13 Ekim 2011 Perşembe

Vladimir'e Mektuplar - 4

Selam Vladimir;

Çiçek isimli kadınların hikayelerini dinlemeyi seviyorum. Ve diyorum ki: iyi ki benim adım da bir çiçeğin adı...


Çiçek isimli kadınlar etkiketindeki yazılarına baktım. Ful'u okudum. Ve yine dedim: "İyi ki adım bir çiçeğin adı" :)


Yukarki post'un yorumları neden kapalı, bu durumu esefle kınıyorum ve bu haftaki Leman'ın yeni sayısının kapağını "ekliyorum" :p


İlk kez iyi bir eve geçip herşeyi kendi kafama göre yaptırdığım zamanlarda, evimize gelmek isteyen ve çocukları 2-3 yaşında olan arkadaşlarımız "Yannız bizim oğlan çok yaramaz. Duvarları filan çiziyor kalemle." demişti. "Nası yani? engelliyemiyomusunuz(*)?" diye sorduğumda "Hayır" cevabı alınca, "E, gelmeyin o zaman." demiştim. Bi daha da görüşmedik. (*)engelliyemiyomusunuz'u doğru mu yazdım yav? yazarken çok abuk geldi..

“Dinsizin hakkından imansız gelir”e güzel bir örnek:P


Siz var ya, az degilsiniz. Gerci ben, başkaları rahatsiz olmasın diye dünyayı kendine zindan eden annelerdenim ama, yine de sizinle hicbir otobus yolculugunda karsilasmamayi umarim:)

Unutmadığım ve karşılaşmayı dilediğim bir kişi var sadece hayatta. O'na bitti dediğim günden sonra ne haber alabildim ne de bir gün karşılaştım. Sanırım beni çok güzel cezalandırdı ve cezalandırmaya da devam ediyor.

Benim de aklıma getirdin Kabataş Erkek Lisesi yatılı günlerimi.. Bigün bende yaziim..
bu arada "Pazar akşamları çocuklara evlerini unutturmak için yemekhaneye kurulan dandik bir film makinesinden, rutubet lekeli duvarlara çizgi film görüntüleri yansıtırlardı." cümleni okurken yemin ederim rutubetin kokusu burnuma geldi.

Butun hikayelerinizi severek okuyorum, ama dogrusunu isterseniz, huznu sanki daha guzel, daha zorlanmadan yazdiginizi dusunuyorum. Belki neseli anlarin cok cabuk kayip gitmesinden, huznun ise hayatimiza demir atip kok salmasindan.


Cocuklugunuzun huznu, sanki Yasemin'in draminin golgesinde kalmis gibi geldi bana. Ve sanki bu bilincalti veya bilincustu bir tercih sonucu boyle olmus gibi. Kimbilir belki de baskalarinin bizden daha cok aci cektigini bilmeye cidden ihtiyacimiz var, kendi hayatlarimizi daha dayanilir gorebilmemiz icin. Ellerinize, yureginize saglik Vladimir...


Başından geçen bir olay değil mi bu Vladimir?



O kadar gerçek ki anlattıkların. Sanki film izler gibi seyrettim beynimde anlattıklarını. Hiçbirşeyin unutulmadığını söylemiş diğer arkadaşlar ve herşeyin bir iz bıraktığını da eklemek istiyorum... Hatırlanan şeylerin sendeki hissi o kadar değişiktir ki... Bazen güzel bazen se kötü şeyler bu izler. Anlattığın öyküdeki ise gülümsemeyle hatırlanmış. Hiçkimse Yaseminle arkadaşlık etmezken sen; yani hayali sen belki de, bilemiyorum, onunla dostluk yaptın, o seni hatırladığında ondaki iz ona mutluluk verdi ve gülümsedi. Tebrikler

Pes valla. Sigorta yaptırmadan yangın çıkmış. Geçmiş olsun. Alt kattaki komşularla anlaşma tekniğinize bayıldım, ben de aynısın yapıyorum karşı komşuya baya etkili oluyor. O açıyor son ses mevsimlerden sonbaharı bende ona inat Müzeyyen Senar, derken ses kesiliyor. :) Sevgiler.

Cok guldum :) "E hoş geldin dünyamıza Arda’nın annesi." demek... Bizim de Arda'nin annesinden bir komsumuz vardi, cocuklar geldiginde acmadik kapi, girmedik dolap, cikmadik masa, sehpa ve tirmanmadiklari nesne kalmazdi...annesi "ozgur" uyutulmelerinden yanaydi, aradan yillar gecti, cocuklar o ozgurlukten dolayi olsa gerek simdi asiri sessizlestiler...galiba bir anda herseyi vermemek lazim :) (eski adadanbildiriler, artik tasindim...)


Hoş bi anlatımın var

Geçen gün bir film izledim; “Dağların Hakimi” Dağda kaybolmuş kaçan insanlar ve onları vurmaya çalışan avcılarla ilgiliydi. Avcıların daha sonra 12-13 yaşlarında iki çocuk olduğu ortaya çıktı. Ve bu çocukların oynadıkları oyunları gerçek hayata taşımış oldukları öyle açıktı ki. Bir zaman sonra bu çocuklar insanları ekranda öldürmekle yetinmezlerse? O zaman ne yapacağız? Ki bunun olma olasılığı var. Bu oyunlar, bu çizgi filmler onlar büyürken onlara eşlik ettiği sürece bu kaçınılmaz olacak.

Hocam ben kararımı verdim fırsatım ve naktim olduğu ilk vakit ya müstakil bir çiftlik alacağım:) ya da karavana yerleşeceğim. benim apartman anılarımı anlatmakla bitmez. ve evet bu böyle gitmez.

Unutmak daha karmaşık birşey sanırım. Unutmak için yaşamamış olmak gerekiyor belki de..

Yazınızı bir fotograftan esinlenerek kurguluyor olmanızı çok takdir ettim..Şimdi yazdığınız diğer yazılardaki fotoğraflara bakıp, " bu yazıda bu fotoğraf ile ilgili olabilir mi" diye merak edip, okuyabilirim çoğunu.. Bloguma yaptiğiniz kutlama için teşekkür ediyorum ayrıca.. Sevgiler benden...



Kafanın içinde dönüp doluşan insanların hepsine teker teker içinden geçenleri söyle. Valla ben baktım böyle olmayacak sinir harbi oluyorum söyledim herşeyi, eğer içlerinde arkadaşım olanlar varsa da hayatımdan çıkarttım. Bazısına açıklama bile yapmadım bakışımdan anladılar zaten, Selamsız da geçtim yanlarından oldu bitti.Gerçi bunu da nereye kadar yapabiliriz o da şüpheli. Her zaman öldürmek isteyeceğimiz birileri olacak, belki farkında değiliz ama bizi de öldürmek isteyen insan sayısını yabana atmamalı :)


İnsanların sinirimizi bozmalarına müsade verdikçe bu insan sayısı zamanla artıyor sanki.
Gülümse, aldırma geç gittiği yere kadar.


Kaç defa denediysem hiçbir bilgisayar oyununu 5-10 dk'dan fazla oynayamıyorum, sıkılıp, sinirleniyor ve küfür edip bırakıyorum. Nakhar’ı bir oyuna kafayı takmış 5-10 saat durmamacasına oyun oynarken görünce hayret ediyorum. Sanıyorum birazda boş zaman takıntısı beni oyunlardan soğutuyor, okumak, TV'de adam gibi birşeyler izlemek ve dostlarla muhabbet dışında sadece uykuda geçen zamana acımam, eh kediler uykucu yaratıklardır :p

Nasıl olduğun önemli değil, nasıl anlaşıldığın ve görüldüğün önemli. Olay bu. Yazı güzel, teşekkürler

Daha geçen gün aklımda ada vapuru başlıklı bir yazı yazmak vardı. İyi ki yazmışsın.

"İki düş kaçkını" bayıldım bu cümleye düşler kurarsında fakat kafa dengini bulman çok zor..

Ne gülüyosun Vladimir? Allah allah korkuyoruz işte napalım.Senin de çocukluğunda üstüne kedi fırlatsaydı durup durup manyak bir erkek çocuğu ,seninde üstüne tıslayarak veya cırlayarak bir kedi uçsaydı ummadığın anda ve geçirseydi tırnaklarını eline yüzüne, üstüne başına yapışıp kalsaydı sende biraz korkardın herhalde. Kediden ödüm patlar benim ama severim,kıyamam.Aynen şarkıdaki gibi seni uzaktan sevmeeeeek aşkların en güüüzeliiii ;) Bu arada o kedi bence köpekten kaçmış da çıkmış oralara şimdide inmeye çalışıyor ama biliyorsun kediler için iniş çıkıştan zor uğraşıyor hayvancağız.(yine bu arada kocamın lakabı kedidir pek adıyla çağıran olmaz ne garip tesadüf değilmi:) )

Kedi korkusu çocukluktan kalan bir fobidir bence. çocukken ne ile korkutulmuşsan, ömür boyunca ondan korkarsın. Allah'tan, kediden, böcekten, vampirden, hayaletlerden vs vs. Fobilerle dalga geçilmesinden, insanların korkularını gündeme getirip gülünmesine bende karşıyım. Hayvanların içinde büyüdüğümden, kedi, karafatma vız gelir tırıs gider.

Ağaçtaki o kediyi muhtelemen bir köpek kovaladı... Kovalandığında kedilerin ilk yaptığı iştir, yüksek bir yere tırmanmak.


Bu kedi kendinden korkanlardan, korkmuş olabilir..Bir hışımla ağaca tırmanmış, kendisini insanlardan gelebilecek olası tehlikelerden koruyor. Çünkü kediden korkan -bir kedi görünce çığlığı bastığında unuttuğumuz şey, kedininde korktuğu oluyor..


Bir yanım o korkuyu anlayabiliyor.. Kimbilir altında neler saklı o korkunun. Ne çocukluk travması yada kedinin onları tırmalayacağı şeklinde başlayan korkunç bir hayal gücü. Bilemiyorum..Kedilere bayılan biri olarak bilemiyorum...Yinede herşeye rağmen bu korkuya saygı duyuyor, bazı kediden korkan kişilerin yavru kedileri sevebilmeyi denemesini takdir ile karşılıyorum..Ama kediden korkup, köpek sevenleri cidden hiç anlayamiyorum...

Uzun boylu ve iri yarı adamların kedi görünce zıplamaları ve korkmaları çok komik oluyor :) gülüp, utandırmamak için kendimi çok zor tutuyorum. Ben yılandan korkarım, ama sanırım onu bile belli etmezdim yılan görsem.

Hahahah öldüm yaa... Bir de ne soracaktım hea... Gerçek adın Vladimir mi?...



Vladimir'e Mektuplar - 3

Sevgili Vladimir,

Bu oyunu oynayıp da gülmeyen, hatta gülmekten krize girmeyen pek yoktur herhalde :)))) Anılarım canlandı yafuuu. Ellerine sağlık.

İnsanlar akıllarından geçenin gözlerinden okunabileceği düşüncesinden korktukları için göz temasından kaçıyorlarmış gibi gelir bana da..

Çok uzun süre birinin gözlerine bakarak konuşsam, başım dönmeye başlar, gözlerimi çeker onlara biraz mola verirdiririm ama vallahi bak güvenilmez değilim:D

Bu defa kesin farkettim. Ne vakit senin sayfani acmaya yeltensem, henüz kendi blogumdaki linkler listesinde senin isminin üstüne tiklamamla, icimden "Vladimir`in derdi beni mi gerdi?" diye tekrarlamam bir oluyor...:) Ama her defasinda! Paylasmak istedim:)

Cok sarsıcı. Ne diyecegimi bilemiyorum; hal böyleyken neden yorum yazdığımı da...

Sahi yolculuklar neden keder verir insana? Gitmek, gittiğin yerden dönmek, döndüğünde bıraktığın gibi bulamamak mıdır derdimiz? Ve nedendir kedere olan bunca meylimiz?

Ben amberi bir çiçek olarak bilirdim, yazını okuduktan sonra amber renkli ışıkları nasıl tasavvur etmeli diye düşündüm. Google yardımcı oldu sağ olsun. Bende yazın sayesinde bilgilenmiş oldum. :))

Her yolculuk kederli midir? Hayır bence hepsi değil. Giden yalnızsa mutlaka geride bıraktıklarını düşünür. Gerçekten de yeni bir yaşama gülümseyerek merhaba demek varken, kedere meyil nedendir bende bilemedim..

Ben, yolculuktan daha çok nedenine takıldım.. Anladığım şey; doğduğu, büyüdüğü toprakların kendisini reddettiğini düşündürebilmesi idi. En acısı bu olsa gerek.


O ucakta degildim ama taa buralardan gordum gozyaslarinizi Vladimir. Gozyaslarini saklamak ustalik ister. Siz hep boyle acemi kalin ve bizimle paylasin onlari, olmaz mi?

O arkadasiniz da sevmeye devam etsin bu ulkeyi. Nankor degildir bu topraklar. Hele de gozyasiyla sulanmislarsa, bire bin verirler..

Eger sonradan eklediginiz bu resimler o firtinanin bizzat kendi resimleriyse, ben saskin saskin "nasil yani?!" demek istiyorum. Diyebilir miyim:)


Aman Allah'im! Eskiden ayni yerde calisiyorduk dediginizi unutmak ve sizi omrumun sonuna kadar muze bekcisi olarak hayal etmek istiyorum. Edebilir miyim:)



Bu yazdiklarimla istemeden birilerini inciteceksem sayet, pesinen ozur dilemek istiyorum. Dileyebilir miyim:)

Ne tuhaftır cümleler. Bazıları aklının içinde sonsuza kadar kalır ve o aklında kalanlar bir insanı, o cümleyi söyleyeni sevmen için tek yeter sebep olur çıkar. Bir cümleye tutunmak bir insanı sevebilmenin ne kadar kolay olduğunun kanıtı değilse nedir?

Gökten muz dilesek düşer mi Vladimir? Peki ya salatalık :p

Anıları şişelere koymak kısmına takıldım ben çok hoşuma gitti.

"Sizin herşeyiniz var" diyordu. "Bense ölümden korkmayacak kadar yalnızım!" Sevim Burak... O bir duygu! Bu arada siyah çok yakışmış, hayranlıkla, ağzıma çalınan kekremsi bir tatla -ki seviyorum o tadı- takip ediyorum yazdıklarınızı!

Ben piyano işini annamadım yav. Senin değil ama senin olduğu sööleniyo.. Nası yani?

Anlatış tarzınız çok güzel!!! Tebrikler. Ama hala kadın saati neden sordu bilmiyoruz! ve ben merak ediyorum, kitabı alıncaya kadar çatlarım :))

Varyant'tan Konak'a inerken, sola keskin virajdan önce (Solunuzda az sonra müze kalacak olan dönüş) sağ tarafta bir apartmanın üzerindeki bir levhayı hatırlattı bu resim bana.. O mudur, değil midir bilmem. Ama ".... ve benzerleri" Ne çok gülmüştüm.. Burada da şimdi mesela "Terzi ve benzerleri.." ne demek? Bir adam var.. terzi değil ama benziyo.. bi adam nasıl terziye benzer ki?:) :))) dik, dik.. nereye kadar.. Hayır, bi de nereye kadar yani? Bu arada blogger ve benzerleri derneği kuralım mı?

Yeni profil fotoğrafını da çok bi beğendim :)

Ben de hep .....yı (bir kent)sevenler derneği gördüğümde, madem çok seviyorlar neden oraya dönmüyorlar diye düşünürüm. Öte yandan öyle alanlar var ki pozitif ayrımcılık gerekli olabiliyor. İnsanların "benzerleriyle"(!) yalnız ya da yanlış olmadığını hissetmek ya da dayanışma sergilemek için bir araya geldikleri ve gerçekten iyi işler yapan dernekler de var! Çevreyi, doğayı, hayvanları koruma, insan hakları ihlali ve ayrımcılıkla mücadele dernekleri, tüketiciyi koruma dernekleri vb.

oh miss:) bi kaç poz çek de tanıt bari gittiğin yeri

Yaşarken bunlardan bir surusu ile karsilastigimi, acemilik donemlerimde neredeyse aglarina dustugumu, bu bocukleri tanidiktan sonra bes kurusluk kiymet vermedigimi farkettim. Sosyal hizmet olmus bu yazin bir nevi. Vladimir, eline saglik..

Başkalarının mutsuzluğyla beslenip karnını doyuran ne çok insan var değil mi.. bunların varlığını bilsek de her zaman hayatımızdan çıkarabilmek ne yazık ki mümkün olamıyor işte !


Kill'em all!


Ne hos bir alegori olmus Vladimir. Insanin kalbindeki bir odayi bosaltmasi zordur gercekten de. Ama siz yine de smiley'i dinleyin ve gulumseyin:)


“Hüzün meleklere çok yakışır” da takılı kaldım ben aslında.

Merhabalar.. Bloğunuzu tesadüfen görüp okudum..

Eşim Türk soylu Yunan vatandaşı iken yıllar sonra T.C. oldu. O yüzden Yunanistan'ı epey gezdik. Sakız adası gerçekten de farklıdır. Eski yıllarda Yunan asillerinin yazlarını geçirmek için geldikleri sakin ve klas adadır.Samimi bir adadır. İki kez geçince minik çarşısında sizi tanıyıp ''Yasu!!'' diye seslenirler ))) Bir araba kiralayıp kayaların arasındaki dar yolları tırmanmaya başladığınızda aniden minik bir koy manzarasıyla karşılaşırsınız. Lüks olmayan sıra sıra lokantalar üste hepsinin evleri. Saat iki olunca siestaya başlayan sakız halkı genelde motorlarıyla bu koylara gelirler. Lüksten uzak lokantalarda sevimli azıcık da tembel sahipleri tarafından karşılanırlar. Herkes birbirini tanır burada. Kocaman bir ahtapot kolu sadece size ait olarak gelir. Reçina denen çam kokulu Yunanistan da gazoz gibi giden şaraplarınızı yudumlayıp; İstakoz balık derken anlamadan hafiften başınız döner akşamı edersiniz. Daha sonra her yer sessizce boşalıverir. Uykuya gider herkes evlerine. Akşama; geceye hazırlanır hem iş yerleri hem de eğlence yerleri. Sakız adası minik koylara saklı güzeliklerle doludur. Çünkü yıllar evvel korsan gemileri hep bu adaya baskınlar yaparmış. Bu baskınlardan korunmak için gizli ve uzak yerleşim bölgelerinde yaşarmış adalılar. Dar yollardan geri dönerken köylerden geçerken eğer mevsimindeyse köylü kadınların sakız ayıkladıklarını görürsünüz kocaman çarşaflar içinde. Nasıl topraktan kabuğundan ayrıldığını görseniz niye bu damla sakızı bu kadar pahalı anlarsınız. Zordur pirinç ayıklamak gibi meşakatli. Adadakiler sabırlıdır. Severler minik işlerle uğraşmayı. Emekli bir öğretmen 10 sene boyunca evinin bahçesiyle uğraşmıştır. Ne yapmış biliyor musunuz. Mermeri işlemiş. Evin duvarları bahçe kenarı bastığı yer her yeri mermerle döşeyip onu işlemiş. Minik üzüm asmaları bahçe duvarında yunuslar balıklar güller hep mermerden ince ayrıntılarına kadar işlenmiş. kesin görmeliydiniz. Umarım bir soğuk frape ve reçina içmeden ayrılmadınız bu güzel minik gizemli adadan. Hukuk danışmanlığını üstlendiğimiz sakız adası kafeyi beğenmenize de çok memnun olduk. Demek ki orada o nostaljiyi yaratmayı başarmışız ki siz daha sonra Sakız adasına doğru kocaman bir adımı bir kerecikte atıvermişsiniz. Hep böyle adımlar atıp yakın uzak keşfedilmeyi bekleyen tüm güzeliklere.


12 Ekim 2011 Çarşamba

Vladimir'e Mektuplar - 2

Merhaba;

Hazırcevap kişileri pek severim. zaman zamane trafımdakiler nerden buluyorsun bu kadar esprili hazırcevapları dediklerinde sevinmiyor değilim. Kitaplarına gelince, eski bir kitap kurdu olarak kitaplarımdan ayrılamam diye düşünüyorum. evde ne kadar yer kapladıkları çok doğru ama yine de kitaplarımı evdeki diğer insanlar da okusunlar diye hep baş köşede tutarım. demek onlarca kitap dağıttın. Keşke seni o zamanlar tanısaymışım. Oğlumun doğumuyla birlikte çook daha az okur oldum. Ben de seçiciyim artık. beni fazla yormayacak roman türü eserleri tercih etmeye başladım. Zaten iki arada bir derede okuyorum. Anlattığın sahafa sinir oldum. Kitaplarla içiçe yaşayan birinin onları böylesine değersiz görmemesi gerekirdi. En azından kitaplara böylesi yakın birinin.

Harika bir yazı. Tasvirler müthiş :) Öyle bir anlatmışsınız ki her kelime resim olup çiziliyor insanın önüne ve his yoğunluğuyla kaplıyor benliğini :) Yüreğinize sağlık

- Ne yemek var?

- Dünden kalanlar...

ERTESİ GÜN:

- Ne yemek var

- Dünden kalanlar

- İyi ama dün de dünden kalanlar vardı

- İyi işte bugün de ondan var.

- İyi ama anne eğer bugün de dünden kalanlar varsa ve dün de dünden kalanları yemişsek bugünkü yiyeceğimiz nasıl dünden kalanlar oluyor?

- Kapa çeneni ve yemeğini ye...

BİR DE BU TİP DİYALOGLAR VAR :

Etkilendiğin ve tavsiye edebileceğin başka kitaplar varsa listesini tutmak isterim. Bu aralar okuyacak iyi kitaplar bulmakta zorlanıyorum. Özellikle seni derinden etkileyen, ya da hafızanda yer edenleribenimle paylaşırsan çok sevinirim.

O resimdeki kuş kaz mı ? :) Cidden şu günlerde benim çokca cevap aradığım karmaşık sorularıma müthiş cevaplar var bu yazının içinde yalnız intikam kısmında bence en etkili yöntem fiili davranışlardan çok kayıtsızlık ve umursamazlıkla oluyor tecrübeylen sabit :P bende istemeyi hiç sevmiyorun istenmesini de hiç sevmiyorum ama bunlar bile bir istemek ve vermek olgusunun ayrı bir dışa vurumu -_-'

Ay ilahi Vladimir. Bir yazıyla 3 farklı yere gittim geldim iyi mi? :) Mektubun giriş bölümünde ne mutlu diye düşündüm. Ne mutlu Vladimir için, iyi bir dinleyici olduğunu düşünüyorlar. Sonlara doğru hay Allah dedim, mektup aslında eleştiri için yazılmış. Yazının sonundaysa kahkahayı koyuverdim :)) Başkasının mektubu ha. Boşbulunup okumuşsun canım ne var bunda, bilerek olmadı ya? Dert etme o kadar :)



Şu halıdaki kedi meselesi. Dünyadaki en tuhaf şeylerden biri gibi gelir bana; yıllardır odanda duran bir eşyanın üzerindeki desen ya da resmi o an farketmek. O an derim ki; hayatta belki böyle binlerce şeyi farkında olmadan geçip gidiyoruz. Ya farketmiyoruz ya da başka birşey olarak algılıyoruz. Bu tehlikeli... Ya dünyayı da aslında başka birşey olarak algılıyorsak. Ya çiçek sandığımız aslında kediyse :))) olur mu olur. Herşey mümkündür..

Hah hah hahah hayy ben de arkadaşlarımla ruh çağırırdım. Fincan yürütür, yazılar yazdırırdık. Bir de derdik ki içimizden biri inanmazsa ruh gelmez. Herkes tırsardı. O günleri anımsattı yazın ... Aslında tehlikeli bir iş ya gerçekten gelseydi o zman ne yapardım? Haa birde bir arkadaşım vardı ruh'a platonik aşkının telefon numarasını vermesi için yalvardı, yazdırdım bir telefon numarası hemen aradı yok tabi o isim çıkmadı kız o rakamların bütün kombinasyonlarını pes etmeden tek tek aramıştı. Hiç birinde bulamadı sonra dedi ki ruh şaşırdı heralde :))))

Vladimir, Maceralarını zevkle okuyorum, askerlikte krem istemeler ve dahası Karadeniz'de yasananlarla birlesince hosuma gitti dogrusu, bilhassa "Kari var" lafından sonra gelen perdeleme hareketi enteresan. Özetle cok guldum :) Uzun suredir gulmedigimi farketmemi sagladiginiz icin ayrica tesekkur ederim :

Kepenge omuz atan fare, valiyi takmayan yurdum insanı tamam ama en sondaki "Kari var" bitirdi beni ya. Ben de gitmek istiyorum tez zamanda

Tuvalet terbiye, kültür işi herhalde. Herkes nasıl bulmak istiyorsa öyle bırakıyor demek :))

Amerikada sürekli şunu söyledim, “Bunlar tuvalete girmiyor mu? Giriyor da yapmıyorlar mı?” Gittiğim mevcut yerlerde hiç kirli tuvalete raslamadım. Her gittiğimiz yerde konu bir kere tuvalet muhabbetine geliyordu :)) Bir kere Ozark Gölüne gittik dönüşde küçük bir kasabada durduk Benzin aldık. Ben de tuvalete gitmek istsedim, kapının önündede amarikan köylüleri bira içiyorlar ve biz hiç türkçe konuşmadık yabacıyı pek sevmeyen yerler varmış. Orada tuvalet nasıl temizdi hayret ettim. Bizde dağ başında gideceksiniz benzin istasyonunda tuvalate girmek cesaret işi..aklıma geldi yazayım dedim..


Manzarası en güzel tuvalet Selçuk, Meryam Ana daki tuvaletti, manzara tepeden ovaya doğru zeytin ağaçlarını görüyordu..


Sizin işyerinde çalışanlar akrobasi kursuna gitsin ve asla şişmanlamasın yoksa haliniz harap:))

Tuvaletleri recreational centerlar olarak düzenlemek gerektiği kanaatindeyim. Bir nebze rahatlamış, içini dökmüş, anksiyetlerinden kısa bir süreliğine de olsa bilinçaltından mutlu geçirdiği anal dönemi hatırlayarak uzaklaşmış bireylerin zihinlerini kısmen karmaşık sorunsalların çözümü için kanalize edebiliriz wc'lerde. Hem ayrıca dinlenti yerleridir wc'ler. Sadece bir takım yiyinti posaları değil, günün yorgunluğu da atılır.. Bu arada yorum yazmak için niye illa google hesabım olmalı?



Haha hah hayy ben halen son cümlenin etkisindeyim."Size 43" !!!! Neyse askerlik konusunda öyle güzel ve doğru yazmışsın ki. Erkek değilim ama çok iyi anlıyorum orada geçen süre boyunca bir türlü kendini oraya ait hissedememe ve hayatı rölantiye alma durumunu.


Neyse ben de geldiğim her yere sınavlarla geldim. Bu hükümetin sınav türetmelerinin her birine girmek durumunda kalan şanssız bir kuşağım ben. Hani bir sınavı geçer işe alınırsın ya o sınav için onarca günün gecen heba olmuştur, rölantidedir her şey ve kazandığını öğrenir, işe girersin ve yeni iş arkadaşların sana ilk günden "torpilli" gözüyle bakarlar. Ne torpili leyyynnn alın teri, bileğimin hakkı desen de sökmez...

Giresun mu? Eee, sey, kem kum, olamaz, kuru iftira! Annemin memleketi icin yaptiginiz bu negatif ayrimcilik icin sizi siddetle kiniyorum Vladimir. Umarim o fareler bir dahaki sefere kepenge degil size omuz atarlar:))


Cocuklugumun yaz tatilleri neredeyse her sene Karadeniz'de gecmistir benim. Kah Ordu'da kah Giresun'da. Ama her seferinde orali gibi davranmaktan bunalmis olmaliyim ki, seneler sonra bir yaz, peder bey ile valide hanimi ekmis, isyerinden bir kiz arkadasimla turlamistim Karadeniz'i. Oralari turist turist gezmek gercekten de ayri bir keyifmis, iste o zaman ayirdina varmistim. Benim boylarda oldugu icin kendime cok yakin hissettigim efemine rehberimiz hepimizi kirmis gecirmisti tur boyunca. Hatta, kiz arkadasimin beni de frenleyen ciddiyetine bozulmus, herkesin icinde bana donup "bak sen cok matrak birisin, ama bu suratsiz senin kismetini bagliyor, benden soylemesi" deyivermisti!!

Heeeehh bütün feminist damarlarım kabarım kabarım kabardı şimdi öyle bi halt yiyen adamın biri karşıma çıksın hiç tanımasam bile tırnaklarımı çıkarır kedi gibi dalarım Allama :/ nedir bu kadınceğizlerin erkeklerden çektiği


Kepenge omuz atan farelerle dolu dar sokaklarda karanlıkta yürümeyi düşünüp tüylerim diken diken olarak başladığım yazını kari var diye perde örtüşlerini düşünerek kahkahayla bitiriyorum :) Çok şahane :)

Şu, kuyruğu hiçe sayıp sonradan eklenen tiplere gıcık oluyorum. Hiç birşey olmamış gibi öne geçip, kafalarını yukarıya kaldırıp ve "ah pek akıllıyım, hemencik öne geçiverdim" edasıyla duruşları yok mu? Arkadan biri itiraz ederse de saçma sapan bahaneler sunmazlar mı? "Ah evde yemeğim yok" "aman servisi kaçıracağım" yok bilmem ne bilmem ne. Sanki sırada bekleyen diğer insanların işi gücü yok zevk için sırada bekliyorlar.

Bu yazıya da imza atıyom. Ben bugün işin kolayından gidip bi imza witness'a bi imza da sana olarak yorum katkısında bulunmaca. Efenim diiger taraftan; Mesela bi ziper markette, o mağdur pozisyonlulardan biri kasaya elinde az bi ürünle gelip en öndekinden izin istediğinde, en öndeki de ona izin verdiğinde, tam geçeceğini sanırken, ben "Bi dakka benden de izin almalısınız. Benim de zamanımı araklıonus." dersem, o vatandaşta bana "Peki izin veriyomusunus..?" diye sorar sa, tabi ki "Hayır." diyerek durumu daha da fazla bozabiliyom. Gibi gibi. Kılımdır abi bende..


Vladimir'e Mektuplar - 1

Sevgili Vladimir;

Bu akşam eve gelirken üzerime yürüyenleri kötü bir sürpriz bekliyordu:)) Bu özel olarak hazırladığım birşey değil kesinlikle ama oluverdi işte. Bugün benden, evime yakın yerde olması dolayısıyla, akşam eve giderken şirketin yeni yıl ajandalarını almamı istediler. Yorgun olmama, rüzgara ve soğuğa rağmen ben de gittim. Ajandaları hazırlamışlar ve büyükçe bir poşete doldurmuşlar. Tam kapanacakken gittim ve elime tutuşturuverdiler. Ağır poşetle yolda ancak yürüyebiliyordum ve üzerime doğru yürüyenlerden kesinlikle kaçabilecek bir durumum yoktu. Bana kimse çarpamadı ama kapakları sert ajandalara çarpanlar oldu:))

12 yılımı verdim bir terazi erkeğine.. eksiksiz ve yanlışsız anlatmışsınız. Allah kadınları terazi erkeğinin gazabından korusun diyorum. Ahahahah :)

Terazinin erkeği kadını diye ayrım yapmadan söylüyorum ki direkt beni anlatmışsın. Bitter çikolatadan tut da (başka çikolata var mıdır ki zaten) iyi şeylerin olacağına sonra da onların mahvolacağı inancına kadar. Bir de benim yükselenimin de terazi olduğunu eklersek tüm bunların üzerine gerisini düşünmek bile istemiyorum :)) Geçenlerde bir arkadaşla konuşuyorum kendisi ikizler ve benimle dengesiz olmaya dair aşık atıyor. Tek söylediğim “İkizlerin dengesiz olduğu zaten başından bellidir ona göre davranırsın”. Ama denge timsali terazinin aslında tam bir dengesiz olduğunu tuhaf şekillerde öğrenmek çok daha şaşırtıcıdır. Yahu en dengeli dengesiz biziz işte var mı ötesi :))

Sana ne diyebilirim ki. Bir anda google da bir arama hemde alakasız bir konuda... Ve karşımda burcum... Ve size bir şey söyleyeyim mi? Kesinlikle doğru. Bir çok astrologdan daha doğru bir tanımlama; terazi ile ilgili. Ellerine sağlık, sana sonuna kadar katılıyorum ve ben de aynı iyi ve kötü özelliklere sahibim valla:) Ama bir terazi özelliği daha… "Bu halimden memnunum" tribindeyim, bu konuda. :) Sevgiyle kallll

Nasıl unutulur o günler. Annemle kadınlar matinasına gider, İki çift kızarmış gözle gelirdik eve. Hala ne zaman tesadüfen bir kanalda rastgelsem, hiç durmam seyrederim o dönemin filmleri. Sadece filmi değil, çocukluğumun sihirli anlarını yeniden yaşarım.

Annem de beni küçükken götürürmüş kadınlar matinalarına, koşar dururmuşum kenarlarda. düşerdim de muhtemelen. Yerden toprak, çakıl makıl yemiş de olabilirim. Ya da bunları uyduruyor da olabilirim. Neyse, şarkı söylerken başın etrafında dönen renk renk kafalar deyince benim gözümün önüne Emel Sayın gelir. Ama o kadraja güzelim ellerini de sokmaya çalışmaktadır filan. Bir de yaşlı bir Kartal Tibet ile Hülya Koçyiğit belleri bükülmüş, bir kır kahvesinde buluşurlar her sene, "Yeter ki gel bana senede bir gün" diyerek...

Test kitaplarıma parayı zor yetiştirirken, bana orjinal kitap oku demeyin. (


Bloğuma ön ayak olan dostum.teşekkür ederim. Seni severim ben. Hani iğneyle kuyu kazar insan. O kuyu sabır ister. Tek taraflı sabır da bir şeye yaramaz bilirsin. Galiba kazandık.

Pasaport, Kordon, Bostanlı: Hayatımın(şu ana kadar tabi!) en güzel anlarını yaşadığım yerler. Ufak bir gezinti çok iyi geldi. Zira şu an hasta halimle sahile inecek gücüm yok. En iyi dileklerimle.

Şurama bir şey düğümlendi okurken. Ne yalan söyleyeyim. Ağlamaklı oldum.

Sevgili Vla, (dimir'siz daha iyi) Biz de sizleri tanımaktan mutlu olduk. Gerçekten o kedili resme dikkatle bakınca, “Bu resimde kaç kedi var?” gibi bir soru geliyor akla. Bataklık maceranız çok gülünç. Dibi bataklık olan ilk deniz Foça'da demek ki. Bunu da öğrenmiş olduk. Çok gezen mi bilir, çok yaşıyan mı derler ya, işte öyle birşey. Herşey gönlünce olsun. Hoşçakal.

“Dönmeyecek” kesinliğinde bir cumlenin sahibi olan kişi olmadıkça, meraklı sorular yürür gider zihinde..


Kısa bir an bile olsa, bir baskasının hayatının icinden gecen bir cumleye tanıklık etmek hoş bir ayrıntı. Yine de zamanı gelmiş midir acaba? Bir gidip dürtmek gerekir mi? Zihne dusuyorsa eger, gordukce birgun dedirtiyorsa belki de eylemin katacagı bir anlam vardır hayatınıza..

Yazının ilk paragrafında çok tanıdık simalar görüp gülümsedim. Sonraki paragrafta iç geçirişlerim başladı ve ben ne yapıyorum diye telaşlandım. En son paragraftaysa derin bir oh çekip rahatladım. Herkes aynıymış :))


Ya çok karamsar olmuş bu yazı :( Girişi, gelişmesi o kadar güzel ki. İnsanı içine çekiyor adeta. Ama sonunda öyle bir kalakalıyorsunuz. Hani senin güneşli şarkılarla başlayan günlerin Vladimir

Sayın Vladimir, Somya altı zamanları cok hosuma gitti. O zamanlar farkında degildik belki ama simdi bu bilincle o somyanın altında uyanabilsek, ne muhtesem olurdu. Ne kadar kıymetli zamanlarmıs. Cocuk olmanın butun gucu ellerimizdeyken, buyuyup yitirmisiz herseyi..


Her baslangıcta, öncelikle butun olasılıklara gozumuzu kapayıp, sonralıkla acılara gark eylemez miyiz kendimizi? O yerde kalan, artık atmayan et parcası bunu hatırlattı bana. Ama her yenilginin kazandırdıgı birsey vardır yasamda. Yoksa elimizdekinin degerini nasıl ölcebilirdik?


T-shırt amacına hizmet edememis, uzuldum ben ona. (:


Belki de o kadar cok telastayız ki dilek dilemeyi, gercek anlamda unutuyoruz.

:) Aklıma babanemin tahta evinde, kocaman bir tepsiye dizili dut yapraklarının arasındaki ipek böcekleri geldi. Üzerleri pamuk gibi yumuşacık olurdu, parmağımla dokunur severdim. Ama ayakları hep korkutucu gelirdi bana, elime hiç almamışımdır o yüzden. Babanemin tahta evi hala duruyor, evin önündeki dut ağacı da, ama artık yok ipek böcekleri. Neden bilmem...




Hoş geldiiinnn Vladimir. Yazın bana karşı komşumu hatırlattı, kadın ile 4 yıllık apartman hayatımda topu topu dört kez karşılaşmışlığım olduysa dördünde de dertlerini kusmuştur ulu orta... Ne zaman görsem hep aynı. Hep gözleri yaşlı, ağır ağır anlatır. Ben derim ki "Ya bu deveyi güt ya bu diyardan git" Gitmez, söylediklerimi dinlemez bu sfer derim ki "Deveyi gütmekse mesele iyi güt" onu da dinlemez. Ama ağlar da ağlar.. Lahanalarımı bitirmesin diye diyar diyar kaçarım bazen çalışan kadın olmamın faziletlerinden biri derim çünkü evime çat kapı hiiiç gelemiyor. Ama asansör önünde bile karşılaşmak yetiyor .

Ben de ipek böceği beslemiştim ilk okul yılalrımda, sonunda kozadan rengarenk bir kelebek çıkacağına tombul ve renksiz bir kelebek çıkınca biraz şaşırmıştım. O günleri andım. Biz şanslıyız, birkaç tane oğlumun anaokulu bahçesinde, epeycede işyerimin arka sokaklarında dutluklar var. Fakat öyle kirli ki dutlar, eksoz dumanı ve is içinde kalmış olduklarından toz mu yiyoruz dut mu anlaşılmıyor. Hatta iki yazdır hiç yemiyorum. Ama okulda altına naylon örtü veya çarşaf serip toplanıyor ve ikindi kahvaltısında çocuklara yediriliyor. Birde okul bahçesinde mandalin ve portakal ağaçlarımız var ki onlar da kış meyvesi oluyor. Gerçi oğlum çeşitli büyüklükte yeşil mandalin ve portakaları ceplerinde biriktirmeyi seviyor ama bu bile nimet bizim için gün geçtikçe, teknoloji geliştikçe..

Detayları ön plana alıyorlar derken özellikle bahsettiğin birileri var sanırım. Benim okuyunca ilk aklıma gelen, güzel bir tepenin ortasına oturtulmuş bir kır kahvesinde manzara ve rüzgarın huzur verici etkisiyle tek dertleri Çoban Mehmet Ağa'nın kızının kocaya kaçması olan insanlar oldu. Çevremdeki insanların dertlerini düşününce bu dert bana küçük göründü ve aslında ne kadar mutlular ya da mutlu olmalılar diye düşünmeden edemedim. Belki de kendimi düşündüm o kır kahvesinde ve kendi adıma mutluluğun tarifi gibi geldi. Dertsiz, tasasız.

Ne zaman blogunuza girsem bu yazıda takılıyorum, bilmiyorum neden. Ama çok güzel yazmışsınız. Bunu söylememek sanki cümlelerin güzelliğini es geçmek gibi olacaktı, söylemek istedim. Öyle :) Sevgilerimle

Biz hüzünün bekçileri nedense hep aynı şeyi yapıyoruz .. Dünyada tadacak o kadar güzellikler var ki, bir insan yeter ki mutlu olmak istesin, etrafına bakması yeter. Ben bu yorumu yazarken doğan güneş benim için, gece olunca parlayan ay benim için, bu mevsim bu aşk benim için. Ama biz ki körükörüne bağlanmışız bir hortumla mideden, hüzünle besleniyoruz. Kopamıyoruz .

Çok hoş bir öykü, ikiz kardeşi olmak, ikizini kaybetmek, sallanan çınar dallarında akıp giden hayaller ve bir genc kızın sonu. Bu arada yaz geceleri hayalet hikayeleri anlatmak da ayrı bir zevktir de mi?

Son paragraf beni on sene önceye götürdü.. Psikiyatristlerin kapılarını aşındırdığım dönemlere. Çok güzeldi, bekliyorum başını ve sonunu. Bakalım o satırlar ne hatırlatacak?

Dolu geçen hayat ile boş geçen hayat arasında kaç kilo fark var ki??



9 Ekim 2011 Pazar

Bizansiyya

Odetta

Ölmek istiyorum. Bari kediye yiyecek vereyim. Benimle konuş Odetta. Mırla. Bana hayatın devam ettiğini hatırlat. Artık hiç ama hiçbir şey yapmak istemiyorum. Susmak, ölesiye susmak. Küçükken "Taş kalplisin sen" demişti halam. Beni hep suçladılar. Ben mi taş kalpliydim yoksa onlardan korunmak için mi taşa çevrilmiştim? Küçükken ne vardı? Annem yatağımın altına muz koyardı. Üç şey hatırlıyorum. Sadece üç şey. Bahçede gülen surat/ağlayan surat oynayışım; havuzdaki ölü balıklara ağlayışım sonra hiç anlamadığım bir şey. Bunuelesque bir plan: Elimi demir parmaklıklara değdiriyorum. Elimi ters çevirip avuç içime bakıyorum. Aydın'daydım o zaman. Neden geldim İstanbul'a. Benimle konuş Odetta. Mırla. Benimle hayatın devam ettiğini hatırla. Anımsadığım üç şey yani çiçekler, hayvanlar ve insanlar ve onların korkunç öyküleri yani Destina'nın geri planını otuzbeş yıl sonra anlıyorsam eğer şu an oluşmakta olan binlerce şeyi anlamaya hiç çalışmamalı. Onunla psikodrama yaptık bugün ve ben herşeyi anlar gibi oldum bir an ve anlamadım neden bunca yıl anlamadığımı. O yüzden yeni kararlar verdim. Artık sevmeyeceğim. Bütün kabahat benim. Suçum zeki bir kadın olmaktı. Herkes bana çok kızdı. Zeki olmak umurumda da değildi üstelik. En az annem kadar güzel olmak istiyordum. Babam kadar dürüst. Ama onları da suçladılar. Üst katımda. ağır, çıplak ayaklarıyla... Neden İstanbul'a geldim. Menekşelerimle, ölü balıklarımla, pas lekelerimle. Altında ödevlerimi yaptığım erik ağacımla bayağı da iyiydim. Artık sevneyeceğim. Bütün kabahat benim. Sadece kestane şekeri yiyeceğim ve kedime "Mırla Odetta mırla, bana dışarıda inanılacak bir şey olmadığını hatırlat" diyeceğim. Hayatımı külliyat değil, kül yapıp dualarla okyanusa fırlatmak istiyorum. Belki de bir yunusun karnına girip oradan hiç çıkmamak. Annem eskiden yunustu benim, güzel, yumuşak, şakacı. Telepatik bağlantılarıyla güçlü ve uzak. Bana gelince yiyebildiğim iki balık türü vardır benim; tekir ve kalkan. İlki benim yanık derisiyle, ikincisi kalkanım. İkisini de yediğime göre yunusun karnına sığınmak zorundayım. Yunusun karnına girdim. Yunus kalbime girdi. Yanımda geniş yapraklı bir bitki yetiştirildi. İşte o artık yemek istemediğim bir kalkan cinsi. Yani kendime zulmettiğim her zaman yeniden keşfettiğim ilahi akıl simgesi. Bana gel yunus, beni götür uzaklara. Benim utanılacak küllerimi yut parçala. Belki mavi bir şarkı söylerim sana eski siren günlerinde olduğu gibi mavi kuyruğumla.




YKY - 2007

Meraklısına Linkler:


Destina - Nükhet Duru


5 Ekim 2011 Çarşamba

Bu Kedicik Sizler İçin

Ekim ayı biraz soğuk mu başladı ne? Yoksa Eylül müydü soğuk biten.

Soğuklamaları hafife almamak, "nedir bunu sebebi?" diye "arım arım araştırınmak" gerekiyormuş. Bunu da bu kaskalın kafamla bir kez daha anlamış bulunuyorum. Zira soğuk alıyorsunuz da o soğuğu veremediniz mi... "soğuk algınlığıdır, gelir geçer zamanla" deyip de hafife aldığınız şeycağız, sizi sere serpe serebiliyor . İşte ben de böyle bir serildim: Pir serildim.



Serildiğim yerden kalkasım bile gelmedi. Seneler önce zatüre olmuşluğum vardı başlangıcının bile insanı ama ne denli densiz biçimde bitkin düşürdüğünü unutmuşum. Serilgin günlerimde bol bol kitap okudum, evdeki stokları bitirdim, o denli yani. Filmler de bitti, "Prisonbreak" yığılı duruyordu bir kenarda o da bitiverdi. Bilgisayara ara ara girdiğimde ise en nihayetinde yepyeni bir üyesi olduğum facebook'un tiryaki eden manasız bir oyununa bulaşmaktan başka da bir şey yapmadım. Bilen bilir "Gardens of Time" denen illeti. Bilmeyenler uzak dursun. Bari onlar kurtarsınlar kendilerini.

Çok uzun zamandan beridir resim yapmıyordum. Yattığım yerden bir sürü kedi resmi, bir alay melankolik bakan kadın resmi ve o melankolik kadınlara bakıp bakıp göz süzen, bıyık buran erkek resimleri çizdim. Bu zottirik karalamalarımın her biri birbirinden kahredici olsa da zaman zaman o çizimleri tarayıp tarayıp buradan paylaşacağım. Nasılsa kendi blogum değil mi? İstediğimi paylaşabilirim buradan.

Bu kedicik sizler için sevgili blogdaşlar.

Artık hayli düzeldiğime göre..... "Renkler" başlıklı ürkütücü, irkiltici öykülerime devam edebilirim şimdi.


Post-It Karalamaları: Minik Oyunbaz Kedi - D.M.

2 Ekim 2011 Pazar

Uyanırdım...

Ve gizemli rüzgar
Ahenkle mırıldanarak gittiğinde,
O zaman - ah o zaman - uyanırdım.
Issız göl dehşetine.

Resim: BuzzFeep.com