Akvaryum Balıkları etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Akvaryum Balıkları etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

12 Haziran 2014 Perşembe

Anımısıyor musun Minik Balık, Mayıstı Hani?

Hadi o ayı anımasayamadın diyelim. Peki tekmeyi de mi unuttun?
Hani o canı bol tekmeyi. Hani danışman çocuğun kendini savunmak için
can-havliyle
can-ı gönülden
can-siperane
can-ı burnunda
can-ını korumak için attığı tekmeyi...


Unuttun değil mi seni gidi yaramaz?  

Peki danışman adamın gözündeki "insanım ben, insanoğlu insan!" diye haykıran bakışları, ya da yüzündeki insancıl, sevecen ifadeyi. Onları da mı unuttun? Buyur bak o zaman. 


Sen de haklısın unutmakta sevimli minik balık. O kadar çok şey oluyor ki hangi birini anımsamalı. Birni aklında tutsan öbürüne yetişemezsin. Hem zaten Soma faicası henüz patlak vermişti, yarası tazeydi. Acılara en güzel unutarak katlanır insan. Unutmak için bir neden gerekliydi. Belki de birden çok neden gerekliydi. 

Unutasım geldi. Hadi o zaman sıçrayayım zamanda biraz, daha ileriden anımsar gibi yapayım. 

Soma faciası, tekme, TÜBİTAK raporunu unutturma görevi "Bayrak İndirme" hadisesine ait olabilir miydi? Böylece Erdoğan "O bayrağı indiren.... " diye gürleyerek oy kapabilir miydi? Sesinin kısık olduğu zamana denk gelseydi gürlemeyi başaramayabilirdi, ama hoş bir anı olarak onu da unutabilirdik ama neyse sesi kısık değildi, iyi geldi bayrağa saygısızlık edeniz azarlayan tututumu. Tam bunları unutacakken minik balık çok değerli Dış İşleri Bakanı'nın "kontrol altında" dediği Büyükelçilikteki görevliler; yetkili ağızdan çıkan itimat telkin eden sözlerin üzerinden henüz daha yirmi dört saat geçmemişti ki "kontrol altına" alındılar. Bu ahval ve şerait altında tekme olayı içinde bulunduğumuz deney akvaryumundakilerin hafızasında ne kadar kalabilecekse o denli kaldı minik balık. Sen yüz. İki dal, çık. Olmadı su çırp yüzüne, unut bunları minik balık. Daha önümüzde yaşanacak serin mi serin, kocaman mı kocaman bir haziran ayı var. Unut gitsin. 

12 Mayıs 2013 Pazar

Hepsi Sadece Bir "Ses"

Her meslek kendisine yıllarını vermiş çalışanlara bir, ya da bir kaç armağan olur. Bir şekilde iz burakır yaşamlarda. Yolun başındaki genç insan fark etmez kendipayınadüşecek armağanı. Birisi uyarsa bile dikkate almaz.. 

Cevaben der ki:

"Bana bir şey olmaz.!"

Olur, mesleği herkeste bir iz bırakır. Bendeki iz mesela telefonları umursamamak oldu. Bangır bangırçalan onlarca telefonun ortasında beni bıraksanız hiç tepki vermem telefon seslerine karşı şerbetlendim. Duymuyorum. Bakmıyorum. Eskiden telefon var mıydı avasında geçiyor günlerim. En azından kötü haber almıyorum. 

Yıllarca telefona yapışık işhayatı olunca böyle oluyormuş sonu kimisinin demek ki. Üniversiteden yeni çıkmış bir yaze mezunken bana gelecekten haber olarak biri bu durumumu anlatsaydı asla, kesinkes inanmaz ona şöyle derdim:

"Bana bir şey olmaz!"

Cep telefonuma iltimaz geçiyorum ona arada cevap veriyorum. O da cebimdeyken çalsa duymam, sadece telefon elimdeyken çalacak olursa cevaplıyorum. Nadir telefon cevaplayan biri iken ben bile call cnter zulmünden payıma düşeni alıyorum. Artık 850 ile başlayan numaraları belleyip asla cevaplanmaması gereken numaralar olarak zihnime kazımışken ne olduysa üç dört hafta kadar önce kendi rızam ile yanıtladım 850 ile başlayan numarayı.

Arayan banka idi.

Kalitelerinden gıdım tavizvermez ya bunlar,telefonun öbür ucundaki ses özgüven ile ilgisizlik karışımında bir tondan adını vererek, konuşmamızın kaydedileceğini söylediği anda şimşek çaktı beynimde. 

"Hayır kaydetmeyin" dedim. 

Mesleğimin bana verdiği ikinci armağan bu: istersem nsanları şaşırtabilirim.

"Neden?" diye sordu ses.

"Ben" dedim "çağrı merkezinde çalışanlar ile ilgili biröykü yazıyorum, size bir kaç soru sormak istiyorum.""

Kısa bir sessizlikten sonra, ses konuştu. Karasızdı, kimse onu telefonda kendisine yöneltilelecek garip sorulara karşı uyarmamışolmalıydı.Kesin oryantasyon kursunda okıdığu kurallar listesini anımsamay çalışıyordu. Fala düşünüp hayır demeden evvelbir şey söylemeliydim.

"Bakın dedim pis bir şaka yapmıyorum. Sizleri anlatacağım. Ne kadar gerçekçi olursa o kadar iyi değil mi? kaydetmeyin işte. Farzedin beş dakika mola verdiniz. Konuşmamızı kaydetmeyin size brikaçsoru soracağım."

Tereddüdünden vazgeçip derin birnefes aldı. aklıma gelen soruları birbiri ardına sıraladım. Yanıtlarında içten olduğu  sıcak ses tonundan belliyidi. Soracaklarım bitince teşekkür ettim. Sesimizi kaydetmeye başladı. Görecvini iyi yapıyordu, ancak yeni bir kredi kartına ihtiyacaım yoktu.

Ondan sonraki günlerde telefon elimde bekledim. Soracağım soruları hazırladım. Çoğalttım. Benimle konuşmaya ikna olan tüm çağrı merkezi çalışanlarının yanıtlarını soruların altına konuşma anında elimle yazdım.İu ana kadar on iki kişiden yanıt alabildim. Soruların yanıtları biri hariç birbriine çok benzemiyor ancak bir soru var ki yanıtı hep aynı.

"Müşteriler hakkındaki düşünceniz nedir?"

Onlar birer ses. Kibar insanlarla konulurken bazen ağlayacak gibi oluyorum. Edepsiz, aşağılayıcı, küfürbaz "insanları ve bir dekibar insanlar biraz iz bırakıyor bende. Onun dışndaki herkes, hepsi sadece bir ses."



7 Mayıs 2013 Salı

Zalim Bulut

Üzerimizde zalim bir bulut var ve biz çorak bir diyarda yaşıyoruz. Her gün dualar ediyoruz yağmur yağsın diye. Bulut bir görünüyor, göğümüzü kaplıyor. Sonra bir rüzgar çıkıyor, bulut bizi bırakıyor. Çorak bir yer burası. Aylardır bir damla yağmur yağmadı. Tepemizdeki bulut tıpkı bir balığa benziyor.






26 Nisan 2013 Cuma

Balık Ali

Öğrenciyken yurtta kalan bir çocuk vardı. Adı Ali. Sık yıkanmazdı sanırım. Balık gibi kokardı karşıdan çorapları. Bir grup arkadaş Kordon'da oturmuş bira içiyorduk. İsterse balığa dönüşebileceğini söyledi. Gülmekten yarıldık doğal olarak. Kimse inanmadı bu saçma iddiasına. Ama bu bir ıkındı, bir sıkındı, yüzü kıpkırmızı oldu gayretinden. Derken her iki kulağının arkasında, incecik çizgi gibi, birer solungaç çıkmasın mı?  Ne yalan söyleyeyim hepimiz etkilendik bu marifetinden.  Ama durmadı bizimkisi. Nereden bilelim. Meğer bundan sonra başlıyormuş asıl gösterisi. Ikındı, sıkındı bir kaç fasıl daha. Birden ağzının ortasından koskocaman bir balık fırladı masaya. Can havli ile çırpındı, çırpındı... 

Ya işte böyle günlerdi, o günler.  



19 Nisan 2013 Cuma

Seviye

Kedinin hayalinde bir turuncu balık var. Kedinin en nefret ettiği şey su; kendi rızası ile dokunamaz bile. Hayalindeki balığa ulaşmasının tek yolu var. Suyu içmek. 

Balığın korkusu; kedinin hevesi; su seviyesinin giderek aşağılara inmesi...


12 Nisan 2013 Cuma

Akvaryumda Hayat

Bir duvardan diğerine varmam bir saniyemi almıyor. Şişman da olmadığıma göre hücrem dar demek ki. Her taraf cam. Durup dışarısını izlemekten başka yapacak iş yok. Bir keresinde bir bebek ve bir de kedi gördüğümü zannettim. Merakla beni izliyorlardı. 

Sonra mı? Sonrası hep aynı sıkıcı hikaye...