Kartpostallar etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Kartpostallar etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

27 Temmuz 2014 Pazar

Şeker Gibi, Şurup Gibi

Muhterem Blog-şinaslar;

Malumunuz olduğu üzere yine mühim bir günün arifesine vasıl olmuş bulunmaktayız. 

İşte bu vesile ile ben de kendimce ve de dilim döndüğünce, hatta ve hatta elim vardığınca, erdiğince...  Şeker Bayramınızı en içten temennilerimle tebrik eder ve saadetler dilerken; büyüklerimin ellerinden hürmetle, küçüklerimin gözlerinden sevgi ile öperim. 

Bayramınız şeker gibi, şurup gibi geçsin inşallah. 

Sevgiler.


8 Ağustos 2013 Perşembe

Bayram Demek, Mani Demek

Gök mavi yer samani
Bayram geldi mi yani
Şeytan dürterse eğer
Sizlere yazarım mani

***

Bu bayram verdi esin
Düşündün beni kesin
Uzakta olsan bile
Eski dostum gönlümdesin

***

Ramazana, bayrama
Herse koydum kazana
Bari selam gönderin
Manileri yazana


Sarı arı bal arı
Saydık geçen yılları
Unutma bayramlarda
Ara eski dostları

***

Dil sürçtü fikir kaydı
Vladimir maniler yazdı
Yoksa inandınız mı
Hepsi birer şakaydı

***

Aşk kapını çalarsa
Ev, sokak sana darsa
Bayram yeri seyrandır
Eğer sevgilin varsa




Bayram mübarek olsun
Gönüller neşe dolsun
Ne demişti atalar:
“El öpenin çok olsun”

***

Bayram yeri şenlendi
Yorgunlar hep dinlendi
Nur yağdı gök yüzünden
Melekler yere indi

***

Bugün bayramdır ancak
Kaçarım köşe bucak
Telefonda kulağım
Sevdiğim arayacak

***

İnekleri tosunu
İnsan yer mi yosunu
Gerçek bayram istersen
Frenle nüfusunu

***

Doğru söylerim sana
Yalan malan arama
Ramazan senin olsun
Ben razıyım bayrama 

***

Hep genç kaldı bir yarım
Bal yapar benim arım
Vladimir’i okuyanların
Bayramını kutlarım


 (Görseller: Yetmişli yıllardan muhtelif askerli bayram kartopostalları) 


19 Ağustos 2012 Pazar

Yetmişli Yıllardan Kalmış Beş Tane Bayram Tebriği...

Canımın İçi Blog Okuru;

Sevdiklerinizle birlikte, hatırladıkça mutlu olacağınız bir bayram geçirmenizi dilerim. Büyüklerin ellerinden hürmetle, küçüklerin gözlerinden sevgi ile öperim. Ramazan Bayramınız kutlu olsun

Sevgi ve Saygılarımla








23 Nisan 2012 Pazartesi

İyi Bayramlar

Bayramlara karşı hissedilen heyecan, yıllar geçtikçe azalıyor. O zamanki hayaller bile başka, yerine gelmediğinde hayal kırıklığı derin hissediliyor. Benim çocukluk hayalim, izci olmaktı. 23 Nisan Bayramı'ndaki geçit töreninde izci üniformamı giyip trampet çalmayı çok istemiştim. O zamanlar bu hayalim gerçekleşmedi. Tabii artık olsa bile istemem. O o zamandı. 

Neyse lafımı unutmadan....

Çocuklarınızın ve  içinizdeki çocukların bayramı kutlu olsun. 


5 Kasım 2011 Cumartesi

Kutlu ve de Mutlu

Kurban bayramınız kutlu ve de mutlu olsun sevgili blodgaşlar. Bayram günleriniz neşe ve huzur dolu geçsin.

Sevgiler, saygılar....




Fotoğraflar: Sahaf gezilerimde bulduğum, yetmişli yıllardan kalma iki adet bayram tebriğidir.

29 Ağustos 2011 Pazartesi

Bir Bayram Daha

Sevgili arkadaşlar;

Hepinizin Ramazan Bayramı şimdiden kutlu olsun. Sevdiklerinizle beraber dolu dolu, gülerek, eğlenerek, geçirdiğiniz bir bayram olsun. Sevgilerimle.

İşte neşeli bir bayram şarkısı, "5 Yıl Önce 10 Yıl Sonra" söylüyor "Hay Hay". Artık ne demekse bilmiyorum ama, neşeli bir şeye benziyor. Bu da bayram şarkısı olsun :)











23 Nisan 2011 Cumartesi

Neşe Doluyor İnsan

Sevgili Arkadaşım;

23 Nisan Bayramını kutlu olsun. Nasılsın? İyi misin? Sorarsam söyler misin? Bizi soracak olursan hepimiz de iyiyiz. Bu yıl yirmiüç nisan töreninde öğretmenim beni şiir okumalarına seçti. Hiç sevmiyorum şiir okumasını. Dün provalara çıktık. Bahçede bağıra bağıra defalarca şiir okuduk. Halbuki ben şarkı söylemek istiyordum. Şarkıyı Orçun ile Selma kaptı. Parla Şenol'un plağını ilk ben bulmuştum halbuki. Şarkının adı "Saksağan" çok da güzel söylediler. Kıskanmıyorum yanlış anlama. Ama o şarkıyı Derya ile ben çok daha güzel söylerdik. Hatta onunla prova etmiştik, Derya damdaki saksağan kılığında piyanonun üstünde oturacaktı, ben saksağan terbiyecisi kılığında piyano çalarak çok güzel söyleyecektik. Hayallerimiz yıkıldı. Şimdi "Arkadaşlar, sevinelim, Hep gülelim, eğlenelim, Sıkılmasın hiç canımız, Çünkü bugün bayramımız..." diye bir şeyi okuyacağım. Dün okulun bahçesinde bağırmaktan sesim kısıldı. Belki bayramda da sesim kısılır şiiri okuyamam. Benim için dua et lütfen. Dua et sesim kısılsın, şiir okumaya çıkmayayım. Satırlarıma burada son verirken büyüklerin ellerinden hürmetle küçüklerin, gözlerinden sevgi ile öperim.







30 Mart 2011 Çarşamba

Bahar Geldi Eğlen Coş

Eskiden türlü vesile ile birbirimize göndediğimiz kartpostallar vardı. Kuş, böcek, kurdelalarla süslendiği için aşırı ilgiden bunalmış kediler, sallamaktan kopacak kadar yorulmuş kuyruklu köpekler, renkleri fosforlu cevriyeye dönmüş çiçek buketleri, uyuz olduğu kadar bakana melankoli veren manzaralar, göz göze dizdize bakışan çiftler, askerler, askere el öptüren nadan bakışlı anneler, kaytan bıyıklı babalar, süslerle sarıp sarmalanıp paketlenmiş kundaklanmış bebekler, şefkatle titreşen gönüller, mahsuscuktan küsmüş gibi birbirinden gözlerini kaçıran aşıklar, dekoltede abarmış ikinci sınıf ünlüler, dekoltede bonkörlüğü tercih etmiş birinci kalitedeki aktristler, en revaçta olan pozlarını takınmış erkek film yıldızları herbiri ayrı bir mizansene oturtulup bu kartpostalların üzerine kondurulurdu. Bir de göndereceği kartın üstünde sadece resim olmasını yeterli görmeyenler için ön yüzündeki resmin kenarlarına yaldız ve pul ekilmiş olan türleri vardı. İşte ben onlardan gıcık kapar, hatta nefret ederdim. Çünkü, böyle bir kart aldığınızda bunun pulları elinizin değdiği aklınızın almadığı her yere bulaşır ve günlerce oranızdan buranızdan çıkar. İşte bu istenmeyen döküntüler bende rahat bırakmazdı. Zaten huzursuz bir çocuktum. Bu kartlara kazara elimi sürdüğümde günlerce huysuzluk çekerdim - yok ben değil düzeltiyorum - ev ahalisi çekerdi. Zavallıcıklar.

Bayram, seyran, yılbaşı, doğum günü der türlü vesile ile kartlardan birer tane seçer birbirimize postalardık. Posta kutusundan çıkan kartları açıp arkalarını okumak da hayli keyif verici olurdu genelde. Her ne kadar kartların arkasında yazılı olanlar da önündekiler kadar klişeden ibaret olsa da insanın insana haber yollayışının heyecanı bir anlığına gelir titretirdi bam telimizi. Sadece kartın hitap ettiği kişiye bir çift kelam edilmekle kalınmaz, alıcının kıyısındakiler olsun köşesindekiler olsun asla unutulmazdı. Büyüklerin değerli ellerinden saygı ile, küçümenlerin gözlerinden hasretle öpülürdü.

Zamanında bana gelen ya da alıp göndermediğim kıyıda kalmış kartpostalları atmayıp saklamak varmış. Şimdi sahaflarda gördüm müydü, içimde ciğerimin sol köşesindeki bir yer, koordinatlarından tam emin olamasam da hazin bir biçimde "cız" ediyor. Dayanamayıp eskiden burun kıvırdığım kartları satın almaya kalkışıyorum seneler sonra. Sadece kendi derinlerimde kopan cızırtının hatırına.

Kartpostal olur da şarkısı olmaz mı? O devrin resimlerine etse etse o dönemin şarkıları, ve o şarkıların cızırtıları eşlik eder değil mi? Malumunuz Parla Şenol zamanının çocuk yıldızlarından biri, hem filmleri hem de sesi ile taht kurmuş hayranlarının gönlünde. Hal böyle olunca eminim ki çok sayıda kartpostal satıcısının da yüzünü güldürmüştür o sıralar. Plağın üstündeki yazıya bakacak olursak güfte ve musikisi Sayın Armağan Şenol'a ait olduğu iddia edilen bir eser ile karşıyayız. Sözleri bilemeyeceğim, başka yerde duysam hatırlardım zaar. Mamafih müziği düpedüz, dahası fena halde başka yerlerden aşina geliyor bana. Parla Şenol kadife gibi güzel sesi ile bu blogun değerli okuyucuları için söylüyor: "Babidi Bibidu" isimli bir kez dinlendiğinde unutmakta bocalayacağınız eserini.



Şarkıyı dinlerken, boş durmayalım. Dün bir sahaftan edindiğim; bahar geldi eğlen coş, nazlı yarim benimle kırlarda koş kıvamında, fotoroman karesi kararlılığında naif mi değil mi ona karar veremediğim aşağıdaki kartpostalda hep beraber göz gezdirelim var mısınız?



Her iki genç de altmışlı yıllar sonu mu desem yetmişler başı mı desem o dönemi yansıtan şık şıkırdım giysileri ile adeta birbirleri ile şıklık yarışı eder gibiler. Kıyafet hususunda aşık atmaya çalışan bu iki aşık, kırlarda kimin daha hızlı koşacağı konusunda da ayrı bir yarışın heyecanını taşır gibiler adeta. Suyun bir yanından öbür yanına zarif ama doğal demekten doğal olarak beni alıkoyan, doğal ötesi bir tavır içinde sıçrarken artık çiçeklerini vermiş olan erik ağacı onların ölümsüz aşkını neşeyle selamlıyor sanki. Kuş cıvıltılarının melodik bir ahenk içinde su şırıltılarına karışışışını duyuvereceğiz neredeyse değil mi? İşte bu mutluluk sarhoşluğunu hiçbir martininin bende yaratacağı sarhoşluğa, isterse istediği kadar çalkalanmış ama karıştırılmamış olsun asla ve asla değişmem. Eminim James Bond gelse o da değişmezdi.