Enlemesine etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Enlemesine etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

1 Aralık 2017 Cuma

Upuzun İsimli Fimler 2/2

Cafeteria, or How Are You Going to Keep Her Down on the Farm After She's Seen Paris Twice - 1973
(Kafeterya, ya da Paris'i İki Kez Gördükten Sonra Onu Çiftlikte Nasıl Tutabileceksin?)

Adını yazması filmi izlemekten uzun süren bir film diyebiliriz. Zira film genç bir kadın ve yirmi altı ineğinin öyküsünü bir dakikada anlatıyor.




The Saga of the Viking Women and Their Voyage to the Waters of the Great Sea Serpent - 1957
(Viking Kadınlarının ve Onların Büyük Deniz Yılanının Sularına Yolculuğu Efsanesi)


Roger Corman'ın yönettiği bu film bekar Viking Kadınlarının kayıp erkek Vikigleri bulup kurtarmak üzere çıktıkları deniz aşırı yolculuktaki maceralarını anlatıyor. Bir bölümü açık denizlerde çekilen filmin oyuncularının bir bölümünün yüzme bilmiyor oluşu çekimler esnasında hayli heyecana sebep olmuş.



Killed My Lesbian Wife, Hung Her on a Meat Hook, and Now I Have a Three-Picture Deal at Disney - 1993 
(Lezbiyen Karımı Öldürdüm, Et Kancasına Astım Sonra da Gidip Disney ile Üç Filmlik Bir Anlaşma Yaptım) 
İntihara eğilimli ve kadın düşmanı bir film yönetmeni senaryosunu kendi yazdığı ilk filmini çekmek zere başrolü oynayacak kadın oyuncuyu seçmek üzeredir. Bu kısa film Ben Affleck'im ilk yönetmenlik denemesi olması bakımından ayrı bir ilgiyi hak ediyor.





(Tanrı'nın Verdiği Bir Grevle Coney Adası'na Gittim... Saat Beşte Dönerim)

İki eski arkadaş, uzun yılar önce izini kaybettikleri üçüncü bir arkadaşlarını bulmak üzere yola koyulurlar.


Can Hieronymus Merkin Ever Forget Mercy Humppe and Find True Happiness? - 1969

(Hieronymus Merkin, Mercy Humppe'yi Hiç Unutanilecek ve Gerçek Mutluluğu Bulabilecek mi?)

60'larda genç kızların sevgilisi Anthony Newley'in başrolde oynadığı müzikalde Hieronymus'un yaşamından anları ve ahlaki çöküşünü izliyoruz. Bir nevi hayatın anlamını arıyor, bulamıyor.

4 Kasım 2016 Cuma

On Beş Kitap

Hatırlıyorum eskiden mimler olurdu, sorulanların yanıtlaması bitince aynı soru bir diğer blog yazarına pas edilirdi, zincir uzar giderdi. Yorum Atölyesi'nde gördüm, üzerime aldım. Topa kendiliğimden girdiğim için ben başkasına pas atmıyorum. 

Aklımda en uzun süre yer tutan on beş kitap şöyleymiş: 

  1 - Geniş Geniş Bir Deniz - Jean Rhys
  2 - Büyücü - John Fowles
  3 - Lolita - Vladimir Nabokov
  4 - Vahşi Dedektifler - Roberto Bolaño
  5 - Düzeltmeler - Jonathan Franzen
  6 - Kan Zirvesi ya da Batıda Gecenin Kızıllığı - Cormac McCarthy
  7 - Zemberek Kuşunun Güncesi - Haruki Murakami
  8 - San Luis Rey Köprüsü - Thorton Wilder
  9 - Beş NUmaralı Mezbaha - Kurt Vonnegut
10 - Tanrı'ya Bakıyorlardı - Zora Neale Hurston
11 - Madde 22 - Joseph Heller
12 - Terazi - Don De Lillo
13 - Çelik Bilye - Jerzy Kosinski
14 - Yalnız Bir Avcıdır Yürek - Carson McCullers
15 - Anna Karenina - L. Tolstoy




1 Haziran 2015 Pazartesi

Cinnete Giden En Kestirme Yol...

...kadın ya da erkek farketmez, ağızdan geçer.

Üstelik en çelik misali sağlam sinirler, bile bir an gelip çiklet ile sınanacaktır.


11 Mayıs 2013 Cumartesi

Alçakgönüllüleri Bekleyen Tehlikeler

Alçak gönüllülük hoş bir şeydir. Ancak alçak nüfusunun yoğun olduğu coğrafyalarda edinenlerin hali yamandır. Behçet Necatigil'in şiirinde dediği gibi "Çekingen, tutuk saygılı, bütün yakınlarınız sizi yanlış tanıdı" O yüzden alçak gönüllü olanların kendilerini bekleyen tehlikeleri asla akıllarından çıkarmamaları, gerekirse mütevazı tutumlarından ortan gerekli kılmadan az evvel sıyrılarak arada bir dellenmeleri hayli yararlarınadır. 

Alçak gönüllüleri bekleyen en büyük tehlikeler:

1 -  Diyelim ki büyüklerinize, iş yerinizdeki amirlerinize karşı saygılısınız, her kese karşı alçak gönüllüsünüz. Başarılarınızla, yeteneğinizle övünmeyi ayıp sayıyor, kendinizi pazarlama yönünde suskun kalıyorsunuz. Bu durumda sessizliğiniz saygınız sizi kendi gözüne kestirmiş rakipleriniz tarafından aleyhinize kullanılacak sizleri her fırsatta amirlerinize fiştekleyip pısırık olmakla suçlayacaklardır. Ayrıca sürekli kendini methedip, yapmadığı işleri kendilerinin gibi gösteren insanlar ikide bir de amirlerinizin yanına gidip ne kadara başarılı olduklarını anlatacak, araya önemli, isimleri sokmaya asla çekinmeyecek, kendileri en kısa zamanda yükselmezler ise amirleri pişman edebileceklerine dair bir şirretlik tehdidi yayacaklardır ortama. Budurumda terfi günü geldiğinde alçak gönüllü, yani etrafı tarafından pısırık addedilen vur ensesini al lokmasınnın hakkı yenilecek, gerisinden gelenler Üsküdar'ı bir hamlede geçeceklerdir. 

2 - Alçak gönüllülüğünüz en belirgin özelliklerinizden mi? Etrafınızdakiler sizi burnu havada, kibirli zannedeceklerdir. Suskun ve saygılı tutumlarınız kendinizi etrafınızdakilerden üstün gördüğünüze ve onları beğenmediğinize yorulacaktır. Bu halinizle etrafınızdakiler arkanızdan aklınıza hayalinize gelmeyecek laf çemberleri çevirecekler ve sonunda bir gün gelecek bu çemberler sizin ayağınıza takılacaktır. 

3 - İnsanların işlerine karışmıyor, arkalarından konuşmuyor;sadece işinize bakıyor, etrafınızdakiler ile  ilişkilerinizde sakin, gürültsüz ve uyumlu musunuz? Her fırsatta hakkınız yenecektir. Alçak gönüllü sessizliğiniz enayiliğinize ve haksızlıklar karşısında suskun kalacağınıza yorulacaktır. Günü geldi kendiniz ezdirmediniz mi? Bir anda haklı iken haksız konumuna düştüğünüz göreceksiniz. 

4 - Ortamı ne olursa olsun sizden yaşça büyük olanlara ve iş yerindeki büyüklerinize karşı saygılı ve alçak gönüllü müsünüz? Bu kendinizi onlardan büyük gördüğünüze yorulacak ve sizinle çaktırmadan uğraşmayı marifet sayacaklardır. 

5 - Başarılı biri misiniz? İşleriniz hızlı ve hatasız mı üretiyorsunuz? Ortaya çıkardığınız ürünler hersinkinden daha özenli, hatasız ve güzel görünümlü mü? Alçak gönüllü olmak yapacağınız en büyük hatadır. Arada çıkıp en iyisini kendinizin yaptığını haykırmadıkça içinde yer aldığınız embesil sürüsü size için için düş bileyecektir. Arada başarılarınız kafalarına vurmaz iseniz hakkınız hep yenecektir.

Hakkınızın yenmesini, ayağınıza sürekli taş koyulmasını istiyorsanız alçak gönüllü olmaya ara ara ara verin, şirret olun, edepsiz olun, görgüsüz olun. Kazanan siz olacaksınız. 


Meraklısına Linkler:  

29 Ağustos 2012 Çarşamba

Çocukken Haddinden Fazla İşitilmiş Sözler; Top 10

Hepimizin çocukken sık işittiği sözler vardır elbette, hepimizin ki farklıdır ama eminim ki hepimizin işittikleri farklı farklı da olsa kesişen yerleri fazladır. 

Bunlar benim hatırladıklarım  

1 - Evin içinde koşturma
2 - Duvarları karalama
3 - Elini yıkamadan sofraya oturma
4 - Işıkları yanık bırakma
5 - Arkadaşın kendini kuyuya atsa sende mi atacaksın?
6 - Deli misin sen? Ne gülüyorsun öyle? 
7 - Sen yapamazsın bırak!
8 - Kaloriferleri sonuna kadar yakma
9 - Banyoda çok kalma
10 - Akşam akşam ıslık çalınmaz.


Şu yazacağım da hediyesi olsun:

"Ödevini bitirmeden sokağa çıkmak yok!"





4 Şubat 2011 Cuma

Nefretengiz Ecnebi Şarkılar

Epeydir blogda liste yapmayı boşladığımın farkındayım. Öyle ki liste yoksunluğum içimde bir koca boşluk gibi büyüyordu. Artık buna dur demememin zamanı gelip de geçmişti bile. Hep en sevdiklerim olacak değil ya benim için en berbat yabancı şarkılar, hatta bir daha asla duyma tahammülü gösteremeyeceğim, çalan cisme en yakınımda bulduğum elime geçirdiğim yabancı cismi anında yeşerip Hulklaşarak atacağım, susturamazsam o ortamdan naralar atıp kaçacağım şarkılardan aklımdan çıkmayanları listeliyorum.

İşte bir daha duymak istemediğim şarkılar, bu arada listem subjektif mi subjektiftir sadece kendimi bağlar:

- Hotel California - Eagles: Adamlar best of albümlerine bile almıyorlar şarkıyı, Eagles için düzenlenen tribute albümünde bile yok bu şarkı. O denli itici. Ülkemizde baş tacı nedense.

- Believe - Cher: Bu şarkı yapılalı 10 yıldan fazla olmuştur herhalde, duymayan da kalmamıştır, herkes duyduğuna gçre neden hala çalıyorsunuz bunu? Başka şarkı mı kalmadı? CD mi yok? Verelim CD onu çalın.

- I Wanna Dance With Somebody - Whitney Houston: Tiz vokal, aşırı pür neşe hali, neye seviniyoruz noluyoruz çığlık çığlığa? Bir şarkıda olmasını istemediğim hemen hemen herşey bu şarkıda toplaşmış, "kalk gidelim" diye de bayrak açmış.

- Ice Ice Baby - Vanilla Ice: Hitin en önde gideni bu işte, onlarca yılı devirdiğine inanamıyorum.

- Mambo #5 - Lou Bega: Yaz gecelerinin vazgeçilemeyen kabusu

- Barbie Girl - Aqua: Sayfiye yerlerinde hala dönmesinin hikmetini anlamadım, itici ötesi sevimsiz şarkı.

- The Final Countdown - Europe: Dramatizasyonun bu denli yüksek olduğu diğer şarkı Eye of the Tiger'dır, Ama yok ondan bu denli nefret etmedim, edebilirim.

- Wake Me Up Before You Go-Go - Wham!: Bu oğlanlar dağılalı onlarca yıl oldu, George oldu Michael oldu, öbür üyesinin adını anımsayan kalmadı. Şarkıyı nerden bulup çıkartıp uluorta çalıyorlar hala, ne gereği var?

-Who Let The Dogs Out? - Baha Men: Köpek vokalli şarkı, beğenen dinlesin ben dinlemem. Kedi vokalli olursa belki. "Who Let The Cats Out?" yani.

- Sussudio - Phil Collins: Adamın tiz sesinin tizlik sınırlarını zorlamasına aşıksanız ideal parça yok bu ses tonuna kılsanız başından sonuna dinlemek sizi sinir krizinin eşiğine getirir.

- All That She Wants - Ace of Base: Ucu bucağı belirsiz şarkı ama sanki her notası aynı. Belki de bu yüzden uçsuz bucaksı z ve bitmeyecekmiş hissi veriyor dinleyicisine.

- Everthing I do I do It For You - Bryan Adams: Romantizm öldürür mü adamı? Öldürür hele bu şarkının Kevin Kostner'lı Robin Hood fecaatinin soundtrackinden çıkan hit olduğunu düşünürsek, ölümlerden ölüm beğendirtir. O derece planlı projeli bir şarkı.

- Baby Come To Me - Patti Austin: Geçen yüzyılın da bu yüzyılında hiti mübarek.

- How am I Supposed to Live Without You - Michael Bolton: Adamın saçı bir dönem markası oldu, dikkatinizi çekerim sesi değil saçı meşhurdu. Kenny G. görünümlü bir herif, müzikalitesi de aynı seviyede, üstelik Kenny Rogers gibi kelimeleri ortadan çatlattırarak manalandırıyor. Özgünlük sıfır yani. Geçin bu formülleri allaşkına, müziği rahat bırakın kardeşim.

- Still Got the Blues - Gary Moore: Böyle bir şarkının olmasını da, içinde bitmek tükenmek bilmeyen bayık bir gitar solosu olmasını da, tüm bunlar yetmiyormuş gibi türkçe versiyonunun yapılmışlığını nefretle kınıyorum.

- From A distance - Bette Middler: Bundan o kadar çok gına geldi ki.

- My Heart Will Go On - Celine Dion: Yettin artık Celine, bıktık bıktık bıktık!!! Bilmem anlatabildim mi? O buzdağının görünmeyen kısmı kafana düşseydi de altında kalsaydın demeye zorladın beni en sonunda. Bitsin bu eziyet.

- One of Us - Joan Osborne: Ya evet!! Ya eğer Tanrı aramızda olsaydı, ilkokul ikinci sınıf kompozisyon ödevi gibi sözler, afferim otur aşaRı, sıfır!!

- One of Us - Prince: Şarkıdan nefret ederken gitti kavırladı adam, iyi mi? Hem de Emancipation adını verdiği 3 CDlik albümün içinde. Albüm satmamış zaten. Sebebi bu şarkıdır ben söyleyeyim.

- You're Beautiful - James Blunt: Şarkının sözlerine ayrı, herifin sesine apayrı bir gıcığım.

- Hero - Enrique Iglesias: Ağlar kıvamda yırtınarak genç kızlığa ilk adımlarını atanların kalplerinde aşk tomurcukları açtıran şarkı. Bir sübyancının iç dünyası lezzetinde sözler.

- The Lady in Red - Chris de Burgh: Filmi olmasaydı şarkısı da olmazdı belki. Ama ikisi de var. Ama neden hala var?

- Informer - Snow: Bunun gibi üç aylık ömrü olması gereken şarkının yıllarca ayakta kalması haksızlık.

- Vaya Con Dios - Ne Na Na Na: Ne diyeyim madem ki belçikalısın bari ana dilinizde söyleseydiniz. Şarkıya mı yoksa mahsustan neşeden kudurmuş misali çağlayan vokale mi daha kılım karar verecek kadar dinleyemiyorum.

- U Can't Touch This - Mc Hammer: Bu şarkıyı dilimize Ercan Saatçi ve saz arkadaşları bir çırpıda sokmuştu. Zaten sırf bu bile şarkıdan başlı başına tiskinme sebebi.

- Life is Life - Opus: İlk duyduğumdaki nefret hissini hala dipdiri tutmayı başaran yegane şarkı diğerlerine olan nefretim azalıp çoğalıyor ama bu hep aynı hep aynı, remixine de aynı kılım. Hatta niye remixi var?

Oh be yazdım rahatladım.

Darısı nefretlik türkçe eserlerin başına.

27 Haziran 2009 Cumartesi

Aynadaki Adam da Gitti

Oniki yaşından beri sahnelerdeydi, sahnelerden ayrıldığından beri yaşayamadığı hayatını yaşamaya kendisi olmaya çalışıyordu. Olabildi mi bilmiyoruz. Seksenli yıllarda müzik yaparken o yılların iğrenç seslerinden hiçbirisi onun müziğine misafir olmadı. Albümleri de, sahne performansı da uzun uzun çalışılmış işini ciddiye almış bir adamın ürünüydü.

Her daim sevdiğim Michael Jackson şarkıları;

1 - Who is it?
2 - They don't really care about us.
3 - Leave me alone
4 - Man in the mirror
5 - Dangerous
6 - Superfly sister
7 - Give in to me
8 - Come together
9 - Little Susie
10 - Billie Jean

2 Haziran 2009 Salı

Her Daim Dinleyebildiğim New Age Albümleri

Müziğe 24 saat takık olup da aynı parçayı çok defada dinleyemeyen bendenizin defalarca dinleyebildiği cdler de var. Bir dönem new age denilen farklı tınılarla yüklü müziklerin peşine düşüp bıkasıya kadar bu türün her bir örneğini dinlemişliğim oldu. Konuya ucundan ilgi göstermiş olanlar new age denen müzik türünün genelde can sıkıntısı veren, insanı önce melankoliye ardından baygınlıklara sevkeden kolaylığa kaçma kapılarına ardına kadar açık bir tür olduğunu düşünebilirler. Kolaylıklara kaçmış her müzik çalışması aynı tuzağa düşer, detaysız, ruhsuz hatta daha önce yapılmış binlerce benzerinin kötü taklidi olmakla kalır.

New Age de en beğendiğim beş albüm şunlar;

1 - The Songs of Distant Earth: Mike Oldfield'in Tubular Bells tekrarlamalarına ve plak şirketinin dayatmasıyla sürdürdüğü sözlü müziklere dur dediği dönemde yaptığı ilaç gibi bir albümdür. 1994 yılında Arthur C. Clarke'ın "Songs of Distant Earth" isimli bilimkurgu romanından esinlenerek bestelenmiş albümün ilk parçası Apollo 8 astronotu Bill Anders'in 1968 yılbaşı gecesi ay etrafında dönerken yapılmış ses kaydı ile açılır. Farklı müzikal türleri, farklı koro kayıtları, otantik müzikleri, ünlü şarkıcıları vokal örneklemelerini ve sanatçının imzası niteliğindeki gitarının sesini taşır. Güçlü besteler ve özenli ses oyunları ile defalarca dinlenilebilen bir albümdür. Gözlerini kapatıp dinleyen bir kişinin bile romanda anlatılan dünyayı zihninde canlandırması mümkündür. Üzerine bir de romanı okursanız dinlerken aklınızdan geçenlerden ötürü hayal kırıklığına uğramazsınız.

2 - White Winds: New age denen türün varlığından 1986 yılında yaptığı Down to the Moon albümü sayesinde haberdar olduğum bir harp virtüzü var, ismi Andreas Vollenweider. O albümden sonra adamın izini sürdüm ve her bir albümünde kendisini yenileyen bir müzisyen olmasına ve farklı müzisyenlerle işbirliği içinde olmasına rağmen benim için en iyi albümü 1984 yılında yaptığı White Winds'tir. Kendi içinde bir öyküsü olan film gibi bir albümdür. Harp ile, insan sesi, rüzgar sesleri ve diğer enstrümanlar dinleyeni asla baymayacak biçimde bir araya getirilmiştir. Gözlerinizi kapatarak dinlediğinizde duyduğunuz seslerin verdiği ilhamla sayısız öykü yazabilirsiniz. İlham verici bir albümdür. Rahmetli Uzay Heparı bile Sezen Aksu'nun "Deli Kızın Türküsü" albümünde yer alan "Tenna" şarkısının introsunda bu albümün giriş şarkısından ağır biçimde tesir almıştır.

3 - Big Blue Ball: Real World'un 1991, 1992, 1995 yılı yaz aylarında bir hafta boyunca dünyanın farklı yörelerinden sanatçılarla yaptığı kayıtlar 2008 yılında albüm olarak ortaya çıktı. Her dinleyişte farklı bir lezzetin tadılacağı bir ses yolculuğu aylardır dinliyorum daha bir müddet dinlerim diye düşünüyorum. Peter Gabriel'e bu projeyi hayata kavuşturduğu için teşekkür etmek lazım.

4 - Asian Fusion; Ancient Future grubunun 1993 tarihli albümü uzakdoğu esintileri taşıyan bir albüm. Batılı seslerle uzak doğu sesleri heyecan verici biçimde harmanlanmış kesinlikle dinlenilmesi gereken bir albüm.

5 - Eldorado; Patrick O'Hearn'ün 1989 tarihli albümü, güney amerikanın sesi diye özetlenebilecek bir albüm. Alışılandan farklı seslerle güney yarım küre seslerini deneyimlemek için ideal, defalarca dinlenebilecek bir albüm.


22 Mayıs 2009 Cuma

En Arızalı Aşk Filmleri

Aklımda yer etmiş arızalı aşkları anlatan filmleri tekrar kafamdan geçirdim. Listeyi beşe indirmek hayli zor oldu. İşte aşkın en arızalı hallerini izleyicisinin yüreğinin ortasına aşkın acısını saplayıp orada bırakmış filmler.

1 -La Femme d'a Cote; 1981 yapımı François Truffaut filminde başrolde Fanny Ardant ve Gérard Depardieu var. (daha önce detaylı anlatmıştım)

2 - The Pillow Book; Peter Greenaway'in 1996 yapımı bu filminde Ewan McGregor, Vivian Wu ve Ken Ogata oynuyor. Film her Greenway filminde olduğu gibi diğer sanat eserlerinden yararlanıyor. Bu filmde Japon kaligrafi sanatı, insan vücutlarına yazılan yazılar oyuncular ile birlikte başrolü paylaşıyor. Alışıldık filmler gibi başı, sonu ve ortası yok. Farklı zaman dilimlerinden olaylar, defileler, yazılar ile birlikte ortaya bırakılıyor seyirci kendi kafasında olayları birleştiriyor. Aşkı, aşk acısını ve intikamı bu kadar iyi anlatan bir film daha önce görmedim.

3 - Betty Blue ( 37°2 le matin) ; 1986 yapımı bir film, jean Jeacques Beineix'in yönettiği filmde Béatrice Dalle ve Jea Hugues Anglade başrolde. Yazar olmaya çalışan ama bunu pek ciddiye almayan adama aşık kadının hikayesi. Meteliksiz çift güzel bir aşkı yaşarken kadın adamın yazar olması için tutkulu bir çırpınma içinde deliliğin kapılarını aralıyor.

4 - Great Expectations; 1998 yapımı filmin yönetmeni Alfonso Cuarón, oyuncular ise Ethan Hawke, Gwyneth Paltrow, Hank Azaria, Robert deNiro, Ann Banctroft. Charles Dickens'in kitabından hayli serbest bir uyarlama bu arızalı filmler arasında romantik komedi filmlerine yakın duran haline rağmen bu filmdekiler birbirlerinin canını acıtmak için uğraşıyorlar. İntikam şömine başında alınıyor.

5 - Breaking the Waves; Lars von Trier'in 1996 yapımı filminde Emily Watson, Stellan Skarsgard, Jean Marc Barr, Udo Kier oyunuyorlar. Gerçekçiliği ile akılda kalan bir film. İskoçyada geçen bir melodram, küçük köydeki bir kız petrol işçisi erkekle evlenir, mutlulukları adamın geçirdiği kaza ile sona erer. Adam yatalak kalır. Karısından istediği bir tek şey vardır, kadın o isteği yerine getirir.