Dürüm
Durum
Dumur
Durun siz evlenemezsiniz!
sözlük etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
sözlük etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
12 Mayıs 2015 Salı
Statü Merakı
Klavye müsade etmez de, bakarken noktaların azizliğine uğrarsın ya hani. İşte öyle bir şey.
28 Ocak 2015 Çarşamba
İstasyon
Balıkesir yakınlarında yılın ilk karı ve yolcusuz bir tren
istasyonu....
"Bütün Anadolu şehirlerinin tren garları, istasyon binaları neredeyse birbirinin aynıdır. Venedik sarısına boyanmış duvarları, ne denli silinse de kirli duran camları, boyası soyulmuş ahşap sıraları, insanlardan daha kimsesiz duran denkleri, bavulları, hep aynı gurbet duygusunu uyandırır. Nedensiz yere burnu sızlar insanın."
Murathan
Mungan - Tren adlı öyküsünden
Fotoğraf: İstasyon ve kar - D.M.
27 Aralık 2014 Cumartesi
The Long and Winding Road
Hidiv Kasrını çevreleyen ağaçların arasında güzel kavisli bir yol var. Ağaçların bittiği yerde, Boğaz'ın en muhteşem hallerinden biri beni hazırlıksız yakalıyor. Beynimin görsel anılar bölümündeki sözlükte "N" harfini buluyorum hemen
ve
"nefesi kesilmek" sözünün tam karşısına o an'ı oturtuyorum.
Fotoğraf: Kavis - D.M.
Meraklısına Şarkılar:
24 Temmuz 2013 Çarşamba
Kısır Fırdöngü
Öngörüsü olmayan, algısı zayıf, ancak yine de proaktif olmaya özlem duyan kifayetsiz muhterislerde görülen bir durumdur. Bunlar sürekli kendi yarattıkları kısır döngüler içinde yaşar, sürekli bir kısır döngüden öbürüne atlarlar. Arada eskiden yarattıkları kısır döngülerle rastlaşsalar da yüzleşemezler.
Sonuç: Havanda su dövmekle eştir. Yani baş ağrısından başka bir şey yaratamaz bu döngü türüne düşmüş çapsız insanlar.
13 Nisan 2013 Cumartesi
Cambalik
Avuç avuç cebime
indiriyordu kazandığı cambalikleri, meydan okudum.
“Arka
mahalledeki arsada görüşürüz“ dedi “Yarın okul çıkışı“
Elimi cebime
soktum. Cambaliklerimi okşadım. Şıkırdadılar mutlulukla. Biliyordum, yenilmeyi
hazmedemiyordu. Ama kararlıydım ütecektim ortasında masmavi göz olan iri
cambaliğini.
Fazla sürmedi
gelmesi. Bakışlarnın rengi değişmişti. Karaydı gözleri ama cebimdeki uğur cambaliğim
gibi kırmızı öfke rengine dönmüşlerdi arsaya adım attığında. Hırslıydı. Bütün cambaliklerimi
alacağına yeminler etti. Küfrettim. O sinirle başladık oynamaya.
İlk vuruşta,
tutturamadı. İkinci atış benimdi. Aldım benim uğur kırmızımı avucuma hohladım,
gömleğime sürdüm, iyice parlattım. Tekrar baktım. Kıpkırmızı. İşaret parmağımla
sıkıca kavradım. İttim başparmağımla. Gitti vurdu mavigözü tam ortadan.
Cambaliklerimiz çukurdaydı. Aldım cebime koydum ikisini de. Köpürdü, küfürler
etti peşimden. Aldırmadım, Mavigöz artık cebimdeydi. Kazanmıştım. Ertesi gün yine
arsaya geleceğini biliyordum. Yenilen doymazdı yenişmeye.
Koşarak eve vardım.
Odama girip kapıyı kapattım. Elimi cebime attım. Bir avuç cambaliğin
arasında onu hissettim; ılıktı tenim gibi. Çıkarıp baksam biliyordum rengi masmaviydi.
Not: Manisa'da bilye/miskete cambalik denir.
23 Aralık 2012 Pazar
Kanguru ve İletişimsizlik
James Cook, 1770 yılında gemisindeki bir arızanın
giderilmesi amacıyla, Avustralya'nın Kuzey Doğu kıyılarına demir atmak zorunda
kalır. Kıyıya çıktıklarında oradaki insan boyundaki iri kuyruklu, sıçrayana
yaratıkları ve sahilde barış içinde vakit öldüren aborjinleri görürler.
Aborjinlere ilk kez gördükleri hayvanları işaret ederek;
- "Nedir bu?" diye sorarlar.
Aborjin istifini pek bozmadan yanıtını verir:
- "Kanguru"
O tuhaf hayvanın adı kanguru kalır.
Hayvanın
garipliklerinden bir tanesi de geri geri gidememesi, arkasına dönüp geldiği yolda
geri dönemesidir. Bir kanguru geri dönmek için ilerlemeli, bir daire çizmelidir.
Kangurunun ismi ile ilgili en garip şey de şudur.
Aborjin dilinde "Kanguru" aslında
"Bilmiyorum", "anlamadım" manasına gelen bir sözcüktür.
Aborjin karşısındaki tuhaf insanların sorusundan bir şey anlamamış başlarından
savmak için anlamadığını dile getirmiştir yalnızca.
Bu hikaye yıllara anlatıldı durdu.
Aborjinlerin konuştuğu dillerden olan "Guugu
Yimidhirr" dilinde "gangurru" isimli bir kelime olduğu ve bunun
da kanguruların bir türüne verilen isim olduğunu ise yüzyıllar sonra anlaşıldı.
İletişimsizlik bazen yüzyıllar sürebiliyor mirim.
Meraklısına Linkler;
12 Kasım 2011 Cumartesi
Timsah Gözyaşları
Timsahın avını cezbedip kendisine çekmek için gözlerinden akan yaşa timsah gözyaşı diyoruz. Ancak bu ifadenin türkçemize apartıldığı dil olan ingilizcedeki ilk anlamı farklı ve timsah ile ilgisi yok. Tiyatro sahnesinde rol gereği dökülen yaşlara "crocodile tears" deniliyor. Yani en anlaşılır, en millliyetsiz en insani duygulardan birinin saf biçimde dışa vurulması olan ağlamanın bir sahne canlandırması esnasında taklit edilmesi aslında timsah gözyaşı. Kısaca sahte gözyaşları diyelim.
Sahte yaşlar beni oldum olası sinirlendirir. Bir çok kadın iş yaşamında yok yere ağlayıp gözyaşlarını kullanarak sempati toplayacağını zannediyor olabilir ancak ben bu konuda benim kadar sert tepkiler verebilen başka insanlar da tanıyorum. Sen gözyaşlarını kullanarak beni kullanamazsın. Açık olmalı derdin ne ise söylemelisin. Yoksa bu sahte hal ben de dahil bir çok kişide öfke uyandırmaktan başka bir işe yaramıyor.
İşyerinde ikide birde mendile sarılan bir kadın yardımcım vardı. İlk seferinde bu durumdan hoşlanmadığımı netlikle ifade etmeme rağmen, süresi geçmiş ve kendi sorumluluğunda olan bir işi neden yapmadığını sorduğumda, ya da süresi geçtiği halde gerekçesini bildirmekten neden kaçtığını sorduğum her bir iş için, sanki biri gizli bir düğmesine basmışçasına sulu sepken, yaşlarını dökmeye koyuluyordu. Kendisine sorduğum her soruda gözyaşları fışkırır olmuştu. Bu hali komik duruma düşmesine sebep oluyordu. Kalpsiz veya kötü niyetli biri olmadığımı işyerindeki herkes biliyordu. Ama bu kadının yine de bana derdini söylemekten kaçınır olması yüzünden kendisine asla güvenemiyordum. Kötü niyetli olmasam da takındığı ağlamaklı tavır yüzünden ona hitabetmeden önce "Eğer ağlamayacaksanız size bir soru sormak istiyorum" diye söze başlar olmuştum. Yine de ağlıyordu. ağladığı zaman ağzımdan dökülen sözlere mani olamıyor; "Gözyaşlarınızı kendinize saklayın" diyordum, ya da bir toplantı yapıyorsak diğer kişilere dönerek sıkıntılıı bir ifade ile "Yüzme bilmeyenler odayı terkedebilirler, kadınlar ve çocuklar önden buyursun" diyordum. Ya da bir başka gün "Falanca müşterinin şu evrakının geldiğini neden söylemediniz?" sorusuna yanıtı hıçkırmak olduğunda "Rica ederim gözyaşlarınızı dökmeyin yine, aramızda bir şey var sanacaklar, gidin yüzünüzü yıkayın, kolonyalanın geri gelin, hazır ayaktayken sorduğum soruya bir de cevap getirin" biçimli alaysı konuşmaya başlamıştım.
Otuzunu devirmiş bir kadının böyle melodramatik hissiyata bürünmesi hayli sinir bozucuydu. Yıl sonuna geldiğimizde değerlendirme belgesine "Yerli yersiz ağlar, gözyaşlarını bir silah olarak kullanmakta başarılı olamayacak bir yönetici adayıdır" yazdığım gün ayıldı. O laf düpedüz hakaretti, ama yaşadığımız ıslak günlerin de bir özetiydi. İşte oradaydı. Aylar sonra ilk kez karşımda ağlamak yerine aklının yerine geldiğinin belirtisi gibi ışıldayan iki göz ile suratıma bakıyordu.
"Neden yazdınız bunu?" diye bana sordu.
"Hakındaki tespitimi yazdım, can sıkacak, komik düşecek kadar çok ağladın, böyle bir soru sorduğuna göre saçmaladığının farkına bile varmamışsın. Oysa ne iyi eğitim almış, zeki bir kadınsın, yaptığın işlerin sorumluluğunu alma zamanı çoktan geldi. Gereksiz ağlamayın. Sinirlendirici oluyor"dedim.
Özür diledi. Hayatının belli dönemlerinde neden ağladığını, ağlamanın kendisine sağladığını düşündüklerinde büyük bir içtenlikle sözetti bana.
Ondan sonra hiç ağlamadı.
Gözyaşlarımızı sorumluluk almaktan kaçmak ya da sorumluluğunu aldığımız işlerin hesabını vermekten kaçmak için kullanmamalıyız, dersem çok ağır bir tespit yapmamış olurum umarım.

Fotoğraf/Photoshop Art: Crocodile Tears - Michael Oswald
23 Ekim 2010 Cumartesi
Malak Ruhlu İnsanlar
Türkçe sözlüklere bakacak olursanız, mandanın yavrusuna malak deniyor. Başkaca da bir argo manası yok. Canınız istediğinde birisini eşek, ayı, köpek gibi hayvanlar aleminde seçmece isimlerle adlandırdığınız gibi dilerseniz malak da diyebilirsiniz. Kelimenin arkasında başka bir anlam aramaya gerek yok elbette.
Demokratikliğin dik alasına sahip gibi gözüken bir sözlüğümüzde malesef manda yavrusu ruhlu bir sürü insana moderatör görevi vermişler. Buradaki moderatörler nuh dediler mi daha sonra peygamber diyebilmelerine ufuk açabilecek her türlü pencerelerini kapatıveriyorlar o saat. Söz ağızdan çıktı mı kafa yormuyorlar boş yere. Çok pratik, aferim.
Benim ekşi sözlük maceram üç yıl önce başladı. Kaydolduktan ve on tanım girdikten sonra kapıların size tam anlamı ile açılabilmesi bekleşenler sırasının en dibine yerleşiyordunuz. Ara ara da kaydolduğunuz isimle girip okuyup, tanımları oylayabiliyordunuz. Ben kaydolduğumda 36 bin küsurlardaydım. Derken ocak 2010 da 1000. sıraya kadar yükselmiştim. Yıl sonuna kadar sıra bana gelir diye düşünmeye başlamıştım. Bir gün girdiğimde sırada gerilediğimi gördüm ve sözlük yönetimine bir şikayette bulundum. İki yıldan uzun bekledim daha fazla beklemek istemiyorum diye. Bir kaç saat sonra üyeliğim tam hale geldi. Artık tanım girebilirdim demek. Aylarca tanım girdim. 850 civarında tanımım oldu. Sonra bir gün, "Ön sevişmeyi gereksiz bulanlar" gibi bir başlığın altına tanım yaptım. Yazdıklarım aynen şöyleydi; "Bunlar ön sevişmeyi bilmedikleri gibi malak emzirmesi ya da rakamlarla ifade edilen pozisyonlara da gerek duymayan malak ruhlu insanlardır".
Tanımım yazılır yazılmaz bir moderatör tarafından uçuruldu. Gerekçesi şuydu "malak ruhlu insanlar, götümüze girebilir" Ne yani dedim, malak ruhlu insanlar lafından birilerinin gocunabileceğini düşünerek mi bu tanımı sildibu moderatör. Bir ay kadar bekledim. Çöp kutumda duran bu tanım beni ragatsız etti. "Malağı salak mı sandılar acaba", "bunun arkasında art niyet mi aradılar yoksa" diye depreştim bir gün.
Silinen tamındaki "malak ruhlu insanlar"a link vererek tanımımı yeniden incelenmeye gnderdim. Ve "malak ruhlu insan" başlığını açtım sözlükte. Tanımım şöyle bir şeydi.
Malak ruhlu insan: Bekçi Murtaza misali salla başını al maaşını zihniyetine fazlaca sahip çıkan, beyaz dediğinize inat ederlerse üzerine basa basa ak deyip size iitraz etmeyi marifet sayan, ilk duyduğu ilk düşündüğü ile hareket edip bir daha geri dönüp bakma lüzumunu gerekli görmeyen, sabit fikirli insan olmayı erdem bilen, kraldan çok kralcı olmayı da marifetmiş gibi gurur meselesi yapan ufku dar insanlara denir.
Yazdım, entırladım, yolladım. Tanımım bir güzel sol köşede yer aldı. Uzun süredir girdiğim ilk tanımdı. Başka tanım yapmadan çıktım siteden. Bir kaç gün sonra e-malimde ekşi sözlükten gelen mesajı buldum. Sözlükten atıldığımı kullanıcı ismimin silindiğini müjdeliyorlardı.
"Vay be" dedim bu diyarın moderatörleri düpedüz malak ruhlulardan seçilmiş. O sözlükte o kadar insana alenen, isim verilerek ne hakaret derecesinde yazılar yazılıyor da, malak ruhlu insan kadar etkili olmuyor, tanım da yerinde duruyor, yazan kişi de sözlükte barınmaya devam ediyor.
Demokratikliğin dik alasına sahip gibi gözüken bir sözlüğümüzde malesef manda yavrusu ruhlu bir sürü insana moderatör görevi vermişler. Buradaki moderatörler nuh dediler mi daha sonra peygamber diyebilmelerine ufuk açabilecek her türlü pencerelerini kapatıveriyorlar o saat. Söz ağızdan çıktı mı kafa yormuyorlar boş yere. Çok pratik, aferim.
Benim ekşi sözlük maceram üç yıl önce başladı. Kaydolduktan ve on tanım girdikten sonra kapıların size tam anlamı ile açılabilmesi bekleşenler sırasının en dibine yerleşiyordunuz. Ara ara da kaydolduğunuz isimle girip okuyup, tanımları oylayabiliyordunuz. Ben kaydolduğumda 36 bin küsurlardaydım. Derken ocak 2010 da 1000. sıraya kadar yükselmiştim. Yıl sonuna kadar sıra bana gelir diye düşünmeye başlamıştım. Bir gün girdiğimde sırada gerilediğimi gördüm ve sözlük yönetimine bir şikayette bulundum. İki yıldan uzun bekledim daha fazla beklemek istemiyorum diye. Bir kaç saat sonra üyeliğim tam hale geldi. Artık tanım girebilirdim demek. Aylarca tanım girdim. 850 civarında tanımım oldu. Sonra bir gün, "Ön sevişmeyi gereksiz bulanlar" gibi bir başlığın altına tanım yaptım. Yazdıklarım aynen şöyleydi; "Bunlar ön sevişmeyi bilmedikleri gibi malak emzirmesi ya da rakamlarla ifade edilen pozisyonlara da gerek duymayan malak ruhlu insanlardır".
Tanımım yazılır yazılmaz bir moderatör tarafından uçuruldu. Gerekçesi şuydu "malak ruhlu insanlar, götümüze girebilir" Ne yani dedim, malak ruhlu insanlar lafından birilerinin gocunabileceğini düşünerek mi bu tanımı sildibu moderatör. Bir ay kadar bekledim. Çöp kutumda duran bu tanım beni ragatsız etti. "Malağı salak mı sandılar acaba", "bunun arkasında art niyet mi aradılar yoksa" diye depreştim bir gün.
Silinen tamındaki "malak ruhlu insanlar"a link vererek tanımımı yeniden incelenmeye gnderdim. Ve "malak ruhlu insan" başlığını açtım sözlükte. Tanımım şöyle bir şeydi.
Malak ruhlu insan: Bekçi Murtaza misali salla başını al maaşını zihniyetine fazlaca sahip çıkan, beyaz dediğinize inat ederlerse üzerine basa basa ak deyip size iitraz etmeyi marifet sayan, ilk duyduğu ilk düşündüğü ile hareket edip bir daha geri dönüp bakma lüzumunu gerekli görmeyen, sabit fikirli insan olmayı erdem bilen, kraldan çok kralcı olmayı da marifetmiş gibi gurur meselesi yapan ufku dar insanlara denir.
Yazdım, entırladım, yolladım. Tanımım bir güzel sol köşede yer aldı. Uzun süredir girdiğim ilk tanımdı. Başka tanım yapmadan çıktım siteden. Bir kaç gün sonra e-malimde ekşi sözlükten gelen mesajı buldum. Sözlükten atıldığımı kullanıcı ismimin silindiğini müjdeliyorlardı.
"Vay be" dedim bu diyarın moderatörleri düpedüz malak ruhlulardan seçilmiş. O sözlükte o kadar insana alenen, isim verilerek ne hakaret derecesinde yazılar yazılıyor da, malak ruhlu insan kadar etkili olmuyor, tanım da yerinde duruyor, yazan kişi de sözlükte barınmaya devam ediyor.
Neyse efendim bir kaç malak ruhlunun dürtüsünü beyinsizliklerinden kapmış vazife aşkı sebebi ile sözlük aleminin kapılarını kapatmış bulunduk.
Sadece sözlüklerde değil hayatın her hangi bir adımında bile malak ruhu insanlara aman dikkat, uzak durmakta malaklığın ülkemizdeki geleceği açısından büyük fayda var.
Bu arada; ineklerin de uzaylılar tarafından uçan dairelerine atıldığı gibi kaçırılıp, üzerinde bir sürü deney yapıldıktan sonra tekrar dünyaya, esir alındıkları çayırlara, bayırlara terkedildiğini düşünmemiz için bir sürü delil var.
Ben bu tuhaf ekim gününde, buradan uzaylılara sesleniyorum!!Bize de gelin bakın çok güzel tam deneylik azman, azgın, besili, damızlık, gammazlık, fettan, işbilir, iş çevirir, aradan laf üretir, kulp takıtırır bir sürü malağımız var alın azıcık inceleyin. Biraz nefes aldırtın bizlere.
Ben bu tuhaf ekim gününde, buradan uzaylılara sesleniyorum!!Bize de gelin bakın çok güzel tam deneylik azman, azgın, besili, damızlık, gammazlık, fettan, işbilir, iş çevirir, aradan laf üretir, kulp takıtırır bir sürü malağımız var alın azıcık inceleyin. Biraz nefes aldırtın bizlere.
26 Ekim 2009 Pazartesi
Pazar
Ortaokul ve liseyi yatılı okumuş olanlar için hayatlarının sonuna kadar kasvetli ve hüzünlü ve özlem dolu gündür.
Yatılı okuyan çocuk her pazar öğleden sonrası, elinde çantası, içinde temiz çamaşırları, kitapları, biraz kurabiye veya börek ya da çerez okulun yolunu tutar. Aklı evdedir, pazar akşamı evde olmayı bilmez, kapıdan dışarıya adım atar atmaz evini özler. Bu özlem bir ömür bırakmaz yakasını.
Öte yandan yatılı okulda okumanın eğlenceli yönleri çok fazladır. Oyun oynamak, derslerden kaytarmak için yanınıza her zaman en az bir kişi bulmanız mümkündür. Dersten kaytararak atıldığınız her macerayı sizden başka hatırlayacak bir anı arkadaşınızın olması demektir bu.
Ben pazarları okula doğru olan yolculuklarımı hep birer serüven gibi yaşamak isterdim. Aynı sokakta benden bir üst sınıfa giden bir arkadaş vardı. O otobüse atlar, Taksim'de bir otobüs değişikliği ile okulunun dibine kadar varırdı en güvenli yoldan. Ben ise yağmura, kara bakmaz güvenli yolu seçmezdim. Dolmuş, otobüs, tren gibi farklı araçları değiştire değiştire deniz kenarına gelir oradan vapura biner Moda'ya varırdım.
Özellikle kış aylarında ggüneşin batmasına yakın saatlerde, vapur güvertesinde olmaktan, şehrin belirmeye başlayan ışıklarına, gökyüzüne bakarak seyahat etmeyi severdim. Rüzgarın serinlikten, soğuğa değişsen ısı farklarını yüzümde hissetmek bana büyük haz verirdi.
Pazar gecelerinin etüd saatleri eğlenceli olurdu. Dolambaçlı yollardan, hüzün içinde geçerken, vardığım yerde beni pazar etüdünün eğlence dolu saatlerinin beklediğini bilirdim.

7 Şubat 2008 Perşembe
Sözlüklerden Havalanan
Evdeki atma telaşı içinde uzun süredir unuttuğum bir kitap elime geçti. Hazarski Recnik, yazarı Milorad Paviç. İstanbul seyahatimde yollarda okudum tekrar.
Hazarski Recnik;
Türkçeye Hazar Sözlüğü adı ile kazandırılmış, 100.000 kelimelik sözlük romandır. Bir roman için oldukça farklı bir anlatım tarzı vardır; müslüman, hristiyan ve yahudilerce yazılmış 3 farklı sözlükteki maddeler biçiminde tasarlanmıştır. Tüm kitabı okuduğunuzda Hazarlar hakkında bilgi sahibi olursunuz. Ancak bu kitabın bir özelliği de eril ve dişil baskılarının olmasıdır. İki basımın arasındaki tek fark sadece bir pasajdır, ama can alıcı önemi vardır. Eril basım ile dişil basımı okuyanlar belki birbirlerini tamamlayarak asıl kayıp hazar sözlüğünü bulurlar. Bu farklı iki pasaj okunmadan okuma serüveni tamamlanmış sayılmaz. Hazar sözlüğü 7. ve 9. yüzyıllar arasında Transilvanya’nın ötelerinde varolmuş bir halka, hazarlara ait düşsel bir romandır.
Birbirinden bağımısız sözlüklerdeki pasajlar okunduğunda ortaya çıkan hikayesi şöyle:
Hazar kaanı bir düş görür, ve bu düşün anlamını öğrenmek için üç dinden; müslüman, hristiyan, yahudi üç temsilciyi sarayına davet eder. Bu temsilcilerden hangisi düşünü en inandırıcı biçimde yorumlarsa onun dinine geçeceğini ilan eder. Ve hazarlar din değiştirdikten kısa bir süre sonra hiçbir iz bırakmadan ortadan kaybolurlar. Her dinin mensubu hazarların din değiştirmesini kendine göre yorumlar. Bu üç yorumcuyu bir araya getiren ilk hazar sözlüğü ilk kez, 1691 yılında yayınlanır ama bir nüshası kaçırılır, geri kalan suretleri ise engizisyonca yakılır.
Konu birden 17. yüzyıla sıçrar, derken 1982 de hazarlar mevzu alevlenir ve İstanbul’da macera sona erer. Zehirli mürekkeple basılmış bir kitabın sözlükler arasında kaybolmasını, aynalar ile intiharı, üç günahkar bilgeyi, insanların düşlerine sızan düş avcılarını, ölüm ve yaşam arasındaki romansı ve insan ile ilgili bir çok şeyi anlatır. Aslında sözlük görünümünde bir macera romanı, polisiye öykü derlemesi, fantastik bir anlatıdır. Hazar sözlüğü tüm kitap kurtlarına, vampir hikayelerine düşkün olanlara, oyunculara, filozoflara, tarihçilere, dilbilimcilere ve hayalperestlere seslenen bir kitap olduğu için özellikle hayalperestlerin okuması gereken kitaplardandır.
Hazarski Recnik;
Türkçeye Hazar Sözlüğü adı ile kazandırılmış, 100.000 kelimelik sözlük romandır. Bir roman için oldukça farklı bir anlatım tarzı vardır; müslüman, hristiyan ve yahudilerce yazılmış 3 farklı sözlükteki maddeler biçiminde tasarlanmıştır. Tüm kitabı okuduğunuzda Hazarlar hakkında bilgi sahibi olursunuz. Ancak bu kitabın bir özelliği de eril ve dişil baskılarının olmasıdır. İki basımın arasındaki tek fark sadece bir pasajdır, ama can alıcı önemi vardır. Eril basım ile dişil basımı okuyanlar belki birbirlerini tamamlayarak asıl kayıp hazar sözlüğünü bulurlar. Bu farklı iki pasaj okunmadan okuma serüveni tamamlanmış sayılmaz. Hazar sözlüğü 7. ve 9. yüzyıllar arasında Transilvanya’nın ötelerinde varolmuş bir halka, hazarlara ait düşsel bir romandır.
Birbirinden bağımısız sözlüklerdeki pasajlar okunduğunda ortaya çıkan hikayesi şöyle:
Hazar kaanı bir düş görür, ve bu düşün anlamını öğrenmek için üç dinden; müslüman, hristiyan, yahudi üç temsilciyi sarayına davet eder. Bu temsilcilerden hangisi düşünü en inandırıcı biçimde yorumlarsa onun dinine geçeceğini ilan eder. Ve hazarlar din değiştirdikten kısa bir süre sonra hiçbir iz bırakmadan ortadan kaybolurlar. Her dinin mensubu hazarların din değiştirmesini kendine göre yorumlar. Bu üç yorumcuyu bir araya getiren ilk hazar sözlüğü ilk kez, 1691 yılında yayınlanır ama bir nüshası kaçırılır, geri kalan suretleri ise engizisyonca yakılır.
Konu birden 17. yüzyıla sıçrar, derken 1982 de hazarlar mevzu alevlenir ve İstanbul’da macera sona erer. Zehirli mürekkeple basılmış bir kitabın sözlükler arasında kaybolmasını, aynalar ile intiharı, üç günahkar bilgeyi, insanların düşlerine sızan düş avcılarını, ölüm ve yaşam arasındaki romansı ve insan ile ilgili bir çok şeyi anlatır. Aslında sözlük görünümünde bir macera romanı, polisiye öykü derlemesi, fantastik bir anlatıdır. Hazar sözlüğü tüm kitap kurtlarına, vampir hikayelerine düşkün olanlara, oyunculara, filozoflara, tarihçilere, dilbilimcilere ve hayalperestlere seslenen bir kitap olduğu için özellikle hayalperestlerin okuması gereken kitaplardandır.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)


.jpg)


