Böyle Konsomasyon Görmedim etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Böyle Konsomasyon Görmedim etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

30 Temmuz 2009 Perşembe

Ben Oraya Gitmedim Be Abi!! - 3

Kalender Bar'dan bir hafta sonra hızımızı alamadık gene Balçova'ya gittik. Bu sefer gittiğimiz "Vızıltı" isimli bir bardı. Dar bir cephesi olan bar içeriye doğru uzuyor ve daaha da daralıyordu. İki basamak ile tuvaletin olduğu bölmeye çıkılıyor, tuvaletin karşısında dar, kare biçiminde özel müşteri locası vardı. Konum itibari ile özel loca müşterileri tuvalete giren çıkanı yakinen izleyebiliyorlardı. Ana bölmede tahta masalar ve tahta sıralar vardı. Sıra sıra bıyıklı adamların oluşturduğu müşterilerinin yaş ortalaması elli üzeri gibi görünüyor tepede bir televizyon bağırıyor fonda artık bir türkü mü dersiniz özgün müziktirik mi dersiniz bilemeyeceğim bir gürültü çağlamaktaydı. Kadın garsonları yoktu. Bar da pek dolu değildi. Bar sahibi ellili yaşlarda eli tespihli, gür bıyıklı, bol şiveli bir adamdı. Masaları geze dolana fıkralar içip kendi barının konsomasyonunu kendi yapıyordu.

Mustafa Amca'ya Kalender Bar kalabalık sizinki niye değil diye sorduk merakımıza yenik düşüp. Bu yaştan sonra barda karı çalıştırıp günaha giremem dedi. Mustafa Amca barı iki oğlu ile işletiyordu birisi 25 diğeri 23 yaşında. Gençler barı modernize etmek istiyorlar amca ona bile karşı çıkıyormuş. Eski ahşap masalardan da, ahşap sıralardan da gayet memnunmuş kendisi.

Mustafa Amcamı yollayınca biz biralarımızı yudumlayıp kendi aramızda münferit muhabbete başladık. Muhabbetimiz bar sahibi bizi hatırladıkça onun tarafında bozuluyordu. Bir müddet sonra fondaki teypten Erzurum yöresinden bir türkü başlayınca köşelerinde sakin sakin oturan amcalar cümleten ayağa kalkıp holde el ele tutuşarak folklorik dansa dair yeteneklerini toplu halde sergilemeye başladılar. Bar sahibi kalkın kalkın diye bize de işaret ediyordu. Kalkmadık.

Folklorik dans harekatı başarı ile sonuçlanınca, bardaki tansiyon hafifledi, yerine oturanlardan pos bıyıkları beyazlamış bir amca "Mihriban"ı söylemeye başladı. Hayatımda bundan daha kötü bir Mihriban yorumu duymam sandım o an, yanılmışım. Neyse Vızıltı'yı şarkı ile bir noktalayıp, daha sonra tekrar gelmek üzere kadın garsonlu yandaki bara geçtik.


(Devam Edecek)

27 Temmuz 2009 Pazartesi

Ben Oraya Gitmedim Be Abi!! - 2

Ben öyle yerlere gitmedim ama öyle bir yere gittim ki aklım şaştı.

Sıradan bir gündü, herhangi bir akşamüstü, Balçova'da bir yere bira içmeye girdik. İsmi Kalender olan bu barda, görünüm hayli ortaşarklıydı. Duvarda iskambil oynuyan köpek desenli bir halı bile asılıydı. Garsonlar ise kadındı. Sapsarı saçlı bir tanesi dikkat çekiyordu. Yeşil elbisesi hayli derin dekolteliydi. Adını koyamadığım bir sarı tonundaki duvar kağıtları yer yer yırtılmıştı. Yerler halıfleks kaplıydı, ama halının rengi belli değildi. Üzerinden bir çok yıl ve bir çok sarhoş adam geçmiş olmalıydı. Garsonu görüp şaşırmaya kalmadan garson masaya geldi. Bize;
-"Ne söyliyeyim size canım" dedi.
Arkadaşlardan biri fırsatı kaçırmadı.
-"Peçeteye yazıp veririz size istek şarkılarımızı" dedi.
Dipleri siyah uçları sarı saçlı kız bir an yüzünü sallandırdı ve derhal rota değiştirip yüzüne sahte bir gülücük yerleştirdi;
-"Yok canım ya, ne içiceksiniz onu deyin" lafını sakız olarak suratımıza patlattı.
Biraları söyledik. Masaya hizmet eden erkek garson bize içkileri bırakınca tekrar yanaştı. Demek barda bir iş bölümü vardı.
-"Bana da içki söylemek ister misiniz?"
Henüz raconu bilmiyorduk. "Hayır" derken parmakları göğüs dekoltesinin sınırlarında tatlı bir kaşıntıyı kovalamak ister gibi geziniyordu. Aynada çalışılmış gizemsiz bir davetkarlık pozuna benziyordu daha çok.

Az sonra bizimle içki içmek isteyen kadının mekanın patronu görünümlü bir adamla tartıştığını gördük. Adam kadından zorla bir şeyler istiyor kadın da istemem manasında başıyla gözüyle işaret ediyor ağzıyla laf yetiştiriyordu. Anlaşılan patron kadının yanımızdaki masada tek başına alkol duvarını aşmakta olan adama konsomasyon yapmasını istiyor, kadın elinden geldiği kadar itirazı sürdürüyordu. Sonunda patron galip geldi. kadın konsomasyona yan masaya seyirtirken; "Bu defa kusarsa ben temizlemem" diye tavrını peşinen belirtti. Bu laf bizi kahkahalara boğdu. Kız kahkahalarımızı duyunca bize çemkirdi "Pintilik ettiniz bir bira söylemediniz sizin yüzünüzden bu sarhoşun kahrını çekeceğim şimdi bilmiş olun". Bu laf o an için gülünmeyecek gibi değildi.

Kızın masaya oturmasıyla erkek garsona "En pahalısını getir İsmayil abine, Sülüman" diye bağırması bir oldu. İçmekten gözleri kızarmış, neredeyse sızmak üzere olan adamla kadehleri tokuşturdular. Adam rakıcıydı. Beş dakika geçmedi adam alnını masaya dayadı. Kadın çığlık atıp masadan kalktı. Adam alnı masada, bacaklarının arasında halıya istifra etmeye başladı. İçtiği rakılar ve patlıcan ezmelerinin halıya dökülen hali o an iştahımızı tıkadı. Hesabı isterken, kadıncağız flöresan ışıklı buzdolabının arkasında patrona "Allah belamı versin ben temizlemem n'aparsanız yapın" diye söyleniyordu.


(Devamı var)

23 Temmuz 2009 Perşembe

Ben Oraya Gitmedim Be Abi!! - 1

Şu aralar bir pavyon muhabbetidir gidiyor. Gazeteler Sibel Can Hanımefendi'nin, Uğur Yücel'in son filmi "Ejder Kapanı"nda ki pavyon kadını rolünü "istemeye istemeye" reddettiğini yazıyor. Tam boşanma arifesindeyken hâlkın karşısına yanlış intibalar uyandıracak bir rolle arzı endam etmek istemiyor anlaşılan. Halkın aklı pek almıyor da rol ile gerçeği karıştırıyordu sanki, ya da boşanma kararını da halk verecekti sanıyordu sanatçı. Demek ki pavyonda çalışan bir kadın kılığına girmek bu bir rol de olsa Sibel Can için hassas bir konuydu, imajının sarsılmasını istemiyordu.

Yine geçtiğimiz günlerde; Cem Yılmaz'ın pavyonda yakalandığına dair bir başlık gözüme çarptı. Kaçarken mi yakalandı, gizleniyor muydu orasına anlam veremedim, espri niteliğindeydi sanırım. Sabırla bir miktar okuyunca sıradan bir basılma olayı olmadığı Uğur Yücel ile birlikte AKsaray'da Şikago Pavyon'da yeni çekecekleri film için mekân incelemesi yaptıkları intibaı uyanıyordu. Basın genelde; "uydur, uydur, yaz" veya "yazarken uydur" mantığı ile icraatte bulunduğu için yazılanlara inanıp inanmamak okurun insafına kalmış. Uyduranın uydururken ne kadar insafa geldiğini bilmediğimiz halde, yazılanlara inanıp ne hafifinden "vay be" tepkisini veren insanlar olduğunu biliyoruz.

Bir gazete haberinde revü kızlarının yarım saatlik dans gösterisi için anlaştıkları pavyonun sahibi, gösteri sonrasında sabaha kadar konsomasyon hizmeti de vermelerini isteyince şaşkına döndükleri haberini okumuştum bir ara.
Türk filmlerine bakacak olursak, eskilerinde de yenilerinde de pavyona düşmenin hayatta düşülebilecek en kötü mertebe olduğunu görüyoruz.
Seneler önce mahallemizdeki bir apartmana genç kız denebilecek kadar genç bir kadın ve ellili yaşlardaki kocası taşınınca, bu garip çiftin sırrını çözmek mahalle halkı için ölüm kalım meselesi kadar önemli hale geldi. Kısa süre sonra kadının şehrin ücra köşesindeki, mezbeleyi andıran pavyonda dansözlük yapmakta olduğu ortaya çıkınca apartman sakinlerine o çift ile aynı çatı altında yaşamayı kabullenmek zûl geldi. Çift apar topar bir gece karanlığında mahallemizden taşınıp gitti. Taşra da tutuculuk başkalarının hayatına karışmayı da gerektiriyor ne de olsa.
Çocuklukta ve onu takip eden dönemde İzmir Fuarındaki pavyonlara gitmek biz egeliler için vazgeçilmesi güç ve çok önemli aktivitelerdi. Her bir pavyona gider o ülke veya şirket ile ilgili ne kadar broşür varsa toplar, tomar tomar broşür ile evimize dönerdik.
Nedir pavyon? Gitmedim bilmiyorum. Üniversite yıllarımda, Alsancak'tan Konağa doğru yğrüken ikinci Kordon'da yolun sol tarafında bir pavyon vardı önünden her geçişte arkadaşlarla abartılı biçimde durup revü kızlarının adeta birer akrobat edası ile vermiş oldukları birbirinden farklı pozları incelerdik bir grup arkadaş.
Pavyona gitmedim ama pavyonu andıran bir kaç birahanede bulundum orada çalışan kızların, müşterilerin halleri de müşteriler ile yaşadıkları diyaloglar da içler acısıdır.