23 Ekim 2008 Perşembe

Operadaki Atalet

Aydın Uştuk isimli bir tenor var İzmir’de, sesi, sesi üzerindeki hakimiyeti, hangi dilde söylerse söylesin türkçe aksanından iz taşımaması, opera içi ayak oyunlarından uzak durması, sanatını icra anında ucuz numaralara bel bağlamaması ile alışıldık türk tenorlarından farklı, yani hayli kaliteli, ses rengi ve performansı çok iyi. Avustralya, İspanya ve İtalya’daki sahnelerden de zaman zaman davetler alıp orada başarılı performanslar sergiliyor. Pavarotti’nin hocasından yıllarca ders almış, eski İtalyanca aksanına hakim.

Salı akşamı İzmir Devlet Opera ve Balesi’nin Elhamra Sahnesinde sergilediği Romeo ve Juliette operasını izlemeye gittim. Aydın Uştuk o gece sahneye çıkmadı. Onun yerine yenilerden birini çıkarmışlar. Devlet Operası değil mi torpil sahnede bile tıkır tıkır işliyor. Biz Aydın Bey’i izlemeye gelmiştik halbuki… Juliette rolünü oynayan kızcağızın bu karakterle uzaktan benzerliği yok. Daha çok Juliette’in annesi rolünü başarı ile canlandırabilir kanısı uyanıyor bende. Opera sahnelemek çok zahmetli bir iş. Özellikle sanatçıların emeğine saygı duymak lazım. Ancak giysilerin hazırlanmasından, dekorların hazırlanmasına, orkestra şefi, orkestra elemanları, koristler, başroldekiler, sahneye koyan, ışık düzenlemesini yapanların ayrı ayrı emek sarfetmesi gerekiyor. Ancak bunların arasındaki koordinasyom yeterince yerli yerine oturmadıysa oyunda havada kalan noktalar oluyor. Ve bilhassa benim izlediğim gece olduğu gibi başroldeki iki karakter rollerine tam oturmamış, sesleri de başrol için henüz hazır olmayınca oyun hitap ettiği kitleye yani izleyicisine sıkıntı verici gelmeye başlıyor. Hal böyle olunca ben de oyunun yanı sıra ufak tefek teferruatla alakadar olmaya başladım.

Öncelikle korodaki kadınların yaş skalası da erkeklerin yaş skalası da hayli geniş tutulmuş. Yaşı ileri kadın sanatçıların göbek ve göğüsleri hayli iri, yüzlerinde keder dolu ifadeler var, finalde “iki genç” ölecek onu biliyoruz ama daha ilk balo sahnesinde bu keder nerden geliyor diye düşünmeden edemedim. Erkek koristler de hayli kerli ferli, göbekleri büyük, yüzlerindeki kirli sakalları beyazlamış, saçları uzun ve bu saçlar yağlı yüzlerine yapışmış, görüntü hoş değil. Bıkkın bir ifade ile genç koristlere bakıyorlar. Genç koristlerin yüzünde tuhaf bir neşe hakim, salonun olur olmaz yerlerine yöneltikleri gözleri fırıldak misali dönüyor, gülmemek için kendilerini zor tutuyorlar, sanırım akılları bir karış kadar havada. Hava deyince gözlerim havaya takılıyor, metin Fransızca olduğu için üstten yazı geçiyor, olduk olmadık yerde lütfen telefonları kapayınız yazısı beliriyor, neşeli sahnede kederli sözler geçiyor bu işte var bir karışıklık. Tepedeki yazıdan gözlerimi ayırınca gözüm aşağılara kayıyor en ön sırada oturunca orkestra çukuruna gözü ilişiyor insanın. Çukurdakiler sanki ilelebet orada yaşamaya hüküm giymişçesine, çok sıkılmışlar. Üflemeli çalgı ustalarının yüzünde “Üfff” diyen bir ifade, harpist eli boş kaldıkça kürdanla dişlerini karıştırıyor. Orkestra şefinin alnı sahnenin tabanı, çukurun tavanına çarpıyor arada. Bunu görmemek için tavanlara bakıyorum, rutubet yüzünden el süslemeleri kendi aralarında birbirlerine “kalk gidelim” diye sesleniyorlar. Duvarlardaki çok güzel tabloların renkleri solmuş ama içindeki insanların gözleri sanki canlıymışçasına seyircilere bakıyor. İçim ürperiyor, tablolardan gözlerimi kaçırıyorum. Oturduğum yerden “Allahım kaç perde bu?” diye inat edip bekliyorum. Yanıt gecikmiyor, üç perdeymiş. Perde son kez açılıyor, ne jülyet ne de Romeo ölmek bilmiyor.

Koro, içinde morte kelimesi geçen bir şarkı terennüm ediyor. “Mort olmaları yakın, bunların” diye içimden sevinç çığlıkları boğazıma kadar yükseliyor, ağzıma naneli strip atıp çığlıkları mı bastırıyorum. Yanımdaki arkadaşıma “bunlar gidici” diyorum, siniri bozulup gülmeye başlıyor. “Rica ederim gülme, koroya rezil ediyorsun beni” diyorum. Daha çok gülüyor. Bu durum koronun umurunda değil haliyle, onlar mesai tamamlıyorlar. En öndeki 50 yaşlarındaki sarı saçlı göbekli, kırmızı, yakaları kalkık, göbek kısmı inik olmalıyken kalkık entarili kıdemli korist ile göz göze geliyoruz. Kadının şarkı söylemeye de orada olmaya da mecali yok sanki. Kadın belli ki "Binbir Gece" ya da "Yaprak Dökümü"nü izlemek istiyor gibi o anda. “Şu kadına özgürlüğünü verin” diye bağırasım geliyor, arkadaşım tarçınlı strip uzatıyor. Haykırışlarımı sineme gerisin geriye gömüyorum. O anda operaya Romeo ve Jüliyet’ten daha uygun bir isim buluyorum “Kaknem Kadınlar Orotoryosu”. Bunu arkadaşlarıma söylersem anıra anıra güleceğimi hissediyorum. Cebimden bir kağıt çıkartıp üstüne bu ismi yazıp yanımdakine veriyorum. Kağıdın üstünü okuyan iptal oluyor. Ön sıra bir eğleniyoruz. Sarışın korist beğenmez beğenmez bizi süzüyor. “Atacaklar sizin yüzünüzden bizi” diyorum yanımdakine, onun yanındakine de “rezil ettiniz cümlemizi operaya” diyorum. Daha bir gülüyorlar.

Daha ölemedi bunlar bir türlü. Sahnenin ortasındaki yatağın önünde yerde yüzelli kiloluk Romeo, yatağın yanındaki yüz kiloluk Juliette’e kavuşmaya çalışıyor. İkisi birbirlerine doğru şarkı söyleye söyleye vasıl olma telaşındayken aklıma balinaların çiftleşme mevsiminde çıkarttıkları sesler geliyor. Bu espriyi yanımdakilere söyleyip ortamı daha fazla cıvıtmamak için içime atıyorum. Son sahne hakikatten gereğinden fazla uzun tutlmuş ya da sahnede ki yerleşim planı ile ilgili bir problem var. Romeo bahtsız sevgilisine doğru son bir hamle daha edeyim ederken yakın coğrafyasından şüpheli bir “cırt” sesi duyuluyor. Günahını almıyayım ama tenorun ya pantolon gitti ya da gaz çıkarıp hafifleme telaşına düştü. Bu Romeo’nun son çırpınışı, derken ikisi de ölüyor. Bittiği için seviniyoruz. Koronun bir kısmı bise çıkmıyor, sayıyorum yarısı yok. Göz göze geldiğim geçkin sarışın terk edenler arasında.

Biz de salonu terk ediyoruz, geride duvarlardaki tablolardan dışarıya bakan gözler kalıyor.


Not: Bu yazının ilk başlığı Operadaki Rezalet'ti, "Operdaki Hayalet" ile ilgili bir ases oyununu hedeflemiştim, Rezalet kelimesinin çok ağır kaçtığını uzun süre sonra farkedip atalet ile değiştirdim. Bu sayfayı olaki seneler sonra ziyaret edip başlığı değişmiş görürseniz, nedeni budur. (Nisan 2011)

19 yorum:

  1. Cok komiksin Vladimir ya:) Gerci opera sevmem, ama sayet aksam yanindaki arkadaslarindan biri de ben olsaydim, kesin hep birlikte atilirdik disariya:) Ama yok, ben kendimi tutar gulmezdim, siz atilirken de cik cik ederdim arkanizdan:) Ovunmek gibi olmasin, lisede bir arkadasim benim yuzumden gulme krizine girmis ve dersin ortasinda sandalyeden dusmustu gum diye:)

    YanıtlaSil
  2. ya vladimir sen bu cümleleri nasıl bir araya getirip yazıyorsun? maşallah diyim gözüm yok ama hani bende yazsam diyorum...

    YanıtlaSil
  3. Ben operaya bayılırım ama sadece dinlemek isterim. Görüntü dikkatimi yerle bir ediyor hiç tat alamıyorum.
    Yazdıklarını okuduktan sonra izlemeden dinlemenin hem kendim için hem de oradakiler için çok doğru bir karar olduğundan emin oldum. Çünkü orada olsam çok güldüğüm için beni kesinlikle dışarıya atarlardı. Gülmemem gereken yerlerde şeytan yakamı hiç bırakmaz sürekli gıdıklar beni:)

    YanıtlaSil
  4. sanırım işin özünde "mesai" anlayışı yatıyor. bu arada senle operaya falan da gidilmemiş bunu da anlamış olduk :))

    YanıtlaSil
  5. operayı pek sevmem... repliklerin melodik bir şekilde bağıra çağıra söylenmesi beni pek de cezbetmiyor açıkçası...

    senin gibi opera seven birinin böyle bir fiyasko yaşamasına ise içten içe üzüldüm vladimir... umarım bir sonraki sefere gösteri harika olur da gereksiz detaylarla ilgilenip kafayı yemek durumunda kalmazsın :)

    YanıtlaSil
  6. www.ktunnel den yazıyorum bu yorumu. hala takip edilebiliyor, bu adresten.

    YanıtlaSil
  7. vladimir, blogger yasağının çok kişi farkında değil sanırım..
    toparlanalım ve birlik olalım derim ben..

    YanıtlaSil
  8. Selam arkadaşlar

    Nedir bu rezalet? bu derece insanları rahatsız edip, bizlerle uğraşmaya kimin ne hakkı var ki? Nereye kadar gidecek bu insanlık dışı muamele? Bunu hakedecek ne yaptık?

    YanıtlaSil
  9. www.blograzzi.com daki forumlarda adamları organize etmeye çalışıyorum.. Benim fikrim ortak bir blog açıp tüm blocular orada, neden blogh yazıyoruz, yazarken konuları nasıl seçiyoruz, blogların hayatımızdaki önemi sorularına yanıtları içeren birer yazı yazalım.. sonra gazeteleri bu yeni açtığımız blogdan haberdar edelim. böylece tepkimizi topluca basına taşımış oluruz.

    YanıtlaSil
  10. http://ntvmsnbc.com.tr/news/463683.asp


    haber yapmış.

    YanıtlaSil
  11. blogspotun kapandığını duyunca "yani şimdi ben ... leri artık okuyamayacak mıyım?" üzüntüsünü yaşadığım ve noktalı yerleri doldurmak için aklıma gelen ilk isimlerden biriydin sevgili Vladimir. Blog dünyası çok değişik renkler katmıştı hayatıma. umarım bu haksizlık biter yakında. Bunun için imza kampanyası da başlatmışlar. http://www.bloghareketgunu.com/imza/bloguma-dokunma/index.php
    ben imzami verdim, bir işe yarar mı bilmem ama umudum var şu an için.
    tekrar görüşebilmek dileği ve sevgilerimle...

    YanıtlaSil
  12. Sevgili vladimir, bizleri de seyrettiğin ya da seyretmeye çalıştığın operaya yazdıklarınla götürdün çok şükür.Duvarlardaki tabloların bakışlarının donup kalmasına şaşırmamak lazım. Sen bir gece oradaydın, onlar yıllardır senin gördüklerini görmekten ne denli mutsuzlar anlamamak mümkün değil.İnsanlarda işlerini aşkla yapacak hal kalmamış herhalde, bağışla onları.Sevgiler.

    YanıtlaSil
  13. Bir kişinin Opera hakkında yorum yazabilmesi için, opera ve müzik bilgisin olması gerekmektedir.
    Sevgili Vlademir'in yapmış olduğu yorum neye benzer şöyle izah etmeye çalışayım.
    Bir müzenin bekçisi olarak çalışıyorsunuz ve müzeyi gezen kişilere tarihi eserler hakkında bilgi veriyorsunuz.
    Sevgili Vlademir Sayın Aydın Uçtuk gerçekten iyi bir tenordur,bariton değildir.
    Opera binasının yapısıyla ilgili alaycı usluplar kullanmanız yerine,Devletin bu tarz salonlara daha fazla ilgili olması yönünde bir sanat sever olarak tepki göstermeniz gerekmektedir diye düşünüyorum,eğer sanat severseniz.
    Sevgiler

    YanıtlaSil
  14. Vladimir, ben de gecenlerde gittim bir operaya. allam ne korkunc tiplerdi sanatcilar bilemezsin. Hepsi salmis bir defa kendini. Kadinlarin memeleri gobekteydi ortalama olarak. Abartiyorsam sabaha ben de oyle olayim. Sonracima suratlari asikti hepsinin, oyle bezgin ve urkutucuyduler ki, tarifsiz.

    Oyle milletin tipine falan pek laf atan biri degilimdir ama sahne sanatcilarinin sahneye yakismak icin senden benden cok caba harcamalari gerektigini dusunuyorum. Karsimda kambur duran, genc yasta olmalarina ragmen yillarin yorgunu havasi estiren sanatcilar gormek cok iticiydi. Neredeyse gozlerimi kisip bakacaktim sahneye, allah seni inandirsin.

    YanıtlaSil
  15. Vladimir'in sert uslubunu pek doğru bulmadığım halde bazı konularda haklı olduğunu düşünüyorum. İzmir Operasındaki oyunları bir opera sever olarak bende takip etmekteyim. Romeo Juliet, pardon yeni adıyla “Balinaların Aşkı” operasını bende seyrettim bu konuda çok haklı olduğunu düşünüyorum. Vladimir balinanın yavrusunu seyretmiş birde onun annesi var onu kaçırmış olmalı. Aynı zamanda idareciymiş. Yüz kiloyu geçmiş veremden ölen Violettalar, Mimiler, Julietler görsel sahnede sesi ne kadar güzel olsa da pek komik duruyorlar. Hele ki sesleri teneke gibi zırlıyorsa seyircilerin tabi ki gülmekten başka çareleri kalmıyor.
    Vladimir Aydın beyi çok övüyor sanırım temsilini seyretseydi hüsrana uğrardı. Seyrettiği oyunda tenorun yerine bariton çıktığını söylüyor da pek zannetmiyorum. Ama burası İzmir, olmayacak bir şey de değil. Operaları modernize edip yutturuyorlar zaten. Dediğin gibi koro’nun konsantresiz, lakayt bir tavır içinde olduğu da görülüyor kendileri kendilerini her ne kadar görmese de seyirci hiçbir detayı kaçırmaz.
    Yusuf ile Züleyha Operası desen ayrı bir facia kese kese kuşa döndürmüşler bir şey anlaşılmıyor hele güzelliğiyle nam salmış Yusuf ‘un çıkışını beklerken karşımıza Tarzan gibi saçlarla rock’çu mu desem, ne desem bir tenor geliyor.
    Yahu sizde hiç estetik görüş yok mu? Hey idareciler, her şeyi oldu bittiriyemi getiriyorsunuz ?
    Artık idareci olanlar sanatçılığı bıraksın yoksa görsel zevkimiz bozuluyor ve operadan nefret eder hale geliyoruz..

    YanıtlaSil
  16. sayın vladimir

    bahsettiğiniz operaya bende bahsettiğiniz gece gitmiştim oturduğum koltuk size nazaran daha farklı bir yerde olduğundan koroyu bilemem fakat oyuncular hakkında bu şekilde yorum yapmanız çok yanlış ve sizi bu konuda kınıyorum o torpille buralara gelmiş balına yavruları dediğiniz insancağızlar hangi sınavlardan geçiyorlar ve ne çabalarla bu böyle bi operada oyuncu olarak görev alabiliyorlar haberiniz varmı?bende bu camianın içinde olan biriyim ve bahsettiğiniz balina yavrları dediğiniz insanları tanıyorum öncelikle 100 ve 150 kiloluk dediğiniz insanlar çok değerli soprano sayın derya kırcalı diğeri ise sayın erdem erdoğandır siz o insancıkların ne şartlada ne çabalarla buralara geldiklerini bilmiyorsunuzanlaşılan o yüzden bence bu konularda yorum yapmayınız ve terbiyenizi takınınız.

    YanıtlaSil
  17. Sn vladimir'in derdi ,bu kadar sıkıldığınız ve güldüğünüz operaya bi daha temsil seyretmeye gitmeyi düşünürmüsünüz??

    YanıtlaSil
  18. tümüne katılmasam da muazzam komik, hicivsel entellektuel bir eleştiri olmuş bu yazı.
    çoğu cümle tıpatıp izlerken benimde aklıma gelmedi desem yalan olur.

    edebi yönden değerlendirildiğinde bence gerçekten güzel olmuş.

    ancak;
    operaların genel sorunudur, özellikle başrol oyuncuları hikaye ile uyuşmaz .düşünün ki pavarotti de o cusseyle sanırım romeo olmuştur. ayrıca şişman kadın şarkı söylemeden de opera bitmez bilirsiniz.
    başka bir ayrıntı da romeo juliet operasını gercekten sıkıcı bulmamdır cook uzun ağır ve
    akılda kalıcı insanın içini titreten hic bir aria sı olmaması da cabası..
    ben Vladimir in eserden
    de sıkıldığını düşünüyorum çünki manon lescaut mesela, tabii ki super bir opera,koro aynı koro orkestra aynı orkestra hatta harpist de aynı, ancak müzik arialar sololar an, an tutar insanı , bırakmaz, başka şey düşünemezsiniz. puccinin nin hollywood sanayisinin muziklerinin temelini attığı eserlerdir
    bunlar; tosca, madam butterfly, güzeldirler..

    mirim belki senin duyduğun sıkıntı ortak bişeydi!! güzel eser var, sıkıcı (gövdeli) eser var. sonucta
    40 50 eser döner literaturde bu eser de ender oynanan pek de tercih edilmeyenlerden sanırım.

    bu yazıyı hicivsel, komik azıcık sert ama bazı özeleştrileri de gündeme getirmesi gerektiği hususunda başarılı buldum tebrikler Vladimir..

    YanıtlaSil
  19. Bence Aydın UÇTUK Bey ve bazıları, ne fizik ne yaş ne de ses olarak bu rollere hiç talip olmamalıydılar. Romeo ve Julietler bu rollere talip olmadan önce Shekpere'i iyi anlayıp sonra da acilen aynaya baksalardı, "Aman Allahım Ben Ne Yapıyorum" diyerek dehşet içinde bu rollerden vazgeçerlerdi diye tahmin ediyorum. Romeo ve Julliet İzmir Devlet Operası için çok yanlış bir seçim olmuş. Fakat yine de genç olduğu anlaşılan sanatçılardan azda olsa teselli bulduk.

    YanıtlaSil

Yorumlar