22 Temmuz 2011 Cuma

Köprüden Düşenler

Thorton Wilder'ın The Bridge of San Luis Rey isimli kitbaından bahsetmiştim bir kaç ay önce. Dilimize çevrilmemiş olmasının büyük eksiklik olduğuna değindiğim bu kitap meğer türkçeye çevrilmiş. Hem de 1984 yılında. Çevirenler Cemil Meriç ve L. Çataloğlu. Ancak son derece kötü bir çeviri çalışması. Hatalar daha ilk cümleden başlıyor. Çeviriyi üstelenen kişilerden bir tanesinin bile sözlüğe bakmayacak kadar ingilizcelerine güvendiği anlaşılıyor ki, son derece basit ve sıradan kelimeleri bile hatalı çevirdiklerine bakılacak olursa hayli yersiz bir özgüven geliştirmişler kendilerinde. Azbuçuk ingilizce paralayan bir anda koskoca dile hakim olduğunu zannediyor, eş ahbap, dostlar da sağolsın atıyorlar önüne "al çevirirver bunu" diye.

Kitaba saçma sapan bir ad yakıştırılmış olması zaten özensizlik belirtisi. Cevval sinemacılarımızın filmlere türkçe isim uydurmaları gibi, tutup kitaba yeniden isim takmışlar. Koskoca kitabın öznesi bir köprü iken tercümanların ilk katliamı buradan başlamış, ve özne olmuş köprüden düşen beş kişi. Evet kitapta bu beş kişinin düşmeden önceki hayatlarına dair ipuçları taranıyor ancak kitabın merkezinde duran nesne "köprü" ve "o köprünün sembolize ettikleri". Almışlar canım alegoriyi köprüden aşağıya atmışlar. Aferim.

Kitabın ilk sayfasını açıp, ilk cümlesini okumak bile cinlerimi tepeme çıkarmaya yetti. Dakika bir, gol bir, köprü dağların tepesinde, "köprüden düşenler"in düşebilecekleri tek bir yer var: uçurum. Gulf kelimesi İngilizce'de körfez ve büyük boşluk manasına gelir. Haritaya bakarsanız zaten Lima'da körfez bulunmadığını da görebilirsiniz. Ama çeviriciler neden ve nasıl uygun gördülerse körfez bile dememişler, peydahlamışlar bir tane "girdap". Tamam "Gulf Stream" lafını bir yerlerden duymuş olabilirsiniz ama bu andığım yerin de körfezle alakası yok. Ahmakça bir çeviri, yazıklar olsun.

Tabii ki üç beş saçma cümle için kaldırıp kenara koymadım kitabı. Masaya önüme orijinalini de açtım satır satır karşılaştırayım, neymiş bukepazelik tam olarak çözeyim istedim. İkinci cümleden sonra çevirmemişler zaten. Yaptıkları şu: Okumuşlar ve ilk paragraftan akıllarında ne kaldıysa türkçesini yazmışlar. Kitabın baş karakteri olan din adamı orijianlinin ikinci sayfasında şöyle bir cümle ile tanııtılır okuyucuya; "Bu olayla ilgili olarak yalnızca bir kişi elinden gelen herşeyi yaptı" Bizim atmasyoncular ise şöyle demiş: "bu konuda soğukkanlılığını koruya tek kişi vardı" Yazıklar olsun, nereden çıktı soğukkanlılık. Aslı bile şöyle diyor: "Only one person did anything about it" Çeviri diye önümüze neleri atıyorlar. Okuyunca bu niye nobel aldı, bu niye pulitzer aldı diye irkiliyoruz. Boşuna değilmiş.

Bir sürü edebiyat seven, kültürel birikim anlamında yetkin, bir veya bir kaç yabancı dili anadilleri seviyesinde konuşan ve çeviri yapmak için aşındırmadık kapı bırakmamış insanlar çeviri yapamazken, elifi görse mertek zennedenlerin ellerine teslim ediyorlar kitapları, çevirsinler diye. Sonra oku ki orijinalinde ne denmiş anlayasın. Ya insan bir utanır madem çeviriyorsun arada bir iki de sözlük sayfası çevir.

Girdapmış!!! Peh!!



6 yorum:

  1. çevirenler köprüden düşmüştür bence

    YanıtlaSil
  2. her zaman ki gibi
    BİLGİLİLER ilgisiz;
    İLGİLİLER bilgisiz

    YanıtlaSil
  3. Cemil Meriç aslında iyi bir edebiyatçıdır. Kendi yazıları ve çevirileri var.

    Bu kitap dışında tüm çevirileri Fransızcadan. Adam zaten 1954 yılında kör oluyor, ondan sonra birileri ona yardım etmeden bir şey yapamıyor. Beethoven'in kaderini paylaşıyor.

    Hayatının son yıllarında önden okuru olduğunu tahmin ettiğim bir hanımla bir aşk yaşıyor. Diğer çevirmen de bu işte.

    Benim teorim şu. Herhalde kadın yalnızca kendi ismi olsa kitabın basılmayacağını, basılsa bile okunmayacağını biliyordu. Adam da tipik bir hareket yaptı, sevgilisinin ricasını kırmadı, kitaba kendi ismini de koydu. Ne diyeyim, insanlar kendilerini değişik yöntemlerle tuhaf durumlara sokabiliyorlar.

    YanıtlaSil
  4. Maximehmet;

    Kesinlikle :)


    Tutsak;

    Çok az ve öz bir tespit olmuş. Durumu büyük netlikle özetliyor

    Şule;

    Evet malesef kendi ismini kullnadırmış burada bence. Çünkü şimdiye kadar gördüğüm en kötü ikinci çeviri. 3. olarak da bir stephan King kitabı var. Orijinali 110 sayfa kuşa döndürüp 400 sayfa yapmışlar bizde. Anlayan beri gelsin :p

    YanıtlaSil
  5. dertli vladimir o zaman bu kitabı sen çevir de edebiyat dünyasına kazandır herkes okusun paragöz değilsen tabii :))

    YanıtlaSil
  6. Bu bloga kıyısından köşesinden yolu düşen sevgili dostlarım derdimin kelimelerle olduğunu ve paragöz olmakla alakamın olmadığını anlamışlardır sanıyorum. Atrıca o çok değerli yayınevlerinin tepkisi kitabın eski olduğu yönünde. O yüzden Türkçe'ye çevrilmesi şimdilik bir hayal. Ben sadece yedi sayfasını çevirdimi ve blohumda yayınladım zaten. Çevirmenler çemberine dalabilecek çevrem yok. Profesyonel olamayacağım, eş ahbap dost paragöz olmayan bu amatöre çevirecek kitap versin. Sevimli nüktemiz beni ıska geçti dostum. Saçma sapan çeviri yapanlarla eğlenmeniz halinde belki onları öğrenme konusunda gaza getirebilirsiniz. Deneyin derin, tabii paragöz değilseniz, bedavaya eleştirmem demezseniz. :))

    YanıtlaSil

Yorumlar