Çeviri hataları etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Çeviri hataları etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

2 Haziran 2021 Çarşamba

Bigot

Yabancı dil kullanma merakı genelde bir yabancı dili layıkıyla öğrenme ihtiyacı duymamış insanlar arasında yaygın. Bir de Türkçe dilbilgisi kurallarını kullanarak İngilizce kelime oyunu yapmaya kalkışırlar falan, ayrı bir gülmece konusu. Olay şu: adam almış "bigottoman" koymuş şirketinin adını. "Büyyyük Osmanlı" ya da "Osmanlı İrisi" falan dediğini sanıyor olmalı kendince böyle bitişik yazarak ammmma.... Olmuyor kardeşim. Böyle bir firma ismini okumaya kalkınca dank diye "bigot" kısmında takılıyorsun. İyi bir kelime değil. Bağnaz demek... Hedef kitle direkt "Bağnazosmanlı" diye algılıyor yazılanı.

Yapmayın kardeşim firmalarınıza İngilizce isim koymayın yüzde doksan dokuz komik olacağınız katidir.
Altını kurcalayınca firmanın mazisi ortaya saçılmış zaten. Ahanda gerisi burada...

30 Ocak 2017 Pazartesi

Çevirmenin Anlam Bozukluğu ile İmtihanı

Hatta çevirmenin dilbilgisi kuralları ve anlam düşüklüğü ile imtihanı yahut okuduğunu, duyduğunu anlayamamak ile imtihanı... 
Hatta ve hatta çevirmenin anlamsızlığı.

6 Haziran 2015 Cumartesi

"Çeviri İşi" de Çin İşi Japon İşi midir?

Eğitim hakikaten de önemlidir ancak ülkemizde çeviri yapmak için ciddi veya gayri ciddi bir yabancı dil eğitimi almaya gerek yoktur. Yabancı dil konusunda cesaretimiz akıl, zihin zonklatıcıdır. Al sözlüğü, çevir gitsin metoduyla, iki üç cümleyi ıkınarak dışına koyveren çeviri yaptığını sanabilir. 


12 Mayıs 2015 Salı

Statü Merakı

Klavye müsade etmez de, bakarken noktaların azizliğine uğrarsın ya hani. İşte öyle bir şey.
Dürüm
Durum
Dumur
Durun siz evlenemezsiniz!

26 Ocak 2015 Pazartesi

Pazarlama Müdürü

Tuhaf mamafih hakiki:
Sundaying Manager


Buna çeviri hatası demeye dilim varmıyor. Başka türlü bir şey bu.

11 Haziran 2013 Salı

Faiz Lobisi'nin Ülkemizdeki Tahmini Kısa Tarihçesi

Fazi Lobisi sözü gündemimize bir kaç gün evvel aniden indi. Ekonomi konusunda ahkam kesmeye alışık olan köşe yazarları da, eski yahut yeni finansçılar da, gündemi okuma konusunda deneyimli olanlar da "Faiz Lobisi"ni ilk kez duyuyorlardı. Ancak dört elle sarılıp yorum üzerine yorum yapmaya başladılar. 

Aslında Faiz Lobisi diye bir şey yok. Olmadı da. Dilimize İngilizce'den alelacele apartılmaya çalışırken sakatlanmış bir tamlamadan başka bir şey değil. Tamamına ermediği içinde yarımlama diye de uydurabiliriz. Bir nevi chicken translate vak'ası, hatta vak-vakası. İngilizcede Interest Lobby olarak bilinir, Interest Groups olarak da kullanılır, Interest Lobby Groups diye de geçer. Interest kelimesinin Türkçe karşılığı çok fazla,. Şöyle bir kaç tanesini sıralayacak olursak; ilgi, alaka, çıkar, önem, merak, bir kişinin ilgisini cezbeden şey, pay, hisse, faiz anlamlarını taşıyor. 

Interest Lobby kelimesini Faiz Lobisi olarak konuşmanın içinde kullanabilmek için şunların yaşanması kuvvetli ihtimaller arasındadır. 
1 - Konuşmayı yapacak kimse yağacağı konuşmanın içeriğine uzak ise,
2 - Konuşmacının eline konuşsun diye tutuşturulan metin İngilizce dilinde hazırlanmış ise. 
3 - Konuşmacı İngilizce'ye Fransız ise, 
4 - Interest Lobby sözünü ilk kez duydu ise, 
5 - Metni çevirivermesi için görevlendirdiği danışmanda sözlük kalmadıysa. Ya da sözlüğe bakmaya gerek duymayacak denli kendisini bu dile hakim zannediyorsa. 
6 - İngilizce'ye yalnızca ve yalnızca Google'ın elverdiği kadar hakim ise, 
7 - Etrafında bu lafı soracak bilgi birikiminde adam kalmadıysa,
8 - Bu konuda kendisinin zıpzırcahil olduğunu idrak edemiyorsa,
9 - Bunun üzerine danışman Google'a girip, ifadeyi yazarak "translate" tuşuna basarsa, erişebileceği bir tek Türkçe ifade var o da "Faiz Lobisi"

Yukarıda yazmış olduğum bölüm "Faiz Lobisi" ifadesinin ülkemizdeki kısa tarihçesidir. Geri kalanını bir kaç gündür okuyor ve duyuyoruz. Şaka gibi. Ama gerçek. Konuşma metinlerinin İngilizce hazırlanıyor olabileceği ihtimalini deşifre etmiş minnak bir çeviri hatası olayıdır.  

Aslında doğru düzgün çeviri yapmak isteyip de kaynak dile hakim olamayanların uzak durması gereken bir araçtır google translate çünkü zaten kendisi İngilizce'de chicken translate Türkçe'de tavuk çevirme anlamlarını taşımaktadır. 

Çıkar grupları da bizim yıllardır haberlerde duyduğumuz, okuduğumuz lobi faaliyetlerinden, lobicilikten başka bir şey değildir. 

Darısı nice İngilizce metinlere...




30 Temmuz 2012 Pazartesi

Kader Diyelim

Sinema sanatının eski ve yeni, iyi örneklerini izlemeyi sevdiğim kadar saçma örneklerini de izlemekten ayrı bir keyif aldığımı daha önce de söylemiştim. Alfred Hitchcok ise filmlerine dair detayları neredeyse ezbere bildiğim bir kaç yönetmenden biridir. DVD'ler yaygınlaşmadan önce bu yönetmenin videolarını umutsuzca toplamaya kalkışmıştım. Neyse ki DVD'leri sayesinde bütün resmi kayıtları, TV programının bütün sezonları dahil olmak üzere elimde mevcut. Erişemediğim iki filmi ise seneler önce Alman film stüdyolarında kotardığı iki filmi eş zamanlı olarak bir de Alman oyuncular ile çektiği ve büyük bir ihtimalle İkinci Dünya Savaşı esnasında yönetmenin milliyetinden ötürü Alman hükümeti tarafından imha ettirildiği düşünülen iki film. Bu iki filmin bir yerlerde muhafaza edildiğini ve günün birinde ortaya çıkıvereceğini umuyorum. 

Psycho ve The Birds yönetmenin en tanına iki filmi. Pscyho, Gus Van Sant tarafından 1998 yılında orijinaline kare kare sadık kalınarak ve ilk filmin çevrildiği mekanlarda, yollarda bu sefer renkli olarak yeniden çekilmişti.  Bu meğerse PScho filminin ilk yeniden çevrimi değilmiş. 1995 yılında Mehmet Alemdar'ın yapımcılığınıi yönetmenliğini yapıp katil rolünde göründüğü "Kader Diyelim" ismli film bildiğimiz "Sapık"ismi ile bilinen Hitchcock filmin yeniden çevrimi değil miymiş.

Film öğle tatillerinde otelde sevgilisi ile beraber olan bir kadının, bir öğleden sonra patronunun kasasındaki paraları alıp yollara koyulması ile başlıyor. Yolunu kaybeden kadın gece vakti tekinsiz bir otele giriyor. Otel sahibi otelinde kendisi kadar irkiltici bir tip. Kendi odasına çekilip, duş alan kadını duvardaki delikten önce gizlice dikizliyor, derken kadın duşta bıçaklanarak öldürülüyor. Bildiğin Sapık'ın ta kendisi işte. Yalnız bu filmin, asıl filmden en büyük farkı, ölen kadının sevgilisinin Vahdet Vural olmasında yatıyor.  Vahdet Bey malumunuz aranesk fantazi tüürnde eserler seslendiren bir yıldız aynı zamanda, aktör olarak içinde bulunduğu filmlere sesi ile renk vermesi adetten. Böyle olunca da filmin olur olmaz sahnelerinde aniden şarkılar söyleyip, belki de canı sıkılmakta olan seyirciyi bir miktar eğlendiriveriyor. Zaten filmin ismi de onun meşhur eserlerinden biri olan "Kader Diyekim Gitsin" adlı ölümsüz eserinden esinlenerek oluşturulmuş. 

Filmiden kısa bir kolajın olduğu listede, izleyenler şöyle yorumlarda bulunmuş. (Küfürleri alıntılamadım)


Gerilim filmlerinden hoşlanıyor, şarkılı türkülü filmlerde kendinizden bir şeyle bulabiliyorsanız, hiç kaçırmayın aşağıda resmin altında verdiğim linke bir göz atın derim. 


- Üçüncü hatun güzelmiş. 
- Lan korku filminde bile arabesk söyküyonuz..
- Ulen kadın ne güzel razı olmuştu ne öldürüyon?
- Erkek erkeğe sevişmek de ne?
- 10 saniye befes tutamıyonuz mu? 
- Normalde yorumlara bakarım izlemeden önce bu defa okumayacağım tuttu. Görmez olaydım. 
- Kıllı abimizin kalkarken fırsattan istifade sağ göğsü avuçlaması ve akabinde kadının "Elledi"yi gözleriyle; etraftaki yönetmene ve ekibine anlatmaya çalışması.. Kıllı da olsa fırsatçılık. 
- Erkekler donla dışarıya çıkıyor hep nedense?
- Tek dişi olmayan canavar bu olsa gerek.
- Nalet gelsin senin gibi kadına, o tel dişini yaptırmayan yönetmene de...
- Kağıt üzerinde matematik hesabını bu kadar uzun zoomlamak neden?
- Ne yaptınız ya? Hitman bile bu kadar hızlı boğamıyor. 
- "Hava da sıcak" deyip evin tavanını göstermesi?
- "Come on in"tabii, ama "Şu an otelimiz tadilatta, sizi pansiyon kısmına alayım, orada daha rahat edersiniz" Ben bu çeviriye laf edemem artık. Adamlar ingilizceyi bitirmiş, dört cümleyi üç kelime ile anlattı.
- Üç saniyede nefessizlikten ölmek???
- Yönetmen abimiz kendi çapında Psycho filminin bir coverını yapmış, emeğe saygı. Ama özellikle 4:18'de başlayan "Kader Diyelim Gitsin" isimli eseri fimle birleştirdiği için ayrı tebrik ediyoruz kendisini. 
- Bıçakta kan olmaması... Sonuna kadar izlemişim onu fark ettim şimdi. 
- Son kurbanın yatağına uzanmış, alt alta toplama yapıyor oluşu çok ince düşünülmüş bir detay gibi geldi bana. 
- Dişinin arasını, gözlerini karasını...
- Lan şerefsiz sapık! kadına "seviş benimle" dedin, kadın da hiç tepki göstermedi ve razı oldu. Ne diye öldürüp mundar ettin malı?
- Türk sinemasının kapkara yazısına kader diyelim gitsin!
- İlk abladaki kaşlar Allah vergisi. İkinci ablanın diş perisiyle arasında sorun çıkmış galiba. 
- Altyazı Avrupa ve Amerika'daki gösterimleri için heralde..
- Bu karıları görsem ben direk intihar ederdim, katile gerek yok. Nerden buldularsa... 
- İngilizce altyazı olmasa dediklerini anlamayacaktım.
- Alfred Hitchcock'un kemikleri sızlar be.
- Böyle bir filme de arabesk şarkı koymuşlar ya helal olsun!
- Tek dişi kalmış canavarı öldüremedi, öldüremez..



Meraklısına Linkler:

3 Temmuz 2012 Salı

Kelebekler Vadisi'nde Bir Japon Hanım Kızımız

Çeviri hatalarını aylardır ihmal ettiğimin farkındayım. Diyeceksiniz ki artık çeviri hatası yapıl mıyor mu? Sevinelim mi? Sevinmeyin hiç sırası değil. Hata hata üstüne yapılıyor da elim varıp/erip yazamadım.

Aylar evvel teyzem televizyonda izlediği bir filmde kulağını tırmalayan bir çeviri hatasından bahsetmişti. Filmdeki aktör şöyle diyormuş: 
"It may sound odd but it works"
P sırada alttan geçen yazıda ise şunlar yazılıymış;
"Teksayıymış gibi gelebilir, ama çalışıyor"
Tabi bu çeviriyi okuyup da filmden bir şeyler anlamayı beklemek hayal olur. Ne tek sayısı, neyin çalışması?. Metindeki lafların bunlarla son derece dolaylı ilintisi var.
Asıl çevirisi şu olmalıydı: "Tuhaf gelebilir ama işe yarıyor"

İzmir'de bir adet "Kuş Cennet"imiz var, kel, fodul bir yer, kuşlar nesini beğenir bilemiyorum ama kapıdaki İngilizce tabelayı ben beğeniyorum. Tabelada şu laf yazılı: "Bird's Paradise" Yani Kuş'un Cenneti.. "Ne? Bir tek kuş için mi geldik bunca yolu?" olmuştum ilk görüşümde. Bir daha gidersem söz fotoğrafını da çekeceğim.

Tabela denildi mi eli tabela tutan herkes aklından geçeni döktürüyor. Garip manzaralar çıkıyor ortaya. Aiağıdaki resimdeki Japon hanım kısımız da Kelebekler Vadisi'ne kadar gelmiş munis geyşaların ülkesinden kalkıp da. Mahremiyetine halel gelmesin diye, şortundan taşan bacaklarını gizledim, yüzünü de bir gül dalı arkasına sakladım. Alın size vadi, olmamış mı Walley...Bari y harfi de T olsaydı kelebek cüzdanı gibi bir laf olabilirdi. Bu haliyle bir vadiye benzemiyor. 

Çeviirelim, çevirtelim yeter ki doğru yerde doğru biçimde çevirelim. 


31 Ocak 2012 Salı

Mantık Mantıda Ne Kadar Gizlenebilir?

Hafta sonu telefonu bir güzel kilitledim nasıl başardımsa. Neyse pazartesi günü açıldı. Aylardır PC de teklemekteydi. Sıkıyı gördüm mü format atıyordum ama bu sefer nedense ona da üşendim. Yine de mecbur kalınca pazartesi akşamı formatladım. Kullandığım bütün programlar bir arada external hard driveda olmasına rağmen aheste aheste yükleyerek PC mi doğru düzgün çalışır hale getirmey, bugün başardım.

PC olmayınca hafta sonu sudan bir kitap okumak istedim. John Katzenbach'ın Psikoanalist isimli romanı bir müddettir gözümün içine bakıyordu. Vesileyle onu okumaya başladım. Bu kitap akıcı sürükleyici bir çok satar, entrikası sürükleyici. Kolay okunuyor. Yalnız ben çeviri kousunda bazen olmadık şeylere takılıyorum ve de kendi kendimi sinir ediyorum. Hoş bu kitabı çevirisi b,r yere kadar olduka temiz. Kitabın ilk üçyüz sayfasında göze batan bir hata yok. Başlarda olsa takılıp gerisini okuyamam, sonlara doğru hatalar arka arkaya gelmeye başladı. Kocaman hatalar değil, minik. Mesela kitabın kahramanı olan adam kitabın ilk sayfalarından itibaren başına çoraplar ören kişinin izini bulup bir yakınının evinde, oturma odasına girip "çin figürlerine" bakarken işi aslını anlamaya başlıyor da. Çin figğrğ de neyin nesi? Elin amerikalısının "china" dediği şeyin çinle pek ilgisi yok, günlük hayatta "porselen"e verilen isim chica. Çin figürü dediği de düpedüz rafta duran poselen biblolar.Takip eden satırlarda baştan beri çetrefillenen gizem çözüldü çözülecek ama ben orada takılıyorum. Neyse iki dolanıp, oturup okumaya koyuluyorum ki iki sayfa sonra romadaki kötü adamlardan birisinin likör problemi olduğu sürekli lkör içtiği yazılı. Allahım bu çevirmenler neden bir sözlük bulundurazlar ellerinin altında, özellikle argo sözlüüğü. Likör diye çevrilen lafın aslı "liquor", yani amaerikan argosunda genel olarak "alkollü içki"lere verilen isim. Adamın likör sorunu yok da içki problemi var yani. SOnraki hatalrı görmezden gelip gizeme odaklanınca başka hata da görmemiş oldum. Kitap iyi, tipik bir sayfa çevirten. O da mı ne? "Page turner"

Geçenlerde bir lokantada, yemek listesini nedense ingilizce yazma gereği duymuşlar. Sanırım hava olsun diye. Bu özentiden öteye geçmeyen ingilizce menüler saçma sapan sözlüklerden alınan kelimelerle, aslıyla uzaktan ilgisi olmayan, mantıksız yemek isimleri barındırır, elin turisti işin içinden çıkamaz, anlamak için türk olmak gerekir. Menüde lokantanın özel kategorisinin altında gördüğüm "logi"nin ne olduğunu çözemeyince garsondan yardım istedim.

- Nedir bu "Logi"?

Garson havalı baktı ve

- "Mantı" dedi.

"Nasıl yani? "diye sorarak bir açıklama istemek en doğal hakkımdı. Sordum da netekim. Ancak aldığım yanıt aklımın bir köşesinde yer alan akıllara ziyan veren yanıtlar kategorisindeki yerini derhal aldı.

Garsonun sözleri ile aktarıyorum;
-"Beyefendi ingilizcede "logic" diye bir kelime vardır, o kelimenin dilimizdeki karşılığı "mantık" tır. Biz menüyü kaleme alırken türkçe mantıktaki "k" harfini attık da ingilizcee çeviriverdik."Logic"in "c" si gidince kaldı geriye "Logi".

Bu mantığa dencek fazla bir iey bulmak her babayiğidin harcı değildi elbette. İnsanı dumura uğratan bir mantık karişsınıda ayni Edison'un ilk ampulü gördüğü an gibi kalakaldım. Ve baktım, baktım, baktım.