Şiir etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Şiir etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

9 Ekim 2021 Cumartesi

Saçları

Bilmeyorum ne vardı saçlarında..
Rüzgar mı delice eserdi,
Gözlerim mi öyle görürdü yoksa..
Saçlarının her haali hoşuma giderdi.

Özdemir Asaf



8 Nisan 2015 Çarşamba

Gozilla'ydım Ben Çocukken

Daha ondu yaşım
Caligula denizaltını ziyaret için
minik yavrukurtlarla çıktığımız gezide
torpido gözünden kayıveren
bir nükleer başlık
düştüğünde üzerime.
Sırra kadem basınca öbür izciler
örtbas edilince hadise
dönüştüm ben de tıpkı filmlerdeki gibi
bir suskun, çocuk Gozilla'ya
ama kısacık boyumla öylece,
evcil, iki küçük bacaklı
radyoaktif bir komodo ejderine
dururdum öylece
çok da kötü değildi halim.
Annemle babam kızdılarsa da
ödediği sus payı hükümetin
durumu kabullenmesine yetti her ikisinin.

Michael Alan Kassel "Vampyre Mike"
Çeviren: D.M.


1 Aralık 2014 Pazartesi

İn

...
Kadından bir şelale, giyinmiş
Pelerin gibi, ağır ağır inişini.
Sonuncu basamakta, şöyle bir duruyor
Olanca devinimi vücut buluyor



X.J. Kennedy - "Nude Descending a Staircase" adlı şiirinden 
(Çev: D.M.)


14 Ağustos 2014 Perşembe

Sözcükler

Dikkat edin sözcüklere,
en şahanelerine bile.
Bilin ki çok ter dökülmüştür bu ihtişam için.
Sözcükler, böcek misali toplaşırlar bazen
iğne değildir ama, busedir bıraktıkları.
Bazısı; hünerli parmaklar gibidir,  
kayalar gibi güvenilir,
zor kalkılır oturunca üzerlerinden.
Papatya sanırsın, bir de bakmışsın yaradır onlar.

Yine de aşığım sözcüklere.
Onlar; tavandan çıkıveren güvercinler,
kucağımda duran altı kutsal portakal.
yazın kıyısındaki ağaçlar. 

Yine de pek sık kırsalar da ümidimi
O kadar fazla ki söyleyeceklerim,
bir alay öykü, imge ve deyim.
Kafi gelmiyor ama sözcükler, bunları anlatmama
Gelip en kötüleri, öpüveriyorlar beni,
Kartal gibi süzülsem de bazen,
çalıkuşu kanatları üzerimdekiler

Fakat ne eksiliyor gayretim,
ne de sözcüklere nezaketim.
Zira sözcükler de yumurtalar kadar özen isterler,
kırıldılar mı bir defa
iflah olmaları imkânsızdır bir daha.
(İngilizce'den çeviren: D.M.)



2 Temmuz 2014 Çarşamba

Madımak Oteli

_Sivastopal, 2 temmuz 1993,
37 ölü,
milyonlarca şiir yaralı._

sizleri tanıyordum
sabahları geçerek önümden giderdiniz işlerinize
siz
kendini amber ağacı sanan karalahana suratlı manav
yüreğini örümceklere diktiren terzi çırağı
siz
çocuklara çarpıp kaçma eğilimli belediye şoförü
maçlarda peygamberlere küfreden zabıta memuru
evet siz
siz
öğrencilerine Atatürk heykelini tokatlatan öğrenci yurdu müdürü
yani siz beyefendi
siz
çanakçılar, kışkırtıcılar, kibritçiler
melek boğazlayıcılar
sahte itfa’ye aslanları
siz
cinayet sonrası toz olan pır pır sultan imamlar
bayat yeşil biberler
kanat düşmanları
sizleri tanıyordum
kutu kutu odalarım kol kanat gerdi askerlik anılarınıza
banka cüzdanlarınıza
astım ilaçlarınıza
kiminiz evden kovuldunuz bende yattınız sabaha kadar zik zak
korudum sizi göktaşlarından ve ay çarpmalarından
çocukluk arkadaşınızdı otel kayıt memuru önce onu yaktınız
türküleri yaktınız şiirleri yaktınız
doğru sözü yaktınız

akşamları geçerek önümden gidersiniz evlerinize
yıkıntıma sinsi sinsi gülersiniz
kapıda sizi karşılayan çocuklarınız
onlar da öğrenir bir gün
içindeki insanlarla yaktığınız
bir otelin
sonsuza dek
kül tüküreceğini yüzünüze.

Akgün Akova


11 Haziran 2014 Çarşamba

Asfur

Asfur Arapça'da kuş anlamına gelen bir kelime. Şimdilerde ise Eylem Şen'in yönettiği bir belgesel filmin adı.


Film Antakya, İstanbul, İzmir'de yaşayan suriyeli mültecilerin ülkemizdeki ayakta kalma mücadelelerine tanıklık ediyor. Hangi şartlarda ülkelerinden göç etmek zorunda kaldıklarını, ülkemizde hangi şartlarda konakladıklarını, hepsinden önemlisi içlerindeki o belki de bir kaç kuşak boyu dinmeyecek korkuya şahitlik ediyor. Pis suriyeli buraya geldiler bizi işimizden ettiler, seçimlerde sahte kimlikle oy kullanacaklarmış, devlet bunlara aylık maaaş bağlamış iddialarının öbür yönünü perdeye aktarıyor. Bunlar filmin artıları. 

  

Filmin eksileri ise yardım kuruluşlarındaki görevli iki kişi dışında, sokaktaki insana kamerya çevirmemiş olması, 
Boğaz tokluğuna bile denmeyecek ücretler ile ülkeye yığılmış iş gücünün bu ülkenin gerçek vatandaşlarının işlerini kaybetmesi yönünde bir tehdit oluşturduğu ve işini kaybedenlerin suçlayabilecek insan olarak sadece suriyelileri görüyo olabileceğinin filmde satır aralarında kalması,
Suriyeli kadınların bilhassa Antakya'da kuma sayısında patlama yaşanmasına sebep olması, vatandaşlarımızın ikinci, üçüncü eşlerini almaya başlaması, Türk kadınlarının da bu işin suçlusu olarak görmeye başlaması tehlikesinin filmde yer almaması. 

Bilhassa ilk saydığım, sıradan Türk insanının görüşlerinin filmde bulunmayışı belgesel filmin tarafsızlığını zedeliyor. 

Yinede film, farkındalık yaratması, mültecilerin yaşam koşullarına odaklanmasındaki mesafeli tutumu ile oldukça başarılı.

Filmin finalde, Kardeş Türküler'in de seslendirmiş olduğu Marcel Khalife'nin yazdığı Asfur'un şiirine yer veriyor. Filistinli mülteciler için yazılmış olan bu şiir/şarkı suriyeki mültecilerin de kalplerinde yer alana ışık tutuyor. 

Asfur

Bir kuş göründü penceremden
Nunu dedi,
Sakla beni yanında,
Ne olursun sakla.

Dedim hangi diyardansın
Dedi gökyüzü benim sınırım
Dedim nerden geliyorsun
Dedi komşu evinden.
Dedim korkun nedendir
Dedi kırık bir kafestendir.
Dedim nerde tüylerin
Dedi tarumar eden zamandır.


Bir damla yaş süzüldü yanağından
İndi yere destek alıp
İncinen kanadından,
Dedi gitmem lazım, ama kalmadı dermanım.

Dedim korkma!
Güneş ha doğdu ha doğacak.
Baktı ormana
Gördü, ışıldayan kudretini özgürlüğün
Gördü kanatlarını açılırken
Görkemli kapının ardındaki ormanı gördü 
Hür kanatlarıyla uçarken 




Asfur - 2014 - Türkiye
Belgesel Film
Yönetmen: Eylem Şen

Meraklısına Sazlı Sözlü Notlar:

7 Haziran 2014 Cumartesi

Talip

Evvela bizler gibi misin?
Gözün, dişin takma mı?
Koltuk değneklerin var mı?
Göğsün, kasığın yapma mı?
Kolunda kanca, dişlerinde tel var mı?

Kopuk yerlerin dikişli mi? Nasıl yani, hayır mı?
Madem öyle, neden verecekmişiz istediğin şeyi sana
Yeter ağladığın
Aç avucunu
Nasıl yani boş mu? Al sana bir el.

Doyurmak ve alevlendirmek,
Fincanlarca çay getirmek, baş ağrılarını gidermek,
aklına ne gelirse yapmak için
güvenceyi yan cebe koyup
şununla evlenir miydin?

En sonunda bir başparmak kapatsın diye gözlerini
ve eriyesin diye kederinde
sermayeyi yüklüyoruz yeniden tuza
bak işte çırıl çıplaksın
Peki ne dersin bu giysiye

Simsiyah, biraz da kaba, ama durmadı sanki fena
Evlenir misin şununla?
Su geçirmez, parçalanmaz, denesene bir defa
Yol vermez alevlere, dayanıklı bombardımana
İnan üstünde kalır girdiğinde mezara

Şimdi - kusura bakma - sıra geldi boş kafana,
marifetliyimdir bu hususta,
Haydi, dök içini tatlım korkma.
Peki ya ne dersin buna?
Beyaz bir sayfa açmaya.

Yirmi beş yılda gümüş olur bu kadın,
ellisinde altın.
Taş bebek olur, dört döner etrafında
dikiş diker, yemek yapar,
konuşur da konuşur, konuşur da konuşur.

İşe girer çalışır da, ne var büyütülecek bunda.
bir delik var şuranda, her derde devadır.
bir gözün var buranda, o da rüyadır.
Ah evladım, vardın çalacağın son kapıya

Söyle evlenecek misin şununla? Evlen, evlen, evlen.


Sylvia Plath ‘The Applicant’ adlı şiirinden çeviren D. M. 


Resim: Cindy Song  
Interpretation #2 - Sylvia Plath
(Ahşap üzerine, tebeşir, suluboya ve 

tükenmez kalem kullanarak yapılmış) 

23 Aralık 2013 Pazartesi

Son Kadehim Bu Düzen İçin

İster beğenelim ister beğenmeyelim,
üç şansımız var bizim:
dün, bugün ve yarın.

Üç bile değil hatta
düşünür der ki zira
dün dündedir
hatırasıdır bizde kalan
tıpkı koparılmış bir gülün
solan taçyaprağı gibi


Kaldı mı elimizde
iki kart sadece:
Şimdi ve gelecek.

İki bile değil hatta
herkes bilir bu gerçeği
şimdinin varolmadığını
sadece geçmişi sarmaladığını
ve tıpkı gençlik gibi
tüketildiğini...

Sonunda elde kalan,
bir tek yarın.
İşte o asla gelmeyecek gün için
kaldırıyorum kadehimi.

böyle gelmiş bu düzen,
hepsi bu.

Nicanor Parra

(Çeviren: D.M.)


20 Haziran 2013 Perşembe

Gozilla Meksika'da

Dinle oğlum beni dikkatle;
kimse farkında değildi o gün
Meksiko City'ye bombalar düştüğünün.
Zehirli hava geliyordu caddelerden, 
açık pencerelerden
Yemeğini yemiş, çizgi filmlere dalmıştın.
Bense yatak odamda  kitap okurken,
öleceğimizi anladım aniden.
Başımın dönmesine, içimin bulanmasına bakmadan
mutfağa sürükledim bedenimi, yerdeydin, oturuyordun.
Sarılırken birbirimize, sordun:
N'oldu babacım?
Adımız yazıldı demedim ölümün listesine,
gezmeye gidiyoruz diyebildim onun yerine.
yine, biz bize; sen korkmayasın diye.
Ölüm gözlerimizi bile kapatmadan,
bıraktı bizi o an.
Neyiz biz? diye sordun bir hafta ya da bir yıl sonra
talihin kokuşmuş çorbasında, karınca mı?
arı mı? yoksa yanlış numara mı?
İnsan derler adımıza oğlum
neredeyse kuşuz biz  
ve kahramanız
ve binlerce sırrız.

Roberto Bolaño

İngilizcesinden çev.: D.M.


18 Haziran 2013 Salı

Telgrafhane

Uyuyamayacaksın!
Memleketinin hali
seni seslerle uyandıracak.
Oturup yazacaksın.

Çünkü sen artık o eski sen değilsin.
Sen şimdi ıssız bir telgrafhane gibisin.
Durmadan sesler alacak,
sesler vereceksin.

Uyuyamayacaksın,
düzelmeden memleketinin hali,
düzelmeden dünyanın hali,
gözüne uyku giremez ki.

Uyumayacaksın!
Bir sis çanı gibi gecenin içinde
ta gün ışıyıncaya kadar.
Vakur metin sade
çalacaksın.

Melih Cevdet Anday



14 Haziran 2013 Cuma

Heykel

Yalnızca ben bilirim
diktatör heykellerine
pislemek için
göç ettiğini
dünyadaki bütün
kuşların

Sunay Akın


12 Haziran 2013 Çarşamba

Diktatörler

Bir koku kaldı şeker kamışı tarlalarında: gönül bulandıran, 
yaprak kokusunda; kan ile ten arasında.
Susmuş, ölü çığlıklarla dolu
hindistan cevizi ağaçları arasında mezarlar 
ve kırılmış kemikler. 

Silindir şapkasını, altın nişanlarını 
kuşanmış diktatör. Konuşuyor.
Saat gibi parıldıyor küçük saray,
Eldivenler giyinmiş tiz kahkahalar
koridorlardan geçiyor, ölülerin seslerine,
yeni gömülmüş mor dudaklara karışıyor.

Sanki tohumlarını durmadan toprağa döken,
geniş, kör yaprakları ışıksız da büyüyen bir bitki gibi
Gözyaşlarını kimse görmüyor.
Çamur ve sessizlik sümkürüyor,
bataklığın korkumç suları.
Nefret giderek büyüyor,

Pablo Neruda

(Çeviren D.M.)

Meraklısına Linkler:
Os Ditatores
The Dictators
Les Dictateurs
Die Diktatoren

6 Mayıs 2013 Pazartesi

Sekizinci

Kaçmamışken yapraklara
İşin öncesinde pazarlama okulunda
Bahtsız, talihsiz, riskliydi bedevi
biteviyeydi hançer izi
kalp kapısı örümcek
Suskun imge... kraliçe

Sana nohut verdim
Okyanus oldu kitap
Öğüt nedir sor
Yapmak
defalarca vefa borcu
Unutmak
Simge hande ve püskül
Sen
Kötücül beton
Hani bitti mi bilgelik?

Çok çocuktu
Sustu



Dadaist üretimlerde bulunmak bazen hoşuma gidiyor. Ortada o kadar çok şiir ürettiğini sanan ancak tumturaklı ifadeleri ard arda dizen dolu ki... Üstelik bunların bir bölümü şair olarak itibar görmüş kimseler. Her hangi bir insanın sözlük ruleti oynayarak şiir üretebileceğine inanıyorum. Üstteki tutmturaklı "şeyi" yazarken izlediğim yöntem şu oldu. Kendi blogumdaki son gönderiden başladım. "Sonraki Blog" tuşuna basarak karşıma çıkan bloglardaki son gönderinin en başından sayıp sekizinci kelimeyi aldım. Kelimelere hiç dokunmadım bulundukları sayfalardaki hallerini aynen korudum. O arada facebooktan bir arkadaşımla konuşuyordum, o da pazarlama ve yapmak kelimelerini vererek katkıda bulunda. Alın size şiir. Kasmaya, kasıntılı olmaya, ağza pipo, çeneye keçi sakal, tepeye kasket takmaya, fular kuşanmaya gerek kalmadan da uydurup uydurup söylenebilir.

19 Aralık 2012 Çarşamba

Bugün Bir Konuğum Var

Şiiri bir arkadaşım yazdı, okur okumaz sizlerle paylamak istedim. Umarım beğenirsiniz.  

Ve Yağmur İlk Önce...

Sizi ilk kez, kaçırdığım otobüs için hayıflanırken görmüştüm.
Öyle çok hayıflanıyordum ki.. kesinlikle gözlerim
yere düşmüştü.
İşte tam o anda siz kediyi sevdiniz. Ben sizi gördüm.
Elleriniz kediyi seviyordu.
Elleriniz...
Ben sizi görmüştüm siz bilmiyordunuz.
Otobüs durağının üstünde biriken su damlaları saçlarıma düştü.
Saçlarım...
Siz o anda beni gördünüz.
Gözlerinizden biraz borç almak istedim.
Gözlerinizi toplayıp biraz yıldızlara vermek istedim.
Gözleriniz öyle çoktu ki. Yıldızlardan daha çok.
Gözleriniz ..
Yağmur yağıyordu. Sokak kalabalıktı.
Siz oturduğunuz yerden kalkıp yağmura doğru yürümeye başladınız.
Elleriniz cebinizde.Yağmura doğru yürüdünüz.
Ben arkanızdan size baktım. Kedi arkanızdan size baktı.
Sizi ilk kez gördüğümde yağmur yağıyordu.
Ve yağmur ilk önce yüzüme sonra kalbime düşüyordu.


Yazan: Ayşe Pınar


18 Mart 2012 Pazar

Origami:Tank

Orhan Veli ne güzle sorgulamış "Bizim Gibi" isimli şiirinde ölüm saçan savaş oyuncaklarının his dünyasını:

Arzulu mudur acaba
Bir tank rüyasında?
Ve ne düşünür tayyare
Yalnız kaldığı zaman

Hep bir ağızdan şarkı söylemesini
Sevmez mi acaba gaz maskeleri
Ay ışığında?

Ve tüfeklerin merhameti yok mudur
Biz insanlar kadar olsun?


Kaıt katlamanın öyle güzel örnekleri var ki; tasarlamak için harcanan zamanı, emeği aklına getirmeden önce bile insan bunun sanat olduğunu düşünüyor. Tankların rüyalarını bir gıdım olsun anlayabilmiş midir acaba bu origami ustası? Sorsak, verir mi acaba şiirdeki soruların yanıtlarını?  



9 Ağustos 2011 Salı

Kişiye Özel Gökkuşağı

yağmurdan sonra
rengarenk
gökkuşağı olmak

uzun yollarda
kalkış ya da varış değil
ara durak olmak

mendil sallamamak
vardı ya...

9 Temmuz 2011 Cumartesi

Kutu Kutu Pense

Bir kedi kadar temiz
bir kedi kadar sessiz
ve bir kedi kadar gururlu
bir kedi kadar yalnız
ama bir kedi kadar güzel
Kaybolup yok olabilmek




Free Image Hosting

Şiir: Bir Kedi Kadar
Şair: Ruşen Ayhan

21 Nisan 2011 Perşembe

Halet-i Ruhiyem Aynen Böyledir

Sevgili Domatesuyu şöyle bir mimledi...

"Şu anki ruh halinizi, bir ezgi, şiir alıntısı, bir vecize, veyahutta bir resimle aktarınız"

Bir dokun bin ah işit derler ya aynen bu duruma çanak tutan bir mim oldu. Şu ara hiddetimden kafayı sıyırmak üzereyim. O yüzden mimdeki her bir şeyi harfiyen yapıp sinirlerimi gevşetmek en iyisi olacak.

Adım adım sinir bozukluğu:

- Öncelikle sinirlerinizi bozmak istiyorsanız Züperonlayndan fiber hizmeti alınız.

- İşte bir ezgi: "Ölümlü dünyaaa ölümlü insağnn ha alim olsan ha zağlim olsan... Hişt hişt sakin ol sinirlerine hağkim ol... " Bence bu ezgi Züperonlayndan fiber hizmet alan herkese armağan edilsin, remixlensin, singılları her yanımızı sarsın. "Never ending cyber-fiber torture" mixlerinde sahici kırbaç sesleri şaklasın.

- Sinirlerinizi daha çok bozmak istiyorsanız Züperonlayndan fiber hizmet almaya devam ediniz. Bir sebepten bu hizmetiniz kesildiyse tekrar almak için ısrar ediniz. Araya adamlar sokuşturunuz.

- Bir vecize: Züperonlayn var ya alahım başka dert vermesin. Haklısınız böyle bir vecize yok ama bu da bizim kendi kabahatimiz. Bence olmalı. Bu hususta geç kalınmamalı. Ne kadar geç kalsak o kadar az. (Çok mu?),(İyi madem)

- Sinirlerinizin bozulduğu size yetmediyse Züperonlayn'ın fiber hizmetine mahkum ettiği müşterilerine eziyet olsun diye açtığı kol-sentırı ısrarlarlan arayınız.

- Tebrikler kol-sentırı aradınız. Eziyetlerden eziyet beğenmeye hazırsınız o halde. Beklerken sizi bekleyen eziyetlerimizi hayal edebilmeniz için beş dakika non-stop dozajı ile şirketimizin mottosunu yansıtan eser "sakin ol, sinirlerine hakim ol" ezgisinin "ezalım benim" miksini defalarca dinleteceğiz.

- Bütün bunlar sinirlerinizi bozamıyorsa gelin sizi alnınızdan öpüciğim.

- İşte bu da ruh durumumu tetikleyen bir şiir, az evvel uydurdum:

Ezik ve Hırpalanmış Sualler Şiiri, Ya da Sinir Bozukluğunun Tarihçesi

Bir soru sorabilir miyim?

Bayan, ne kadar da güzelsiniz?

Sevmek cay, sevilmek seker

Bizim gibi garibanlar çayı şekersizce içer

O halde tüm samimiyetimle soruyorum.

Sen hiç sahanda yumurta yedin mi?

Dur n'olur cevap verme. Deplasmanda yedin mi?

Bu çekicilik, bu asalet, Hele o büyülü gözler.

Allah neredeyse bütün güzelliği bir kişide toplamış.

Neyse sanırım benden çok bahsettik.

Anlatın hadi siz nasılsınız?

Bir soru daha almaz mıydınız? Lütfen ama.

Yerin kulağı var derler,

Benim de kulağım var.

Peki Ben yer miyim? Yemem! Yemem!

- PC başındaki ruh halimi gösterir resmim de aşağıdadır. Evet işte ruhi durumumu böyle yaydım ortalığa. Lütfen üzerine basıp da düşmeyiniz. Bu Züperonlayn hadisesini bi ara aydınlatayım da bu kıvama nasıl geldiğime dair kimsede bir kuşku kalmasın ileride.

Eğer cevaplamak isterse ben mimi "Yazar Ne Yazar Ne Yazamaz"a göndermek istiyorum.


3 Nisan 2011 Pazar

Saklı

Gel diyorlar, eskiye..
......Al bir derin nefes
.....Ver nefesi geriye
Gördün mü?
Nereden gelsen o ağacın altı.
İnsan insanın aynasıydı hani
Hatırlarsın, çok olmadı

Soner, Filiz, Güven, Deniz,
Bilin ki beni çok kırdınız

Hayatta ayna kırılması uğursuzluk getirir
Hurafedir, inanmayınız.
Bir bilgi lüzümsuzsa onu atınız.

Lüzumluysa Püf noktası
Siz yine de... kırık ayna parçalarını itina ile toplayınız.
Çünkü... aynanın kırılmadan önceki yüzeyine eş bir mukavva lazımdır.
Muhakkak.. düz bir zemine seriniz.
Nedense.. kalınca bir tutkal tabakasını satıha güzelce yayınız.
Farzedelim ki.. ayna parçalarının parlak yüzleri dışarıya gelecek
Bir sır vereyim mi?. Aman dikkat!! Bir kere ellerimi kesmiştim çok acımıştı.
Öyleyse şimdi.. Kırıklar eski yerlerini bulacak biçimde tamir ediniz.

Sonra bırakınız kurusunlar.

Bilir misin?
Aynanız eskisinden daha güzel olacak.
Bunu her ayna bilir, sadece sizlerden saklı
Üzerindeki çizgiler, yaşanmışlık katarlar

Başımızdan geçenler aynı
Hatırlananlar birbirinden farklı
Dostluk bu olmalı
Gülümseyerek dinlerken anlatılanları
Sussan da itiraz hakkın saklı

Bir kere daha ellerimi kesmiştim çok acımıştı

D.M. 1994