Sokak kedileri etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Sokak kedileri etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

30 Nisan 2015 Perşembe

Şekil

Fotoğrafının çekileceğini anlayan bir kedi, saniyede onlarca farklı hareket sergiler ve kendini şekilden şekile sokar.


8 Mart 2015 Pazar

Beni Rahat Bırakın Bakışlı Kedi

Kedinin gözleri:
"Bi uyutmadınız 19, 20 saat gitti" diyor. 

Fotoğraf: İskemle Altı Sakini - D.M.

30 Aralık 2014 Salı

25 Kasım 2014 Salı

Bugün İstanbul'da Yağmur ve Kediler Var...




Bugün yağmur, 
Bir kadın saçıdır,
Yeryüzüne dökülen...

Arthur Lunkwist


Hiçbir şeyin,
Yağmurun bile,
Böyle küçük elleri yoktur...

E.E. Cummings


Hüznün tüyleri dökülür, lirik bakar kedilerin camdan gözleri.
Çocukluğumun kelimleriyle şımartsam da gurbet gibi bakarlar.

H. Ergülen



Güz yüzlü bir kediniz olsun, 
boşluğunuza tutunan.

H. Ergülen


Sen bir şehir olmalısın ya da nar,
Belki Granada, belki eylül, belki kırmızı...

H. Ergülen


Fotoğraflar: D. M.

27 Temmuz 2012 Cuma

Dünya Büyük

Ama kedi küçük...

Kedi küçük de olsa merakı büyük. 



Korksa da, en ufak çıtırtıda kaçıp gidecek olsa da, kısa bir anlığına bakar fotoğraf makinasına. 

Ne bu? yeni rmi acaba? Oynayabilr miyim? 

Çıt sesini duyunca ikinci kareyi çekemezsiniz. 

Şanslıysanız kuyruğunun ucu görünür yaprakların arkasından. 




26 Haziran 2012 Salı

Sokaktaki Misafir Odası

Bankalardaki, 10 yıldır hareket görmeyen mevduat, her sene ilk önce Resmi Gazete'de ilan edilerek sahiplerine duyurulur, ardından Merkez Bankası'na devredilir. Bu sene Hazine'ye devredilmiş hareketsiz mevduat toplamı 170 milyon TL'nı bulmuş (Eskinin 170 trilyon TL). BU rakam bir önceki yıl devredilen tutarın dört katına yakın. İnsanlara ne oluyor böyle, ne kadar çok para unutmuşlar bankada. Eski yıllarda bu rakamlar çok cûzi ve çok sayıdaki hesap tutarlarının toplamından oluşurdu. Vadeli hesapların yanında vadesiz hesaplar da devredilirdi. Şimdi devredilecek vadesiz hesap adet olarak çok azdır, çünkü hesabınız hareketsiz olsa da yıllık işlem masraflarının on yıllık yekûnu sizin unuttuğunuz meblağı siler ve süpürür. Yani 170 milyon TL minik minik rakamlardan oluşmuyor. Nasıl unutulur vadeli depara aklım almıyor. Ölüm desen, mirasçısı vardır bir çok kişinin. Tuhaf, çok tuhaf.

Tuhaf olan bir şey de artık sokaklarda çöp kovalarının ötesine berisine serpiştirilen ev eşyaları.



Yepyeni koltuk takımları, sehpalarına kadar sokağın kenarına atılıyor. Sahipleri mutlaka yeni mobilya almış olmalılar. Aslında hak verilmeyecek gibi değil. Yeni bir eşya aldığında eskisinden kurtulmak resmen çile, nakliye için bir sürü para vermen gerekiyor, eskiciye satsan burunlarını kıvırıyorlar. Birisine vereyim desen ihtiyaç sahibi insanı bulmak zor. Kullanılmış ev eşyaları ve giysileri ihtiyaç sahiplerine ulaştıracak organizasyonların bu ülkede yapılmıyor olması aslında ne büyük bir bencillik göstergesi. 

Koltuklar sokaklarda atılı, yağmur ve güneşten kısa sürede harap oluyorlar. Ama bunlar mahvoluncaya kadar ya da çöp arabaları tarafından alınıncaya kadar sokak kedilerine, köpeklerine rahat bir köşe sunuyorlar.

Dün evden çıkarken bu koltuklar orada değildi. Ama eve dönerken kaldırımda kocaman bir üçlü koltuk üzerinde mahallenin kedileri yayılıp duruyorlardı. Fotoğraf çekmeye kalkınca ikisi atlayıp kaçtı ama koltuğun en kenarındaki uzun tüylü tekir istifini bozmadı. fazla. Bir şey yapar mıyım acaba diye, hafif ürkek baktı. O kadar.  



17 Nisan 2012 Salı

Saklanan Kedi

Kimin aklına gelir, hayli işlek bir caddede, köşedeki elektrik panosunun ardındaki, insan elinin zor gireceği kadar dar bir aralığın bir sokak kedisine yuva olacağı.

İşlek yerlerdeki kuytular bile kedilere yuva. Kuyruğunu görmeseydim, ben de farkedemezdim.  

Fotoüraf : Saklanan Kedi -D.M.

1 Nisan 2012 Pazar

Çevreyi Kirletmeyin; Mesela Kedi Atmayın

Minik bir bahçe içindeki iki katlı ama ufal bir evin önünden geçerken, bahçeyi yoldan ayıran tel örgünün üzerinde gördüm tabelayı. Üzerinde; "Çevreyi kirletmeyin. Burası çöplük değil, kedi ve yiyecek atmayın" Yazılıydı. Bu aralar Türkçenin doğru kullanılmamasına takılabiliyorum, tabela da anlam bozuklukları ile doluydu..Kediler ve yiyecekler ne zaman çöp sayılmıştı değil mi? Çöpe atılan artıktı, yiyecek değil. Çevre ise o tel örgü ile çevrili yer değildi zaten. 

Hakikaten dertlenmiş olmalıydı evin sakinleri bahçe kenarına kedi atılmaması için ikaz yazısı koyduğuna göre, etraf kedi cennetine dönmüş olmalıydı çoktan. Yine de kedi atmak lafı en tuhafıydı benim için. 



9 Mart 2012 Cuma

Büyük Bir Keyifle Bir Kediyi Öldürmek

Dün havanın uzun süreden sonra ilk kez güzel olmasından istifade ederek fotoğraf çekme niyeti ile evden çıktım. Sokak Kedileri serisini biraz ihmal ettiğimin farkındaydım, belki bir kaç ilginç fotoğraf yakalarım düşüncesiyle attım kendimi sokaklara.  Alaybey'deki o tuhaf apartmanın sokağından geçtim. Ben o sokaktan geçmeyeli, kedi apartmanı yıkılmış, yerine koskocaman yeni bir insan apartmanı inşa edilmiş bile. Hava güzel olunca kediler kendilerini sere serpe güneşli, kuytulara atmışlar, güneşlenip tembellik ediyorlardı.

Demiryolu boyunca ilerlerken karşıdan gelen yaşlı bir adam gördüm. Yaşlı adam ile aramda da bir kedi ailesi oynuyordu. Anne kedi güzel bir tekirdi, uzanmıştı ve dört adet iki aylık kadar minik yavrularının birbirleri ile güreşmelerini seyrediyordu. Güneş yüzüne geldikçe gözlerini kısıyordu. Yaşlı adamın yüzü kedileri görünce aydınlandı. Adamın arkasından bir motorsikletli geliyordu. Hain bakışlı bir delikanlı sürüyordu motorsikleti. Bu hainlik de öyle bir bakıştır ki ilk bakışta okursunuz kimin suratına yapıştıysa. Bu delikanlı yirmibeşlerinde, kara kuru, uzun, kemikli yüzlü, kemikli elli bir tipti, Arkasındaki selede on, oniki yaşlarında bir çocuk vardı. Hain bakışlı bağırmaya başladı aniden. "Yeoww" diyordu, çok neşeliydi, arkasındaki piç kurusu da bağırdı aynı sesle. "Yeoww" Yavru kediler duvar kenarına sindi sesten korkarak. Anne kedi yola atladı. Motorsikletli yaşlı adamı sıyırdı geçti. Yolun soluna, kedilerin az evvel oynadığı yere yanaşırken, anne kedi yolun sağına kaçtı. O sırada arkadaki çocuğun bakışlarını gördüm o da motorsiklet sürücüsünün bakışlarının, tıpkısının aynısından taşıyordu. "Ez onu abi?" diye bağırdı. Delikanlı hemen sola kırdı. Motorsikletin tekir kediye çarptığı yerden "TAAKKK" diye bir kırılma sesi geldi. Delikanlı, arkasındaki minik yolcusu ile zafer çığlıkları atarken daha da hızlandırdı motorsikletini.  Demiryolu kenarından süratle ielrlediler.

Tekir kedinin ortasından ağırlığının kaç katı bir metal geçmişti. Umutsuz taklalar attı, acı dolu bir kaç miyavlama denemesi yaparken ağzından oluk oluk kan boşaldı. Bir kediden bu kadar çok kan çıkar mı? Çıkıyormuş. Yaşlı adam "Katiller" diye peşlerinden bağırırken katili gözden kaybolmuştu bile. Tekir tiz bir son nefes bıraktı dışarıya. Yavrular ne olduğunu anlamamış annelerinin başında toplanmışlardı.

Geçenlerde bir şarkıcının twitter hesabında paylaştığı bir resmi görüp öfkelenmiştim. Dayak atılarak öldürülmüş kan içindeki bir köpek resmini paylaşmıştı. Fotoğrafı kendisi çekmiş. Eylem ne kadar acı ve vahşet dolu ise o resmi görmek de aynı derecede vahşet doluydu benim için. Tabi ki ölen bir kedinin resmini çekemezdim. Dünden beri kedinin başından geçenleri anlatıp anlatmamayı düşündüm. Az evvel yazayım dedim. Çünkü bizler böyle insanlar ile bir arada yaşıyoruz, hayvan hayatına bilgisayar oyunlarında çarparak puan almak istercesine dalıp geçen Allahın yarattığı minnacık candan öc almaya programlı yaratıklarla aynı sokaklardan geçiyoruz. Yaptığının kabahat olduğunun farkında olan, çarptımıydı derhal son sürat kaçan hain pisliklerle yollarımız kesişiyor. Bugün, bu yaşta hayvanlara eziyet eden bu insan müsveddeleri, minik katliamlarından sıkılıp artık tadalmaz olunca canları ne yapmak ister, okuyan olursa düşünsün diye yazdım. Büyük bir keyifle bir kediyi öldüren abilerine "ez onu abi" bağıran piç kurularını görmediyseniz de bilin diye yazdım. Rahatsız ettiysem özür dilerim. 



17 Şubat 2012 Cuma

Bugün Dünya Kedi Günlerinden Yalnızca Bir Tanesi

Geçtiğimiz Pazartesi günü katıldığım toplantıda yazar, 17 Şubat tarihinin Dünya Kedi Günü olduğunu söylemişti. Daha önce duymamıştım ama google da araştırdım kesin tarihi öğrenebilmek için. Öncelikle 17 Şubat günü bazı ülkelerce kabul görmüş, ancak kedi severler belirli bir günde sözbirliğine varamamış olmalılar ki, dünyanın başka yerlerinde başka başka tarihler Dünya Kedi Günü olarak hatırlanıyor. Ülkemiz onyedi şubatçılardan. 

Havalar soğuk gidiyor, soğukların artması en çok da sokak hayvanlarını etkiliyor. Yine de güneş yüzünü biraz göstermesin, hepsi soğukları anında unutup, güneşin altında bir güzel gerinmeye, temizlenmeye, oyunlar oynamaya ve ardından da mışıl mışıl uyjuya dalıyorlar. Resimdeki sokak kedisi de bugünün dünya kedi günü olduğunun farkındaki hayvanseverlerden gördüğü ilgi, sevgi ve kuru mamalar sayesinde iyice mayımış, güneşin tadını çıkarıyordu. 



Fotoğraf: Kış Güneşinde Sokak Kedisi - D.M.

5 Ocak 2012 Perşembe

Anne Sözü Dinler Gibi Masum

Sokak kedilerine ne olur hepimiz biliriz. Onlar ölüme mahkum minik dostlardandır. Çoğu insana görünmez olurlar, görebilenlerden kimisi çığlık çığlığa abartarak korkar onlardan, tüyü döküldüğü için nefret objesidir kimileri için. Kediyi gördüğünde tırnağını çıkartan, vahşileşen çok insan vardır. Sevenleri de vardır ama sayıca azdır. Zor bir hayat sokak kedilerinin ki. Ama devri daimi aynı, bir kaç ay süren mutlu bebeklik dönemi. Sonra yalnız geçen kısa bir ömür.

Dün bir pet-shopa uğradım, içeride bir kadın vardı elindeki poşete sarılmış bir gazete kağıdı vardı. Kağıdın kenarından bir kedinin tüyleri görünüyordu. Dükkan sahibine dert yanıyordu kadın. "Bu hafta üçüncü bu, sokaktali kedileri besliyorum ama komşularımdan birisi benim beslediğim kedileri öldürüyor, Ne yapmam lazım?" diye soruyordu. Yaz aylarında evimin bahçesine ben ve bir kaç komşum küçük kaplarda su koyarken o su kaplarını kediler gelmesin diye devirenleri biliyorken bu sorunun cevabını o an ben de çok merak ettim. Merakla baktım dükkan sahibinin yüzüne, kadın da aynı merakala sorusuna bir cevap bekliyordu. Ne yapılabilir ki, insanın bol olduğu yerde insanın değeri yokyen, sokak hayvanlarını zehirleyen, başını taşla ezen insanları bu hobilerinden kim, nasıl vazgeçriebilir? Kadına şiddet sorunu sadece ceza ile çözmeye aklını yoran bir ülkeden insan hayatını da hayvan hayatını da ciddiye alan bir sonuç beklenilebilr mi?

Sokak kedisi doğar, biri başını taşla ezmezse, bir erkek kediye mama olmaz da paçayı kurtarırsa, yaramaz ve sevimli bir çocuk olanca sevimliliği ile kuyruğunu kesmezse, gözünü oymazsa, şanslıysa bunlar kardeşlerine de olmazsa bir müddet kardeşleri ile birlikte annesinin kollarında, çiçekli bir bahçenin yollarında yaşar gider. Annesi ona çöp kovasından dişe dokunur gıdaları çekip almasını, tehlikeli insanların gözleri önünden kaçarak hayatta kalmanın yollarını öğretir. Bir kaç ay süren bebeklikten sonra; yavru kedi büyüyüp kokusu değiştiğinde anne kedi için yavrusu yabancı bir kedi olmuştur artık. Evladını reddeder, yürür gider. 

Anne kedi nasihat eder, masum ve minik kedi öğrenir. Aklında tuttuklarının hayatta kalmasına yardım edeceğini bilmeden öğrenir. .



Fotoğraf: Nasihat - D.M.


12 Aralık 2011 Pazartesi

İçimizdeki Sokak Kedilerine

Gel yine küçüldü saatler
Zor benim işim bilemezsin
Kah sana boyanır gözlerim
Kah içimi bulutlar sarar
Can sana bölünür uykular
Ah seni çeker canım işte

Yoksun yoksun kaç gün ya
Vurgun yorgun derbeder
Bir buz gibi kış gecesinde
Bu sokak kedisi
Yapayalnız

Bir Kayahan Şarkısı


Fotoğraf: Balkondaki Sokak Kedisi - D.M.

Meraklısına Linkler;

25 Kasım 2011 Cuma

Vitrin Güzeli

Sevgili Günlük;

Bugün de avare avare dolanırken bir alay acaiplikle gözgöze geldim. Nazarıma değmeden geçenlerle de ufak çaplı kulak aşinalıkları yaşadım. Bazen düşünüyorum da, bir sürü acaiplik bir tek benim başıma mı geliyor, yoksa mütemadiyen cereyan eden bilimum önemsiz teferruata bir ben mi dikkat kesiliyorum diye. Hoş bu gariplikler olmasa hayatımın son bir buçuk yılında egemen olan monotoniyet daha da bir dayanılmaz hale gelebilirdi. Evet sevgili günlük aklından geçenleri okur gibiyim, monotonluk demesini beceremdiğimden yeni bir kelime uydurdum, maksat dilimiz zenginleşsin harfler birbiri ile kaynaşsın.

Bugün gördüğüm tuhaflıkların hepsini yazmayacağım onları zaten daha önceleri de muhtelif varyasyonları ile yazmıştım, hayatım tek düze diye senin de her bir sayfanı bir örnek yazılarla dolu hale getirecek değilim. Sakın ürkme. Kenar süsleri, ufak tefek karalamalar ile zaten abardım abarabileceğim kadar. Neyse canca-aaa-azım... Beyhude yere dolana dolana günü sonuna bağlamak üzereydim ki, onu gördüm. Bir dükkanın vitrinine kurulmuş oturuyordu. Sol tarafında mavi rengin ağırlıklı olduğu nazar boncuğu desenli bir puf vardı. Dikkatle bakınca anladım ki kendisi de yanındaki pufa bir örnek hazırlanmış nazar boncuğu şekilli bir şiltenin üzerine kurulmuş sereserpe oturuyordu. Ömrünü camekan ardında tüketen tüm vitrin mankenleri gibi camın arkasında, dışarıda akıp gitmekte olan yaşamı ilgisiz gözlerle süzüyordu. Ne kadar güzel olduğunu biliyordu. Bütün vitrin mankenleri gibi, o da kendisine gösterilen alakayı görmemezlikten gelmeyi öğreneli çok uzun zaman olmuştu. Onun dünyası o vitrindi veri geri kalan her yer bomboştu. Ona bakanlar aniden görünmez oluyor, o kimseleri görmüyordu. Neredeyse cama yapışmış biçimde onu izlerken, vitrin güzeli kıpırdamadı bile. Gözlerinin içine içine bakmama rağmen benimle birtürlü gözgöze gelmiyordu. İstifini bozmuyordu vitrin güzeli. O anda karar verdim inadını kırmaya.

Vitrin güzeli benimle gözgöze gelecekti, o kıpırtısız bedeni hareket edecek ve benimle konuşacaktı. Kararlı olduğumu anlamıştı. Aklında geçenleri biliyordum. "Ne yapıyor bu sersem?" diye düşünüyordu. Bakışlarındaki ilgisizlik yerini kayıtsız kalmaya çalışan bir merağa bırakmıştı bile. Bu hali benim inadımı kamçıladı. Dükkanın kapısından içeriye girdim.

- İyi günler. Vitrindeki bu Küçük Hanım'ın fotoğrafını çekebilir miyim?
- Elbette, biraz keyifsiziz ama bu ara.
- Neden?
- Sormayın az evvel kasanın arkasında gezerken kasiyerimiz Ayla, kuyruğuna bastı: On dakika önce görmeliydiniz burayı.
- Ah kıyamam, şimdi anlaşıldı öyle üzgün üzgün vitrinden dışarıyı seyretmesinin sebebi. Adı ne?
- Cinderella ama biz Cindy diyoruz.

Vitrin güzeli kendisinden söz edildiğini anlamıştı ama hala merak ettiğini bellli etmemeye çalışıyordu. Pisi pisi diye seslenmemi duyduğunu kuyruğunu oturduğu şilteye sertçe vurarak belli etti. "Cindy, resmini çekebilir miyim?" sorusuna ise daha fazla kayıtsız kalamadı. Başını bana doğru çevirdi, üzerinde vitrinin sarı ışıkları yansıyan, dünya güzeli gri gözleri ile bana bakıyordu işte. Resmini çekince yerinden kalkıp başını dizime sürttü. Çantamdaki acil durum kuru kedi mamasından bir minik avuç verdiğimde aramızdaki buzlar tamamen erimidi. Avucumdan yiyecek kadar bana güvenmişti. Kıtır kıtır sesler çıkartarak iştahla kuru mamayı yerken, isminin kül rengindeki tüyleri ile çok uyumlu olduğunu düşündüm.

Fotoğraf: Vitrin Güzeli Cindy

23 Ağustos 2011 Salı

Kıpır Kıpır Kıpırdaşan Kedi

Sokak kedileri konu başlığı altında yazmaya başlayalı neredeyse bir yıl olmak üzere. O kadar sevimli kediler resimledim ki, ger bir ayrı bir hikaye anlatıyordu zaten sadece resimlere baktığınızda. Ama sanılmasın ki o resimleri çekmek kolaydır. Aksine kedi, hele insanların kendisi ile haşır neşir olmasına alışkın bir kedi ise siz resim çekmek için ona doğru yaklaştığınızda hemen başlıyor mırıldanmaya, kıpırdanmaya, sevgi ile başını ayak bilekelrinize, dizlerinize sürtmeye. Artık bir adet poz yakalamak için nasıl uğraştırıyorlar bilseniz. Her biri denklanşöre bastığınız an ile kameranın o anı yakaladığı ana arasında geçen miniminnacık saliseler içinde şekilden şekile giriyorlar.

"Aman ne güzel poz yakaladım", "Ne kadar duygulu bakıyor", "Bu poz tam resimlik" diye düşündüğünüz anda zaten çok geç kalmış oluyorsunuz. Makine hazır elinizde duruyor olsa dahi resmi çektiğiniz anda kedi hınızırca, şakacı biçimde kıpraşıveriyor.


Siz halinizden memnun, güzel bir poz yakaladığınızı zannederken bir de bakıyorsunuz ki, çektiğiniz fotoğraftaki kedinin az önce gördüğünüz munis canlı ile uzaktan yakından alakası yok. Kedi resmi çekmek istiyorsanı zöncelikle çok hızzlı olmanız lazım. Bir güzel kare yakalamak için birden fazla resim çekmenizin gerektiğini kabul etmeniz lazım. Hoş bunları bilmeden bu işe başlasanız da onlarca kedi sanki söz birliği etmişçesine sizim sabrınızı sonuna kadar deneyerek bu işin böyle olduğunu size bir güzel öğretiyorlar.

Resimdeki sarı kedinin bana öğrettiği gibi, iki tane güzel poz yakalamak için dakikalrca kımıl kımıl şekilden şekile girdi yaramaz.

8 Ağustos 2011 Pazartesi

Ada Çapkını

Ada olur, kedi olmaz mı? Dolu hem de, sürüsüne bereket. Ama denizinden mi, havasından, suyundan mı, çoğu hayli munis bu kedilerin. Ada olur, kedi olur, çapkınlık olmaz mı? O da olur elbette. İşte size buruk bir aşk hikayesi.

Yer: Büyük Ada, Piknik Alanı, Bizim masanın kenarı.
Oyuncular: İki sarışın ada kedisi. Sarman ile Ginger.

Oturmuş püfür püfür piknik keyfimizi yaparken önce Ginger giriyor kareye. Karnı aç gibi. Doyurup mutlu etmek lazım. Derken kareye Sarman giriyor. Onunda karnını doyuruyoruz. Sarman'ın karnı doyunca Gİnger'a meylediyor gönlü. Kız istemiyor, ama oğlan kararlı.


Ginger iki tırmaklıyor. Sonra alıp başını kayboluyor gözden. Fazla da uzağa gitmiyor aslında bir diğer piknik masasına kadar gitmek onu yormuş anlaşılan. Peynirin kokusu Sarman'ın koksundan daha caip gelmiş olmalı.



Gidenin ardından bakakalıyor sarman. Kalbi kırık, ama karnı tok Allah'tan. Yoksa çekilir mi hem açlık, hem de aşk acısı?




29 Temmuz 2011 Cuma

όταν οι τουρίστες αφήνουν Yani "Turistler Gittiğinde"

Yunanistan tarih ile eğlencenin iç içe geçtiği eğlencenin merkezi. Yıllarca gördükleri türk mezaliminden yakındılar. Yüzlerce yıllık türk kahvesi oldu yunan kahvesi. Türkiye'yi burunlarının diğlerindeki gizli düşman olarak gçstermek ile yıllarca nemalandılar. Ne kadar da barışçı bir halk aslında değil mi?

Yunan adaları kısacık ama lezzetli seyahatler için birebir. Hem çok yakın hem de fazla pahalı değil. Aşina olduğumuz damak tadını, akdeniz rehavetini tadımlık yaşamak birebir.

Yunan adalarına ya da ana karaya adım attığınızda ilk önce sıkıcılığa düşmeyen, bir örnek sokakların titizlik olarak adlandırabilecek temizliği dikkati çeker. Sonra sokaklarda gezsen minik kedicikleri, minik köpekleri görürsünüz. Tam da ülkemizdeki sokak kedileri ve köpekleri gibi. Hepsinin iki üç aylık kediler, köpekler olması ilk başta dikkatinizi çekmez. Kedi, köpek seven turistler tatilleri boyunca bağırlaına basarlar bu hayvancıkları.

Hayvanların ergen olmayışını garsonlara sormayı denersiniz, yanıt alamazsınız. Tatiliniz bitmeden önce hayvansever bir kadın garsona ratlarsanız belki, ona sormayı deneyebilirsiniz. İşte o zaman aranızda şuna benzer bir diyalog geçer.

Maria bu kedilere ne oluyor?

Maria'nın o güne kadar gülen yüzü bir anda düşer.

Bilmek iztemezsiniz.

Hayır bilmek istiyorum.

Turistler gittiğikten sonra kediler yaşamıyor

Nasıl yani? Aç kalıp ölüyorlar mı?

Hayır onları zehirliyorlar.

Ya ölüleri ne yapıyorlar. Çöpçüler topluyor. Ada sakinlerine de zehirledikleri hayvanların cesetlerini yoketmeleri ya da çöp arabasının geçtiği yerlere bırakmaları söyleniyor.

Zehiri nereden buluyorsunuz. Belediye halka ücretsiz olarak zehir dağıtıyor.

Yalnızca hayvan seven yunanlılardan duyabileceğiniz sözler bunlar.

Turisteleri gönderen son uçak ya da son feribot gittikten sonra geride kalan kedi ve köpek yavruları itlaf ediliyor. Her sene bu toplu cinayetler tekrarlanıyor. Konu ile ilgili forumlara girdiğinizde yunanlıları yalanlamaları dikkat çekici.

Hayvanlara zulüm sadece ülkemizde yok yani, başka ülkelerde daha vahiö ve sistemli işliyor.





Meraklısına Linkler;




28 Temmuz 2011 Perşembe

Tedbirli Kedi

Kimi sokak kedileri sokakta kedi hayatı sürmenin cilvelerini fazlası ile tatmıştır. Sevilip okşanmak isterler, en azından onlara her gün yiyecek veren ellere yaklaşmak isterler ama o kadar umulmadık insanlardan o kadar derin acılar çekmişlerdir ki içleri de gitse gelip yanaşamazlar size.

Resimdeki koyu gri, bal rengi gözlü kediye bir kaç haftadır kuru mama veriyorum ama daha henüz yanağından bir makas bile alamadım. Kedi hala tedirgin, hala bir kaç adımlık menzilden bakıyor. Olsun bu da bir şeydir

11 Temmuz 2011 Pazartesi

Sayfiye Yeri Kedisi

Sayfiye yerindeki kedilerin işi zor. Yaz geldi mi her gün baklava, börek misali her gün ayrı bir kapıdan istemedikleri kadar yemek artığı ve istemediklerinden de fazla kucak dolsuu sevgi alan sayfiye yeri sokak kedileri, yaz bitmesi ile birlikte daha ne olduğunu anlayamadan aç bilaç yolları arşınlamaya başlarlar.

Yaz bitmişti, ekim ayının ilk günlerinde hava henüz soğumamış olmakla birlikte yazlıkçılar evlerine döndüşünde sokaklar hüzün kokuyordu. Hüzün kokan sokaklarda açlıktan süzgünleşmiş kediler dolaşıyordu.

Bu resimdeki kediyi Eski Foça'da eskiden görmüştüm. Eski bir Eski Foça kedisi resmi yani. Kedinin şansı bizi görünce açılmış olmalı. Ben bu resmi çektikten bir kaç dakika sonra çarşıdaki balıkçılar ağlarını toparlıyorlardı. Nasıl olduysa ağlara takılı kalmış bir küçük balık aniden ağlardan kurtuldu ve o ivmenin kazandırdığı hız ile havada uçup resimdeki kediye yöneldi. Bir an evvel mutsuz, üzgün gözlerle etrafı süzen kedicik balığın yere konmasına müsade etmedi. Onu havada yakaladı. Bir daha da arkasına bakmadan ağzında ortasından dişlediği balık ile karşıdaki kahvehanenin içinden geçip gözden kayboldu. Her nereye gittiyse o balıkla kendisine, kedi ömrü boyunca unutamayacağı bir ziyafet çektiğine eminim.