Üç Ahbap Çavuş etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Üç Ahbap Çavuş etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

26 Eylül 2008 Cuma

Bizim Evin Falları

Cicim’in sayfasındaki bugünkü yıldız falımı gösteren linke tıkladım. Şunlar yazılıydı:

Terazi ( 24 Eylül-23 Ekim ): Bugün tembel gününüzdesiniz. Bir an önce iş bitse de kendimi dışarı atsam diyorsunuz. Çalışmak içinizden gelmiyor. Yataktan kalkmak istemiyorsunuz. Unutmayın çalışmadan hiçbir şeyi elde edemezsiniz. Sevdiğiniz bu durumunuza çok üzülecek. Söylesenize sizi bu hale getiren sebep ne? Bir an önce silkinin ve kendinize çeki düzen verin. Şansınızı zorlayın. Karşılığını alacaksınız. Bugünlerde size yapılacak sürprizler sizi olumsuz yönde etkileyebilir. Sinirlerinizi bozmayın. Bol bol B vitamini takviyesi yapın.

Okumayı bitirdiğimde hiç şaşırmadığımı görerek şaşırdım. Fala inanmamak için artık hiçbir sebebim kalmadı. Fala direndiğim/inanmadığım dönemde umulmayan bir anda bakılmış iki falımın da aynen çıkması üzerine inançsızlığımı kaybetmiştim, ama iki durup bir fal okutturacak kıvama da gelmeyi tasarlamıyorum asla.

Bir de geçen gün Aydan Atlayan Kedi çok keyifli bir yazı yazmıştı, googledan neyi arattıranların yolu bloguma düşüyor diye ben de baktım tekrardan;

- ENNNNNN ÜNLÜ DOKTORLAR,
- hazır cevap kitapları,
- ofis oyunları,
- beş kolay parça,
- sen türkünü söyle yarışmasının elemeleri ne zaman başlıyor,
- körfez manzara kahvaltı,
- nükhet duru+soyunuk,
- bulvar gazetesi gizli itiraflar köşesi,
- SİGARA NE VERİR NE ALIR,

Hepsini anlayabilirim de şu sen türkünü söyle yarışması diye bir şeyden haberim yoktu, bir de soyunuk Nükhet Duru’yu arayanların benim bloguma düşüyor olmasına gerekçesine çok içerledim. Nükhet Duru’yu soyunuk ya da değil hiç fark etmez, görmek ya da duymak istemem. Bunu da şu ana kadar hiç dile getirmemişken nerden çıktı bu ilinti diye huylanıyorum demikleyinden beri.

Abi’nin yazısının altından bakan, bakarken tartan, ölçen, biçen, yargılamış, çok bilmiş, hiç beğenmemiş bakışlar dün gece bir girdi rüyama çıkartasıya kadar ak ile karayı seçtim. Uyandığımda ak kedi sağ koluma, kara kedi sol koluma çöreklenmiş, hırıl hırıl uyuyorlardı. Allah kahretsin kapı kolunu açmayı öğrendiklerinden beri ilk defa yatak odasına girmeye cesaret etmişler. Geçen haftaki ikinci kedi faciasından sonra (henüz yazmadım) gösterdiğim toleranstan cesaret alıp tepeme çıktılar işte sonunda.


Hazır yeri geldi yazayım oldu olacak. Benim Blackie ve Whitey, iki kedi irisi. Gayet kardeş kardeş yaşıyorlar aynı çatı altında iki yabancı kedi gibi. Sabahları cama çıkıp etrafı seyrediyorlar, mahallenin cümle kedisi de gelip bunları, tanrı kedi zannıyla hayranlıkla seyrediyor. Bizimkiler mağrur mağrur diğer kedileri görmezlikten geliyorlar. Böyle mutlu mutlu yaşarken on gün kadar önce bizimkilerin haddinden fazla kaşındığını görerek durumdan pirelendim. Beyaz biraz aptal yaradılışlı olduğu için yakalayıp kucağıma yatırdım, tüylerini aralayıp bakarken, tüylerin arasından bana bakan sevimsiz bir mahluka ait iki göz ile gözgöze geldim. İnternette kedi haşaratlarını google marifetiyle aratırken orada hiç alakası yokken birkaç blogun da listelendiğini gördüm. Bizimkiler pirelenmiş efendim. Hemen veterinere gittim, pire tasması ya da XXX önerdi. Bu XXX bir damla bir sıkımlık damla, kedinin ensesine sıkıyorsun kedini üstündeki cümle haşarat 8-12 saat arasında öbür tarafı boyluyor.




Akşam eve gelince siyah kediye bir damla, beyaz kediye bir damla sıkmadan önce internette araştırdım hiç bir yan tesiri yok gibi görünüyor. Akşam dokuz sularında siyah kediyi sevecek süsü verip kandırarak kucağıma aldım ensesine bir damla tatbik ettim, ardından beyaz kediye de. Bunlar gayet mesut evde gezinip oynarlarken gece bir gibi siyah kedi acaip sesler çıkarıp kendini yerden yere atmaya başladı. Googledan daha derinlemesine bir araştırma yapınca bu ilacın ölümcül tesiri olabileceğini kedinin ensesinin ivedilikle bulaşık deterjanı ile yıkanması gerektiğini gördüm. Bizimkisini al yıka, koy sepetine. Beş dakika nefes almakta zorlanıyor, dili kıpkırmızı olmuş, dışarıya sarkmış. Beş dakika saklanıyor ve çocuk gibi sesler çıkarıyor. Saat beşe doğru uyumaya başladı. Bir hafta kendine gelemedi böyle olunca ben bu ikisini şımarttım tabi. Beyaz kedide hiçbir yan tesir göstermedi.

Neyse efendim sebebi ne olursa olsun kediyi şımartmamak lazım sanırsam. Aşağıdaki videoda Blackie Efendiyi ölümlerden döndüğü sabah bitkin halde görüyorsunuz.

Bir de sanırım bundan böyle google da pirelenmiş kedilere dair arama tarama yapanlarla da tanışacağız zaar.


24 Mart 2008 Pazartesi

Kaldı Dört...

Bizim evin beklenmedik misafirlerinden gri olanı çok çabuk ayrıldı aramızdan. Anne kedi çok üzüldü. Kedinin öldüğünü anlayınca tüylerini yalayarak hayata döndürmeyi denedi, ama yavru kediyi parktaki yolculuğuna gönderince hemen unuttu. Siyah kediye çok sini roluyordum sürekli tiz sesiyle vara yoğa miyavlıyordu.
Bir hafta sonra gözleri açıldı, veteriner gözlerine antibiyotikli bir merhem sürmemi önerdi yoksa gözleri enfeksiyon kapıyormuş. Bizimkiler enfeksiyonsuzdular, artık bir ismi hakediyorlardı. Beyazı Whitey, siyahı Blackie ve turuncusu Ginger oldular.
İki ay sonra kediler çok hareketli biçimde oradan oraya koşuyor, aniden oturduğum koltuğa tırmanıp bana oyunlar yapmayı seviyorlardı. Umulmadık anda aniden önüme çıkıp ayaklarımın altından koşuyorlardı. Birine birşey olmasından korkuyordum - ki korktuğum başıma gelmekte gecikmedi. Mayıs başıydı, balkonda kitap okumaya çıkıyordum bir elimde kitap öbür elimde çay, adımımı atmamla yumuşak bir şeyi ayaklarımın altında hissetmem bir oldu.
Turuncu kediydi bu. Çok kötü miyavlıyordu. Bir yastığın üzerine yatırdım. Acısı dinmiyordu. Beyaz kedinin de anne kedinin de umurunda değildi ama, siyah kedi, turuncu kedinin yanına yatıp onun gözlerinin içine baka baka sanki acı çeken kendisiymiş gibi miyavlamaya başladı.
Turuncu kediyi veterinere götürdüm. Bacağı kırılmıştı, bir metal takılması gerekiyordu. Ameliyatını ertesi gün yaptılar. Başarılı bir ameliyat olmuştu ancak üç hafta veterinerde kalması gerekiyordu. Veteriner; anne kedi ve diğer kedilerin eve dönüşte turuncu kediyi kabul etmeyeceklerini düşünüyordu. Dönüş günü yaklaştıkça beni bir endişe aldı.

12 Mart 2008 Çarşamba

Üç Ahbap Çavuş

Dört yıl önce bugünlerde...


Genellikle evimizin önündeki parkta dolanan, bazı akşamlar da apartmanın cümle kapısı önünde yiyecek bekleyen hamile bir tekir kediye çok acıyordum. Bir gece geç saatlerde yolu buz tutmuş parktan geçerek eve dönerken, kedi peşime takıldı. Apartmanın cümle kapısına kadar beni izledi. Kapıyı açtım, kapatırken dışarıya baktım. Oturmuş beni izliyordu. Havada çok soğuktu. “İçeri gelir misin kedicik?” diye sordum. Yavaşça içeri girdi. Kendini garantiye alınca “miyav” cevabını verdi. Sanırım bu evet demekti.

Asansöre benimle girdi. Dairemin kapısını açarken mırıldanmaya başlamıştı, patileri ile yeri ezmeye yoğurmaya çalışıyordu. Kapıyı açınca benimle bir içeriye girdi girerken biraz yükselip dizlerime adeta omuz attı.

Eski bir dört köşeli plastik leğenin içine temzilikçi kadının kullandığı çaput kıvamındaki bezlerden doldurup, alaturka tuvaletin içne yerleştirdim. Kedi bana baktı, tekrar “miyav” dedi, ben “ gir içine yat bakalım” dedim. Böyle deyince hoplayıp leğenin içine kuruldu. Önce gerinip, ardından yusyuvarlak kıvrıldı. “Hava çok soğuk bu gece kalır sabaha yollarım sokağa” diye düşündüm.

Ben de odama gidip uyudum. Sabah ezanında kedinin miyavlamasına uyandım. Sesi yankılı yankılı, arada çok tiz geliyordu. Yok yok bu bir değil birkaç kediydi. Hemen tuvalete girdim. Kedinin etrafında karalı grili, pembemsi renkli yumaklar vardı, kedi histerik biçimde onları yalıyordu. İnanılmaz bir şey eve aldığım gece, güvenli, sıcak yeri bulunca kedi yavrulayıvermiş. Tam dört kedi yavrusu, gri, siyah, siyah beyaz ve turuncu renklerde ve hepsi de “miyk miyk” sesler çıkartıyordu. O kadar gürültüye rağmen gözlerinin kapalı olduğunu görerek hayrete düşmüştüm.

Ne yapacağımı bilemedim.