15 Mart 2011 Salı
Biraz da Bir Kaç Güzel Kelime
14 Mart 2011 Pazartesi
Zehra ile Ömer
Üçüncü kattaki dairemin sokağa bakan salonu serin oluyordu. İçeride oturup saatlerce yazıyordum. Akşamüstleri, arada balkona çıkıp çay içiyor, o güm yazdıklarımı okurken, sokaktan gelen sesleri dinliyordum. Sokak gündüzleri başka, akşamları başka türlü cıvıl cıvıldı. Karşıdaki apartmanın üçüncü katında sevimli bir aile oturuyordu. İki çocukları vardı sekiz, bilemedin dokuz yaşlarında bir kız Zehra ile ondan daha küçük bir erkek çocuğu Ömer. Öğle saatlerinde iki kardeş el ele tutuşarak bakkala gider ufak tefek nevale; yoğurt, ekmek ya da sigara alırlardı. Bir gün bakkalda gördüm onları her ikisine birer gofret satın alıp verdim. Çıkışta anneleri balkondan gördü ellerindeki gofreti.
- "Zehra kızım nerden buldun o elindekini?"
- "Bu amca aldı anne."
- "Teşekkür ettiniz mi kızım?"
- "Hıııı.. evet."
-
Apartmanın cümle kapısından geçerek yürüdüler el ele. Arada gördüğümde isimleriyle seslendim. Sonra çiklet, leblebi şekeri verdim birkaç kez. Sevimli ve utangaç iki kardeştiler.
Bir gün erken çıktım balkona. Karşı evin üçüncü katındaki balkonda Ömer ile Zehra yere serilmiş bir kilimin üzerinde uslu uslu oynuyorlardı. Balkon kapısı açıktı, perde dalgalanıyor içeriden kadın gülüşmeleri geliyordu. Böyleydi mahallenin kadınları her gün içlerinden birinin evinde toplanıp laflarlardı. Sokağımız o kadar dardı ki, havalar ısınıp camlar açıldı mı, karşı dairelerden gelen konuşmaları net biçimde duymamak imkansızdı. Bazen bir fısıltı bile oyunbaz bir yelin önüne takılır kulaktan kulağa sürüklenirdi.
Zehra’nın bez bebeği, Ömer’in yeşil renkli tavşanı ikisini de oyalamaya yetiyordu. Balkonun yan tarafına asılarak dışarıya sallandırılmış çamaşırlar yazın esen tatlı rüzgarda neşeleniyorlardı. Rüzgarda sallanan çamaşırların resmini çekmek geçti aklımdan. Emektar fotoğraf makinamı almaya içeriye girdim. Resmi çekilecek bir şey gördüm mü eğer evdeysem en az on dakika onu aramam gerekiyordu. Asla son bıraktığım yerde bulamıyordum. Sanki görünmez, şakacı bir el her seferinde beni şaşırtmak için yerini değiştiriyordu. Makinayı bulmamdan bir kaç saniye önce vazgeçmek üzereydim. Aniden tişört yığınının arasından fotoğraf makinasının kahverengi kılıfının kenarını gördüm.
Balkona çıktığımda karşı evin balkonunda tek başına oturan Ömer'i gördüm. Gözleri irileşmiş ağzı koskocaman açılmış, dudak uçları aşağıya doğru bükülmüş, bir parmağı çenesinde hareketsiz duruyordu. Annesi seslendi o anda:
- "Ömer, Zehra!! Ne oldu yavrum?"
Küçük çocuk usulca kalkarak balkon kapısına yaklaştı.
- "Abla gitmiş" dedi
Sanki hızlı çekilmiş bir filmi normal bir hızla izler gibi bakışlarım karşı dairenin balkonuna asılı kalmış büyülenmiş izliyordum. Devinen her şey normalden defalarca yavaş biçimde ilerliyor, ancak onca yavaşlığa karşın izlediklerim düşünmeme fırsat bile vermiyordu.
- "Ne demek abla gitmiş" diye tekrarladı telaşlı bir kadın. Bir diğeri balkona çıkıp aşağıya baktı.O anda ben de aşağıya baktım. Zehra'nın ufacık bedeni, pembe elbisesi içinde üç kat aşağıda minik elinde bırakmadığı yeşil renkli tavşan ile yatıyordu. Çığlıklar ve merdivenlerden aşağıya koşarak inen kadın sesleri duydum sonra. Kadınlar aşağıdaydı. Anne kızının hareketsiz bedenini bağrına basmış, "Kızım, kızım, Zehram" sözlerini tekrarlıyordu.
Yaşlı komşum herşeyi izlemiş: Ablası Ömer'e kızmış, tavşanı elinden alıp fırlatmış. Oyuncak çamaşırlara takılmış. Kardeşi üzülünce Zehra uzanıp oyuncağı kurtarmak istemiş. Tavşanı tam eline aldığında dengesini yitirip aşağıya düşmüş. Bütün bunlar saniyeler sürmüş.
Ömer'in "abla gitmiş" deyişi uzun yıllar boyunca aklımdan çıkmadı. Aile o evden cenazeyi takip eden günlerde taşındı. Kısa bir süre sonra ben de ayrıldım o mahalleden. Arada bazı geceler rüyamın ortasında duyarım "abla gitmiş" sözlerini. Ömer'i düşünürüm o zaman. Ne yaptı acaba? Çocuk sırtının taşıyamayacağı kadar büyük olan bu yük ile ne oldu ona?

13 Mart 2011 Pazar
Dikkat Harika Bir Kitap, Ama Çok Kötü Bir Çeviri !!
Meraklısına linkler; 12 Mart 2011 Cumartesi
Empati Kurmaya Burun Kıvıran Yasakçı Aydın Kesimi
9 Mart 2011 Çarşamba
Amerikan Damak Zevki

Çocukluk Anıları
1 Mart 2011 Salı
Bloguma Dokunma
Çok zaman önce değil, 2009 yılının son aylarında Digiturk kanallarından Lig TV’nin elinde yayın haklarını bulundurduğu maç yayınları blogspot üyelerinin bazıları tarafından izinsiz gösteriliyor diye mahkemeye başvurmuş ve mahkeme kararı ile tüm ülkenin blogspot.com adresine erişimini engellettirmişti. Bu şirketin yasalardaki noksanlıktan yararlanarak onbinlerce kişinin izlemeyi ve paylaşmayı seçtikleri internet sitesine engel çekip onları bu zevklerinden mahrum etmeye hiçbir hakkı yok. Kabul ediyorum insanların Digiturk yayın hakkını elinde bulundurduğu kayıtları izinsiz paylaşmaya da hakları da yok. Ama bunu yapan zaten kaç kişidir. Söz konusu şirket kadrolu eleman çalıştırıp internet sitelerini taratabilir ve kendine ait kayıtları tespit ettirerek bu yayınları izinsiz paylaşan kişilerden bu kayıtları çekmesini isteyebilir, yanıt alamazsa blogspot ile temasa geçip blogspot üyelerinin, daha üyelik başlatmanın ilk şartı olan “okudum ve kabul ediyorum” yazısını seçerek onay verdiği sözleşme maddelerinden “copyright violation” ile ilgili kısmı işletmelerini isteyebilirler. Bu durumda blogspot o üyeler hakkında gereken neyse onu yapar, yapmazsa uluslararası mahkemelerde Digiturk hakkını rahatlıkla alabilir. Ama tabi bu süreç mantık süzgecinden geçtiği için mantığın gerektirdiği kadar vakit alır. Onun yerine bizim yasarlın boşluğundan yararlanıp onbinlerce kişiyi rahatsız etmek daha kolay.
Cumartesi günü internet hizmeti aldığım Superonline’ı arayarak blogspota erişimde sorun yaşadığımı bunun bir açıklaması olup olmadığını sorduğumda bana deli muamelesi çektiler. Sanki ben uyduruyormuşum gibi hissetiirmeye çalıştıkları için telefona çıkan görevliyi bir güzel kalayladım. Sonuçta bir şey hallolmadı. Meğer Superonline Blogspot’a erişimi engelleme kararını hayata geçiren ilk servismiş.
Önümüzdeki günlerde sadece Blogspot’a değil Goggle hizmetlerinin bir çoğuna ulaşmakta zorluklar yaşayacağınızı biliyorsunuzdur zaten. Google Maps, Documents, vs. ne varsa unutun, unutmadan önce de üzerlerine bir bardak buz gibi suyu afiyetle için.
Tabii bu arada ikide birde buralarda böyle mağdur edilmek de ayrı bir sıkıntı, bir sürü arka yoldan buraya dolaşıp giriliyor ama ileride bu olanak da kalkarsa diye başka bir alternatif bulmak lazım. Sağlıklı bir blog hizmeti alabileceğimiz başka site önerisi olanların her türlü paylaşımına açığım.
Digi Bunu Hep Yapıyor
Bu yasaklama hadisesi ikinci kez oluyor ve ben bundan çok rahatsızım. Digiturk üyeliğimi işte bu sebeple iptal ettirdim, tüm akrabalarımdan ve tanıdıklarımdan da bu kanalla ilişkilerini koparmaları için temasa geçtim. Onbinlerce insanı zaten kısıtlı sayıda olan düşünce paylaşım sitelerine erişimden alıkoymak çağdaş bir zihniyeti benimsemiş bir televizyon şirketinin işi olamaz.
Sizlerden ricam lütfen söz konusu şirketi protesto ediniz. Tüm blogspota erişimi kapatmanın seyircilerden biri küfür etti ya da sahaya bozuk para attı diye.stadyum kapatmaktan, içindeki kitaplardan biri sakıncalı diye tüm kütüphaneyi ateşe vermekten, ağaçlardan biri devrilecek diye tüm ormanı kundaklamaktan ne farkı var? Digiturk imajını mahvetmek için emin adımlarla ilerliyor, paşa gönülleri bilir.
Kendilerini buradan tebrik ediyorum.
Onlardan bir tek Şey istiyorum: BLOGUMA DOKUNMA!!!!
