Kariyer Pilavlaması etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Kariyer Pilavlaması etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

21 Mart 2013 Perşembe

Aptallar Gemisi

Aptallar Gemisi'nde sıradan görünen bir gün daha başlıyordu. Sıradan gün demek telaş demekti aptal olana. 

"Koşun, koşun, koşuşun!

Baş Aptalın Baş Yardımcısı'nın sesiydi bu. Neşe içinde gürlüyor, o gürledikçe gemi halkı koşar gibi, mutluymuş gibi yapıyordu. Araya aptal olmayanlardan da bir iki insan karışmıştı ama, aptal pozisyonuna sığınmışlardı. Geçiciydi gizlenmeleri. Malum gemisini yürüten kaptandı; dahası köprüyü geçene kadar ayıya, dayıydı. İki yüzlülük aptal olana da zeki olana da aynı derecede erdemdi bu gemide. 

Baş Aptal endişeliydi son günlerde. Sebebini bilen yoktu. İşte bu yüzden her şey sıradan görünmesine karşın, bir şeylere gebe bir güne yelken açmıştı gemi. 

Aptal sürüsü Baş Aptalın Baş Yardımcısı'nın direktifini duydukça sağdan sola, soldan sağa, bir yukarı, bir aşağı koşuşurdu. Böyle olunca Baş Aptal'ın endişesini gizlemesi de kolay oluyordu.  Koşmaktan haline bakacak adam yoktu etrafında.

Aptallar gemisinin tek yükü vardı. O da angaryaydı. Angarya yüklü gemide kimse yüke elini sürmek istemezdi. Yaklaşanın eline yapışır kalırdı angarya. Bazen angaryayı yükleyecekleri aklı başında, ama aptal ayağına yatmış bir kişi bulunurdu. Her nedense aptal olmayan kendi üzerine yıkılan angaryayı bile özenle yapardı. İşte o zaman olurdu angarya aptala kıskanılacak bir malzeme. Başkasının elinden parlayan her iş kıskanılacak bir cevhere dönerdi. Ondan sonra o işi yapanın aleyhine kulisler, yalanlar, dedikodular döner dururdu. Sonunda işin kokusu Baş Aptal'ın burnuna kadar gelirdi. 
"Yok köşesi olmamış," 
"Yok kenarı iyi dolanmamış," 
"Yok alfabenin sekizinci harfi dokuzuncusundan elli iki milimetre ötede durmamış."
Baş Aptal Kıskandığını belli etmemek için bu sözleri kullanırdı. Diğer aptallar da boş durmaz angaryayı sahiplenmişin kulağına endişe tohumları ekmek için birbirleri ile yarışırlardı. Maksat huzursuz olsun; kendileri neşe içinde koşturur, çalışır, mutlu olur gibi yaparken maksat öteki endişelensin diye. 

Baş Aptal'ın kıskançlık günlerinden biriydi bugün. Düne kadar "Aman angarya işte" diyerek salladığı, görmezden geldiği bir ağırlık daha kıymete binmişti. Sığ sulardaydı, manevra yapması için bildiği sulara çıkması lazımdı. İşte bu yüzden Baş Aptal diken üstündeydi. Bir akıllıdan daha kurtulması lazımdı. 






19 Nisan 2011 Salı

Alın Size Okunma Olasılığı Yüksek Bir CV

CV yazmak bir sanattır derler, bu da yüzyılımızın en büyük uydurması. CV yazmayı sanat addedip kaleme sarılıp döktürenler olacaktır elbette. Çabuk tövbe ederler merak etmeyin, o CV lerin okunduğundan bile şüpheliyim çünkü. CV yazmak bir sanat olarak kabul ediliyorsa da bu sanatın hitap ettiği birinci kitlenin, işverenlerin yani, o CVlere cevaben, elektronik de olsa bir red yazısı gönderme nezaketinden bile mahrum kalma uyuzluğunun bir alışkanlık biçimini kazanmışlığı o şahane CV örneklerinin okunmadığına dair kuşkularımı güçlendiriyor. Kabahat benim değil. Okumadıkları için cevap gelmiyor.

İnternette bir sürü özgeçmiş örneği dolanıyor, kapak mektuplarında neye dikkat edilmesi gerektiğinin ipuçları belirtiliyor. Hepsi palavra inanmayın. Saatler harcayıp yazdığınız CVleri kimse okumuyor. Hadi diyelim okundu. O CVlerle alelade işlere kazara girersiniz. İyi pozisyonları torpilliler kapıyor. Gelişmekte olan bir dünya ülkesiyiz unutmayın. Kişinin kişiye saygı duyması konusunda hazırlık aşamasına geçmedik daha. Geçmek üzereyiz merak etmeyin. Hal böyleyken babası, amcası, dayısı, teyzesi sizin matah bir şey olarak girmeyi umduğunuz şirketteki bir pozisyonu kapmış bir hazretin tanıdığı olan rakibiniz her zaman sizden daha öncelikli bir konumda bunu unutmayın.

Bu kadar curriculum vitae dedik, bir de örnek koymazsak olmaz. Alın size bir az ve öz geçmiş. Okunma olasılığının yüksek olduğuna dair bahse girebilirim.

Adı Soyadı: Burçak Pançak

Hedefleri: Geçtiğim yolda herşeyi mübah sayarak dişimle tırnağımla kazıya kazıya şirketin zirvesine kadar yükselmek. Oraya ulaşınca da son derece adil ve başarılı olup şirketin önünde yeni ufuklar açarak alanımızda rakipsiz falan olmamızı sağlamak.

Kişisel Özellikler:
- Kedi gibi reflekslere sahibim. Bir oradayım bir burada.
- İnsanların zihnini okuma konusunda geliştirilmeye açık bir potansiyelim olduğuna inanmışımdır hep (Valla), ama bu olağanüstü yeteneğimi geliştirmeye vakit bulamadım.
- Yeri geldiğinde aklımdan geçenleri kendime saklamasını da, münasip ortamı bulunca şarlamasını da bilirim. Ezdirttirtmem kendimi.
- Ortama nefis kokular yayarım.
- At gibi gülebilirim (Hep değil, arzu edildiği takdirde)
- Super Nintendo, Mario Kart'ta inanılmaz derecede başarılıyımdır.
- Kıvırtarak "Sexy" danslar yapmakta benden iyisini bulamazsınız.
- 29 Yaşındayım ama cildim kaymak gibi, yani daha genç gösteriyorum.
- Bir oturuşta atı bile yiyebilirim, iştahlıyımdır.
- Unutmadan bir de... Çok şahane moonwalk yaparım, görseniz kıskanırsınız.

Tecrübelerim:
- Mac Donalds menüleri konusunda çok tecrübeliyimdir. Menüdekilerin hepsini yedim. Bir de menüdekileri sondan başa doğru hiç bir yere bakmadan sayabilirim.
- Bir keresinde ata binmiştim. Ama at beni üzerinden atmıştı. Bu benim için iyi bir tecrübe oldu. Artık ata binmemem gerektiğini öğrendim. Öte yandan bu düşüşün tesiriyle kaval kemiğim kırılınca o ara yatmaktan mütevellit çok kilo aldım. Ama övünmek gibi gelmesin size, metobolizmam öyle hızlıdır ki, alçıları atar atmaz hemen zargana gibi oldum.
- Her konuda inanılmaz derecede bilgi sahibiyim. Benden isteyeceğiniz her hangi bir konuda üstelik hiç bir araştırma yapmadan, yani vakit kaybetmeksizin upuzun bir makale yazabilirim. Anında göze ve kulağa çok gerçekçi gelen istatistiksel rakamlar uydurabildiğim için bu makaleleri istatistiksel verilerle destekleyip inanılır kılabilirim.
-En beğendiğim özelliğim de aslında bir "Yaşam Koçu" olmamdır. İstenen her konuda, herkese mentorluk yaparım. Sır saklarım.

Referanslarım:
Burçak Pançak elbette... Beni benden iyi kim anlatabilir size. Üstelik iletişim bilgilerimden kendisine ulaşabilirsiniz.

"Allaha emanet olun. "

Gördünüz işte içinden geldiği gibi kaleme alınmış hissi yaratan gizlisiz ve saklılı bir özgeçmiş örneği. En azından insan kaynakları biriminde kazayen okuyan olursa güler, neşelenir. Cv bir işe yaramış olur. Evet işte böyle..

Devam etmesini umuyorum, ve çok da umursuyorum.





26 Şubat 2011 Cumartesi

Alo Ne Var Be?

Eskiden çalıştığım işyerinin çok trajikomik bir özelliği vardı. Şirketin üst yönetimindekiler, çalışanlarının telefonda kurumsal kimliklerine uygun bir biçimde konuşmasını isterdi. Bunu o kadar çok isterlerdi ki yıllar boyunca eğitim ile ilgili departmana “Kurumumuz çalışanlarının telefonda konuşma adabı” benzeri başlıkta çok sayıda kitapçık hazırlatıldı, bir diğer departmana kuruma özgü intranet ortamından erişilebilecek “Telefona işte böyle cevap vermeliyiz” başlıklı, bol diyagramlı, bol açıklamalı, bol örnekli sayfalar hazırlatıldı. Bir başka departman telefona cevap veriş tarzı ile ilgili “İşte bu yanlış”, “Ama doğrusu da şöyle” nevinden kısa filmler hazırlattı. Çok sayıdaki çalışana bu tanıtım filmleri ve kitapçıklar kucak kucak dağıtıldı. Bu amaçla yüzbinlerce dolar tutan bütçeler har vurup harman savruldu. Üst yönetim çalışanlar telefona doğru düzgün yanıt versin istiyordud uzun lafın kısası, ama nerede? Çalışanların böyle bir emeli ya yoktu ya da balık baştan kokar misali tepeden tırnağa kemikleşmiş adam olma konusundaki isteksizlik tenlerinin altına işlediğinden kimse doğru olanı örnek almıyor, üzüm misali birbirlerine kulak kabartmak sureti ile kararı kararıveriyorlardı.

Uyulması istenen kural aslında çok basitti. Telefon çaldığında cevap veren kişinin ilk önce biriminin adını söylemesi ardından ismini ve ünvanını söyleyerek kendisini tanıtması ve hemen ardından “size nasıl yardımcı olabilirim?” sorusunu yöneltmesi gerekiyordu. Çok güzel değil mi? Bence de ideal bir konuşma biçimi. Ama gelin görün ki uzun yıllar çalıştığım kurumda bir adet Allah’ın kulunun böyle bir telefon görüşmesi gerçekleştirdiğini görmedim, duymadım, bilmiyorum. Personelinin telefonda adam gibi konuşmasını her tür yolu denemesine rağmen öğretemeyen kurum müşteri teması olan birimlerdeki telefonlara otomatik olarak verilen kayıtlı karşılama mesajlarında ise tam anlamı ile çuvalladı. İnsanlara öğretmediler ama karşılama mesajları istedikleri gibi olabilirdi en azından değil mi? Yanıldınız. Karşılama mesajlarını dinlemeye başladınızm ı kurumun ismini söyler ve sizin o anda hangi birimi aramakta olduğunuzu asla söylemez. Telefonu açan kimse zaten böyle bir bilgi vermeye programlanmayı reddettiği için siz her zaman nereyi aradığınızı bilmeden saöça sapan bir diyalogu sürdürmeye zorlanırsınız. Aradığınız yeri bilmeden, karşınıza çıkanı bilmeden, karşınızdakinin keyfine ve insafına terk edilirsiniz.

Çalıştığım kurumun genel müdürlük birimleri ile ülkemizin tamamına yayılmış birimleri arasında müthiş bir kopukluk vardı. Genel müdürlük birimlerinde çalışanlar kendilerini ülkeye yayılmış olan birim çalışanlarındakilerin hepsinden daha yukarıda görür, ikili münasebet anında onları hakir gördüklerini daima hissettirmeye çalışırlardı.

Bir iş için aramak mecburiyetinde kaldığınızda rakip kurumun genel müdürlüğünü aramışçasına aracılık etmekte olduğunuz müşteri her ne kadar genel müdürlüğün de müşterisi olsa, işinizi yokuşa sürmek için ellerinden geleni yaparlardı. (Yokuşlardan yokuş beğen) Kurum çalışan sayısının üçte birini genel müdürlük birimlerinde çalışanların oluşturduğu göz önüne alınırsa, hayli büyük ve adı konmamış biri çekişmenin yıllardan beri sürüyor olması aslında korkutucuydu da. Ancak en yakın rakibi ve emsalinin iki katından fazla personel çalıştırmasına rağmen yıl sonunda elde edilen sonuçların rakiplerinin altında ya da hemen hemen eş değer olmasını da gayet güzel açıklıyordu bu artık kanıksanmış ve katılaşmış iletişim direnci.

Genel müdürlük birimini aradığınızda telefona cevap veren kimse kadınsa; sesi banyodan yeni çıkmış üzerine ancak bornozunu almaya vakit bulabilmiş, ıslak saçlarından su damlaya damlaya telefona cevap vermek zorunda bırakıldığı için hayli öfkeli bir “Alo” sesi öterdi ahizenin sizden tarafa olan kenarında. Cevap veren kişi erkekse, hayli nobran, holigan tavırlı bir asabiyet ile “Ne var be?” tonlarında çemkirirdi. Ülkeye yayılmış birimlerin çoğundaki yöneticiler kendilerini aşağılayan bu seslere şirinlik sergilerdi. Benim gibi birkaç kişi sadece, “Kimsin sen?”, “Ünvanın ne?”, “Benim soracağım soruya cevap verecek kapasitede misin sen?” sualleri ile karşı atağa geçerdi. Ama neresinden baksanız, kendi telefonunu çaldırıp ondan iş istediniz diye sizi daha en başından düşman bellemiş bir kimse ile iletişim nereye kadar sürebilir varın hesap edin.

Ülkemizin uzun yıllardır tanınan ve kurumumuz ile iş yapan bir müşterisi ile içinde bulunduğu durumda uygun yaklaşımları sergilemeyi başardığım için uzun soluklu bir işbirliği yapmak üzereydik. Müşterinin talebini yazılı olarak genel müdürlük birimine iletmiştim, ancak talebe yanıt alamıyordum. İlgili birimin müdürünü arayıp vereceğimiz yanıt konusunda zamanla yarışmakta olduğumuz hatırlattım. Adamcağız son derece şuursuz biçimde yapılan teklifi çok komik bulduğunu söyledi. Kendisine neden komik bulduğunu sordum. Anlattı. Ben de; “Sahiden de komikmiş. Şirketin genel müdürü şu anda yanımda oturuyor diyafondan dökülen yorumlarınızı duyunca o bile güldü”.dedim. Bu sözleri duyunca öyle bir panikledi ki. Hemen ilave ettim; “Ben size iş olsun da durduk yerde yorulun ya da gülün diye buradan teklif üstüne teklif yollamıyorum, ülkenin en eski kuruluşlarından biri bizimle iş yapmak istiyor ve koşulları da orada yazılı işte, üstelik adamlar benim olduğu kadar sizin de müşteriniz, hatırlatırım” dedim. “Ayrıca yanımda konuğum otururken sizin komik bakış açınızı onlara yansıtmamayı bilecek kadar profesyonel olduğumu düşünüyorum, yani korkmayın esprinizi benden başka işiten olmadı” diye ilave ettim. Bunun üzerine adam çok hızla hizaya girdi, müşterinin işi görüldü. Ancak çapsız insanları kilit noktalara oturttukları için ve her birim müdürü benim gibi kestirmeden gitmediği için bir çok işbirliği buna benzer telefon görüşmelerinde sırf genel müdürlükte oturan adam kapris yaptı diye başlamadan sona erdi.

Velhasıl ülkemizde büyük şirketlerimizin bazılarında telefonda konuşma konusunda profesyonellik aramayın, çünkü yok.

Not: Aylar önce yazdığım bir yazıya bir arkadaş yorumda bulunup genç arkadaşlara öğüt vermiş, ülkenin en önde gelen şirketlerinde çalışın, ezilmeyin nevinden görüş buyurmuştu, eksik olmasın. Benim çalıştığım şirket dünyanın ilk beşyüz şirketi sıralamasında her zaman yerini bulan bir kurumdu. Beynimdeki kıvrımlar hala bombeli, kabarık ve kıvrık Allah’a şükür, böyle olunca da büyüklük ile çalışma ahlakı ve prensiplerin güçlülüğünün eş oranlı olmadığını kavrayabilme kapasitem gücünü muhafaza edebiliyor. Şirketler uzun yıllara yayılmış iç dinamikleri ile de büyük kalabiliyorlar. Görüntü hayli modern olsa da kapalı kapılar arkasında dönen Bizans entrikaları ülkemizde hayat bulan yöetim tiplerinde maalesef hala etkin.

3 Şubat 2010 Çarşamba

Parlak Bir Kariyer İçin 10 Altın Kural

Kazara adım atılan üniversiteden mezun olunan gün Hayat gence karşıdan el sallar, “gel gel” diye işaret eder. Fırından yeni çıkmış kadar tazecik diplomasını elinde tutan çiçeği burnunda mezun genç bu daveti ciddiye alır, samimiyetine inanır ve hemen hayatın kollarına atılıvereceğini zanneder. Oysa hayat samimi değildir, hep yalanlar söyler, hep vaatler verir, hep karşıdan gösterir, gösterdiklerini zor verir, vaatlerini gerçekleştirmez.

Kendisini neyin beklediğini bilmeyen genç mezuniyet vedalaşmaları bitip de tek başına kaldı mı “ben ne yapacağım şimdi?” düşüncesi geçer aklından. O güne kadar hiç düşünmediyse artık tam sırasıdır, düşünmeye başlasa iyi olur. Kendisi düşünmezse de evdekiler “ee okul bitti ne yapacaksın şimdi?” makamında sorulara boğarak yavru kuşa yuvadan uçmayı merak etmesi için gereken huzursuzluğu tattırırlar. Genç; günler, aylar geçtikçe arkadaşlarının ya da kendi yaşındaki eş, ahbap, dost çocuklarının işe girdiği haberleri ile suratı bir karış yemek sofrasından kalkma günlerine başlar. Dört bir yana haber salınır, gazete köşelerindeki iş ilanları sonuna kadar okunur, heveslenilenlere başvurulur, gazete ilanlarında görülen sınavlara girilir, tanıdıklar vasıtasıyla ayarlanan iş görüşmelerine katılınır. Çokça olumsuz yanıt alınır, bazen umutsuzluğa kapılıp hırslanılır.

Nihayet o müjdeli haber kapıyı çalar, seçilmiştir, falanca gün işe başlanacaktır. İş kıyafetleri alınır. Henüz fotoğraflarda görülen modeller gibi iki dirhem bir çekirdek işe gidip eğlenilip eğlenilip akşama geri dönülecektir sanılmaktadır.

Genelde büyük firmalar işe yeni giren elemanını genel bir takım kuralları öğretmek ve motive edip gaza gelmiş biçimde işe başlamalarını sağlamak için kısa veya uzun süreli bir oryantasyon eğitimine alır. Genç burada kendisi gibi iş hayatına naif gözlerle bakan eşitleri ile, yani diğer seçilmişler, işe uygun bulunmuşlar ile tanışır. Üniversite ortamındakine benzer esprili, neşeli bir ortama düştüğü için sevinmektedir.

Eğitim sonrasında işe başlanılan o ilk gün genç kendisini çok önemli sanmaktadır. Girdiği müessesede kendisini bir kariyer planının beklediği hayalinin içinde yaşamaktadır. Genç bir kariyer planının kendisini beklediğini düşündüğü işine başladığı o noktaya gelene kadar hangi yollardan geçmiştir haydi ona bir göz gezdirelim. İlkokula gitmiş, orta öğrenimini tamamlamış, herkes gibi bir sınava girmiş bu sınavda başarılı olmak için bir takım kurslara yazılmış ve sınavda “şansına” ne çıktıysa o okulda yüksek öğrenimini tamamlamıştır. Ne genç ne de ailesi hayat ile ilgili bir plan yapmamıştır. Kendi hayatını planlamamış birinin, mesleki gelişimi için kendisine dair birilerinin bir planı olduğunu düşünmesi için hiçbir sebebi yoktur. Ama o bunu bilmez bir yerlerde bir plan olduğu hayaline kapılır.

Eğrş oturup doğru konuşalım, eğer ki bir insan yavrusu; çok uğraşır, işini hızlı öğrenir, çok çalışır, didinir, joker gibi oradan oraya koşturulup tüm angaryaları üstlenerek, gerektiğinde fedakarlıklar yaparsa günün birinde işindeki en yüksek noktaya kadar ilerleyebilir sanıyorsa maalesef çok yanılıyordur. Bu biçimde kendini işine adamışları hızlı terfi ettirmezler. Enayice her tür işi üstüne yükleyecekleri adamı yüseltirlerse o adamın yaptığı işleri yükleyebilecekleri başka adam kalmaz ellerinde. Gencin bunu kendi kendine kabul etmesi için önünde uzun yıllar vardır. Eğer işinde ilerlemek istiyorsa, hızla yükselmek gibi bir emeli varsa kesinlikle yapmaması gereken şey sadece çalışmak olmamalıdır.

Gelelim Kariyer Pilavlamasına, mesleğinde yükselmek için yapılması gereken ancak etik olarak zaafları olduğunu da can-ı gönülden düşündüğüm hızla ve kendini yıpratmadan yükselebilme emeline ulaşma üzerine sinsice düzenlemiş organizasyon faaliyetlerinin cümlesine ben kariyer pilavlaması diyorum. Bir nevi kendi kariyerini kendin parlat manevrası yani. Madem kariyer planlaması diye bir şey yok, madem genç de bir yandan yıllar geçerken, yaşlanmayı beklemeden yükselmek istiyor, o halde kişi kendi kariyerini kendi planlamalıdır. Kişinin kendi kariyerini parlatma, işinde kendini ön plana atmak için el yordamı ile yürüttüğü kulis faaliyetleri için takip ettiği rota Kariyer Pilavlaması’dır. Nasıl ki pilav pişirmek incelik, ustalık ister, kariyerde yükselmek içinde göze batmadan aradan sıyrılmak, pilav pişirmektekine benzeyen bir ustalık gerektirir. Suyunu, tuzunu, pirincini, şekerini yağını hep uygun zamanda atmalısınız ki lapa olamasın ya da kuru kuru kalmasın.

Adet olmuş her bir işin raconu var, en önemli bölümü de bunları maddelemek, iyi bir kariye inşa etmek için şu başlıklarda efor sarfetmek çok önemlidir:

Madde 1: Aman fazla çalışmayalım!!
Madde 2: Cıvık yaftasını yemeden sosyalleşelim
Madde 3: Yeri geldiğinde didişelim sessiz sanıp hakkımızı yemesinler
Madde 4: Bol bol izin rapor kullanalım
Madde 5: Dozunda yağ çekelim.
Madde 6: Ufak ofis çatışmalarına gözü kapalı girmeyelim
Madde 7: Rakiplerin sinirini yıpratalım, iz bırakan çamurlar atalım.
Madde 8: Klüplere katılalım, kendimizi tanıtalım.
Madde 9: Torpilimizi açıklamayalım
Madde 10: Deşifre olmayacak denli sinsi kalalım.

Devam edecek

1 Şubat 2010 Pazartesi

Kariyer Pilavlaması

Geçenlerde gece yarısını epey geçmiş bir saatte karanlığın ortasında uykumdan fırladım. Kendimi rüyamda bağırırken yakaladım. O anda ne söylediğimi anlayamadım. Kadıköy Maarif Koleji’nin Pilav Gününe gitmişim, Tanıdık herkes oradaymış, mutluluk içinde yüzen bir sanatçı, yazar, şair, doktor, avukat, bankacı, talk showcu, mühendis, sanayici, genel müdür, müdür ve müdür yardımcısı kalabalığıymışız. Vakit geçirip birbirimize kariyer havası atmak için oraya gitmişiz, mutlu rolü yapıyormuşuz, önemli olduğumuzu herkes bilsin bir daha da unutamasın istiyormuşuz. Bu kariyer pilavlaması günlerinde ortaya kurulan bir podyuma çıkıp cetvel koyup kimin ünvanı en büyüğü diye ölçüyormuşuz. Her çıkanı ünvanının, şanının, şöhretinin uzunluğu kadar alkışlıyormuşuz. Boş yere bunalıp konuşmamışım uykumda. Saat kaçtı bilmiyorum ve kalbim göğüs kafesimin içinde hırsla gümbürdüyordu, Saate bakarsam tekrar uyuyama riski dolandı gözlerimin önünde. Onları hemen kapadım ve aklımdaki fikirleri bir kenara ittirip tekrar uykuya daldım.

Uyandığımda pencere dışında görünen her şey buz kesmiş gibiydi. “Ama pilav günü Haziran ayındadır yahu” diye diklendim bilmiş bilmiş. Hakikaten de hayatımın en bunalımlı yıllarını geçirdiğim deniz kenarındaki mekandır o okul. Eski binada olsun yeni bina da olsun Genç Werther’inkileri andıran acılar içerisindeydim nedensiz yere, olduk olmadık saaterde okuldan kaçar sonra geriye dönerdim. Benim gibi birkaç tiple birlikte böyle gitmekle, kaçmakla eğlenirdik güya. Oysa bir yere varmadan gitmeler gitmek değilmiş. Deneyerek öğrenmiş olduk.

Ayaklarımız geri geri gittiğimiz o yere seneler sonra pilayı bahane edip dönmek de neyin nesidir onu da konuşlandıramıyorum ne yere ne göğe.

Bu kariyer planlaması denilen ismi var kendisi yok olgu kapanmayan yaralardandır ülkemizde, zaten yara öyle büyüktür ki kariyer planlaması denen bir şey vardıysa bile şu ana kadar ölmüştür zaten. O yüzden insanların meslek yaşamlarındaki ilerlemeye dair izledikleri yolu ben maalesef “kariyer pilavlaması” olarak anıyorum. Kariyer planlaması hakkında düşünce belirtmem gerekirse “yok böyle bir şey” diyorum sadece. Karşımdakiler de olduğunu ispat etmek için dil döküyorlar, yaptıkları kelime cambazlıklarını boş çaba bunlar kategorisinde ve “kayda değmez tuşu”nu basılı tutarak gülümseyerek dinliyorum. Sanki rüyamda bir pilav gününe katılmış gibi gerilmek istemiyorum, anlatsınlar külahıma bana ne. Varlığını ispat etmek isteyen düşünsün.

Mezun olmuş genç insan işe girer ve kendisinin ne kadar iyi olduğunu, en iyisi olduğunu göstermek için çabalar durur. İşe başladığı müesseseye bağlılık hisleri sürekli güçlenir başına ne kadar saçma olay gelse de iş yerine bağlılığı kolay kolay zayıflamaz. Ülkemizde müesseselerin kurum çalışanlarına bağlılığı yok iken genç insanın adeta körü körüne ve beşik kertmesi ile kertilmiş gibi duran bu haline dense dense platonik bir aşk olarak denilebilir. Sevgili eziyet ettikçe, yılmayan genç sevdiğinin gözüne girmek için didinir durur. Zanneder ki her bir işi kuralına uygun olarak yerine getiri ve çok çalışırsa bir gün bu özverili emekleri karşılığını görür. Fena halde yanıldığını anlaması için beş kere bilmem kaç yıl geçmesi gerekir. İşveren açısından bakıldığında çalışanına bağlılığın olmadığı bir ülkede göstermiş olduğu karın tokluğuna bu bağlılık sonunda bir gün gelir avucunu bir güzel biçimde yalar, bizzat kendi elinden diline bulaşan acı tadı silebilmesi için birkaç kadeh buz gibi soğuk su yutması gerekir o gün.

Mesleğinde enayi pozisyonuna düşmeden, yani fazla emek harcamadan, yorulmadan, riske girmeden ilerlemek isteyenler ile yıllar içinde kazandığım deneyimlerimi paylaşmak istiyorum.

Önümüzdeki günlerde elim erdikçe kariyer pilavlamasına dair maddelemelerimi yapacağım. Bu da kendi kendime mim olsun.