kediler etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
kediler etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

20 Ekim 2021 Çarşamba

Göçmüş Kediler Bahçesi

Kedilere benzeyebilseydik keşke. Öyle diyesim geliyor sık sık, bu sonyıllarda. Yaşadıkları anın iyicene farkındalar gibi. Bir şey bekliyorlarsa birdeliğin başında, onları oyalayıp oradan uzaklaştırmak pek güç. Bildikleri bir yerde bildikleri bir iş görülürken, her gün seyrettikleri, kendilerince katıldıkları (anlayamadığımız, bakarak da bir işe katılınabilirliğidir) o işe sanki ilk kez bakacaklarmış gibi, uyuklamakta oldukları yerden kalkmağa üşenmeden gidip seyrederler yapılanları... Uykularının hangi katındalarsa, o katın uykusunu yaşarlar.

Bizlerse, uydurduğumuz bir zamanla övünürken, her işimizi, her sözümüzü o zamanın akışı içinde ötede, ileride, gelecekte varılacak, bir noktaya varmak üzere yapılıyor ya da söyleniyor görürken, yapmakta, söylemekte olduğumuz şeyi unutuveriyoruz. Bir ereğe yönelerek, bir erkek düşüne kapılarak giderken, sonraları -biz göçtükten sonra- yaşamımız, daha da ileri vararak, YAZGIMIZ adı verilecek bir dizi anın her birinin biricikliğini, değiştirilemezliğini, yerine konmazlığını şuncacık olsun farketmiyoruz. (Bu yaşamın bölük pörçük birkaç anısı bir iki yakınımızın belleğinde kalabilir ya, bunların bir süreklilik, bir anlamlılık taşımış olabileceklerini bilecek tek kişi -kendimiz- yokluğa karışmış gitmiştir artık). "Farketmiyoruz" dedim, meğer ki gerçekten sonumuza yaklaşmış olalım. Yanılmıyorsam, kimimiz (yolun oralarında) anlayıp öğreniyor kimi şeyi: Susup dinlemeği örneğin... Yaptığı, gördüğü, işittiği her şeyin ağırlığını bir yerlerinde duymağı; bir çocuk gülüşünün, bir
güneş sızıntısının, bir gözyaşının avuçtaki yuvarlıklığını, ferahlatıcı serinliğini, sayısızlığını ya da sayıya gelmezliğini; mutluluğun, acıyı, sevinci art arda ayırım yapmaksızın yaşamak olabileceğini... Hele biraz yaşlanılmışsa, görülen, işitilen, tadılan her şeye, geçmiş yaşantıların da gelip desteklik, yastıklık edebileceğini...

Ama kedi sever gibi sevmemeliyiz sevdiklerimizi.
Bilge Karasu
Göçmüş Kediler Bahçesi, "1b" Bölümü..




26 Kasım 2014 Çarşamba

Sanal Kedi Oluşturma Teknikleri

Teknik No:1

Bu teknik, elbette...
Gölgesiyle yetinmeye razı gelenler için cancağızım.

Aman, yemişim kediyi diyenler bakmasın. 


"Fotografist! Çık aradan göremiyoruz!"

27 Eylül 2013 Cuma

Dikkat! Sözüm Kedi Sahiplerine'

Lütfen kedilerinizi taramayı ihmal etmeyiniz. 
Zira mevsim değişikliklerinde tabiatları gereği hayli tüy bırakıyor bu sevimli ve muzır şeyler.  
Tarayın onları mutlu olsunlar. 
Ama böyle değil...
Ananalerimize uygun biçimde.

İmza: Ananaleri uğruna "bana ne"lerinden taviz veren Vladimir. 




8 Mayıs 2013 Çarşamba

Yalnızlık Çoğaldığında...

Kimi insanların kedilere düşkünlüğü çok fazla. Birden fazla kediye yer var yaşamlarında. Öyle iki, üç filan da değil. Çok sayıda kedi. Evime giden yolda bir kadın mevsimmler değişse de her akşam aynı satte elinde bir tencere ile iniyor sokağa. Ağacın dibinde onlarca kedi bekliyor onu. Kadının saati hiç şaşmıyor. Kediler biliyor: saat tam sekizde ciğerci kadın gelecek.

Amerika'da polis 84 yaşındaki bir kadının evine komşularından gelen şikayet üzerine giriyor. Kış olmasına rağömen berbat bir koku sarmış her yanı. İçeride 50 kedi, 20 ördek ve farklı cinslerden bir çok hayvan var; mesela hindi, mesela köpek. Kadına soruyorlar neden bu kadar çok hayvan diye.

Kadın yanıt veriyor: "Bir tek kedilerim üzerime yattıklarında soğuğu hissetmiyorum."

Evin içi hayvan sidiği kokuyor. Derin dondurucuda iki ölü kedi bedeni var.

Doğru soru hangisi?
Bu ne dinmeyen soğuk?
Bu ne çok yalnızlık?



4 Ağustos 2012 Cumartesi

Bir Kedinin Hatıra Defteri

Bugün esaretimin 897. günü...

Beni esir tutanlar bana doğru sürekli; tuhaf, sallanan nesneler; ipler, yumaklar atarken, acaip sesler çıkartarak bana eziyet ediyorlar. Amaçlarını henüz anlayamadım.


Evin sahipleri; diğer tutsakları ve beni ağızlarımızın içini acıtan sert ve kıtır kıtır mamalarla ya da tuhaf kokan konserve yiyeceklerle beslerlerken kendileri taze yiyeyeceklerle besleniyorlar. Bana verilen yemekleri sevmesem de gücümü kaybetmemek, günü geldiğinde hazır olmak için hoşlanıyor görünüp hepsini son kırıntısına kadar silip süpürmeye gayret ediyorum.

Beni ayakta tutan tek şey sürekli buradan kaçış hayalleri kurmak. 

Evin sahiplerini tiksindirme çalışmalarım kapsamında arada, gözlerinin önünde halıya kusuveriyorum. O zaman çok telaşlanıyorlar, kadın olanı oradan oraya koşturuyor. halıyı temzilerken bir şeyler anlatıyor. Dediği şeylere kulak asmıyorum. Çok eğleniyorum. 

Bugün bir fare avladım, cansız bedenini TV izlerlerken önlerine bıraktım. Neler yapabileceğimi görüp korkularından kalplerinin atışı değişsin; tir tir titresinler istiyordum. Ama korkmak şöyle dursun zevkten dört köşe oldular. Bir kalkıp oynamadıkları kaldı. Hatta kadın olanı beni kucağına alıp sımsıkı sarıldı, "benim minik avcı kedim" diyerek aşağıladı beni. 

Geçen gece eve kendileri gibi bir sürü yaratık topladılar. Ev böyle kalabalık olduğunda beni arka odaya kilitliyorlar. Hücremi öfkeyle turlamaktan yorulunca parkelere oturup dakikalarca kuyruğumla yeri dövdüm. Oturduğum yerden konuşurken çıkardıkları sesleri ve tükettikleri yiyeceklerin kokularını duyabiliyordum. Bana kadar gelen seslerden; kadının bir başkasına; birisindeki alerji sebebiyle hücre hapsine atıldığımı açıklayışını net olarak seçtim. Bu alerji ne demek acaba? En kısa zamanda öğrenmeliyim, kaçış planımda işime yarayabilir.

Bu sabah erkek işkencecimi az kaldı tesirsiz hale getirmeyi başarıyordum. Adam koridorda hızla ilerlerken ayaklarının arasından zigzaglar çizerek koştum: köstekledi yere düştü. Şahane bir plan şekillendi zihnimde. Yarın yine bacaklarının arasından koşacağım, ama bu kez adam merdivenlerden inerken denersem kesin başarılı olabilirim. Denemeye değer. 



Bu evde benimle bir hapis tutulan diğerlerinin köstebek olduğuna dair kuşkularım her geçen gün artıyor. Köpek bizi esir tutanlara şirin görünmek için sürekli onlara yaltaklanıyor. Aptal, yediklerine bakıyorum benimkinden iyi bile değil. Her gün dışarıya çıkartıyolar. Pencereden izledim; zincirlerini çözüyorlar, hızla bir aşağı bir yukarı koşup, koşup geri dönüyor. Beni öyle serbest bıraksalar, koşarım, geri dönmem. Acaba, ne yapıp ne edip güvenlerini mi kazansam acilen?  Emin olduğum bir şey var köpek hem hain hem geri zekalı. Gözlerimle görmedim ama bence, benimle ilgili sırları sahiplerine taşımaktan işi yok. Geçen gün kadınla, adam evde yokken koridorda pusu kurdum, mutlu mutlu gezerken kıstırıp üzerine atladım. Aptal şeyin korkup bağıra bağıra, bir kaçışı var, Cüssesinden utansın kazık kadar köpek olmuş minicik bir esir kediden korkuyor. 

Kuş ise tam bir muhbir. Sürekli kadınla konuşuyor, hatta onların dili ile de bir şeyler söylediğini duydum. İşte o zaman tam olarak emin oldum aslında ne kadar tehlikeli bir casus olduğundan. 

Kuşun hain olduğunu anladığımdan beri onu korumak için yerden oldukça yüksek bir hücreye kapattılar. Oradan her şeyi gözetleyebiliyor, attığım her adımı onlara rapor ediyor. Sinir oluyorum, sinir... 



2 Ağustos 2012 Perşembe

Kedilerde Şeker Hastalığının Belirtileri

Kediler sevimli hayvanlar. Her birinin ayrı bir karakteri ve huyu var. Etrafta da çok sevimli, cana yakın veterinerler var; kedinize iyi davranıp karşısında şirinlikler yapıyor; hatta tırnaklarını kesiyor ve belki de yaz aylarında tüyleriniz traş ediyorlar. Ancak hastalandığında veterinerlere ne kadar güvenebileceğiniz ile ilgili kuşkulara kapılabilirsiniz. Yanınızda hasta kediniz ile veterinere gittiğinizde, sizi; olmadık biçimde korkutup, minik dostunuz için aslında gereği olmayan testlerden geçmesi için karar vermek zorunda bırakabiliyorlar. Para kazanmak için gereken her hamleyi sıraya diziyorlar. Bu minik canlıla riçin vakit önemli. Siz olan bitenin farkına varıncaya kadar büyük vakit kaybediyor minik dostunuz. Tüm veterinerle böyle değil elbette.. 

Bizim dilimizde hazırlanmış, hayvan sağlığı üzerine bilgilendiren internet sitesi ya da forumlar yok malesef. İnsan sağlığı farklı durumda değil ki hayvana sıra gelsin diyebilirsiniz. Hal bu durumdayken veterinere gittiğinizde  tamamen onun insafına kalıyorsunuz. Size bilmiyorum demiyor, sıralıyor da sıralıyor. Ancak yabancı dildeki sitelerden sahip olduğunuz ev hayvanının gösterdiği belirtilere bakarak en azından, o minik canlının hastalığı hakkında fikir sahibi olmanız mümkün. 

Eğer kedinizi karbonhidrrat ağırlıklı besliyorsanız, kuru mamaya dayandıysanız, sevimli, tombik bir canlı haline geldiyse diabet jastası olmaya aday olduğunu bilmelisiniz. 

Kediniz sekiz yaşını geçtiyse, aşırı kilolu ve hayli iştahlıysa... Kedilerde Şeker Hastalığını Belirtileri şöyle... 


1 - Kedi önce bir kusma dönemi geçirip, bir kaç gün boyunca mama yediğinde, su içtiğinde istifra eder.


2 - Bir kaç gün aç kalsa bile vücut ağırlığının yarısını bulan, hatta geçen korkunç kilo kaybına uğrar.


3 - Kusma dönemini geçirdiğinde normal yaşamına döner. Ancak su tüketiminde aşırılıklar başlar. Su kabına sarılır uyur, uyanır su içer. Sonra tuuvalete gider. İdrara çıkma sıklığı artar. 


4 - Kedi, vücutta depo edilmiş tüm yağları yakar. Yağ bütünce sıra kaslara gelir. Kedinin arka bacakları kuvvetten kesilir. Bir yerlere atlayamaz, yalpalayarak yürümeye başlar. 


Bu belirtilerden bir tanesini bile görüldüğünüde kedinizi mutlaka veterinere götürün ve şekerden kuşkulandığınız için kan testi istediğiniz mutlaka söyleyin. 


Tedavisi mümkün ancak paragöz, ya da cahil veterinerler bu sürprizi en sona saklayabilirler. Diabet kontrolü için ısrarcı olun. 

Kedilerde 3 çeşit diabet var. İnsanlarda olduğu gibi değil, dönemsel olabiliyor, tedavisi kolay. Kediniz sağlıklı görünümüne kısa sürede kavuşabilir. 

İnsülin tedavisi ya da ağızdan verilecek ilaç ile tedavi edebiliyorlar. 

Arka ayaklarındaki kasların erimesi esnasında sinirler zarar gördüğü için yürümenin normale dönmesi biraz zaman, sabır, B12 tedavisi ve egzersiz vapılmasını gerektiren bir dönemi şart kılıyor. Teşhis olduktan sonra korkmayın, ancak ihmal de etmeyin.

Bir de minik dostunuzu veterinere götürme alışkanlığınız varsa sorular sormaktan çekinmeyin, her bir hastalığına dair detayları, neden o tedavi yöntemini seçtiğini anlatmasını isteyin. Sürekli soran kişiye karşı daha dikkatli oluyorlar. Ya da en azından siz sorularınıza tatmin edici yanıt alıp almadığınıza bakarak veterinerinize bağlılığınızı sorgulayabilir, yeni ve işinin ehli bir veterineri bulmayı deneyebilirsiniz. 



27 Temmuz 2012 Cuma

Dünya Büyük

Ama kedi küçük...

Kedi küçük de olsa merakı büyük. 



Korksa da, en ufak çıtırtıda kaçıp gidecek olsa da, kısa bir anlığına bakar fotoğraf makinasına. 

Ne bu? yeni rmi acaba? Oynayabilr miyim? 

Çıt sesini duyunca ikinci kareyi çekemezsiniz. 

Şanslıysanız kuyruğunun ucu görünür yaprakların arkasından. 




26 Haziran 2012 Salı

Sokaktaki Misafir Odası

Bankalardaki, 10 yıldır hareket görmeyen mevduat, her sene ilk önce Resmi Gazete'de ilan edilerek sahiplerine duyurulur, ardından Merkez Bankası'na devredilir. Bu sene Hazine'ye devredilmiş hareketsiz mevduat toplamı 170 milyon TL'nı bulmuş (Eskinin 170 trilyon TL). BU rakam bir önceki yıl devredilen tutarın dört katına yakın. İnsanlara ne oluyor böyle, ne kadar çok para unutmuşlar bankada. Eski yıllarda bu rakamlar çok cûzi ve çok sayıdaki hesap tutarlarının toplamından oluşurdu. Vadeli hesapların yanında vadesiz hesaplar da devredilirdi. Şimdi devredilecek vadesiz hesap adet olarak çok azdır, çünkü hesabınız hareketsiz olsa da yıllık işlem masraflarının on yıllık yekûnu sizin unuttuğunuz meblağı siler ve süpürür. Yani 170 milyon TL minik minik rakamlardan oluşmuyor. Nasıl unutulur vadeli depara aklım almıyor. Ölüm desen, mirasçısı vardır bir çok kişinin. Tuhaf, çok tuhaf.

Tuhaf olan bir şey de artık sokaklarda çöp kovalarının ötesine berisine serpiştirilen ev eşyaları.



Yepyeni koltuk takımları, sehpalarına kadar sokağın kenarına atılıyor. Sahipleri mutlaka yeni mobilya almış olmalılar. Aslında hak verilmeyecek gibi değil. Yeni bir eşya aldığında eskisinden kurtulmak resmen çile, nakliye için bir sürü para vermen gerekiyor, eskiciye satsan burunlarını kıvırıyorlar. Birisine vereyim desen ihtiyaç sahibi insanı bulmak zor. Kullanılmış ev eşyaları ve giysileri ihtiyaç sahiplerine ulaştıracak organizasyonların bu ülkede yapılmıyor olması aslında ne büyük bir bencillik göstergesi. 

Koltuklar sokaklarda atılı, yağmur ve güneşten kısa sürede harap oluyorlar. Ama bunlar mahvoluncaya kadar ya da çöp arabaları tarafından alınıncaya kadar sokak kedilerine, köpeklerine rahat bir köşe sunuyorlar.

Dün evden çıkarken bu koltuklar orada değildi. Ama eve dönerken kaldırımda kocaman bir üçlü koltuk üzerinde mahallenin kedileri yayılıp duruyorlardı. Fotoğraf çekmeye kalkınca ikisi atlayıp kaçtı ama koltuğun en kenarındaki uzun tüylü tekir istifini bozmadı. fazla. Bir şey yapar mıyım acaba diye, hafif ürkek baktı. O kadar.  



17 Haziran 2012 Pazar

Her Gördüğümüz Köpeği Köpek Sanmamak mı Lazımdır, Nedir?

Mahallemizde yeni açılmış bir pet shopun önünde geçiyordum, şirin mi şirin. Kapıya "lütfen itiniz" yazıp altına da bir güzel pati resmi kondurmuşlar. Bir de baktım bahçe duvarının üzerine de şirin mi şirin kedi pati izleri boyamışlar. Yol kenarında durdum dükkanı inceliyorum. Köpeklerle aram var ile yok arası, çok fazla dikkatimi çekmiyorlar. Ama bahçede minnacık dünya güzeli bir köpek. Benim baktığımı görünce beni incelemeye aldı. Kuyruğu bir aşağı bir yukarı sallanıyor. O sırada dükkan sahibi buyrun içeriye diye işaret etti.

Pati izinin oradan bahçe kapısnı ittirdiğim gibi bahçeye buyurdum.

Köpek bir sevindi, geldi bana doğru kuyruğu soldan sağa deli gibi çırpınarak. Aman ne keyifli hayvan. Aynı japon mangalarındaki köpekler gibi. Ponpon bir kuyruk,,bacaklar ve kafa da ponpon gibi bırakılmış, yaz için traş etmişler besbelli. Sevesim geldi. Dükkan sahibine "köğeğiniz ne güzel" dedim. 

Adam "Kedi o beyefendi" demez mi?

Allahım gözlerim bozuk biliyorum ama, bu denli bozulmuş olmamalı diye düşünürken buldum kendimi. Duraksadığımı gören hayvancağız, beni kedi olduğuna inandırmak inandırmak için miyavlamaya başlamaz mı. Hakikaten kediymiş. Eğildim seveceğim, hop koluma zıpladı, oturdu mırıl mırıl.

Meğer himalaya kedisiymiş, tüyleri gidince köpeğimsi bir hal almış. Resmini çekemedim ama başka bir kedi hadisesini aşağıdan paylaşayım diyorum. 


6 Haziran 2012 Çarşamba

Kedi Sahipleri; Dikkat!

Evinde kedi besleyenler, minik dostları rahatsızlandığında; onları güvendikleri veterinerlere götürüyorlar. Veterinerlerin hepsi yeterli bilgi birikimine sahip değil. Ülkemizde çoğu meslek sahibi bir okuldan mezun olduktan sonra kendilerini yetiştirmeye zaman ayırmıyorlar. Veterinerler de malesef pek unursamıyorlar minik canlıları, görünüşte her ne kadar hayvanları seviyor gibi gözükseler de, ben durumun tam aksi olduğunu düşünüyorum. Hayvan kliniklerindeki ilaç sayısı çok fazla değil, yan tesirleri ragatlıkla araştırılıp örenilebilir. Ancak çoğu veteriner ilaçların yan tesirlerine ilgisiz. Böyle bir soru sormanızı bile tuhaf karşılayanlar var. Tırnak kesmek, hayvanı traş etmek zahmetsiz eğlenceli işler, para anında cepte, ama sonuçlara dair bilgilendirmeye gönüllü değil bu arkadaşlar. 

Kedinizi alıp kliğiniğe götürdüğünüzde, eğer ağrı kesici iğne yapmak isterlese, lütfen o iğneyi hemen yaptırmayın. En kısa yoldan internete bağlanın, yapılması istenen ilacın yan tesirlerini öğrenin. Ağrı kesicilerin bir çoğu güçlü kuvvetli diyebileceğimiz kedilerde uzun vadede böbrek yetmezliğine sebep olabiliyor. Kısa vadede ise üst üste kusmalara ve ishale yol açıyor. Bir kaç kez üstüste kusma mide kanamasına yol açıyor. Kediniz aniden normal ağırlığının yarısına inip ölümle yüz yüze gelebilir. Aynı iğeneden ikinci kez zyaptırdığınızda ölüm kaçınılmaz oluyor. Türkçe kaynaklarda yan tesirlere rastlanmasa da, İngilizce çok sayıda kaynağa erişmeniz mümkün. 

Söylemek istedim, amacım moral bozmak değil, ihmale gelmez. 


Pastel Boya Resim: Blackie - D.M.

17 Nisan 2012 Salı

Saklanan Kedi

Kimin aklına gelir, hayli işlek bir caddede, köşedeki elektrik panosunun ardındaki, insan elinin zor gireceği kadar dar bir aralığın bir sokak kedisine yuva olacağı.

İşlek yerlerdeki kuytular bile kedilere yuva. Kuyruğunu görmeseydim, ben de farkedemezdim.  

Fotoüraf : Saklanan Kedi -D.M.

5 Nisan 2012 Perşembe

Evde İki Başına

Evin dekorasyonunu hep bizler yapacak değiliz ya, evin sakinlerinin hepsinin de yerleşim düzeni hakkında söz hakkı olmalı elbette. Resimdeki kediler aynen böyle düşünmüş olmalılar ki, aptal saksı hak ettiği yeri boylamış; kediler de evin en güzel manzarasına nazır sehpaya yayılmış, keyif çatıyorlar. 



1 Nisan 2012 Pazar

Çevreyi Kirletmeyin; Mesela Kedi Atmayın

Minik bir bahçe içindeki iki katlı ama ufal bir evin önünden geçerken, bahçeyi yoldan ayıran tel örgünün üzerinde gördüm tabelayı. Üzerinde; "Çevreyi kirletmeyin. Burası çöplük değil, kedi ve yiyecek atmayın" Yazılıydı. Bu aralar Türkçenin doğru kullanılmamasına takılabiliyorum, tabela da anlam bozuklukları ile doluydu..Kediler ve yiyecekler ne zaman çöp sayılmıştı değil mi? Çöpe atılan artıktı, yiyecek değil. Çevre ise o tel örgü ile çevrili yer değildi zaten. 

Hakikaten dertlenmiş olmalıydı evin sakinleri bahçe kenarına kedi atılmaması için ikaz yazısı koyduğuna göre, etraf kedi cennetine dönmüş olmalıydı çoktan. Yine de kedi atmak lafı en tuhafıydı benim için. 



5 Ocak 2012 Perşembe

Anne Sözü Dinler Gibi Masum

Sokak kedilerine ne olur hepimiz biliriz. Onlar ölüme mahkum minik dostlardandır. Çoğu insana görünmez olurlar, görebilenlerden kimisi çığlık çığlığa abartarak korkar onlardan, tüyü döküldüğü için nefret objesidir kimileri için. Kediyi gördüğünde tırnağını çıkartan, vahşileşen çok insan vardır. Sevenleri de vardır ama sayıca azdır. Zor bir hayat sokak kedilerinin ki. Ama devri daimi aynı, bir kaç ay süren mutlu bebeklik dönemi. Sonra yalnız geçen kısa bir ömür.

Dün bir pet-shopa uğradım, içeride bir kadın vardı elindeki poşete sarılmış bir gazete kağıdı vardı. Kağıdın kenarından bir kedinin tüyleri görünüyordu. Dükkan sahibine dert yanıyordu kadın. "Bu hafta üçüncü bu, sokaktali kedileri besliyorum ama komşularımdan birisi benim beslediğim kedileri öldürüyor, Ne yapmam lazım?" diye soruyordu. Yaz aylarında evimin bahçesine ben ve bir kaç komşum küçük kaplarda su koyarken o su kaplarını kediler gelmesin diye devirenleri biliyorken bu sorunun cevabını o an ben de çok merak ettim. Merakla baktım dükkan sahibinin yüzüne, kadın da aynı merakala sorusuna bir cevap bekliyordu. Ne yapılabilir ki, insanın bol olduğu yerde insanın değeri yokyen, sokak hayvanlarını zehirleyen, başını taşla ezen insanları bu hobilerinden kim, nasıl vazgeçriebilir? Kadına şiddet sorunu sadece ceza ile çözmeye aklını yoran bir ülkeden insan hayatını da hayvan hayatını da ciddiye alan bir sonuç beklenilebilr mi?

Sokak kedisi doğar, biri başını taşla ezmezse, bir erkek kediye mama olmaz da paçayı kurtarırsa, yaramaz ve sevimli bir çocuk olanca sevimliliği ile kuyruğunu kesmezse, gözünü oymazsa, şanslıysa bunlar kardeşlerine de olmazsa bir müddet kardeşleri ile birlikte annesinin kollarında, çiçekli bir bahçenin yollarında yaşar gider. Annesi ona çöp kovasından dişe dokunur gıdaları çekip almasını, tehlikeli insanların gözleri önünden kaçarak hayatta kalmanın yollarını öğretir. Bir kaç ay süren bebeklikten sonra; yavru kedi büyüyüp kokusu değiştiğinde anne kedi için yavrusu yabancı bir kedi olmuştur artık. Evladını reddeder, yürür gider. 

Anne kedi nasihat eder, masum ve minik kedi öğrenir. Aklında tuttuklarının hayatta kalmasına yardım edeceğini bilmeden öğrenir. .



Fotoğraf: Nasihat - D.M.


12 Aralık 2011 Pazartesi

İçimizdeki Sokak Kedilerine

Gel yine küçüldü saatler
Zor benim işim bilemezsin
Kah sana boyanır gözlerim
Kah içimi bulutlar sarar
Can sana bölünür uykular
Ah seni çeker canım işte

Yoksun yoksun kaç gün ya
Vurgun yorgun derbeder
Bir buz gibi kış gecesinde
Bu sokak kedisi
Yapayalnız

Bir Kayahan Şarkısı


Fotoğraf: Balkondaki Sokak Kedisi - D.M.

Meraklısına Linkler;

25 Kasım 2011 Cuma

Vitrin Güzeli

Sevgili Günlük;

Bugün de avare avare dolanırken bir alay acaiplikle gözgöze geldim. Nazarıma değmeden geçenlerle de ufak çaplı kulak aşinalıkları yaşadım. Bazen düşünüyorum da, bir sürü acaiplik bir tek benim başıma mı geliyor, yoksa mütemadiyen cereyan eden bilimum önemsiz teferruata bir ben mi dikkat kesiliyorum diye. Hoş bu gariplikler olmasa hayatımın son bir buçuk yılında egemen olan monotoniyet daha da bir dayanılmaz hale gelebilirdi. Evet sevgili günlük aklından geçenleri okur gibiyim, monotonluk demesini beceremdiğimden yeni bir kelime uydurdum, maksat dilimiz zenginleşsin harfler birbiri ile kaynaşsın.

Bugün gördüğüm tuhaflıkların hepsini yazmayacağım onları zaten daha önceleri de muhtelif varyasyonları ile yazmıştım, hayatım tek düze diye senin de her bir sayfanı bir örnek yazılarla dolu hale getirecek değilim. Sakın ürkme. Kenar süsleri, ufak tefek karalamalar ile zaten abardım abarabileceğim kadar. Neyse canca-aaa-azım... Beyhude yere dolana dolana günü sonuna bağlamak üzereydim ki, onu gördüm. Bir dükkanın vitrinine kurulmuş oturuyordu. Sol tarafında mavi rengin ağırlıklı olduğu nazar boncuğu desenli bir puf vardı. Dikkatle bakınca anladım ki kendisi de yanındaki pufa bir örnek hazırlanmış nazar boncuğu şekilli bir şiltenin üzerine kurulmuş sereserpe oturuyordu. Ömrünü camekan ardında tüketen tüm vitrin mankenleri gibi camın arkasında, dışarıda akıp gitmekte olan yaşamı ilgisiz gözlerle süzüyordu. Ne kadar güzel olduğunu biliyordu. Bütün vitrin mankenleri gibi, o da kendisine gösterilen alakayı görmemezlikten gelmeyi öğreneli çok uzun zaman olmuştu. Onun dünyası o vitrindi veri geri kalan her yer bomboştu. Ona bakanlar aniden görünmez oluyor, o kimseleri görmüyordu. Neredeyse cama yapışmış biçimde onu izlerken, vitrin güzeli kıpırdamadı bile. Gözlerinin içine içine bakmama rağmen benimle birtürlü gözgöze gelmiyordu. İstifini bozmuyordu vitrin güzeli. O anda karar verdim inadını kırmaya.

Vitrin güzeli benimle gözgöze gelecekti, o kıpırtısız bedeni hareket edecek ve benimle konuşacaktı. Kararlı olduğumu anlamıştı. Aklında geçenleri biliyordum. "Ne yapıyor bu sersem?" diye düşünüyordu. Bakışlarındaki ilgisizlik yerini kayıtsız kalmaya çalışan bir merağa bırakmıştı bile. Bu hali benim inadımı kamçıladı. Dükkanın kapısından içeriye girdim.

- İyi günler. Vitrindeki bu Küçük Hanım'ın fotoğrafını çekebilir miyim?
- Elbette, biraz keyifsiziz ama bu ara.
- Neden?
- Sormayın az evvel kasanın arkasında gezerken kasiyerimiz Ayla, kuyruğuna bastı: On dakika önce görmeliydiniz burayı.
- Ah kıyamam, şimdi anlaşıldı öyle üzgün üzgün vitrinden dışarıyı seyretmesinin sebebi. Adı ne?
- Cinderella ama biz Cindy diyoruz.

Vitrin güzeli kendisinden söz edildiğini anlamıştı ama hala merak ettiğini bellli etmemeye çalışıyordu. Pisi pisi diye seslenmemi duyduğunu kuyruğunu oturduğu şilteye sertçe vurarak belli etti. "Cindy, resmini çekebilir miyim?" sorusuna ise daha fazla kayıtsız kalamadı. Başını bana doğru çevirdi, üzerinde vitrinin sarı ışıkları yansıyan, dünya güzeli gri gözleri ile bana bakıyordu işte. Resmini çekince yerinden kalkıp başını dizime sürttü. Çantamdaki acil durum kuru kedi mamasından bir minik avuç verdiğimde aramızdaki buzlar tamamen erimidi. Avucumdan yiyecek kadar bana güvenmişti. Kıtır kıtır sesler çıkartarak iştahla kuru mamayı yerken, isminin kül rengindeki tüyleri ile çok uyumlu olduğunu düşündüm.

Fotoğraf: Vitrin Güzeli Cindy

15 Kasım 2011 Salı

Whitey'nin Şarkısı

Her mutlu kedi birbirine benzer ama her bir kedinin birdiğerninkine benzemeyen bir mutluluk pınarı vardır. Uzun afın kısası her bir kedinin diğer bir kedininkine bezemeyen garip bir huyu mutaka bulunur. Blackie'nin oyunu varsa Whitey'in de başka huyu vardır mutlaka. Alışkanlıklar kediler için önemlidir. Bir kedinin hayatı alışkanlıklar zincirindeki her bir halkanın bazen yer değiştirerek tekrarlandığı çoğunlukla tek kişilik bir gösteridir.

Whitey vokal yönü ve sese duyarlılığı kuvvetli bir kedi. Sabah kalktığında duymak istediği ses mama kabına dökülen kuru mamanın sesi. Her ne kadar depolu mama kabı alınmış olsa ve bir mama kabı iki kediye bir hafta yetecek kuru mamayı barındırsa da o, sabahları mama kabına değen kıtırtılı besinin çıkardığı tıkırtıyı başka bir şeye değişmez. O sesi elde edesiye kadar da kendi ısrarcı miyavlamalarını kesmez.

Sabah tıkırtısı ile beslenen beyaz kedi Whitey, hava güzelse balkonda, hava soğuksa evin en tenha köşesi neresiyse orada münsaip bir sandalyeye tüner. Etrafta onu izleyecek kimsenin olmadığına kanaat getirdiğinde, boynunu ileri doğru uzatıp miyavlamaya pek benzemeyen tuhaf , üç heceli sesler çıkarmaya başlar. Bu sesler sanatçılarının ses ısıtmak içn uyguladıkları egzersizlere benzer. "Va va vo", "vo va vo", "vo vo voa" gibi yüksek perdeden bir bağırtıyı hayal edin. İşte tam öyle bir ses kümesi oluşur, evin koridorlarında büyür, büyür. Bu seremonisi yaklaşık beş dakika kadar sürer. arkısını bitiren Whitey hzretleri,o sıra gözde köşesi neresiyse oraya sabah uykusuna çekilir. Ola ki bu minik resital esnasında onun bulunduğu oda, ya da balkona gidecek olsanız, mevcudiyetinizi algılar algılamaz utangaçlaşır, susar, kuyruğunu indirip kaçar, bütün günü böyle özel bir anında yakalanmanın verdiği tuhaf bir utanç içinde geçirir. Ben bu sabah seslerine "Whitey'nin Şarkısı" diyorum.




Karakalem Resim: Whitey - D.M.

13 Kasım 2011 Pazar

Blackie'nin Oyunu

Blackie, siyah kedi ile sabahları şu oyunu oynardık. Oyun kedinin icadıydı. Sabah kalkınca bakardım, kedi sepetinde uyuyor. "Naber Blackie?" diye sorunca "mırrrk" sesi çıkartarak cevap verirdi. Uyur numarasından hemen vaz geçer yattığı yerden zıplayıp koşmaya başlardı.

Doğru salona. Bir kaç dakika kadar benden kaçardı. Sonra aniden ortaya çıkar, salondaki büyük pencerinin önüne gelince bana döner bakar, tekrar "mırkkk" ederek perdeyi aralamamı isterdi. Perdeyi açtım mı, hop, kalorifer peteğinin üzerine. Peteğin üzerindeki tahta tüneğin üzerine zıpladı mı bana mahsustan yakalanırdı. Kendisini okşamam müsade ederdi. Sonra oraya yatar uyurdu. Sabah uykusunu orada çekerdi.

Kedilerin tuhaf alışkanlıkları, kedi icad ettikleri garip oyunları var, illaki tekrar etsin istiyorlar.


Karakalem Resim: Blackie - D.M.