Netlarustan etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Netlarustan etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

10 Nisan 2008 Perşembe

Huzuru Kaçan Çayır

Huzur içinde, gökyüzünün altında, uçsuz bucaksız yayılmış bir çayırdan geçersiniz. Çayırın tüm sükuneti içinde ayni sakinlikte inek sürüleri yayılmış amaçsız bakınmakta zamanın çarkları altında mevcudiyetlerini muhafaza etmek dışında gaye gütmeden durmaktadırlar. Bakarsınız; saatlerce yüzlerinde aynı melankolik bakış ile kıpırdamadan geviş getirirler. Sanki yüzyıllardır oradadırlar. “Bunlar bir kaç yüzyıl daha orada kalır dersiniz. Mamafih kazın ayağı öyle değildir. Şimdi; başımdan geçmiş bir hadiseyi satırlara dökmem gerekiyor, kendimi mecbur hissettim.

Vladimir, adına Foça denir bir deniz kenarı kasabasından Menemen denir bir menem kasabaya gitmek üzere yola çıkmıştır. Henüz on dakika geçmiştir. Yola çıktığı yer Foça'nın eski olanıdır. İlk tepeden aşağıya direksiyonu kırmıştır, müzik setinde bir locust "master and servant" versiyonu, sol kolunu camdan atmış, ağzında bir kürdan, sağ eli direksiyonu kavramış, yolun kenarındaki ineklere bakmaktadır. Arabadakilere "bunlar sabah gelirken de buradaydı" der, arabadakiler bir şey demez. Vladimir'in susmadan saatlerce konuşmasına alışmışlardır. Arka sağda oturan eleman kendini; gözlerini döndürürken aynı anda kahküllerine ağzıyla hava üfleyerek onları harekete geçirecek önemli bir işe adamıştır. Karşı istikametten gelen bir minibüs, ineklere huzur veren sessizliğe savaş açmış, kornasını "allah allah" şarkısının melodisine göre bağırttırtmaktadır. Yol kenarında mesut ve gamsız biçimde vakit geçiren bir inek bu duruma aniden sinirlenir, zıplar, hoplar, hendekten uçar, ayni bir ayraniç ineği tavır, eda, ve de hamlesi ile koskoca cüssesine bakmaksızın kendini yola atar. Gürültücü minibüsün ineğe çarpması kaçınılmazdır. Çarpar da. Vladimir'in ağzından şu sözler çıkar: "şimdi bu çarpmanın etkisi ile inek uçar da bizim tepemize düşerse sıçtık cümleten". Arabanın içindekiler hala sessizdir, sadece gözleri dehşetle irileşmiştir. Korkulan olmaz, inek çarpıldığı ile kalır. Minübüs sanki uçacak gibi olur ama sadece yerinde bir oynar. Kaza göz açıp kapayıncaya kadar geçen bir süre içinde vuku bulmuştur. İnek minübüse nefret dolu bakışlar atmakta, hazin, ama öfkeli bir "mööö" sesi çıkarmaktadır. Minibüsün ön tarafında ineğin anatomik yapısına benzeşik bir çukur hasıl olmuştur.


Vladimir bu olaydan, bundan böyle aklına ilk geleni söylememesi gerektiği dersini çıkarmamıştır ama, şunu anlamıştır: İnekler çeviktir, yol kenarındaki en masum inek bile gün gelir hissettirmeden zıplar ve önünüze konar.

13 Aralık 2007 Perşembe

Kısa bir telefon görüşmesine sığmış bir çok şey

Gülçin ile matrak telefon konuşmalarımız olmuştur, sıradan olmayan telefon konuşmalarındandırlar. Az önce beni aradığında başına gelen egzantrik olaylardan ben de kendi nasibimi aldım, telefon çaldı açtım, konuşurken önce elektrikler kesildi, camdan noldu diye bakarken, önce trafonun etrafındaki kalabalık dikkatimi çekti, ardından polis arabası geçti, derken elektrikler kesilmeden az önce patlayan lamba aklıma geldi, mum buldum, yaktım, ampul değiştirdim. Gülçin ile konuşurken geçen sene onu reklam yıldızı yapıp ona ısmarlama yazdığım senaryolar aklımıza geldi, ben şifremi kaybettiğim için göremediğim yazılardandı, o benim yerime yazıyı aradı, "Ağustos ya da Temmuz'da yazmışımdır ben onu" diye verdiğim tarihlerde aradı durdu. Bulamadı. Derken elektrik geldi, ben PC ye bağlandım, yazıyı Eylül'de bir başka yazının altına yorum olarak yazmışım, bulduk. Yani iki dakikalık telefon görüşmesinde bunlar oldu, bir de bolca gülüştük.


Kabilemizin Habbele'sini reklam yıldızı yapmaya emprovize biçimde karar verip önce bir omo senaryosu yazmış o tutmayınca Kredi kartı senaryosunu devreye sokmuştuk.



Çok aydınlık, modern döşenmiş bir odada, muazzam bir boğaz manzarasına karşı, kızıl saçlı alımlı bir kadın oturmuş yüzünde hafif yorgun bir tebessümle etrafına yığılı para öbeklerine öfkeyle bakmaktadır.


Fonda Vivaldi'den dört mevsim'in üçüncüsü çalmaktadır. Paraların etrafında bir sürü köle kılıklı insan yavrusu gruplaşmışlar, bu paraları saymaya çalışmaktadır.


Kadın seslenir: "Daha çabuk sayın şunları!!!"


Sesi dertlidir, yardımcısına şöyle seslenir:


- Feridun bey!! Bu para sayma makinesi de bozuldu çabuk yenisini getirin!!!


Adam telaşla kapıya doğru koşar koşar. Bir şey söyleyecek olur ama belli ki kadından çekinmektedir. Şöyle bir duraksadıktan sonra kaçar gider.


Kadın söylenir:

- Şu paralar yokolsa, dikdörtgen şeklinde, kartvizit büyüklüğünde, üstünde isim ve numaralar olan plastikten bir şey olsa, insanlar alışveriş yaparken para yerine bunu kullansa. Ne iyi olurdu..


Kapıdan Feridun bey başını uzatır, ürkek ürkek bakmakta, mutluluktan ağlamaktadır.


- Ne iyi olurdu sayın Genel Müdirem der...


kızıl saçlı kadın:

- Kulaklarımız da şu para şıkırtısını dinlemekten kurtulurdu..


ekran kararır...


Şu kırmızı harfler belirir;


KULAKLARINIZA YAZIK!!


PARA SESİNE SON


VİVALDİ BANK KREDİ KARTI KULLANIN,


siz harcayın.. kulaklarınız dinlensin...


Ekran aydınlanır.. Genel Müdür yüzünde mutlu ve geniş bir gülümseme dört mevsimi dinlerken iç geçirir.

- AHHHH!!! Vivaldi... AHHHH!!!

Arkasında para sayma görevlileri Vivaldi'nin müziğiyle ilkokul müsamerelerindeki gibi mutlu mutlu ront yapmaktadırlar.

Ekran aydınlanıp bembeyaz olur.

İHANET MERDİVENİ – Bir Aşk Melodisi – Final

Genç adam seslenir;

- Küçük hanım birisini mi aradınız?
- Ah hah ha, Latife ediyorsunuz sanırım. Ben buranın yeni sahibiyim.
Genç kadının kafasında koskocaman krem rengi bir şapka vardır, güzel ahu gözlerini siyah bir gözlük gizlemektedir, üzerinde pembe bir bluz, siyah bir mini etek ve şapkasının rengi ile uyumlu ayakkabı ve çanta vardır.
- Tabii ya, tahmin etmeliydim. Kötü kalpli ikiz kardeşim varımızı yoğumuzu kumarda kaybedince, babam sanatoryum köşelerinde annemle beraber öldü. İkiz kardeşim sevdiğim kadının iffetini kirletince o da ortadan kayboldu. Şimdi de fabrikam elimden gidiyormuş. Gitsin. İnşallaah siz fabrikamızı iyi değerlendirisiniz.
- İkiz kardeşiniz mi var? Nasıl yani?
- Allahın işi ben bilemem, ama öyle kardeş düşman başına. Dilerseniz size fabrikayı gezdireyim.
- Siz nasıl münasip görürseniz.
Kadın ve erkek fabrikayı gezerler.
- Çok enteresan bir fabrika, böylesini hiç görmemiştim.
- Teşekkür ederiz. Burası da benim odam. Buyrun lütfen
Zevkli döşenmiş bir odadır, Şeyma odayı ilgi dolu bakışlarla süzerken odanın içinde ilerler ve arkasını döndüğünde gördüğü karşısında irkilir.
- Hiyyyy!!!
- Bir şeymi oldu küçük hanım? Sarardınız da.
- Hiiç. Yok birşey. Aniden bir şey hatırladım da.
Şeyma duvarı boydan boya kaplayan kendi portresini görmüştür. Masaya geçer oturur masada bir çerçeve içinde kendi resmi ve 4 yaşında bir çocuğun resmi vardır. Şaşkındır Şeyma. İntikam için geldiği yerde şok üzerine şok yaşamaktadır.
- Hatırlar mısınız beyefendi, bir zamanlar tanıştığınız penbe elbiseli bir kız vardı, Rüknettin’in yanında görmüştünüz hani?
Yavaş yavaş gözlüğünü çıkartır, şapkasını atar saçlarını şöyle sağa sola döker. Erkeğin nutku tutulmuştur.
- Şeyma?
O sırada kapı açılır içeriye fotoğraftaki çocuk girer. Bir kadına bir babasına bakar. Sonra kadına bakakalır ve ağzından şu kelime dökülür:
- Anne!!!!!!!!
Koşarak kucağına atlar, erkek de yaklaşır ve üçü sarılmışlarken içeriye Macit girer, şok geçirerek ölür. Meğersem kötü kalpli ikiz, çocuğunu aldıran Şeyma’nın çocuğunu Lale Belkıs'a naklettirip, doğumdan sonra onu da ortadan kaldırmış ve kardeşine işte bu senin çocuğun diyerek çocuğu ona vermişmiş.
Yanlış anlamalar ortadan kalkınca herkes mutlu olmuş. Ama bir tek kötü kalpli ikiz kardeş kör olup sürüm sürüm sürünmüş ve buna hiç mutlu olamamış.
Bitti

İHANET MERDİVENİ – Bir Aşk Melodisi – Bölüm 83

Şehmus Bey Şeyma’yı Macit Bey’in masasına oturmaya ikna etmiştir. Macit Bey Şeyma’dan çok etkilenmiş, heyecanla kekelemeye başlamış mamafih bakışlarını Şeyma’nın cömert dekoltesinden içeriye daldırmıştır bile.

Şeyma:

- Macit Bey, N’apıyorsunuz kuzum? Bakışlarınızla beni yediniz, bitirdiniz.

Macit: ( kıkırkırkırdayarak)

- Estağfurullah bacım, sizin gibi nadide bir gülü yer miyim? Bitirir miyim? Ben sizin gibi bir kitabı ancak çevirir çevirir okurum, yanlış anlamayın lütfen bunu iltifat manasında söylüyorum.

Şeyma bu sözlerdeki derin samimiyet karşısında duygulanmıştır. Buğulu bakmaktadır.

Macit:

- Küçük hanım yanlış anlamazsanız eğer güzelliğinizden cesaret alarak size bir şey söylemek istiyorum. Senelerce evvel size benzeyen bir hanım ile bir izdivaç yapmıştım ama o beni terkederek pavyonlara kadar düşmüştü. O gün bu gündür onu arar dururum ama bulamam. Nihayet yüce tanrı karşıma sizi çıkarttı. Siz belki o değilsiniz ama ona o kadar çok benziyorsunuz ki size bakmaya kıyamıyorum. Ben çok zenginim neyim var neyim yok önünüze sererim, sizi Türkiye’nin Hande Yener’i yaparım, yeter ki benimle evlenin.

Şeyma hayatında aldığı ikinci evlenme teklifini kafasında hızla evirir ve ikiletmez, kabul eder.

Şehmuz’a paralar ödenir, Şeyma pavyondan telli duvaklı gelin olarak çıkar, annesi mutludur ama babası kahrından çıldırmıştır, o kızının mürüvvetini göremez. Görse de ne anlıycak ki.

----------------------

İç Mekan - Yatak odası - yatağın üzerinde yüzlerce taşbebek, oyuncak bebek felan, yatağın kenarında Şeyma ayağında minnacık önü ponponlu terlikleri, üzerinde ise panter desenli kasıklarına kadar gelen baby-doll'ü oturmakta eşi Macit'i beklemektedir. Kapı açılır Macit üzerinde bordo renkli robdöşambrı ile girer. Ağzında bir pipo tek eli cebindedir.

- Kocacım gelmiycek misin yanıma?

- Rica ederim bayağılaşma Şeyma.

- Niye Ayol, helalin değil miyim? Ben de bir kadınım benim de ihtiyaçlarım var.

- Hayır Şeyma sen beni yanlış anlıyorsun. Sen bundan sonra Şeyma değil benim kaybettiğim Şermin'im ve dünya ahiret bacımsın, aynı çatı altında olduğumuz müddetçe elin elime değmiycek. Yarından itibaren stüdyoya giriyoruz, sana arabeks fantazi tarzında albüm yapacağız.

- Peki ama bir ricam var

- Nedir minik bebeğim?

- Bana bir fabrika satın almanı istiyorum çünkü yıllardır, hem bir şarkıcı olmayı, hem de bir fabrika sahibi olmayı düşlemiştim. Madem bu fedakarlığı istiyorsun benden bana bir de fabrika alıcaksın. Öyle bir fabrika olsun ki Frankfurtta’da bir şubesi mutlaka olsun. Yoksa stüdyoya girerim ama şarkı söylemem.

- Ne demek süslü kuşum. Arzun benim için bir emirdir yarından itibaren istediğin şirketi bulma çalışmalarına başlayıp parasi neyse bastırıp alıcam. Yeter ki sen mutlu ol

--------------------------- STÜDYO ---------------------------

Şeyma kaprisli biçimde aşağı yukarı yürümekte, orkestradakilere kan kusturtmaktadır.
- Olmuyor, olmuyor!! Bu ne biçim beste, bunlar ne biçim sözler? Ben böyle şarkıyı mıçımlan bile yazarım.
Bunun üzere orkestra çok utanır ve muhteşem güzellikte bir beste yapar. Şeyma beğenir ve çok içten gelerek okur. Sesi hançereden gelmekte, dinleyenleri duygulandırtmaktadır.


----------------- 2 ay sonra -----------------


Macit ve Şeyma evde gazete yığınlarının arasında oturmaktadır.
- Hayatım long pileyin büyük sükse yaptı. Herkes bu esrarengiz sesin sahibini merak ediyor. Sahneye çıkmamakta kararlı mısın?
- Çıkmıycam Macit. Rica ederim üzerime varma. Heyheylerim üzerimde. İstediğim fabrika satın alınıncaya kadar şurdan şuraya çıkmıycağım. Kimse beni tanımıycak yüzümü bilmiycek.
Macit muzipçe gülmektedir.

- Hayatım sana bir sürprizim var .Cebinden kadife bir kutu çıkarır. Şeyma'ya uzatır

- Nedir bu Macit?

- Aç da gör hayatım

- Ah (gülümser) (başını yana eğer)yoksa yoksa?

- Aç canım

- Bilmem ki açsam mı?

- Aç ulan uzatma!!

Şeyma eli titreyerek kadife kutuyu açar. İçinde kırmızı kurdeleli bir anahtar vardır.

- Ne bu Macit? Gene yat mı aldın, kat mı?

- Hayır güzelim, istediğin fabrikayı satın aldım, Frankfurtta da şubeleri var tam sana göre.

- Ama Macit bu özelliğe uyan bir tek fabrika var koca Türkiye de değil mi?

- Evet hayatım ve artık onun sahibi sensin.
Şeyma nın dudakları titrer ağlamaktadır

- Hayatım niye ağlıyorsun

- Macit bunlar mutluluk gözyaşları mutluluktan ağlıyorum.

İHANET MERDİVENİ – Bir Aşk Melodisi – Bölüm 41

Bakırköy’deki 5 katlı apartmanın beşinci katı. İç mekan. Misafir odası. İki kadın. Anne ve Şeyma, ve TV. TVde Seda Sayan bir rezalet çıkartmaktadır. Seyirciler buna hayran, olaya iştirak etmeye çalışmakta çıkan rezaletin bir parçası olabilmek için birbirlerini yemektedir. Şeyma gözleri yaşlı gergef işlemekte, anne bir elinde dumanı tüten bir sigara, diğer elinde TV nin uzaktan kumandası sinirli sinirli bacağını oynatmaktadır. Kanalı değiştirdi - değiştirecek gibi bir hali vardır. Şeyma annesinin sinirli haline kızmakta mamafih siniri dile getirmekten özenle kaçınmaktadır. Şeyma 3 ay öncesini hatırlamaktadır.
..... bulutlar bulutlar .....

Antalya - wonders of the world, topkapı - iç mekan - geceyarısı - İki sevgili yatakta sigara içmektedir.

- Hayatım bu ilkti biliyor musun?

- Canım benim Şeyma'm. Bu benim için çok anlamlı sen de bunu biliyor musun?

- Aşkım.

- Bebeğim.
- Ruhum.

- Hayatımın manası.

- Seninle tatile çıktığımız iyi oldu aylardır ilk defa huzurluyum.

- Şeyma’cım benimle balkona çıkar mısın?

- Tabii, neden olmasın. Yoksa yine mi sürpriz yaptın bana?

- Çıkınca görürsün nonikom.
Çift vücutlarını çarşafa dolayarak balkona çıkar. Balkonun karşısındaki duvar olması gerekenden fazla aydınlıktır. Bilboardun üzerinden şu sözler durmaktadır:

"Şeyma, nazlı kuğum. Benimle evlenir misin?"

- Ay Berkalp!! İnanamıyorum.

Şeyma ağlamaktadır.

- Aşkım neden ağlıyorsun.
- Bunlar mutluluk gözyaşları. Mutluluktan ağlıyorum.
- Mutluluğumuz hiç bitmesin bir tanem.

(böğğğğkkkk iğranç)

- Cevabını bekliyorum

- Evet.. Milyon kere evet....

Bu hatıralar Şeyma'nın içini sızlatmakta, gergefinin üzerine mutsuzluk gözyaşları akıtmakta ama bu gözyaşlarını burnundan soluyan annesinden gizlemektedir. Evlenme kararını aldıktan sonra mutluluk içinde istanbul’a dönülmüş, ancak bir türlü Berkalp'in ailesi ile tanışılamamıştır. Gençler kendi aralarında nişanlanmış ama Şeyma'nın ailesine haber verilmemiştir. Yüzükleri Timurcan ve Sude takmış, kendi aralarında kutlama yapılmıştır. Nikah zamanı için gün belirlenememekte, Berkalp sürekli olarak babam “Frankfurt Şubesini açar açmaz evlenicez söz” demekte ama tadilatlar bitmemekte, şube bir türlü açılmamaktadır. Berkalp bazen günlerce aramamakta, Şeyma aradığında cep telefonunu meşgule almaktadır. Kız yemekten içmekten kesilmiş, sinirleri bozuk hatta laçkadır. O bakımlı hali gitmiş, bakımsız bir hal almıştır. Sürekli Muazzez Ersoy'dan şarkılar mırıldanarak kendini banyoya kilitlemekte, habire Berkalp'i aramakta bir türlü cevap alamamaktadır. Banyoda kilitli olmadığı zamanlarda hülyalı bakışlarla tavanı, pencereyi seyretmekte Berkalp'i aramayı düşünmektedir. Annesi buna üzülmekte, "Şeyma bak en sevdiğin yemeği yaptım, niçün bir şey yemiorsun kuzum" diyerek hiç alışık olmadığı şefkati göstermektedir. Böyle kendini üzüm üzüm üzerken 3 gün önce olanlar Şeyma'yı daha da derin kederlere gark etmiştir.

-------------------- 3 gün önce --------------------

Kapı çalınır.

- Kızım kapıyı açar mısın?

- Sen aç anne!!

- Kızım aç işte delirtme beni.
Şeyma bu ısrarlı tutum karşısında daha fazla direnç gösteremez ve kapıyı açar.

Dışarıda Lale Belkıs'ın gençlik hali ve yanında beş yaşındaki Ömer'cik durmaktadır. Şeyma tuhaf bir uğursuzluk sezmiştir. Türk filmlerinde görmeye alışık olduğu bu sahnenin kendi başına gelebileceğini asla düşünmemiştir. Siniri bozulmaya başlamıştır ki….

Lale ağzını açar. Gelin görün ki gözlerini yummamıştır:

- "Berkalp'in yakasını bırak. O benim. Mutlu bir evliliğimiz var, babamın fabrikasında genel müdür, bu da aşkımızın meyvası Ömer. Saadetimizi gölgeleyebileceğimizi mi zannettin? Senin gibi kenarın dilberine onu yar etmem" der ve tabii ki olması gerektiği gibi çıngıraklı bir lalebelkıs kahkahası atar.

- AH-Hah-HAH-HA!!!

Ömer'in gözünden bir damla yaş süzülür; “Abla yuvamızın yıkma nolur!! Yalvarırım babamızı bize geri ver!! Babamızı geri verirsen sana biriktirdiğim bayram harçlıklarımı ve sapanımı vereceğim” der.

Şeyma'nın başı döner bayılacak gibi olur. Kulaklarında Lale Belkısın cehennemden yükselen kahkahaları yankılanırken gözleri kararır. Şeyma’nın eli karnındadır. Yere düşerken, aklından bir cümle geçer: "peki benim yavruma ne olacak?" kahkahalar.. Herşeyden sekiz tane görmekte, sekizi de başka bir yöne fırıldak gibi dönmektedir. annesi haykırır, haykırış iki ileri bir geri yankılanır:

- ŞEYYYYYYYYY-MAAAAAAAAĞAAAAAAAAAAAAA

Fonda Samime Sanay söylemektedir "biir ilkbaahar sebahı güneşle uyandın mı hiç çılgın gibi koşarak kırlara uzandın mı hiç". Şeyma bayılmıştır hayallerinde Berkalp ile yemyeşil kırlarda ağır çekimde birbirlerine doğru koşturmaktadırlar.

İHANET MERDİVENİ – Bir Aşk Melodisi – Bölüm 1

Bakırköy'de beş katlı bir apartman.

Saat 1:40.

Apartmanın önünde siyah bir araba durur. İçinden güzel bir kız telaşlı biçimde iner ve koşarak merdivenleri çıkar. Giriş kapısında, pembe çantasının içinden anahtarlarını çıkarır ve kapıyı açar. Arkasına dönüp sürücüsüne el sallar. En üst kat balkonunda bir kadın sinirli sinirli sigara içmektedir. Genç kadın asansör aynasından yansıyan görüntüsünden memnun, akşam yaşadıklarını aklından geçirmeye başlar. En üst kata çıkar. Kapıda elinde sigara ile bir kadın beklemektedir.

- Nerde kaldın!!

- Ay anne sana hesap mı vereceğim bu saatte!!


İçeriye girer. Odasına koşar adım girer, kapıyı çarpar.

Şeyma güzel olduğu kadar hoppa, hoppa olduğu kadar fettan, fettan olduğu kadar çıtı pıtı, çıtı pıtı olduğu kadar da küstah bir genç kızdır. Öyle böyle değildir yani. Pembe çantasından mor renkli telefonunu çıkararak bir isim bulur ve arar. Karşı tarafın telefona cevap vermesini beklerken sabırsızdır, elleri titredikçe telefonun kenarından sarkan çicekli, böcekli, miniminnacık ayılı süsler hop hop hoplamaktadır.

- Sude hayatım uyuyor muydun?
- Şeyma!! nerdesin ya hadi anlat ölüyorum meraklılıktan. Hadi ne oldu?
- Akşam yemeğe gittik biliyorsun
- Eeeeee biliyoruz heralda. Anlat. Detay ver bana. N’aptınız?
- Ay çok yakışıklıymış ya. Şimdi buluştuk bununla. Yer ayırttmış. Geçtik oturduk. Böyle karşıma geçti oturdu. Laflıyoruz “nasılsın” falan. Gözgöze gelince, bana; "Çok güzelsin Şeyma" dedi. Kıyafetlermi çok beğenmiş. Sonra ne dedi biliyor musun?
- Ne dedi kız?
- Dedi ki "Penbe gönlüm sende" dedi.
- İğranç
- Yok ay. Bunu derken melul melul bakıyordu. Genel müdür yardımcısıymış ya.... Babasının şirketi ama olsun.
- Zeki birşey desene
- Uzun uzun konuştuk. Saatin bu kadar ilerlediğini farketmemişim.

- Sonra?
- Sonra beni eve bırakmayı teklif etti.
- Sonra?
- Eve bıraktı.
- Ne yani bu kadar mı?
- Bu kadar
- Ha, bu arada bir de Timurcan isminde arkadaşı varmış onu seninle tanıştırmak istiyorum.

Oda kapısı vurulur:

ŞEYMAAAAAA!!! AÇ KAPIYI.

Annesi kapıda bağrışmaktadır.