Bugün kursta perdeye bir fotoğraf karesi yansıtıldı.
Işıklar karardı.
Sınıftaki iki kadın sahnenin orta yerinde, yan yana iki sandalyede oturarak resimde gördükleri hikayeyi sınıftakilere anlattılar. Kural çok basitti. Biri bir cümle, diğeri bir cümle söyleyecekti.
Gemi gitti.
Beni burada bıraktı.
O da gitti.
Ben kaldım
Çok sıcak
İkindi oldu nerdeyse, esinti çıkar şimdi.
Eve dönmem lazım.
Bütün gün burada, iskelede oturup bekleyemem.
Bu işlere çok yabancıydım. Resimde kadın madın gördüğüm de yoktu. Gözlerimi kapatıp dinlemeye devam ettim.
İşte esinti.
Şapkamın kurdelesi boynuma değdi mi hep böyle, gıdıklanır gibi..
Biraz daha oturmak en iyisi.
Serin serin.
Küçücük çantanın üzerinde oturuyorum.
İyi ki büyük valiz almadım.
Gemi beni almadan gitti.
Ben kaldım
Çantamdakiler de kaldı.
Herkes gidiyor
Bir ben kalıyorum
Bir de bu çanta.
Çanta da ne var.
Anılar
Eski fotoğraflar,
Unutmak istediğim her şey
Unutmak istiyorsan niye yanında hep.
Hadi açıp bakalım.
Deli misin?
Bu rüzgarda.
Bir şey olmaz.
Olmaz onlar benim anılarım.
Açalım çantayı anılara bakalım
İsteniyorum.
Benim de evde bir kutu dolusu fotoğrafım vardı. Uzun zamandır açmamıştım. Hadi bir csaret edeyim dedim, kutuyu açtım. Resimler rüzgârla dağıldılar. Toplamak için peşlerinden koşmaya başladım. Birkaç tane yakaladım, gerisi rüzgarın oldu. Anılarımı rüzgâra bırakamazdım. Sevmedim kendi hikayemi, insan öyküye kendini sokmamalı.
Açalım lütfen.
Israr etme
Mızıkçısın
Açmayalım ama
Tamam canım ağlama, açmayız istemiyorsan.
Onlar benim anılarım. Başkalarının değil.
Sustular. Öykü bitmiş olmalydı..İşte tam o sırada iskeleden bana doğru yürüyen kadını gördüm. Ağlamaktan gözleri ıslanmıştı. Mavi kurdelesi rüzgârda saçları ile dansederken elindeki minik çabta ile omuzları inik bana doğru geliyordu.