Başkalarına belli etmeyenlerin bile endişe ile beklediği 21 Aralık 2012 günü gelip çattığında, insanlar birbirlerine Twitter’dan, “Bir şeycik olmadı bak”, “Kırdık Şeytan’ın bacağını” mesajları yolladılar. Ama saatler geceyarısını gösterdiği anda, bütün insanlığı etkileyen tuhaf bir olay oldu. Artık herkes yalnızca ve yalnızca gerçekten sevdiği kimseleri görebiliyordu. Sevilmeyen kişilerin sesleri duyulabiliyor, dokunulduklarında orada oldukları hissedilebiliyordu fakat suretleri görülemiyordu. Sokaklar artık çok tenhaydı; arabaların ve korna seslerinin bir yere kaybolacağı yoktu ama ortalık hepten ferahlamıştı. Alışveriş merkezleri neredeyse bomboştu, Bayram ziyaretlerinin bile sonu gemişti. Küsler birbirlerini görmeyince barışmayı akıllarının ucundan geçirmez olmuştu. İstenmeyen insanları fotoğraf karelerinden makasla çıkarmaya dahi gerek kalmamıştı. İlk başta keyif veren bu değişiklik, zamanla ağır gelir oldu. Çünkü çoğu insan yalnızlığa alışamıyordu.
İskender Bey’in ev hayatı hiç değişmemişti, karısı Mualla Hanım ile evlendiklerinden beri bir kez olsun ciddi anlamda kavga etmişlikleri yoktu. Beş yıl evliliğe rağmen hâlâ birbirlerine âşıktılar.
Bahar geldiğinde bir sabah holde durmuş su içerken karısı üstüne doğru yürüyünce, çarpışmışlar ve adamın elindeki bardak tuzla buz olmuştu. Başka bir sabah, kanepenin kenarına ilişmiş, çorabını ayağına geçiriyordu ki karısı elinde yarısı yenmiş bir poğaça ile geldi ve üzerine oturdu.
“N’oldu hayatım beni görmedin mi?”sorusunu,
“Dalmışım aşkım, sabah mahmurluğu işte” sözleriyle geçiştirerek, poğaçasından bir ısırık almıştı.
Acaba karısı onu görmüyor da, görür gibi numara yapıyor olabilir miydi? Kuşku o gün işte içini kemirdi. Emin olmak için, o akşam eve dönerken bıyığının sol tarafını hepten kesti. Kapıyı açan karısına elindeki çiçek buketini uzattı, kadın teşekkür edip buketi alırken gözlerinin içine bakıp gülümsedi. Öpmek için kocasına doğru tam yaklaşıyordu ki, İskender Bey ilk defa, karısının aralarındaki mesafeyi hesapladığını hissetti.





















