Sevgili Terazi Burcu;
Seni severim bilirsin. Bu dünyada teraziyi ya seversin ya nefret edersin, yok başka yolu. Ben seni sevenlerdenim. O hallerden hal beğenmeyen tabiatın bana ilginç gelir. En kederli anda bir neşe patlaması yaşamanı seni iyi tanıyanlar anlayabilir. Derdini neşesi ile senden iyi gizleyen insan yoktur.
Güzellikleri seversin, her şeyi kendince güzelleştirmek istersin. Hatırlarsın; ilkokula yeni başlamıştın, minik aile toplanmış dışarıya yemeğe gitmiştiniz. O zamanlar dışarıda yemek denince akla kebaplar, lahmacunlar gelmezdi. Onlar ortalığı henüz işgal etmemişti. İskender kebap yapan tek tük yerlerden birisindeydiniz. İskender yemenin hevesi günler öncesinden başlardı. Masaya gelince de lokmalar iştahla ama usul usul çiğnenirdi. Yemeğin üzerine tatlı olarak da kadayıf mutlaka sçylenirdi. Sen dönerini bitirirken aklında üzerine cevizler serpiştirilmiş kadayıfı hayal etmeye başlamıştın bile. O sırada garsonlardan birisi, yüzü dikkat çekecek kadar sivilceli olanı öasanızdaki boş tabakları toplamay başladı. Sen gözlerini çocuğun yüzlerine dikmiş bakıyordun. Birden konuştun:
“ “Sen çok çirkinsin, yüzün çok sivilceli”
Bu sözü duyan garsonun yüzü kıpkırmızı oldu. Annen sinirlendi, ancak sana dersini vermek için garsonun gitmesini bekledi: “İnsanların kusurlarını yüzlerine söylemek çok ayıp. En büyük kusur tanımadığımız insanları durduk yerde eleştirmektir. Sen o adamı çok üzdün. O yüzden bugün tatlı yok sana. Şimdi git o garsondan özür dile”

İnsanların kusurlarını yüzüne söylemek, tanımadığınız insanların yüzüne gözlerini dikerek konuşmalarını meraklı biçimde dinlemenin ayıp olduğu devirlerde büyüdün sen.
HA-TIR-LA-DIN--MI?
Çocukluk öyle çabuk geçiyor ki bir çok insanın içinde en derin özlem olarak kalıyor o dönem. Ben büyüdüğümde böyle yapmayacağım dediğin eylemin her birini kendin yapıyorsun sonra. İnsanların erdemleri sana öpretilenlerle aynı değilmiş değil mi? Bir ahababın ya da dostunun başı derde girdiğinde, en yakın arkadaşları bile çil yavrusu gibi dağılırmış dört ayrı yöne. En en en yakınlarından ummadıkların da hala senden menfaat tahvil etmeye sana önerdiği yardımları paraya çevirmeye çalışırmış hatta. ÖĞ-REN-DİN--Mİ?
Yalanlar o kadar büyükmüş ki, senin aklının ermeyeceği kadar büyükmüş hatta. Oysa sen dürüst olmaya, kalp kırmamak için özenle kelime seçmeye programlanmıştın değil mi? En büyük yalanları en yakınlarından duydun. En inanılmaz gelen söylentiler gerçek oldu. Sen yakınlarının dürüstlüğüne inanıp, onlar aleyhine konuşanlara rest bile çekmiştin değil mi zamanında. Ama öyle değilmiş işte. En yakınındaki en yalancısıymış. AN-LA-DIN--MI?
İnsanlar küçük dünyalarını senin hafsalanın almadığı koca koca hayallerlerle doldurmuş. Ellerinde koca koca etiketlerle birbirlerine caka satmak en büyük hayalleriymiş. Senin dünyanın hayalleri çocukça bir dünyanın hayalleriymiş, masumiyete bu düzende yer yokmuş. Kurallara uyarsan, kabahatli olan sen olurmuşsun. FAR-KET-TİN--Mİ?
Şimdi bu satırları yazarken fark ettim. İşte dışarıda yepyeni bi ray var. Hilal, incecik bir hilal. Ayı gördüm dilek tuttum.Sen de GÖR-DÜN--MÜ?









