seninle uğraşmaya karar vermişlerdi. Mini etek giyerdin, bacaklarını gizlemek için masanın etrafını iri iri poşetlerle çevirirdin. Böcek kadın da seninle birlikteydi. Dedikodunu yapardı bolca. Tuvalet dedikodusu. Vay efendim sen işini bitirdiğinde içerisi kokuyormuş. İçim kalkıp terk etmiştim orayı. Bananeydi tuvalet kokusundan, kimseyi kendi kokusu rahatsız etmez, farkedemzsin. Sanki kendisi gülsuyu dökerniş tuvalete gibi anlatıyor, tüm erkek nüfusu kıkırdayarak dinliyordu.

Bir müşteri ziyaretine üç kişi birlikte gitmişsiniz. Sen her zamanki gibi mini eteğinle. Müşteri ile konuşurken 60 yaşlarındaki sakallı, tespihli adam susmuş, dikmiş gözlerini bacaklarına. Sen ayağa kalkıp “ Siz benim bacaklarıma mı bakıyorsunuz?” diye sinirlenince adam pişkin gülmüş. “Terniyesiz adam” diyerek yürüyüp çıkmışsın. Seninle oraya gitmiş olan erkeklere de “Yuh olsun size tam bir pezevenk gibi davrandınız” diye terslemişsin geri döndüğünüzde.

Bir gün öğleden sonra için birkaç saat izin istemişsin. Saat üçe doğru döndüğünde üzerinde gelinlik varmış. Koşa koşa girerek, “ben evlendim evlilik iznimi bugünden başlatabilirsiniz” diyerek evlilik cüzdanı fotokopisini bırakmışsın. Cüzdandaki erkek resmini gören mesai arkadaşın şaşırmış çünkü iki hafta önce gittiğiniz müşteri ziyaretinden tanıyormuş o genç adamı.

Ziyaret esnasında sen konuşurken müşteri yine 60 yaşlarında bir adam, 20li yaşlardaki oğluna işaretler yolluyor oğlu da evet manasında başını sallıyormuş. O yılki ürün kalitesinden ve satıl hedefinden söz ederken. Adam birden;

“Kızım yeri değil ama bazı işler de ertelemeye gelmze. Ben seni çok sevdim, oğlum da beğendi. Gelinimiz olur musun?” diye sormuş.

Sen de “Bu işler kısmet işi, kendim karar veremem annem babam iki gün sonra İzmir’e gelecek, buyurup misafirimiz olun onlar cevap versin size” demişsin.

Olaya şahit olan meslektaşların bunu geyiğini yaparken sizler yıldırım nikahı için gün sayıyormuşsunuz bile.

Şaka gibiydi hep başından geçen olaylar. Aynı kurumda sekiz sene çalıştık seninle, sonra kurum sana da haksızlık yaptı ve sen çekip gittin. İki yaşına gelmemiş bir çocukla işsiz kaldın. Ama büyük bir fırtına kopardın ayrılırken. Helal olsun sana.

Yürüdüğün her yerde benzeri şaka gibi fırtınalar başlattığına eminim. Hayat güzel insanları çıkarsın karşına. Sevgiler.


27 Haziran 2011 Pazartesi

Başak Burcu

Sevgili Başak Burcu;

Sizi anımsadığım her zaman yüzüme huzur dolu bir gülümsemenin yerleştiğini fark ediyorum. Ama sizi en son gördüğüm zamanın üzerinde o kadar uzun süre geçti ki, artık anımsamalarım çok seyrekleşti. Halbuki sizi daha çok hatırlamalı, bana öğrettiğiniz şarkıları daha çok söylemeliyim. Sizi son gördüğümüz zamandan aklımda kalan bembeyaz çiçeklerle dolu bir vazonun arkasından bakan çiçekler kadar beyaz yüzünüz. Aklımda bu resim çizili kaldı. Sizi hatırladıkça bembeyaz çehreniz geliyor aklıma. Orada oturmuş bakarken gülümseyebilmek için kendinizi zorladığınızı anlamam için yılların geçmesi gerekiyormuş.

İlk tanıştığımız günü de böyle net hatırlıyorum. Ben sizi görünce korkup kaçmak istemiştim. Siz kim bilir kaç kez karşılaştığınız bu tepkiye rağmen kontrolü ustaca elinize geçirmiştiniz. İlkokul öğretmeni olmak zordur elbette. Annesinden ilk kez ayrılan bir çocuğu gitmek istemediği bir yerde tutmayı başarmak zordur. Siz ise kısa sürede koskoca sınıfın bir anda annelerinden sonra en sevdiği varlık olmuştunuz. Üç sene boyunca bizlerle sevinip, bizlerle üzülmüştünüz.

Üçüncü sınıfta diğer çocuklardan hasta olduğunuza dair sözler duyuyordum. Size sorduğumuzda yok bir şeyim der geçiştirirdiniz. Annem sizinle yakın arkadaştı, ama o da hastalığınız ile ilgili konuşmamıştı. O sene bahar aylarında annem ne kendi başına ziyarete gelilen ne de başka çocuklar sizi ziyarete gelirken beni yanında götürmedi. Sevdiğim bir insanın ölümünden önce beni ondan soğutmak istiyormuş. Anneler böyle işte çocuklarını kötü diye kabul ettikleri meselelerden uzakta tutmayı denerler. Küçük yaşlarda bu daha olaydır. Annem de benim ölüm acısını o yaşta tatmamı istememişti besbelli.

Sessizce gülümserdiniz birimizin okuduğu şiiri beğendiğinizde, ilk sınıfta okumayı söktükçe panodaki elmalarımızın kızarması sizi mutlu ederdi. Gerçek mutluluktu bu. Yalnızca çocuklar gerçek mutluluğu ayırt edebilir değil mi? Sizi bahar aylarında giydiğiniz gelinliği andıran dantel ceket ve eteğinizle hatırlıyorum. Sanırım o sene bu kıyafetler modaydı. Beyaz ceket ve etek ama üzeri dantelle kaplı. Pamuk prensesin siz olduğunuza dair bahse girişmiştik ikinci sınıftayken. Çok ciddiydik. İçimizden birini seçtik, cesaretini toplayıp size sordu.

Öğretmenim siz Pamuk Prenses misiniz?

Yüzünüzde koskocaman bir gülümseme yayıldı, kahkahalar atarak güldünüz. Biz de ellerimizi çırparak eşlik ettik neşenize. Cevabınız hayır olmuştu ama bizler prenseslerin prensesliklerini gizlemek zorunda kaldıklarına yoksa perilerin onlara kızacaklarına inanıyorduk. Cevabınızı evet olarak yorumladık. Yalnızca çocuklar gerçek prensesleri tanıyabilirler değil mi?

Sonra biz İstanbul’a taşındık. Yaz tatilinde ölmüşsünüz. Sizin kürsünüzde başka bir öğretmenin oturduğunu görmedim. Annem beni ölümün gölgesinden uzakta tutmayı başardı. Karnelerimiz dağıttığınız gün bembeyaz çiçeklerin arkasında biraz yorgun ama huzurlu oturduğunuzu anımsıyorum.

Siz de bizleri anımsıyor musunuz?


23 Haziran 2011 Perşembe

Yengeç Burcu

Sevgili Yengeç Burcu;

Çok uzun zaman oldu değil mi görüşmeyeli? Zaman çok hızlı biçimde akıp geçiyor yanımızdan, ellerimizin arasından, üzerimizden. O kadar tuhaf bir hızı var ki. Bazen durduğunu zannediyorsun ama onun hızında bir azalma yok. En hızlı geçen anlar zamanın durduğunu zannetiğimiz dönemler. Aslında hepsi yanılsama. Akıllı insansın sen bilirsin. Zaman hep aynı hızda akar ama bizim algılamamız bazen yavaşladığı için zamanın yavaş geçtiği sanrısına kapılırız. İşte bu hesaba göre sen henüz o koskocaman yıllar geçememiş sayılıyor. Zamanın ibresini seneler seneler öncesine çeviriyoruz. Sen henüz gençliğinin farkında olan ama bir an evvel yaşını başını alıp, gereken her türlü ağırlığı kuşanıp dibe batmaya hevesli bir insansın. Güzeli zeki ve entellektüel.

Moda dergilerinden fırlamış bir manken gibi yürürüp geçerken arkandan takip eden erkek bakışlarının hep farkındaydın. O bakışlardan bir tanesini bir an önce seçip mutluluğun formülünü harfiyen uygulama peşindeydin. Hani İzel ve Demet Akalın şarkılarındaki sloganlar vardır ya. Aynen öyle. Dilinde "Evli, mutlu çocuklu" ya da "Bir sen, bir ben, bir de bebek" nakartatları ile yürürdün adımını attığın yollardan.

Sonra istediklerin oldu. Evlilik telaşını tam bir ev kızı gibi yaşamıştın iş yerinde. O bitmek tğkenmek bilmeyen çeyiz muhabbetine başladığında sıcak yaz günü öğle tatillerini etrafında geçirdiğimiz serin toplantı masasının etrafı konuyu açmanla birlikte sanki toplantı odasına nükleer bomba atılmış gibi olurdu. Hepimiz o anda buharlaşır, binanın ayrı yönlerine sıvışırdık. Nişan, evlilik bunların hepsi bir çırpıda oldu bitti. Bu törenlerin ardında sende zamanın acaip bir hızla geçtiğini izlemeye başladık. Yaşamın önüne serdiği bütün idealler sahiden de sanki o şarkı sözlerinde gizliymiş gibi bir anda kendini bıraktın. Zamanın tahrip gücünü sende izledik. O kadar hızla bıraktın ki kendine özen göstermeyi, yirmibeş yaşından elli yaşına ışınlanmak ister gibiydin.

İş hayatı dışındaki konuşmaların artık hep ev hanımı konuşmalarıydı. Çevrendeki insan sayısının azaldığını farketmemiş olman mümkün değildi. Gerektiğinde çok zekice yanıtlar verir herkesi kendine hayran bırakırdın. Canın istediyse eğer hazır cevaplıkta üzerine rakip yoktu. İnsanlar bu olumlu özelliklerinden değil de bir toplantıda verdiğin egzantrik yanıtı anımsadı uzun yıllar. Yıl sonunda yapılan olağan görüşmelerden birisindeydik. Sırası gelen sunumunu yapıyor, görüş belirtmek isteyenler görüşlerini paylaşıyorlardı. Sen öyle bir dalıp gitmiştin ki, sanki orada değil de evindeki mutfakta, dibi kararmış tencereleri ovar gibi bir poz takınmıştın. Yöneticilerimizden birisi sana ne düşündüğünü sordu. Sen de aklından geçenleri derhal paylaştın:

"Çocuklar sever diye pazardan enginar aldım da onu nasıl pişireceğimi düşünüyordum"

Bu cevap yıllarca peşinden geldi. Üzülsen de belli etmedin. Ama herkes için farklı biçimde çalışan, onları istediği kalıba göre yontan zaman, senin ise saf yönlerini yonttu. Daha bir işbilir, cevaplarını daha bir tartan bir çalışan insan olmaya odaklanmıştın. Kendini koruman ağzından çıkanlara daha bir özen göstermen, rengini belli etmemen gerekiyordu. Fetbaz ve fırıldakçı olmaya kadar vardıracağını kim bilebilirdi.

Yine bir toplantıda o eski yıllarının pırıltısı vardı gözlerinde. Durduk yerde birden arkası güçlü bir kadının taklidini yapmaya başladın. Herkes kahkahalarla gülüyordu, hepimiz taklidi yapılan sevimsiz yaratığı tanımıştık. Senin de keyfin yerindeydi. Tekrar ilgi odağı olmak hoştu değil mi? Ama her ne olduysa toplantıya öğle yemeği için ara verildiğinde oldu. Sen o kişiyi taklit etmediğini söylemeye başladın. Bir kaç gün sonra lafı öyle bir çevirmiştin ki, seni o taklidi yapmaya yönelten kişi benmişim gibi gölgelemiştin olayı. Yüzüme gülen ama arkamdan kuyumu kazan bir insan olacağını asla hayal edemezdim. Farkedince uzak durdum senden elbette. Ama çok geç kalmışım, sen kuyumu kazmaya o olaydan çok önce başlamışsın meğer.

Kuyular kazıp içine leşler bırakarak inşa edilmiş bir kariyerden geçimini sağlayıp, buradan kazandığı para ile evlatlar yetiştirmek hiç kimse için hayırlı olmadı, o kötü elektrik bir yerlerden fışkırıp o ocağın içinde patladı hep. Hiç kimse için hayırlı olmayan, belki de senin için hayra alamet olur sevgili yengeç burcu. Zamanı manipüle edersen pekala da olur. Sen sıkma canını.

İlginç zamanlar dilerim sana.



21 Haziran 2011 Salı

İkizler Burcu

Sevgili İkizler Burcu;

Ne zeki, ne sevimli bir çocuktun sen. Gerçekleşmesi imkansız düşleri, sahici bir çocuk neşesi ile anlatır, dinleyen herkesi kumdan kalelerden ibaret hayallere inandırırdın. Çok sahici, gerçek bir çocuk gülümsemesi yayılırdı yüzüne sen hayallerinden bahsederken. Yaşı ne olursa olsun yüzü hep çocuk kalacak şanslı insanlardandın. Çünkü neşen sahiciydi, neşen sen kimin yanında olursan ol sahiciydi. Sen sessizce taraf da değiştirsen, söylemesi kaba kaçacak ihanetlere de girişsen yüzün hep gülerdi. Haksızlıkları başkası giyinir sen yüzünde masum gülümsemesi olan çocuk pozu ile her tür suçu başkalarına malederdin. Böyle bir masum çocuk neden bunları yapsın değil mi?

Hayali düşmanlarından yakınırdın bir masanın etrafına toplandığımızda. Onlardan dertlenir yakınırdın. Bunları fısıldayarak anlatırdın. Sonra o hayali düşmanlarına gider bir masa etrafında fısıl fısıl arkalarından konuşup ne tür işler çevirdiklerinin haberini yetiştirirdin yüzünden bilmiş bir gülümseme ile. İşlerinin yoğunluğundan dertlenir, patronla karşılaşınca gizlice fısıldar beni daha çok seyahatlere gönderin derdin. İçerde böyle dışarıda şöyle olduğunu fark edenlerin arkasından söylentiler yayardın. Güvenilmez biri gibi gözükürlerse bildikleri minik sırlara kimse inanmaz değil mi?

Resim, müzik, edebiyat, sinema hepsinden anlardın. Edebiyata elin yatkındı istesen neler yapardın. Ama istemedin değil mi? Sen başka şeyler istedin. Herkesin hayran olduğu, herkesin hem sevdiği, herkesin en kıskandığı, saydığı ve korktuğu olmak istedin. Hepsini birden olmak istedin. Ama olmaz ki. Hepsi de birden olunmaz ki. Ya biri olur ya diğeri. Hayat ikizler burcu değil ki. Ya biridir, ya öteki. Ya siyah, ya beyaz ya da grinin tonları. Hepsini bir araya boca edersen çorba olur.

Sende öyle yaptın değil mi önce çorbaya çevirdin her şeyi. Sonra fedakarlık yapmayı öğretti hayat sana. Şimdi herşyden birazcık birazcık bir arada. “Mutlu bir aile”, “kıskanılası bir eş”, “tahsili ile övünülesi bir çocuk”, “iş gezileri”, “her bir basamağı başkalarının emeğinden hırsızlanarak yükseltilmiş bir kariyer”

Başkalarının işlerini ne yüzle “ben yaptım” diye sahiplenirdin hiç anlayamadım. Millet yüzleşmeyi sevmiyordu bunu erken anlamıştın belki. Seni bir tek ben yüzledim galiba. “Benim yaptığım işi iki yalanla sahiplenemezsin, ver bakayım dosyamı bana” demek zorunda bırakmıştın beni. Doğal olarak ben kötü olmuştum o gün ofiste. Hırsızlık edenin, hırsızlık mağdurundan daha çok sempati topladığına o gün şahit olmuştum. Yavuz jırsız ev sahibini bastırır derler ya, doğruymuş meğer. Hayret etmiştim ama sonra seni başka bir yere yollamışlardı.

İkili bir yaşam sürdün hep, ama eşinin ikili bir yaşamı oldu sonunda. Sen de bundan iyi prim topladın değil mi? Aldatılan ama ne aldatılmalara göğüs germiş çocuk gülümsemeli kimse. Hayattan emebileceğin her türlü sempatiyi emdin İkizler Burcu. Hala eğlenceli, hoş sohbet, zekisin, ama insanlar neden apar topar kaçıyorlar etrafından bir hesaplamasını yap istersen. En eski arkadaşın kaç yıllık İkizler Burcu? Pek eskimiyorlar değil mi?

Yüzündeki gülümsemeyi hiçbir şey eksiltmesin.



18 Haziran 2011 Cumartesi

Balık Burcu

Sevgili Balık Burcu;

Uzun zaman oldu değil mi görüşmeyeli. Telefondaki görüşmelerimizden bahsetmiyorum yüz yüze görüşmeyeli. Kış yeni başlıyordu. İzmir’in en eski lokantalarından bir tanesinde ve üstelik en kalabalık olduğu öğlen saatlerinde beraber yemek yemiştik. Yemek sohbetle uzamış saatlerin nasıl geçtiğini unutmuştuk.

İlgi alanına uzak ya da yakın bir kimseyi kattığı zaman ona tutku ile bağlanan birisiydin sen. Konuştuğumuz sırada bir yazara tutkuyla bağlanmıştın. O yazarın katıldığı bütün kitap fuarlarını, imza günlerini, söyleşileri takip ediyordun. Genelde suskun ve çekingen kalmayı tercih ettiğin için o yazar ile aynı havayı solumanın bile sana yettiğini, heyecanını arttırdığını anlatıyordun. İsmini her andığında gözlerin büyüyor, gözbebeklerin ışıl ışıl oluyordu. Son konuşmamızda o güne kadar hiç okumadığım bir yazarı tanıtmış oldun bana.

Sonra birkaç kez telefonda konuştuk seninle. Başkaları senden bahsederken seninle ilgili sarf edilmiş her bir kelimeyi, daha konuşma anında zihninin içinde tartmaya başlar uzaklara dalıp giderdin. Konuşma bittikten sonra da seninle ilgili söylenmiş her bir kelimeyi günlerce bir o yana bir bu yana koyarak defalarca tartardın. Her bir sözcüğün altında gizlenme ihtimali olan her bir anlamı defalarca ziyaret eder, kapkaranlık gelecek senaryoları çizer ve kendinle ilgili evhamlara kapılırdın. Yağmurdan nem kapmaktı bu yaptığın. Genç bedeninde mütemadiyen vehim içinde gezen bir anneanne ruhu barındırdığını düşünürdü arkadaşların. Hiç biri bunu yüzüne söylemeye cesaret edememişti. Ben söylediğimde ise birkaç sene küs kalmıştın bana.

İşyerinde bana karşı tavırlı bir amirim vardı, onunla sürekli problem yaşıyordum. Altan alıp çenemi kapatamadığım için sorun ne unutulup bir kenara kaldırılabilirdi, ne de adamcağızın bana en ufak bir sempati beslemesine olanak tanınırdı. Bana benim muhtemelen o adamla ilgili kuruntulara kapıldığımı, aslında böyle bir zıtlaşmanın olmasının mümkün olmadığını, o adamı tanıdığını aslında çok iyi bir adam olduğunu söylemiş ve beni ahmaklık etmekle suçlamış telefonu yüzüme kapatmıştın. Bu davranışın beni çok sinirlendirdiği için mesai saati olmasına aldırmadan merdivenleri üçer beşer inip bir taksiye atladığım gibi hemen yanına gelmiş ve herkesin içinde, kuruntuları olan kişinin aslında sen olduğunu, düpedüz bir hayal dünyasında yaşadığını, gerçeklere gözlerini ve kulaklarını tıkayıp sürekli vesvese edip kurduğun saçmalıklarını herkesle paylaşarak çevrendekileri de kendi içinde yaşadığın zindana çektiğini, görmeyen, duymayan, görmeyip duymadığı için bildiklerini iç dünyasından edinen bu hali ile üç maymunun anti tezi bir yaratık gibi ortalığa sürekli keder saçtığını bir çırpıda bağırıp arkamı dönüp çıkmıştım oradan.

Küslüğümüz uzun sürdü. Çocukça davranmıştım kabul ediyordum. Sonradan hatırladıkça o tavrımdan utanç duyduğum da olmuştu. Ama sen de benim suratıma telefon kapatılmasına tepkisiz kalmayacağımı biliyordun zaten. Sonra bir şeyler oldu ve bana azap çektiren o adam ile beraber çalışmaya başladın. O zaman barışmıştık. Anlattıklarımın bir kelimesine bile inanmadığını ama yaşadıkça ne kadar haklı olduğumu gördüğünü söylemiştin bana. Ben en azında haksızlığa karşı çıkıyordum adamı bu tavrımla zor durumda da bırakıyordum ama sen çekingen davranıp uğradığın haksızlıkları içinde biriktiriyordun. Sorununla yüzleşemediğin için problem sürekli büyüyordu. Çok bunaldığın bir gün arkana bile bakmadan yürüyüp gitmiştin. Çok cesurane bir hareketti. Sıkıntılarını geride bırakıp kendine yeni bir kapı aralamıştın.

O kapıyı açmandan sonra yine kırgınlık anlarımızdan bir vardı yeni kariyerinin seni mutlu ettiğinin haberlerini alıyor, yazdığın makaleleri gazetelerde okuyordum. Mutlu olduğunu görmek tüm eski arkadaşlarının hoşuna gidiyordu.

Uzun süre görüşmedik ama en sıkıntılı günümde aniden beni arayıp benimle uzun uzun konuşman o gün bana çok iyi gelmişti. Uzaktık belki ama demek ki haberlerimi almaya devam ediyordun. Hüzün, keder, kaderin izleri konusunda ihtisas yapmış birinden olan biteni kabul etmenin incelikli yollarına dair ilk dersimi o telefon konulmasında almıştım sanki.

Bir dönem yakın arkadaştık, sonra yollarımız ayrıldı. Zaman arkadaşlıkların ömrünü belirliyor. Kimsi uzun kimisi kısa. Bizim arkadaşlığımız balık burcuna denk geldi. Uzun yıllar sürdü, balığın dalgalı denizde yüzeyden dibe inip kendini koruması gibi. Araya giren mesafelere rağmen bir gün kaldığımız yerden devam edeceğimiz eminim.

Oradasın ve okuyorsun, biliyorum. Kendine iyi bak balık.