24 Haziran 2013 Pazartesi

World War Z ve Sansür Sansür Üstüne


World War Z Max Brooks'un 2006 yılında yayınlanan romanı. Bir salgının insan nüfsunun büyük bölümünü zombiye dönüştürmesi sonrasında yaşananları anlatıyor. Bir Birleşmiş Milletler görevlisinin tanıklığı ile dünyanın farklı yörelerindeki insanların başlarından geçenleri öğrenirken. Salgına neyin yol açtığı şekilleniyor okurun kafasında. 


Sinemaya da uyarlanan filmin ilk fragmanını izlediğimden beri, yaklaşık 6 aydır gösterime girmesini bekliyordum. Tek sorun filmin yönetmeninin seyrettiğim en kötü Bond filmi olan Quantum of Solace filmini çekmiş bulunan Marc Forster tarafından yönetilmiş olmasıydı yine de cuma günü gösterime girer girmez izledim. 


Filmin kitapla çok ilintisi yok. Okuyanlar kitap ile ilgili hiç bir beklentiye girmemeli. Romanda dünyanın değişik ülkelerinden bir çok kişinin başından geçenler anlatılırken bunda, bir tek kişinin dünyanın farklı bölgelerinde başından geçenler anlatılıyor. 

Filme dair notlarım:

Film başlar başlamaz kadın oyuncu seçiminde Angelina Jolie'nin parmağı olduğu seziliyor. 

Kansız bir zombi filmi nasıl olur diye merak ederdim. Merkım bu film ile yatıştı zira filmde milyalrca insan ölüyor ya da zombiye dönüşüyor ama bir damla kan akmıyor. Bir kaç damla pıhtılaşmış kan var. Kansız zombi filmi çekmek sansür demek bence.

Kansızlığa özen gösterilmişken finale doğru "metalli" sahne çok vahşi. Nasıl bir perhiz ise?...

Filmin ikinci sansürü alt yazılarda. Israil filmde çok önemli bir yere sahip, filmin hatırı sayılır bir bölümünün bu ülkede geçiyor olmasına, oyuncuların en az on kere "İsrail" diyor olmasına rağmen alt yazılarda bu isim geçmiyor. Onun yerine Orta Doğu demeyi uygun görmüşler. Malum ülkenin adına bile sansür uygulanması büyük rezalet. 

Filmin en önemli artısı karakter gelişimi diye bir şey yok. Film jenerik yazıları belirmeye başladığında başlıyor ve dört dakika sonra güm diye olayların ortasında kalan her fert için seyircinin endişe duyması sağlanmış. Konu hayli basit, sebebi, kaynağı belirlenemeyen bir hastalık, hükümetler tarafından önemsenmiyor ve bir kaç gün içinde tüm dünyayı sarıyor. Kan yolu ile bulaşan bu hastalık 12 saniye içinde bulaştığı insanın vücudundaki kuluçka dönemini tamamlayıp onu da bir yaratığa dönüştürüyor. Kitabı okuyanlar bu salgın sonrasında geçen on yıldan haberdar oldukları için film onları kesecek gibi değil. Ancak başarılı bir film. Ön gösterimlerde filmin umutsuz finali beğenilmediği için final tamamen değiştirilmiş. Sonuç başarılı bir aksiyon filmi. Paramount gösterime girdiği hafta sonu aynı filmdekine benzer bir salgın gibi filmin izleyicisine ulaşmasından memnun olmalı ki, devam filminin geleceğini açıkladılar. 

Filmin yarısına gelmeden bir daha mecbur kalmadıkça 3D film izlememe kararı aldım. Sağlam görselliğine rağmen 3D bir çok filmde olduğu gibi bunda da filme hizmet etmiyor zira. 


Filmin fragmanı. Dikkat, tamamıyle spoilerdır. Filmi izlemeyi düşünüyorsanız fragmana bakmayın.




22 Haziran 2013 Cumartesi

Neden Yok?

2013 Akdeniz Oyunları çok pahalı bir tören ile açıldı. 24 ülke katılıyor. Katılan ülkeler şunlar; Andorra, Arnavutluk, Bosna_Hersek, Cezayir, Fas, Fransa, Hırvatistan, İspanya, İtalya, karadağ, Kıbrıs Cumhuriyeti, Libya, Lübnan, Makedonya, Malta, Monako, Mısır, San Marino, Sırbistan, Slovenya, Suriye, Tunus, Türkiye, Yunanistan. Avrupa Birliği Üyesi ülkelerden olan Kıbrıs Cumhuriyeti var da Kuzey Kıbbrıs Türk Cumhuriyeti katılan ülkeler arasında neden yok? 

Bu sorunun yanıtı bile yok? 


20 Haziran 2013 Perşembe

Gozilla Meksika'da

Dinle oğlum beni dikkatle;
kimse farkında değildi o gün
Meksiko City'ye bombalar düştüğünün.
Zehirli hava geliyordu caddelerden, 
açık pencerelerden
Yemeğini yemiş, çizgi filmlere dalmıştın.
Bense yatak odamda  kitap okurken,
öleceğimizi anladım aniden.
Başımın dönmesine, içimin bulanmasına bakmadan
mutfağa sürükledim bedenimi, yerdeydin, oturuyordun.
Sarılırken birbirimize, sordun:
N'oldu babacım?
Adımız yazıldı demedim ölümün listesine,
gezmeye gidiyoruz diyebildim onun yerine.
yine, biz bize; sen korkmayasın diye.
Ölüm gözlerimizi bile kapatmadan,
bıraktı bizi o an.
Neyiz biz? diye sordun bir hafta ya da bir yıl sonra
talihin kokuşmuş çorbasında, karınca mı?
arı mı? yoksa yanlış numara mı?
İnsan derler adımıza oğlum
neredeyse kuşuz biz  
ve kahramanız
ve binlerce sırrız.

Roberto Bolaño

İngilizcesinden çev.: D.M.


18 Haziran 2013 Salı

Telgrafhane

Uyuyamayacaksın!
Memleketinin hali
seni seslerle uyandıracak.
Oturup yazacaksın.

Çünkü sen artık o eski sen değilsin.
Sen şimdi ıssız bir telgrafhane gibisin.
Durmadan sesler alacak,
sesler vereceksin.

Uyuyamayacaksın,
düzelmeden memleketinin hali,
düzelmeden dünyanın hali,
gözüne uyku giremez ki.

Uyumayacaksın!
Bir sis çanı gibi gecenin içinde
ta gün ışıyıncaya kadar.
Vakur metin sade
çalacaksın.

Melih Cevdet Anday



15 Haziran 2013 Cumartesi

1 Türk Lirası'na Dikkat!

Alışveriş yaparken, para üstü aldığınızda bozuk paralara dikkat edin. Türkçe Olimpiyatları'nın 10. yılını bahanesi ile 1 TL'nın arka yüzündeki Atatürk silüeti kaldırıldı. Size verilen bozukluğu kabul etmek ya da bunun üzerinde Atatürk yok diyerek iade etmek sizin seçiminiz.  





Nadir

Bu ülkede çoğunlukla insanlar diğerlerini seçimleri için yargılar, kendilerini sorgulamaz ve hatayı bilhassa karşısındakilerde arar. Yaptığı kabalığın, arsızlığın, haksızlığın farkına bile varmayı zayıflık olarak görür ve yaptığı kabalık, arsızlık ve haksızlığa muhatap kalmış insanın gösterdiği reaksiyonu yargılar, 

Özür dilemek aklına dahi gelmez, "eşeklik ettim" diyemez mesela çok mecbur kalmadıkça. Ama eşeklik mertebesinde kabalık bile etmiş olsa hala denk getirip istemeye devam eder. "Hayır" yanıtı ise karşılaştığı en büyük hakarettir. 

Muhatap olmaması gereken isteklere hayır demiş insanları anlamaz yurdumun insanı. Empati kurmayı denemez böyle durumlarda. Öfkelenir ya da sinsice hesabı karşısındakine ödetmeye kalkar. Düşünün A isimli biri B isimli birine bir konuda söz veriyor, aylar sonra söz yerine getirilmediğinde Hayal kırıklığı içindeki B gidip sözün verildiği anda oradan ageçmekte olan etkisiz eleman C'ye tutulmayan sözlerin akıbetini soruyor. "Bilmem" yanıtı da "Bu konunun dışındayım, doğru insanla görüş" yanıtı da B"nin kabul edebileceği yanıtlar değil. Durumunun saçmalığını kavrayamacak kadar kendi düş krıklığı ile dopdolu. A'ya yönetlmesi gereken soruların da, öfkenin de muhatabı bir anda C. Tek suçu oradan geçiyor olmak. A'ya çok benzer çoğu insanımızın tepkisi. Çok basit olayla rilişkiler beyinlerde çetrefilli hale getirirlir ve hep yanlış insan suçlanır.  

Doğru insana derdini dile getirmektense bahanelere sarırlı, iletişimsizlik içinde boğulmuş ilişkiler yaşar bu coğrafyanın insanı, o yüzden de şişer şişer en sonunda patlar, keser atar. 

Böyle bir ülkede yaşıyoruz. 

Belki de gereksiz yere ve yanlış şeyler için çok fazla gururluyuz, ondandır. 

Bu genel hatlar içinde yazının içinde değinilmiş bir kaç eylemin şiddeti kişiden kişiye değişir sadece. Ben bundan farklı insana nadiren denk geldim. 


14 Haziran 2013 Cuma

13 Haziran 2013 Perşembe

Fosforlu Kedi Gözleri Bize Yol Gösterir

Günlerdir hepimiz bir yerlerden izliyoruz, direkt konuya gireceğim. Necati Şaşmaz'ın görüşme sonrasında muhabirlerin karşısına çıkıp sıraladığı laflar şunlardı. (Konuşmacının ruh halini özümseyebilmek için lütfen her üç, dört kelimeden sonra araya uzun boşluklar koyarak; havaya, sağa, sola yardım isteyen, burada ne işim var diyen bakışlarla bakınız.)

Dublörümü getirmedim. 
Hıhıhıhıhıhı
Türkiyemiz bunu hak - etmiyor demekten başka - bir şey söyleyemiyorum - 
sanırım bize nazar değdi.  - Kuşaklar arasında dil - farkları olmakta tıvitırımız -  
var ne guzel - 
teknolojilerimiz var ne güzel - 
bize bilgiler geliyor. - 
On gün suskunluğumu - korudum olanları izlemek - gözlemlemek istedim, bekledim -  fevri olmamak icin. - 
O güden bugüne - çok güzel gelişmeler oldu  
Benim gezi parkına - Gittiğime dair haberler - yayınlandı ben bunu yapmadım. - Oradaki arkadaşların bana bunu - yapması hiç hoşuma gitmedi - O baskıdan esiri - olmak istemedim - Bu insanları zoraki - taraf olmaya itmemeli. - Şu an düştüğümüz - durum dünyanın gözünde - çok kötü oldu. - Biz demokratik söylemlerimizi, - özgürlük söylemlerimizi keşke - görselde de dünyaya versek. - Elbetteki demokrasi hakkımız, - bu yakınlaşmalar, uzlaşım, - bulunan orta dil, - bizim akademisyenlere ihtiyacımız var - ki bize ne olduğunu anlatsınlar. - 
Acil değil ama çabuk çabuk - 
Acil değil ama çabuk çabuk. - 
Fosforlu kedi gözleri - bize yol gösterir. - 
Bilim adamları bize - yol gösterirlerse - o benim algım - bize yol gösterir - İnşallah sağlam - bir yere varacağız - o hedefimizi de - sosyologlar belirleyecek - Tahammülde bir yük - taşıma durumu var - bir yük taşıyorsunuz - sizin kendi beğenmediğiniz şeyi - kendi çıkarınız için taşımak. - Dua okuyalım inşallah - bu üstümüzden gitsin. -  Belediyenin yapacağı kamu - oyu yoklaması - oy kullanımı olacakmış - Sayın Vali’miz - çok güzel diyalog içinde - Gezi’deki arkadaşlar icin. - Orayı örgütlerden dışarda - tutarsak orası bizim. - Yeni dünya insanı - bu kuşağın insanı ile - paylaşmak isterim - bu güzelliği - Bunları nereden biliyorsun - diyeceksiniz, benim kardeşim - bir sosyolojik araştırma - anlamında ve bu - yönetmen senarist camiasında - Olmasın o illegal bayrakları, - olsun Türk bayrakları - ben her gün gelirim - Allah hepimize yardımcı olsun - Bu günleri geçelim unutalım. - Afedersiniz unutmayalım. - Yarınlara taşıyalım. - 
Allah hepimize yardim etsin 
ama en çok bana
kendime de torpil yapayım. 
Hıhıhıhıhıhı.






12 Haziran 2013 Çarşamba

Diktatörler

Bir koku kaldı şeker kamışı tarlalarında: gönül bulandıran, 
yaprak kokusunda; kan ile ten arasında.
Susmuş, ölü çığlıklarla dolu
hindistan cevizi ağaçları arasında mezarlar 
ve kırılmış kemikler. 

Silindir şapkasını, altın nişanlarını 
kuşanmış diktatör. Konuşuyor.
Saat gibi parıldıyor küçük saray,
Eldivenler giyinmiş tiz kahkahalar
koridorlardan geçiyor, ölülerin seslerine,
yeni gömülmüş mor dudaklara karışıyor.

Sanki tohumlarını durmadan toprağa döken,
geniş, kör yaprakları ışıksız da büyüyen bir bitki gibi
Gözyaşlarını kimse görmüyor.
Çamur ve sessizlik sümkürüyor,
bataklığın korkumç suları.
Nefret giderek büyüyor,

Pablo Neruda

(Çeviren D.M.)

Meraklısına Linkler:
Os Ditatores
The Dictators
Les Dictateurs
Die Diktatoren

Yalanlar ve Şiddet

Bir gün içinde bu kadar çok yalanın ard arda sıralandığına da, dünkü kadar şiddete de asla şahit olmamıştım. Dün yalanla şiddetin kolkola girdiği gündü. Yalanlarla pusuya düşürülen insanlara, sistemli şiddet uygulanıyordu. "Anladığınız dilden konuşuruz" denilen bu olmalıydı. Meydanda olanları bir kaç kanal dışında ülkemizde kimse göstermeye cesaret edemiyordu.  

Meydan savaş meydanına dönmüştü, dumanlar içindeydi, görüntüler hayal meyaldi, patlama sesleri duyuldukça duman büyüyordu. Ortalık yerde bunlar oluyorsa diye düşündüm, canını kurtarmak için arka sokaklara kaçanlara kimbilir neler oluyordu?  

Sabahki acemice sahnelenmiş molotof hadisesi sonrasında; yaşanan korkunç gelişmeler Türk TV kanallarının çoğunun umurunda değildi; akşamın inmesi ile beraber vur patlasın çal oynasınlarına geri dödüler. Oysa yabancı kanalların hangisini açsanız Türkiye vardı. İşin ilginç tarafı hepsi, gördüklerini o kadar net biçimde yorumlayabiliyorlardı ki, kendilerine satılmaya çalışılan yalanların hiçbirini yutmadıkları belliydi. Ülkemizde olan biteni bütün berraklığı ile analiz ediyor, ülkemizden yanıt yetiştirmeye çalışanların laf ebeliği  etmesine müsade etmeyip anında "sorum bu değil" diyebiliyorlardı.



11 Haziran 2013 Salı

Faiz Lobisi'nin Ülkemizdeki Tahmini Kısa Tarihçesi

Fazi Lobisi sözü gündemimize bir kaç gün evvel aniden indi. Ekonomi konusunda ahkam kesmeye alışık olan köşe yazarları da, eski yahut yeni finansçılar da, gündemi okuma konusunda deneyimli olanlar da "Faiz Lobisi"ni ilk kez duyuyorlardı. Ancak dört elle sarılıp yorum üzerine yorum yapmaya başladılar. 

Aslında Faiz Lobisi diye bir şey yok. Olmadı da. Dilimize İngilizce'den alelacele apartılmaya çalışırken sakatlanmış bir tamlamadan başka bir şey değil. Tamamına ermediği içinde yarımlama diye de uydurabiliriz. Bir nevi chicken translate vak'ası, hatta vak-vakası. İngilizcede Interest Lobby olarak bilinir, Interest Groups olarak da kullanılır, Interest Lobby Groups diye de geçer. Interest kelimesinin Türkçe karşılığı çok fazla,. Şöyle bir kaç tanesini sıralayacak olursak; ilgi, alaka, çıkar, önem, merak, bir kişinin ilgisini cezbeden şey, pay, hisse, faiz anlamlarını taşıyor. 

Interest Lobby kelimesini Faiz Lobisi olarak konuşmanın içinde kullanabilmek için şunların yaşanması kuvvetli ihtimaller arasındadır. 
1 - Konuşmayı yapacak kimse yağacağı konuşmanın içeriğine uzak ise,
2 - Konuşmacının eline konuşsun diye tutuşturulan metin İngilizce dilinde hazırlanmış ise. 
3 - Konuşmacı İngilizce'ye Fransız ise, 
4 - Interest Lobby sözünü ilk kez duydu ise, 
5 - Metni çevirivermesi için görevlendirdiği danışmanda sözlük kalmadıysa. Ya da sözlüğe bakmaya gerek duymayacak denli kendisini bu dile hakim zannediyorsa. 
6 - İngilizce'ye yalnızca ve yalnızca Google'ın elverdiği kadar hakim ise, 
7 - Etrafında bu lafı soracak bilgi birikiminde adam kalmadıysa,
8 - Bu konuda kendisinin zıpzırcahil olduğunu idrak edemiyorsa,
9 - Bunun üzerine danışman Google'a girip, ifadeyi yazarak "translate" tuşuna basarsa, erişebileceği bir tek Türkçe ifade var o da "Faiz Lobisi"

Yukarıda yazmış olduğum bölüm "Faiz Lobisi" ifadesinin ülkemizdeki kısa tarihçesidir. Geri kalanını bir kaç gündür okuyor ve duyuyoruz. Şaka gibi. Ama gerçek. Konuşma metinlerinin İngilizce hazırlanıyor olabileceği ihtimalini deşifre etmiş minnak bir çeviri hatası olayıdır.  

Aslında doğru düzgün çeviri yapmak isteyip de kaynak dile hakim olamayanların uzak durması gereken bir araçtır google translate çünkü zaten kendisi İngilizce'de chicken translate Türkçe'de tavuk çevirme anlamlarını taşımaktadır. 

Çıkar grupları da bizim yıllardır haberlerde duyduğumuz, okuduğumuz lobi faaliyetlerinden, lobicilikten başka bir şey değildir. 

Darısı nice İngilizce metinlere...




10 Haziran 2013 Pazartesi

Narsistik Kişilik Bozukluğu Nedir? Belirtileri Nelerdir?

Narsistik Kişilik Bozukluğu kendini mükemmel insan olarak kabul etmek, başkalarına ehemmiyet vermemek; diğer insanlar tarafından eleştirilmek ve yargılanmaktan endişe etmek olarak tanımlanabilir. Bunlar hep kendilerini, kendi çıkarlarını düşünür ve kendi davranışlarının başkaları üzerinde yol açabileceği olumsuzlukları umursamazlar. İlgi odağı olmayı, dikkatleri üzerlerinde toplamayı ve olayları kontrol eden kimse pozisyonunda olmayı isterler. Başkalarının hayranlık ve sevgisini kazanma arzuları çok kuvvetlidir. Dikkatleri üzerlerine çekebilmek için kriz mizansenleri tasarlarlar. Bu kimseler her şeyin ve herkesin kendilerine bağlı olması gerektiğine inanmışlardır.

Bu kişilik bozukluğuna sahip olanlar kendi içlerinde tarifini yaptıkları mükemmel olan insan tanımına erişebilmek için aşırı çaba gösterirler. Kendilerini yerleştirdikleri mükemmel insan pozisyonunda iken herhangi bir kişi söylediklerine ya da yaptıklarına eleştiri getirdiğinde ya da karşı çıktığında büyük bir öfke ile tepki verir ve saldırganlaşırlar. Yerleştikleri pozisyonu yetenekleri ile gerçekten hak etmiş narsistik kişilik bozukluğu sahipleri ise çevrelerine pek sorun yaşatmasalar da onların kendi iç mükemmeliyet tanımına erişmekte hala problemler yaşıyor oldukları düşünülebilir.  

Bu kişilik bozukluğuna sahip kimseler yeteneklerini olduğundan fazla gösterirler ve kendi değerlerini ve değer yargılarını çok abartırlar. Gösteriş meraklısı olurlar, küstah konuşurlar, ukalalık taslarlar çünkü kendilerinin herkesten üstün olduğuna inanırlar. Etraflarına bu hale razı gelmiş insanlar toparlamayı başarırlarsa kendilerini güvende hisseder ve mutlu olurlar. Kişiliklerinin olumsuz yönlerine mantıklı açıklamalar getirirler. Ancak bu kişiler önemli başarılara imza atamazlar ise kendilerini yararsız, aldatılmış, mutsuz hissederler. Yine de başarısızlıkları için başkalarını suçlarlar.

Duygusal olarak zıt noktalar arasında hızlı gelgitler yaşarlar. Başkalarının onayını aldıklarını hissederlerse kendilerini mükemmel görür ve mağrur, kibirli gururlu görünürler. İtirazlar kulak tıkanamaza hale geldiğimde ise kendilerini aşağı hisseder, güvenlerini yitirir ve kendi konumlarına aday diğer insanları kıskanırlar.

Bunlar işbirliği yapma konusunda zorlanırlar çünkü dikkatleri hep kendi üzerlerine çekme ihtiyaçlarının karşılanması gerekmektedir. Ekip içinde hep kendilerine hayran kalınsın, kendilerinin ne kadar mükemmel olduğuna dair iltifatlar sürekli gelsin istedikleri için uyum dengeleri oluşmaz. Etraflarında kendi yazdıkları senaryolara uygun reaksiyonları sergilemekte başarılı olan kimseleri tutarlar. Nadiren empati kurabilirler, başkalarının duygu ve düşüncelerini anlayabilecek donanımdan yoksundurlar. Bir şeyi sadece kendilerinin istiyor olması o olayın gerçekleşmesini istemeleri için geçerli tek nedendir. Bu konuda itiraz dinlemezler. Akıllı, dirayetli, yetenekli insanlara haset eder onların başarı ve yeteneklerini kıskanırlar ve diğer insanların da için için kendilerini kıskandıklarını düşünürler.

Bu kişiler kendilerini aşırı önemsedikleri ve sürekli ilgi görmek istedikleri için etrafındakiler ile ilişkileri sorunludur. Başkalarının düşünce ve duygularını takmadıkları için insanlar bir süre sonra bu tiplerden uzaklaşır. Bu kişilik bozukluğundan muzdarip olanlar başkalarının kendilerine karşılıksız hizmet etmesini beklerler ve istekleri olmadığında sözlü saldırılar, sinir krizleri, duygusal, fiziksel tacizler ile tepki verebilirler. Hele ki biri çıkıp bencilliklerini yüzlerine vurmaya kalkarsa çok aşağılayıcı ve saldırgan olabilirler. Özgüvenlerini sarsacak tepkiler karşısında hırçınlıklarından taviz vermezler. Kendilerine gülünmesi bunların özgüvenlerine yapılabilecek en büyük saldırılardır. Çevresindekilerin onun mükemmel olduğuna dair inançlarını korumak uğruna her tür davranışı gösterebilirler; değerlerini değiştirebilirler, yalan söyleyebilirler, aldatabilirler, bu çabalarını inkâr edebilirler. Hatta gerekirse suç işleyebilirler.


Bu hastalığın sebebi tam olarak bilinmese de çocukluk çağında kazanılmış tecrübeler ile bağlantılı olabileceği düşünülmektedir. 





Belirtileri:
Narsistik Kişilik Bozukluğu vakalarında şu belirtilere rastlanmıştır.
1 – Kritik edildiklerinde utanır, aşağılanma hisseder ve öfkelenirler.
2 – Kendi çıkarlarına ulaşabilmek için diğer insanları kullanırlar.
3 – Kendilerini aşırı derecede önemserler.  
4 – Başarılarını ve sahip oldukları yetenek kırıntılarını dahi abartırlar.
5 – Başarı, güç, güzellik, üstün zeka, ideal aşk fantezileri kurarlar.
6 – Kendilerine ayrıcalıklı davranılması gerektiğine dair beklentileri vardır.
7 – Sürekli ilgi görmeye ve hayran kalınmaya ihtiyaç duyarlar.  
8 – Başkalarının duygularını yok sayarlar ve empati duyma konusunda yetersizdirler.
9 – Kendileri ile takıntılı biçimde ilgilidirler.
10 – Şahsi çıkar ve hedeflerine ulaşma peşinde koşarlar.

Toplum içinde nadir rastlanan vakalardır. Hasta olduklarını idrak edemezler, kabullenemezler. Başka bir şikayet ile doktora gidecek olurlarsa rahatsızlıkları ortaya çıkar. Ya da başarısız olduklarında, kurdukları hayalleri ile gerçekler örtüşmediğinde, mükemmeliyete erişme ya da girdikleri depresyondan çıkma amacı ile tıbbi yardım ararlar. Tedavi için psikoterapi uygulanmalıdır. Terapiye girmek bu hastalar için zor olabilir, yardıma ihtiyaçlarının olması ihtimali bile onlar için aşağılayıcı bir olaydır. Eğer ciddi bir kriz yaşadılarsa, özgüvenlerini yeniden inşa edebilmek, mükemmel oldukları inanç ve fantazilerine kavuşabilmek için tedavi görmeyi kabul edebilirler. Yine de gerçeklere dayalı yorumları red ederler ve egoları hesapladıkları kadar beslenmezse terapiyi bırakabilirler.

Yakın çevrenizde böyle biri varsa hayatınız işkenceye dönebilir. Kendileri ile ilgili olumsuz bir fikir ihtimalinde saldırganlaşabilir; düşünmeksizin her şeyi kırıp dökerek etrafındakiler ile bağlarını kopartırlar. Alttan almaya, damarına basmamaya çalışsanız dahi agresif tutumlarını sürdürüp olumsuzlukları mütemadiyen başınıza kakarlar. Bunlar her koşulda haklı olduklarını düşünür, haksız olabilecekleri ihtimalinin çevresindekilerin akıllarından geçmesine dahi müsamaha göstermezler. Onlara göre hep haklıdırlar ve asla hata yapmazlar. Yolunda gitmeyen bir şey oldu ise bu kesinlikle ve daima olaya ucundan da olsa bulaşmış kişilerin hatalarıdır. Başarısızlığı tattıklarında ise bunu kendi başarısızlıkları değil sistemin hatasına bağlarlar. Suçu üzerine yıkacağı kimse yok ise mutlaka sistemi suçlarlar. Kendi kararları söz konusu olduğunda gerçekler ile bağlantılarını koparıp atarlar. Kendi kıymetini anlamıyorlar diye başkalarını suçlarlar. Bu yüzden kızgınlıkları katlanarak büyür. İşin tuhaf tarafı bunlar kişilik bozukluğuna sahip olduklarını düşünmezler olsa olsa etrafındakileri “kişilik bozukluğun var senin” diye suçlarlar.  

Sağları solları belli olmaz bir gün iyi davranırlar ertesi gün ezip geçerler. Bu özelliklere yoğun biçimde sahip olduğuna inandığınız bir yakın çevrenizde varsa derhal hayatınızdan çıkarıp atın, aksi takdirde hayatınızı size zindan edecektir. Siz onun yörüngesinde uydu gibi dolansanız bile ona yaranamayacaksınız ve hayatınız cehenneme çevirecektir.




Meraklısına Linkler: 

6 Haziran 2013 Perşembe

Duvar Yazıları

Duvar yazıları harika. Hepsi zekice, olayların içinde bile olaylara mizah ile yaklaşan gençlerimiz, halkımız var. Ülkemizi seviyoruz, kategorize edilmek istemiyoruz sadece.




Diktatörlüğe Giriş

Acemiler İçin..

4 Haziran 2013 Salı

Tek Yürek

Olanları üç, beş çapulcunun, marjinalin taşkınlığı diye yorumlamak gerçeklerden kopuşun, "kendi tabanımı evlerinde zor zaptediyorum" diyebilmek de kışkırtıcılığın dışa vurulması değil de nedir? Halkın yaşadığı uyanışı AKP çatısı altında duran milletvekili ve bakanların da yaşayıp en azından özeleştiri yapmayı denemesi bu ülkenin hayrına olur. 

Nihayet gidişatın dayatmacılığına dayanamayanlar yalnız olmadıklarını bilakis kalabalık, dahası çoğunluk olduğunu anladı. Ülkenin dört bir yanından gelen görüntüler insanların tahammül sınırlarını çoktan aştığının göstergesi. Bu milleti evlerden çıkarmak kolay değildir, herkesi bir def-i bela duygusu ile tek yürek haline getirmeyi başardılar. Bu halk tek yürek olarak atmayalı neredeyse bir asır oldu.