16 Ekim 2011 Pazar

Vladimir'e Mektuplar - 10 - Son

Hah haaa, Vladimir;

Hangi küflü bohçadan bulup çıkardın bu şarkıyı ya? İyi bilirim bu abuklamayı, sözler de Parlamız Şenolumuzun babasına ait. Baba beyin bir de bizzat söylediği Yayla Kızı adında, "Kavuştum yine baharla sürüme" diye başlayıp nakaratında "Pırpırpır leeeeyi" şeklinde kanat sesleri taklit eden pastoral sanat harikası vardır, internetten arayınız:)) Kartpostala gelince, efenim o kıyafetler 70 li yılların sonlarına aittir, tecrübeyle sabittir (Leylak bilir, yaşını karıştırma:) Yalnız arkadaki ağacın erik olduğundan şüpheliyim, çiçeklerin büyüklüğü, pempeliği ve de çiftimizin yazlık kıyafetlere geçiş yapmış olması hasebiyle şeftali olduğu kanaatindeyim. Bu kadar bilimsel ve detaylı yorumu da zor bulursun:))) Hakkı Devrim'i geçtim yahu:))

Evet öyleyizdir biz kediler. Hele de sokak kedileri. herşeyi biliriz önceden. Yağmuru, karı, kazayı, hastalığı, sevinci hepsini ama hepsini. Ama hiç etki etmeyiz hayata. Olacak olan olsun diye bekleriz. Tuhafız biraz. O yüzden hep korkmuş insanlar bizden. görülmeyenleri gördüğümüz için. Kimileri şeytan demiş bize. Ama hep varız işte. her köşe başında, kaldırımda, çatıda, ağacın dalında, evdeki minderde... Zamanı izliyoruz.

Semtimizde kocaman binaların arasında kalmış, can çekişen gibi görünmeyen, kocamaaannnn bahçeli bir gecekondu var. Yaşlı bir teyze yaşıyor o gecekondu da. Tek başına değil ama. Yaklaşık 20'ye yakın kedisi, birkaç tavuk ve horozu ile. Hayvanları çok seviyor o da. O da, benim gibi. Bu kediciklere sık sık süt olmakla beraber yiyecek veriyorum ben de. Çok güzeller. Bir yere gitmek için dışarı çıktığımda elimde poşet vs. bir şey gördüklerinde peşimden ayrılmıyorlar, dolanıyorlar bacaklarıma. Bir kaç gün önce yine süt verirken kediciklere kızımla birlikte, bir tanesinin kuyruğunun olmadığını fark etti kızım. Sordu "ne olmuştur?" diye. Ona kediciğin bir kaza sonucu kuyruğunun kopmuş olabileceğini söyledim. Ama sonrasında da bunu birisinin de yapmış olabileceğini söyledim. Evet birisi yapmış olabilirdi bunu. İnsan görünümünde olan, fakat yazık ki insanlaşamamış. Kızıma "bu dünyada kötü insanlar var" derim hep ve dikkatli olmasını tavsiye ederim. Evet, bu dünyada kötü insanlar var. Ve bu kötü insanlardan birisi bizim buradaki kediciğin kuyruğunu koparmış, :( diğeri de Oktay'ın :( Bu insanlardan o kadar çok var ki. Her zaman şunu söylerim ki bu bir klişedir aslında. Çok doğru bir klişe... "Hayvanları sevmeyen, insanları sevemez". Çok doğru bir laf bu. Bir canlıya zarar vermek düşüncesi, onun canını yakmak, hayatına kast etmek. Ufff düşünmesi bile canice... Ne çok konuştum değil mi? Bu konu canımı sıkmıştır hep. İçimi döküyorum o yüzden Neyse. Son olarak da şunu belirtmek istiyorum. Benim gözümde, hırsızlık veya tecavüz suçlarını işleyen kişilerden farklı değildir bu kedi kuyruklarını koparan ya da onlara benzer eziyetlerde bulunan kişiler de. Adi suç, adi suçtur. Hafifi vs’si yoktur. Hepsini aynı kefeye koyabilirim bu anlamda dedim…. Dedim ve gitttimm… Hoşçakalın..

Bunun nedeni geleneksel eğitim sistemimiz. Daha doğrusu kalıplaşmış doğrularımız. Çocukluktan başlayarak erkek çocuklarına: sen evinin erkeği olacaksın, evinin reisi olacaksın, evine eşine çocuklarına kol kanat gereceksin, yemeyeceksin yedireceksin, aslansın, kaplansın......denirken kız çocuklarına: evinin kadını olacaksın, kocan çocukların herşeyden önce gelecek, anneler saçını süpürge eder vs vs vs denmez mi? sonucun bu olması normal...sofrada bile aman kızım tavuğun en iyi yerini kocana koy adamcağız akşama kadar sizin için çalıştı.......

Bir fikri zikret. Sonra ortalık ayağa kalkınca yok ben öyle demedim de geri adım at. Böyle böyle birçok abuk fikir gündeme geldi tartışma konusu yapılmaya başlandı. İnsanlar tabii ki her istediklerini düşünebilir, her istediklerine inanabilir ancak bizimki gibi yolunu yönünü belirleyememiş, ne yazık ki cehaleti çok yüksek bir toplumda fikirlerin tartışılması da aynı cehalet seviyesi üzerinden gidiyor. Bu arada biz de aslında bunları konuşarak ekmeklerine yağ mu sürüyoruz acaba diye düşünmüyor değilim :( İki akşam önce metrobüste karşımda 2 erkek oturuyor. Biri diğerine soruyor herhalde uzunca bir süre görüşmemiş iki arkadaş olacaklar. Sen ne yaptın evlilik işini diyor. Diğeri de cevap veriyor biliyorsun benim nişanlım teyze kızımdı diyor ama beni istemedi ben askerdeyken başkasına kaçtı evlendi o adamla da mutlu olamadı boşandı şimdi diyor. Arkadaşı soruyor niye istemedi seni..Cevap çünkü ben karı kısmısının çalışmasına karşıyım mutlaka yollu olurlar illa birileriyle bişey yaşarlar çalışma dedim diye bana bozuldu benden soğudu. Ama bak haklıymışım yollu çıktı diyor. Ben de bir "karı kısmı" sı olarak işimden geri dönüyorum ve bu konuşmayı duyuyorum. Kimbilir kız bu öküzle evlenmemek için belki çaresizce kaçtı başkasına. Zihniyete baksana akraba evliliği var, karı kısmısı çalışırsa yollu olur var...hangi biriyle nasıl uğraşacaksın. Bir de hala kalkmış çok eşlilik yasal olsun zırvaları mevcut cehaleti temizlemeyi başaramadık bi de yenileri geliyor. sinirlendim bölük pörçük yazdım neyese böyle gönderiyoum başını sonunu kaçırdım ama artık olsun.

Geçmiş yıllardan birinde annem hastanede yatarken oda arkadaşının refakatçisi torpil yaptırmak için yana yana bir kağıda adını yazdığı tanıdığının tanıdığını arıyor, bir türlü bulamıyordu. Kadın yokken kağıda bir göz attığımda gülmekten kopacaktım, kağıtta yazan isim şuydu: Ahmet Hasan Sörcü Hani sen asansör deyince aklıma geldi:)))



Gerçekten çok güzel bir konu ve yazı sevgili Vladimir. Okurken ilk öğretmenimi hatırlamaya çalıştım, o değil ama sanırım 3. öğretmenimdi onunla ilgili buruk bir anı canlandı hayalimde. İlk okul son sınıftaydık; Kim tarafından yapıldığı belli olmayan bir iftira sonucu başka bir okula göndermişlerdi sevgili öğretmenimizi ve biz bütün öğrencileri elimizde pankartlarla öğretmenimize yapılan haksızlığı protesto etmiştik (sene 1969 ) :)

Uyku düşkünü biri değilim, hafta sonları ve tatillerde de işe gider gibi uyanırım ama belli bir saatin altında da uyursam ertesi gün "dumura uğramış" gibi gezerim. Ama kesinlikle daha az uyumayı isterim. Ne güzel, zamandan zaman çalmak gibi. :D .. Gerçekte ne yapmak istiyoruza gelince :D Aslında seyyah olup gezesim var, işte o kadar :D Hadi yiyorsa yap bakalım, hadi, hadiii..

Bana söylüyorsun değil mi? Bırak bankacılığı, uyan ve yapmak istediğin işi yap diyorsun :))

Sabah 25 dakika oyalanma mı? Rüya gibi :) 5 dakikada kalkmam lazım, Bu halde bile sabahın köründe kalkıyorum.

Hadi "duymadım, görmedim, söylemedim" de.

Mübadele şart mıydı o zamanki koşullarda? Merak ederim ama birşey de okumadım bu konuda:)

Mübadele maalesef şarttı. Ege’de Türklere yardım eden pek çok Rum vardı, onlara yazık oldu. Ama yılanın dediği gibi “bende bu kuyruk acısı, sende de bu evlat acısı varken” bu iş olmazdı. Yaşanan o olaylardan sonra başka türlü devam edemezdi. Acı, ama böyle.

Smileyde bile bıyığı buldun, ama güzel olmuş :)

Vladimir Bıyıklı günler:{) { bu paranteze süslü parantez diyenleri duydum:)

Ben genelde =) kullıyorum; daha sevimli geliyor. Buna da bıyık ekleyebiliriz ama göz kırpan bıyıklı olmaz malesef. Aklıma ne geldi bu arada; "Buraları yıkılıyo benden bıkılıyo. Her gün peşime bıyıklı takılıyo" ={)

Takma bıyıkta, ya da perukta falan, beni hep ürküten bir şey olmuştur. Sebebini bilmiyorum, ama yüzüme takma sakal bıyık takmak beni gerçekten çok rahatsız eder.

O bıyıkların çoğunu takmayacağını biliyorsun değil mi Vladimir? Lütfen bıyık ustalarına karşı duyarlı olalım ve ihtiyacımız kadar bıyık alalım. Lütfen bak.

Bana müthiş hırslı ilkokul öğretmenimi hatırlattın. Dersini bilmeyenleri sopası ile döverdi. Bir gün beni de ödevimi yapmadım diye dövdü, haksızdı. Ben de okulumu değiştirmelerini söyledim. Annem nasıl konuştuysa artık, hoca benden özür diledi, barıştık. Hocadan dayak yemek pek hoş bir şey değil. Acı vermesi bir yana, çok küçültücü bir şey. Ben de ağabeyimin uzaktan kumanda kamyonunu nasıl çalışıyor acaba diye sökmüştüm, bir de bunu hatırlattın bana. Bereket kumanda almıyordu artık, yoksa ben de azarı yemiştim. :)

Sevgili Vladimir, Bu kez gözlüğün olumsuz tarafından bakmışsın. Belki sana olumsuz şeyleri hatırlattığı için. O tabela bana da annemi kaybettikten sonra resimlerine baktığım günü çağrıştırdı. "Çok sevgili arkadaşıma" imzalı fotoğraflardaki kızlar benim için hiç bir şey ifade etmiyordu. Bir kısmını attım, bir kısmına kıyamadım. Benden sonra onlar da atılacak. Kapatılan bir evin ardından, kalanlara bir anlamı olmayan eşyalarla birlikte bit pazarına düşmüş de olabilir. En azından bana bu hissi verdi.

İnsanlari eskitenin zaman oldugunu dusunmuyorum ben, aksine insanlar kendilerini eskitirler.. Nacizana fikir beyaninda bulundum.

Yıpranır, hele ki uzuuuuun mesafeler, uzuuuuun zamanlar, aşk-eş-çocuk-depresyon giriyorsa araya, yıpranır da, dost olmuş olmanın hatırı sürekli onarır :) Bilmem, belki de ben iyi bir dost değilim...

Eskimiş insanların, sınanmış dostlukları ise zamanı bile yıpratabilir...



Sevgili Vladimir;

Bu çok önemli konuyu işletmelerde yöneticiler işe alınma zamanlarında, işçi ve memurlarına nazik bir dille anlatmalı. Israrla kötü kokusunu farketmeyene ancak aleni ikazda bulunulmalı diye düşünüyorum. Bir de günah keçisi seçilip "Kızım sana söylüyorum gelinim sen anla yapılabilir." İnsanı incitmek çok hassas bir konu çünkü. Sevgilerimle.

Gerçekten yaz aylarının en büyük eziyetlerinden koku konusu. Şahsen, sıcaklar zaten sinirlerimi bozuyor :) Yoğun kokular da baş ağrısı yapıyor. Özellikle toplu taşıma araçlarındaki halimi düşünün :) İnsanların kendilerinden yayılan böyle ağır kokuları fark etmemelerini aklım almıyor. Ben devamlı kendimi koklarım mesela, ter kokusu almasam da yanımda biri varsa ona da koklatırım :) Samimiyetim olmasa da tanıdığım biriyse, deodorant ve ıslak mendil alıp hediye ediyorum, onlar hediye aldıkları için mutlu, ben bir dahaki görüşmemizde en azından koku yoğunluğu az olacağı için mutlu :)Kullanmamakta ısrar eden olursa, üstüne bir de sitem ediyorum, "aldığım hediyeyi kullanmıyorsun" diye, mecbur hissediyorlar kendilerini :) Bir kaç yıldır da otobüste, minibüste falan kibarca uyarıyorum insanları. Bir daha görmeyeceği birinden duymak daha az incitici olur gibi geliyor bana. En azından koktuğunu bilir, huzursuz hisseder kendini, belki önlemini alır da sayemde birileri rahatlar :) Şunu da anlamaya çalışıyorum. Maddi gücü yok insanların, ay sonunu getiremiyorlar, bir ekmek parası olmuyor ceplerinde. Lüks harcama gibi geliyor deodorant. Ama aynı insanlar, sigara içmekten vazgeçmiyorlar. İyi bir deodorant en fazla 2 paket sigara tutarında. Günlük 4 sigara az içseler, 10 günde deodorant parası çıkar. Yine de biz ne yaparsak yapalım, bu ilk gençlikte kazanılmamışsa, sonradan kazanılması zor bir alışkanlık. Hepimize sabır diliyorum :)

Hay hay. Katılalım bakalım, ben de çok merak ettim neler olacağını? - Vermek: Gönül - Sahiplenmek: Kedi - Sesler: Hareket - Eskiler: Meraklanılan - Anılar: Özlenen - Üşüşmek: Karıcalar - Korku: Başarısızlık - Kızım: Bir gün olur mu acaba? - Gece: Huzur - Yüz: Niyet

Yazarken baktım, başkaları daha güzel kelimeler bulmuş. Ama benim de aklıma bunlar geldi. Haydi hayırlısı. 1. hediye 2. emek 3. insan 4. antikacı 5. okul 6. endişe 7. hastalık 8. sevgi 9. sükunet 10. Neden hiç hafızamda kalmıyorlar?

1-sevgi 2-ailem 3-kuşlar 4-koltuk (niyeyse valla gözümün önünde hemde yeşil renkli kenarları oymalı koltuklar belirdi) 5-Coşkun Sabah :) 6-Balarısı 7-Karanlık 8-Doğam 9-Meltem 10-Göz Şimdi diğer yorumları okuyayım ben :)

Çok ilginç bir şey gerçekleştirmişsin Vladimir. Kendi öyküne bizleri de kattığında değişik bir şey çıkmış ortaya.

Vay be! Bilmeden ne güzel bir şeye, güzel bir öyküye vesile olmuşum!

Bildiğim gerçek bir hikayeye benzettim, içim tekrar üzüldü. Bir trajedi ile geriye dönüş olmayan hayatlar için yapılacak hiçbir şey yok malesef.. Kalemine sağlık!

Selam Vladimir, Murathan Mungan adı geçince bir iki lakırtı ben de edeyim istedim. Murathan Mungan öncelikle benim için şairdir. Şiirlerini çok severim. Şiirleri beni çarpar. Sonra iyi bir denemecidir. Deneme kitaplarını eksiksiz edinmişimdir. Deneme kitaplarının bana göre şöyle bir güzelliği var. Başından sonuna okumanız gerekmez. Elinizin altında durur. Zaman zaman alır, sayfalarını karıştırır okursunuz. Murathan Mungan'ın denemeleri beni zanginleştirmiştir. Öyle hissederim. Öyküleri de kışkırtıcıdır. Hayal kapılarını zorlar. Beğenirim. Romanlarına gelince. Yok. Sevemedim. Şairin Romanı'nı aldım. Mesafeli duruyoruz birbirimize. Henüz okumadım. Hazır değilim. Bakalım, okumak ne zaman kısmet olacak merak ediyorum doğrusu. Yazınız çok hoş. İş bitimi keyif aldım. Teşekkür ederim.

Şairin Romanı'nı ben okudum. Başlangıçta çok beğenerek başladım yalnız ilerledikçe bazı bölümlerin lüzumsuz uzatıldığını düşündüm.Yanlış hatırlamıyorsam 600 sayfaya yakın bir kitap, bazı bölümleri insanı bir örtü gibi sararken, bazı bölümlerde o örtüyü terden üzerinden atıvermek istiyorsun! Ve sana kesinlikle katılıyorum. Mungan, hala Türk Edebiyatı açısından benim de en sevdiğim yazarlar/şairler arasında yer almasına rağmen yeni kitaplarını, eskileri kadar keyifle hiç okuyamadım... Aslına bakarsan bunda sadece onun üslubunun değişmiş olması değil bizlerin de aradan geçen zaman içerisinde, okur olarak yetişmiş ve gelişmiş olmamızın büyük etkisi olduğunu düşünüyorum. Yelpazemiz genişledikçe beğenilerimiz daralıyor. Hani şey gibi bu... Komik bir benzetme olacak ama :) insanın yaşı ilerledikçe ve daha fazla insan tanıdıkça, armudun sapı, üzümün çöpü diye diye kimseye aşık olamaz hale gelir ya! İşte bizler de böyle git gide daha az kitaba aşık oluyoruz...

Sevgilerimle,


Hamiş:

Önce 2'yi okudum, şimdi de 1'i. Ne yorum yazayım bilemedim. Her bir yorum yazı konusu gibi :)

P.S.:

Birbirinden bağımsız yorumlar olsa da, güzel birleştirmişsin. Aslında kafası karışık birinin birbirinden çok da alakasız olmayan konular arasında sıçrayıp durması gibi olmuş yorumlar :)) Güzel fikir :)))

Not:

Sanki bir yorumu benim gibi hissettim. Bi şımarmak geçti içimden:) Var mı ki acaba:) Ayrıca güzel bir çalışma olmuş.

Unutmadan:

Vladimir, bari şu yorumların hangi yazılara ait olduğunu belirt de bütün arşivi taramayayım. Sen dört yıldır burada olabilirsin, ama ben sadece dört aydır buradayım. Hadi, yap bir güzellik. :) Yorumları toplamak çok ilginç bir fikir. Hoş bir çalışma olmuş. Gerisini bekliyorum.

Son Bir Not:

Ben tanıdım kendi yazdığım yorumu:) Birinden eminim ama sanki bir tane daha var bana ait:) Yani sana ait olanlardan eskiden bana ait olan bir yorum :) N!apmışsın sen böyle arkadaşım yaaa :) Çok sevdim çok :)


Vladimir'e Mektuplar - 9

Sevgili Vladimir!

Dünyada iyi kedi resmi çeken fotoğrafçılarından bir tanesi olan Hans Silvester -Yunanistanda yaşıyor - da kedi resmi çekmenin çok zor ve sabır istediğini söylüyor. Ben de onları fotoğraflamayı sevdiğim için onca para verip bir teleobjektif almış olsamda son derece zor resimlemek. Gelelim sokak kedilerine; Bence en güzel en candan ve en iyi huylularıdır. Senin fotoğrafladığın sarmandan bir tanede benim ofisin kapısında var ama garibim şaşı. Zor mama yiyiyor. Ofisin kapısında herkese bir mama kabı var zaten. Al sana bir mahalle delisi daha. Bir de deli hikayesi; Yıllar öncedir ve Ali evlidir. Fakat eşinin kedilerle hiç mi hiç arası yoktur. Ali bu ufak tefek kızın yüreğini kediler için yumuşatmak adına çöp kutularından aldığı kirloşları -bak ne güzel garibim- diyerek şirinlik yapar hep. Bir gün apartmanın girişindeki çöp konteynırının önünden geçerken kutudan gece vakti bir kirloş fırlar ama eşi çok korkup bayılır. Ali tüm çabalarına tekrar başlar ve yıllar yılı yılmadan ona kedileri sevdirmek adına türlü şirinlikler yapar. Olmaz da olmaz. Bir gün yolun kenarında duran bir küpün içinden el kadar bir siyah beyaz fırlar. Ali avucunun içine aldığı bu el kadar kedi yavrusunu eşinin yanına getirir. Kız parmağının ucuyla dokunur Benek adını verdikleri kediye. Artık evde herşey 3 canlıya göredir. Beneğin gelişinden kısa bir süre sonra Benek ve ufak tefek kız giderler bir daha dönmemek üzere. Giden artık bir kediseverdir. Kalan ise sokak kedileri gibi yalnız, güvensiz ve ürkektir.. Sokak kedileri ise hep böyledir.. Tedirgindir... Sevgilerim ile.

Güney sahilimizin güzide tatil merkezlerinden birinde beş yıldızlı bir otelde çalışıyordum yıllarrrr önce. Sabah kahvaltılarını dördüncü kattaki restaurantlarımızdan birinde verirdik. Civarın tüm kedileri otel güvenliğini aşıp tesise girmenin ve hatta merdivenlerde kimseye rastlamadan dördüncü kata çıkmanın yolunu bilirlerdi. Salonda hemen üç masadan birinin altında bir kedi, afiyetle müşteriler tarafından önlerine uzatılmış şarküteri ürünlerini mideye indirmekte olurlardı. Nasıl besili, nasıl kocamanlardı, anlatılamaz :) Kahvaltı sonrası terasta güneşe yayılır gelene geçene göbeklerini kaşıtırlardı üstelik :)))



Sevgili Vladimir ! Bendeki bir yaraya parmak basmışsın ki sorma gitsin. Türkiyenin bu ilçesinde onlar efendi biz köle durumunda yaşıyoruz. Apartmanlarda 6 ingiliz aileye arşılık 1 ya a 2 Türk aile var. Osmanlıya ve Cumhuriyet tarihine bakın en büyük ararı bu ingiliz milleti vermiş. Ortadoğuda akdenizde egede, ki türkiyenin sorunlarının sebebi bu millet. Lübnan, beyrut, musul, kıbrıs, 12 adalar problemlerinin altında bu kavmin yaptıkları yatıyor. Burada görüyoruz; bunların köylüsü bile emperyalist, sömürgeci mantığa sahip. Arkadaşın teki apartmanında bir ingiliz kendini yönetici ilan etmiş illegal para topluyor. Ne yapıyorsun diye sorulunca Türk kat malikine "Siz azınlıktasınız" diyorlar küstahça. 1600-1700 lere kadar Fransızlar ingiliz sarayına damat verme, kız gönderme meselesinden ötürü ingiliz sarayında fransızca hakim olarak konuşuluyor. Fransızcayı anlamayan keltler ise duydukları fransızca kelimeleri kendi lisanları ile mecz edip adına ingilizce diyorlar. Bir çok dil bilimci bu görüşü paylaşırken, ingilizce fransızcanın keltçeyle metafora uğratılmış halidir derler. ******* Fransız devriminden önce bir grup ki içinde Danton, Rousseau falanda var. Tahıl borsasında üç kağıt açıp tahılı karaborsa ediyorlar. Marie Antoinette de dediğin gibi yumurta, patates ve çavdar unundan yapılan ekmek-brioche için "O zaman brioche yenilsin" diyor. Tarih boyunca bizim bu kadar aleyhimize çalışmış millete bu MHP li belediye(fethiye) toprak taşınmaz satışında Türkiyenin önde gideni... Saygı ve sevgiyle....

Ben de metin içinde kullanayım bari, daha anlaşılır olsun:)) "Birkaç bakımlı erkek arkadaş indirim saatlerinde gittikleri kahvede bir süre oklama oynayarak zaman geçirirler. Bir tanesi babasının köprüleme ameliyatından ve üzerine bahis oynadığı ahırdaşların yenilgisinden dolayı üzgündür. Onu avutmak için eve giderler. TV izlemeye başlarlar ama ana haber sunucusundan sıkılıp altın saatlerde bu da olur mu diyerek geçgeç yapar ve müzik kanalında görümsetme izleyerek yeğni biralarını içerler. Bir yandan da ruh göçü üzerine sohbet etmektedirler, lakin bu konu bir diğerinin yarım başağrısının tutmasına neden olunca dışarı çıkmaya karar verirler. Yıldırı korkusundan tenha bir yere gitmek ister ve arabanın yolbulunu ayarlayıp yol üstündeki duyurumluklara bakarak ürkü duymayacakları bir mekana doğru yol alırlar." Ayh, bu nedir yahu:)))

Bana o kadar tanıdık ki bu öykü. Her gün onlarcasına "tanık oluyorum". Türkiye "şahitler kahvesi"ni dahi görmüş bir ülke. Bilirsiniz geçmişte, böyle kahveler varmış. Profesyonel tanık haline gelmiş artık insanlar. "Bir sözümüzle adamı ipten alırız.", "Bir sözümüzle adamı ipe götürürüz." sözleri çok duyulurmuş. Şimdi kahvesi yok fakat yalancılığa devam. Bu arada dikkatimden kaçmayan bir şey de bu aralar "yalan" ile fazla haşır neşirsiniz. Hayırdır inşallah? :)

Sevgili En Hakiki, Has, Hoş, Öz Vladimir ! Ben senin bu kedi çiziktiriklerini ayrı bir seviyorum. Fakat bu arkadaşın büyük resmine bakamadım. Renkler çok güzel. Fekat pu patilerin pembeliği ve onlara dokunmak.. amanın içim bir his ve bir hoş oldu ki.. uykum mu geliyor nedir. Ben de bir kitap var, Amerikada sahibini bakışlarıyla hiptotize edip ülkeyi baştan aşağı arabayla gezen bir Siyam hakkında. Bu arkadaşların bakışları ve miyavlamaları onları seven beşer için çok tehlikeli. Yapılmayacak işler yaptırabilir. Senin siyah kediyi de görmeden sevdim. Bende de zamanında bir tane vardı. Adı Kadife idi. Fakat senin kedi isimleri ise bir başka.. Ellerine sağlık ve Sevgiyle...

Yalan tanıklığın cezası hapis, durumlara göre de kategorilendiriliyor. (Türk Ceza Kanunu m. 272) Yeterince ağır gelmeyebilir belki sana. Çünkü anladığım kadarı ile bu konuda öfkelisin. En kötüsü de kişinin, yalan yere tanıklık yaptığı gözüne bakınca anlaşılsa bile, bu tanıklığın yalan yere yapıldığı ispatlanamadığı sürece bir hükmü yok, bu tanıklık yargılamada delil teşkil ediyor. Ancak bir hakim, karşısındaki tanığın yalan mı doğru mu söylediğini daha 3., 4. cümlesinde anlıyor. Sorun bizim toplumumuzun zihniyetinde bu yüzden. Ahlak, şeref gibi kavramları yitirmeye başladık. Hatırlarsanız eskiden ticari ilişkilerde de bu böyleydi. Şu an ticari hayatın günden güne tükenmesinin bir sebebi de tacirlerin borcu olduğunu bile bile bunu ödememe yollarını, -en acısı da kanundaki boşluklardan faydalanarak- araması. Oysa ben bilirim ki yıllar önce, sözle bile borç verilirdi ve o söze dayalı olan borç günü geldiğinde ödenirdi. Biz böyle görmüştük en azından.



“Niye bulundugum yerdeyim?” diye düsünüyorum bazen, cevabi biliyorum: bu yazdiklarindan kacmak icin. Bir gün kendimi yine insanlarin icinde tutabilecek kadar güclü görürsem dönecegim. Ama sana da sunu demem gerekiyor, hala oradasin ve kendinle gurur duy ki hala güclüsün. Ben pılımı pırtımı toplayıp defoldum, Yedi yıldır yokum. Ama anlattıkların maalesef o kadar da dogru ki. İnsanin insana verdiği zararı başka hiçbir şey vermiyor. Ne demii düsünür: "İnsan insanın kurdudur"...

Offf, bankacılık günlerimi hatırladım, içie kasvet bastı. Müşteri ile genel müdürlük arasında top gibi bi o yana, bi bu yana, Allah kurtarmış beni. :)) Yok, yok Allahı karıştırmayalım, zamanı geldi emekli oldum, nokta.

Etrafta görünenleri dolaplara tıkıştırmayı temizlik yapmak sanmak gibi bir şey bu. :) Modern binalar kurumlar, ancak içeride dönen oyunlar. Türkiye halleri özeti olmuş. Bir işi de tam yapsak nasıl başka bir ülke olurdu? Güzel yazı olmuş gerçekten.

Aynı şekilde benim kedim de her sabah kuru mama tıkırtısını duymak isterdi. O tıkırtı gelmedikçe mama kabının içinde mama olsa dahi başına geçmezdi. Sanırım taze yemek gibi bir güdüleri var. :) Bir de ben onların sokakları, yolları, insanları izleyişlerine hayranım. Dikkat kesilip saatlerini bu şekilde geçirebiliyor, ardından da güzel uykularına dalıyorlar göbek üstü. Hiç aklımdan çıkarmadığım şu satırları Murathan Mungan ne güzel söylemiş; ... Çıkmaz bir sokağa benzeyen bu avare avunması vitrinlerde Ne çıkmaz sokaktayım ne de mutsuz Sadece rüzgârlardan daha güçlü olmak istiyorum o kadar Açık denizlerde nice yolculuklara yelken açarken Kış güneşinin mutlu ettiği bir kedi gibi mutlu, emin, tasasız Sere serpe ve keyifli olmak tek isteğim ve dileğim Senin ve benim , yani bizim için...

Ben bazı yazılarımı türlü şekillerde yazıyorum. Anektod gibi görünenlerde kimi zaman diyaloglar, kimi zaman detaylar (yer/zaman), kimi zaman da kişiler ya da sonlar değişiyor. Bazen de birebir senin bahsettiğini yapıyorum. Yaşadığım bir şeyi, başkasının yaşadığı olarak yazıyorum:) Aslında bu insana özgürlük veriyor yazarken. Sanırım bloguma not düşmem lazım bunlar için. Bekliyoruz okumayı seninkileri:)

Anneannem de, rüzgâr eserken, "yapraklar ters dönünce yağmur yağar" derdi. Yaprakları ters çevirecek kadar rüzgâr estiğinde yağmur yağar demekti bu. Güzeldir böyle bilgilerle donanmış olmak.

Memleketimde kötü çeviri yüzünden heba olmuş çok kitap var! Çevirmenlerle ilgili bir program izlerken röportaj veren çevirmenlerinden birisi, “Bir çevirmen aynı zamanda iyi bir okur ve iyi bir yazar da olmalıdır” demişti. O kadar doğru ki! Çeviri öyle kolay iş değil, İngilizce biliyorum diye masa başına oturan herkes yapmamalı. Yapıyorsa da birileri hoca sen n'aptın falan demeli. Bu vesile ile sizleri çevirisinin beceriksizliği yüzünden heba olmuş nice sanat eseri için 1 dakikalık saygı duruşunda durmaya davet ediyorum. :)

Nasıl severim sakız çiğnemeyi, hemi de şakır şakır ve balon yaparak, patlatarak. bugünlerde içe doğru balon yapıp kese kağıdı patlatır gibi gürültü çıkartmayı buldum. Çok eğleniyorum. Malesef etrafımdakiler çok iğrenç buluyor:-( çiklet çok yakında mahfıma sebep olacak.



15 Ekim 2011 Cumartesi

Vladimir'e Mektuplar - 8

Güzel kardeşim Vlademir,

Şahsen ben yeni yıldan pek bir şey beklemiyorum. Şöyle ki: "Doğuştan getirdiğimiz tek bir kusur var: Hepimiz mutlu olmak için dünyaya geldiğimize inanıyoruz... Bu kusurumuzu gidermedikçe…. Dünya gözümüze çelişkilerle dolu bir yer gibi görünecektir. Çünkü her adımımızda, ister büyük, ister küçük bir şey yapmış olalım, dünyanın ve insan hayatının, insanların mutlu bir yaşam sürdürmelerine olanak verecek biçimde tasarlanmadığını anlayacağız… İşte bu yüzden neredeyse bütün yaşlıların yüzlerinde aynı ifadeyi, yani düş kırıklığını görmek mümkündür." (Shopenhauer demiş bunu.) Ama yine de, trajedi alıp başını gitmez umarım. Sevgiler.

Otorite ile ilgili yaptigin tüm saptamalara katılıyorum. Bir eksiklikten doğuyor. Söz geçirme, adam sayılma eksikliğinden. Bu tür insanların geçmişlerinde psikoljik bir ezikliği vardır mutlaka. Benimde otorite ile ilgili sıkıntılarım olmadı değil, genelde hep dengede durmak -dengede tutmak zorunda kaldım arada. Senin otorite ilgili sıkıntını anlamamak imkansız olur Vladimir..Sen indigosun çünkü. Bence...

"Kabahat senin demeye de dilim varmıyor ama Kabahatin çoğu senin canım kardeşim" diye biten bir şiiri anımsadım bunları okuyunca.. Herkesin kızı iyi, gelini kötüdür değil mi? o halde bu çürük yumurtalar kimin ki..Onları da biz yetiştirmedik mi. Bütün çocukların sorusudur, NEDEN.. bitmek tükenmek bilmeksizin sorarlar Neden, neden, neden.. Otoriteyi hiçe sayan bir masumiyetle... şimdi hep beraber bu çocuklara verilen cevapları bir düşünelim.. Kabahat bizim demeye de dilim varmıyor ama Kabahatin çoğu bizim canım kardeşim.


Gece, yıldızlarla konuşmak ve hafızayı tazelemek içindir. kötülerin arasından iyiyi seçmek, içindeki çocuğu iyi ile teselli etmek, üstüne yıldızları sermek, köşesine çekilip huzurla uyumasını beklemek... Hepsi kısacık bir ana sığar. Yıldızlar gecenin büyüsüdür. Hepsi ayrı bir hikaye anlatır. Bu yüzden geceler hikayeleri duyanlar için güzeldir. Mutlu bayramlar:))

Anneannemin bayram mesajı:

Yer : Anneannenin malikanesi

Zaman: Bayramın üçüncü akşamı.

Olay mahali: Oturma odası

Son misafirler gitmiştir.. herkes yorgun ve tek bir dilekte birleşmiş gözlerle birbirlerine bakmaktadır.. 'pijamalarımızı giysek ve uyusak..' Tam o anda anneanne yine bombayı patlatır: "Bayram bayram dedik.. Kurban Bayramı da geçti.. şu ömrüme (yaş 65) kaç kurban bayramı sığdırdım.. ömürler geçiyor, bayram geçmiş neyime.."

Sonuç: Derin bir sessizlik.. En derininden..


Ah geceler... her şeye şahit geceler... ömrümü heceler..



"Ağlarken notalı ağlarmışım." ben burda boğuluyordum gülmekten. Öyle ki notalı tükürük saçtım sol anahtarı ön saflarda yer aldı =)


Yazı da fotoğraf da çok etkileyici Vladimir. Dediklerin de çok doğru. Hepimizin öldürdüğü hayalleri var maalesef. Ama biraz Polyannacılık yapalım ya. Üzül, hüzünlen, nereye kadar? Kaybettiğimiz hayallerimizin yerine yenilerini de koymuyor muyuz sonuçta? Of çok derin bir konu oldu bu Vladimir ya. Amma da acıyan bir yaraymış bende :( Fonda da "Anlamazdın" var zaten. Damardan oldu şimdi bu..

Körlük... Kendine bakmadan başkalarına çekidüzen verme çabası! Körlük... kendine bakmadan ucuz kahraman yaratan yığının bakışı!

Bu bence çok yaşlı, keyfine ve boğazına düşkün bi sincap.. Biraz evvel aynı adamın elinden tavuklu mayonezli soğuk sandviçini yemiş, şarabını içmiş, üzerine de bir miktar su içiyor. hani yarasın diye. aslında resmin görünmeyen tarafında ona tepside kahve ikram etmeyi bekleyen biri de vardı ama o çıkmamış. Bi ihtimal babası koala annesi tavşandı. Bir aşk ve keyif gecesinin ürünüydü. :)


Nasıl mutlu oluyorum böyle. Sessizce girdiğim blogunda, yazılarının arasında seni tanımaktan ve kelimelerinle kurduğum dostluktan inanılmaz bir keyif alırken, şimdi cümlelerin içinde geçmek mutlu ediyor. Madonna'nın öptüğü Britney gibiyim adeta. :) Teşekkürler..

Kendimi bildim bileli her gece böyle bir sorgularım beynimi, yüreğimi. Naptın bugün diye? yarın ne yapacaksın diye. Hayatım planlar seçimler hep geceleri olgunlaşır. he gece dünü o günü ve yarını düşünüyorum. Uyumam zaman alsa da. her gece istemsiz 1 ile 3 arası uyanıyorum bir zamandır. İnsan çok farklı boyutlara girince çıkması uzun zaman alıyor. Bir iki üç derken alışkanlık halini alıyor. memnunmuyum evet.

Ben de küçükken bizim sokağı boydan boya kaplayan resimler, daha çok da kocaman gözlü kız suratları çizerdim, bir kaşı boyumdan büyük o derece! Sonra da apartmanın ikinci katına çıkar, aşşağı bakardım nasıl görünüyor diye. Bir gün bir helikopter geçerse belki görür diyede bir baloncuk yapar içine-annene babana selam söyle yazardım! (hangi mantıkla düşünüyordum hala çözmüş değilim! :)) Ve hiçbir araba geçmesin diye dua ederdim. Tebeşirlerim sarı kayalardan dı. O zamanlar beyaz tebeşirler kolay bulunmazdı. Bazen üzerine park edip resmi kapatırlardı. Çok üzülürdüm :(( Yalnız bir amca vardı hiç unutmam park etti, arabadan indi, resmi görünce tekrar arabaya binip oradan başka yere park etmişti. Çocukken yapılan şeylere değer verilmesi bir ömür unutulmuyor! ellerine sağlık Vladimir, bize eskileri hatırlattığın için sağol! :)




Muhteşem bir dostluk hikayesi Birgün kurnaz olan arkadaş diğer arkadaşının yanına giderek işlerinin bozulduğunu söylemiş ve ondan borç para istemiş. Saf arkadaş ise onu kırmamış ve elindeki bütün parasını ona vermiş. Arkadaşı bu parayla işlerini düzeltmiş.Bir süre sonra kurnaz saf arkadaşının yanına giderek evlenmek üzere olduğu nişanlısını ondan istemiş.Saf arkadaş ise onu kırmamış ve nişanlısını üzüle üzüle ona vermiş. Bir gün saf olanın işleri bozulmuş ve kurnaz arkadaşından iş istemeye gidmiş kurnaz arkadaşı ona iş vermemiş. Saf ise pişmanlık ve üzüntü duymuş.Bir gün saf sokakta dolaşırken bir adam görmüş.Adam hastaymış ve saftan ilaçlarını almasını istemiş. Saf hemen adamın ilaçlarını almış fakat adam ölmüş ve adam bütün mirasını safa bırakmış. Artık saf zenginmiş.Bir gün safın kapısı çalmış.Yaşlı bir kadın aç olduğunu söyleyerek ondan yemek istediğini söylemiş. Saf hiç düşünmeden kadını içeri almış karnını doyurmuş.Kadının yalnız olduğunu öğrenince kadının evinde kalmasını düşünmüş. Bu fikri kadına söylediğinde kadın çok sevinmiş ve artık ev işleriyle ilgilenmek üzere eve taşınmış.Yıllar geçer yaşlı kadın safı bir kızla evlendirir. Artık düğün devetleri hazırdır. Tabi ki bizim saf kurnaz arkadaşı unutmadı. Ona da bir kart gönderdi. Düğün zamanı geldiğinde kurnaz arkadaşı da ordaydı.Saf bir ara mikrafonu eline alarak “bir zamanlar çok sevdiğim br arkadaşım vardı. Benden borç para istedi hiç düşünmeden verdim. Sonra benden çok sevdiğim nişanlımı istedi, arkadaşım için değer dedim nişanlımı da ona verdim. Sonra birgün işlerim bozuldu arkadaşımdan iş istemeye gittim bana iş vermedi. Ama ben yine de arkadaşıma kızmıyorum çünkü biz gerçek dostuz” dedi.Bu konuşma üzerine kurnaz mikrofonu alır “evet ondan para istedim. Nişanlısını istedim çünkü ona layık değildi (hayat kadınıydı). Benden iş istedi vermedim çünkü ona emir veremezdim. Sokakta gördüğü adam benim babamdı. Babamın bütün mirasını arkadaşıma bıraktım. Kapısını çalan yaşlı kadın benim annemdi. Ona arkadaşlık etsin diye ben gönderdim. Şu an evleneceği kız da benim kız kardeşim” dedi.“Değerli misafirler işte biz böyle bir dostuz…” Böyle dostlar kaldı mı ?

Her evin bir öyküsü vardı. Geçen gece sigara içmek için balkona çıktım. Bazılarının ışıkları yanıyor bazılarının ki sönüktü. Sigaramı içerken o evlerde ne acılar ne hüzüntülerini ne mutlulukları yaşanıyor kimbilir dedim. O evlerde birileri yaşamının son nefesini veya en güzel anılarını yaşıyorlar ve bunu sadece o duvarlar şahit oluyor..

Usta ben Serdar Turgut'u çok severim. Ve okurken çok keyif alır gülerim. Aynı keyifi senden alıyorum bu tip komik yazılarında. sevgiler.

"Bu rüyayı birisi bana yorumlayabilir mi acaba?" Yapacağım ben bunu ya eğlenceli olabilir. :) Yalnız uyarayım bu işlerden anlamam. Sadece içimden geçenlerdir yazacaklarım. Hem kafam da dağılsın, işyeri yeterince sıkıcı... Eveeeet başlayalım: Evde olduğunu görmen bir özlemi gösteriyor olabilir. Kendini daha fazla ait hissettiğin yerlere ve şeylere olan özlemini... yıkanmak isteği ise seni yoran, sıkan şeylerden arınma isteği olarak açıklanabilir. Su görmek iyidir ama bulanık su sıkıntı ve derttir. Fakat rüyandaki genel yorumum güzel günler göreceğin yönünde. Bir maddi sıkıntı varsa ondan da sıyrılabilirsin. Banyonun mutfak ile bahçe arasında oluşu bu sıkkınlığın hayatının genelinde söz konusu olduğuna işarettir. Yani bütün temel yaşam alanlarında... Burada arınma sürecinin uzun olduğunu gösteren şey uzun ve geniş hol sanki... sana zor gelen bir mücadelen olabilir ya da böyle bir mücadeleyi yeni tamamlamış olabilirsin. Ancak buna rağmen fazlaca umutlusun. Aydınlık görmek iyidir. :) Ne olursa olsun umudun bitmiyor sanki. Biri temiz biri boş olan küvetler senin seçimlerini gösteriyor. Kendine iki farklı yol çizebilirsin, sen en baştan başlamak yerine, geçmişten getirdiğin yolun devamına gitmek istiyorsun. Ancak bunu yaparken de temkinli ve daha sağlam adımlarla hareket etmen gerektiği yönünde bir düşüncen var. Bunu sana senin dışındaki kimseler dikte ediyor olsa da esasında sen de çaktırmadan böyle düşünüyorsun. Kadının önce seslenip sonra yok olması bunun göstergesi olabilir. Kendi sesini duy istemiştir. Mutfağın Mc Donalds olmasına bir anlam yükleyemedim , çok fazla anne yemeği yemekten fast food u özlemiş olabilir misin acaba? :)Rüyanın Mc Donalds'lı kısmına yorum yapamadım kusura bakma ama o kadar saçma ki kelimelerim yetmedi. :) Hayatındaki zihin dağınıklıkların, kopuşların olabilir bunlar çünkü banyoya geri döndün. “Az evvel dibi gözüken tertemiz küvetteki suyun rengi değişiyor.” demişsin. Hani başlangıçta söyledim ya iki seçeneğin olduğunu düşünüyorsun; birisi geçmişten gelen yolun ve diğeri de yeni olabilecek bir seçenek diye. Bu seçimlerin arasında yer alabilecek yeni yolun da bulanabileceğini düşünüyor olabilirsin, kısacası o da sana pek kolay gözükmüyor. Alışkanlıklarından kolay kopamayan, hayatının düzenini kolay kolay değiştiremeyen bir insan mısın acaba? Bir yandan da zorluklarla mücadele edebilen bir yapıya sahipsin ancak bu her zaman hazır olduğun bir şey değil gibi. Ancak hayatının bazı anlarında kendini olduğundan bile daha güçlü hissediyor olabilirsin. Bir anda üçer beşer tahtaları temizlemeye başlaman bundan olabilir. Ancak bunu yapmaktan sıkılman bu kuvvetini bir süre sonra yitirdiğini hissetmenle ilgili olabilir. Yani bezginlik baş göstermiş. Sen bir sorunu çözüp olayı kapatmak isteyen birisin sanırım, eğer o sorun katlanarak artıyorsa onu çözmekten vazgeçip kurtulmaya ya da kaçmaya çalışıyor olabilirsin. Kadına gelince, tüm bunları yaparken, bu hayatı yaşarken gerçekten yanında olmasını istediğin, değer vermek istediğin bir kadın olsun istiyor olabilirsin. Bu insanla bütünleşme isteğin olabilir, sesinizin bir olması bunun göstergesi olabilir. Böylece hayatın altından daha kolay kalkabilirsin belki (küvetteki su seviyesinin düşüsü) Ancak dikkat et kendini kaptırabilirsin, kadıncağız seni uyarmış, daha napsın! :) Yani bana şunu da yaptırdınız ya, salon kadını çizgimden çıkıp falcı bacı imajına büründüm! Olsun ben keyif aldım umarım size de keyif verir. :)


Vladimir'e Mektuplar - 7

Sevgili Vladimir;

Hayallerini öyle dolu dizgin enginlere sürüyorsun ki onlara yetişmek biraz zor oluyor. Alıp sattıkların sana nasıl bir kar getirecekse, ya da senden alıp satıp evrenin sahibi olmazsan kendini senden saklayacağı imajını kim verdiyse çok ayıp etmiş. Sen evrenin sahibi olmasan da bizler için bir değersin. Sevgilerimizle.

"Blog tutarak bu işe bir ucundan bulaşmış bir çok insan var. Bu satırları okuyan sen de bunlardan birisin. Bu serüvenin sonu yok, hepimiz için daha yeni başlıyor." İşte bundan emin değilim.yani bazen öyle bir an geliyor ki; nefretle tiksinme arası bir şey oluyor bloglama olayı için. Ha belki en büyük aşklar nefretle doğar sözü doğrulanıyor bilemiyorum. Tam, "tamam ulan bu sefer kesin bıraktım yazmayı" dediğim an da senin geçen gün gördüğün kedi yavrusu bi sürü blog yazısı atlıyor beynime. e bunları yazmam lazım diyorum kendime sonra.. Neyse sen anladın beni.. Öte yandan ilerde çok zaman sonra mesela bıraktığım zaman bu işleri. bu yazdıklarımı okumak istiyorum ama geçen gün onu düşündüm ben de. ya bloggera bişey olursa...o kadar yazı n'olacak..yedekleme de yapmıyorum ısrarla ve inatla... allah blogırımıza zeval vermesin diyorum hâla. 1 çözüm bulmam lazım.


Yaklaşık 3 ay önce içimden düşündüm ve ben hayatım boyunca hiç bir terazi erkegini tanıma şansını elde edemedim tam anlamıyla. Sonra evren bana 3 ayda 5 adet terazi erkeği ile tanışma fırsatı verdi. ama öyle komik oldu ki sakın teraziyim deme diyecek noktalara gelmiştim. :)) Ama bir insan ardarda başka kimseyle tanışmadan hep terazi erkeği ile mi tanışır ya. İşin şakası bu ama hepinizde bulunan enfes konuşma yetisi sende de mevcut. Sevginin bol bol yaşanacağı bir yaş olsun sana... mutlu yıllar vladimir :)


İnsan inatla sevdikçe ülkesini ve ülkesi inatla sevmiyorsa onu, her ağzını açtığında bir şamarla susturuyorsa, kötü evlatlarını koruyup kolluyor, kendisini koşulsuz ve herşeye rağmen seven evlatlarını dışlıyorsa, bunun adı nedir?


"Geldikleri gibi giderler" bu sözün çağı yok.


Şirketler de kendilerini herşeyden üst tutmaya başladı, fakat satış odaklı olduklarından tek korktukları müşteri kaybetmek.Bunu gördükleri noktada geri adım atıyorlar. Attırmaya devam o halde.


Maymunlardan çok farklı olduğumuzu düşünmüyorum. onlar da aralarında iletişim kuruyor. insanın en önemli özelliği alet yapmaktı, hani hayvanlardan ayrıştıran. hayvanların da yapabildiği çıktı. hayvanlar sadece şehvet dürtüleri için, milleti kandıracak açıklamalar bulmuyor o kadar. yoksa memlekette cereyan eden olaylar, insanlar arasında olmuyor.




Benim de kafamı kurcalayan meseleler var. mesela dizilerde sabah uyandıklarında kadın kahraman, rimel ve bolca makyaj oluyor yüzünde. amerikadan uçakla türkiyeye geliyor, dar topuklu ayakkabılar ayakta. benim ayaklarım şişiyor en ufak bi yolculukta. bi kişi de çıkıp, bunlar gerçekçi değil neden demez? Sonra şirketler torpille adam alıp, tüm işi niye üç beş kişiye yıkarlar. verimlilik düşüyor, anlamıyorlr mı? Erkeklerin en çok istediği hemen yatmak. ama kadın ilk gece beraber olunca da çok ciddi hayal kırıklığına uğruyorlar. ya bu da mı diye. sen zaten evlenmek istemiyordun ki, nedir bu azap? Vs vs vs...daha çok sorum var.seninkilerinse cevaplarını bilmiyorum.


Bazi insanlar hoşlanir aci çekmekten kendine hayati cehennem etmekten. Gün gelir o da varir farkina geçmiş yillarina pişman olur ama gelecek için umutlanir belki...

Acı hepimizin içinde bir yerde var aslında. Hani başkalarına üzülmemiz, bir filmin bir sahnesinde, haberlerde, bir şarkının sözlerinde gözlerimizin dolup ta kendimöizi tutuyor olmamız bunların hepsi aslında kendi içimizde olanın başka sözlerde, isimlerde, öykülerde ortaya çıkması değil mi...

Ben de 80 li yılları yaşıyorum. Kalçadan bol kesimli pantolonlar,aslan yelesi saç modelim ve Thomas Anders dinliorum chery chery lady! arkadaşınla beni tanıştır :D


Dünyaya rezil olmayacağımız bir gün yüzü görmeyecek miyiz biz burada?


Kadının yeri açısından Türkiye 123. sıradaymış. Cinsiyet uçurumu sıralamasındaki toplam ülke sayısı 130. Etiyopya, Bahreyn, Kamerun, Nepal bizden daha iyi durumdalar. Durum bu. Canavarlar kızlarını öldürüyor ya da satıyor. Bu yüzyılda inanılır gibi olmasa da. hukuk bile hak veriyor onlara, cezada indirim uyguluyor. Töre indirimi. Ne demekse? insan bu durumda batmanlere ihtiyaç duyuyor, batman ın belediye reislerine değil.

Böyle bir oda olmak isterdim...geleni gideni, her anıyı barındıran..herkese farklı renkte görünen, bi dolup bi boşalan, her gelenin bişeyler kattığı, her gidenin birşeyler götürdüğü.. Ama eninde sonunda boş kalan...

Bilyorum o odayı. Herkesin mutlaka bir kere kapısının önünde durup, açıp açmama ya da kapıyı çalıp çalmama konusunda düşündüğü oda. Bazen bir ses duyulur içeriden, "gir" diye seslenir... bazen çıt çıkmaz, bekler durursun. Ve bazen aralık olur odanın kapısı, uzatıp bakarsın içeriye, ne olup bitiyor içeride diye. işte o zamanlarda da böyle tasvirler ortaya, aynı seninkisi gibi vladimir. Tabii herkes dillendiremiyor senin gibi, o ayrı.

O masada, senin gibi düşünen biri daha olsa, yaşam yolculuğunda, o kişinin adı "Dost" oluyor işte.. Böyle bir toplantıya katılanların hemen birbirlerine kartvizit vermelerine de tilt olurum ben. "Bi dur be." di mi?

O kopartılan sayfaya ben bayıldım ama (: yani çürük bi vişne kokusu aldım .. bu kötü bir şey değil benim için (senin için de olmasın) , çürük vişne kokusunu severim . cidden , güzel kokar (: Bi de en çok toprak kokusuna bayılırım . ben bu yazıda daha çok toprak kokusu aldım :) Belki saçmalıyorum ama inan anlatmak istediklerimi anca kendi beğendiğim objelerle yorumyalabiliyorum :) o derece hoş olmuş çünkü bu yazı…Oturup ağlarım :) bu aralar pek duygusalım zaten, ne okusam ağlıyorum. Oh, bu da yazarlık duygusunu kabartıyor :P Tebrik ederek , o koca çenemi kapatıyorum ben artık :) İzlenmektesiniz efendim =)

Bir kitapta "insan olmak düşmektir, ve kalkmaktır da..." yazıyordu bu cümle geldi aklıma. kalkmanın gücü gibi gelir bana biraz "keşke"ler. devam ediyor olmanın, daha iyisini ummanın, geride kalanın kabulü gelecek olanın gizi, bilinmeyen hali ve heyecanı. Şu andaki halimiz "keşke"lerin sonucu değil midir biraz da...ve yaşadım diyebilmek için birazda keşkelere ihtiyacımız yok mudur, seçtiklerimiz yada yaptıklarımızın ardından geride kalanlara yönelik keşkeler... Çok iyiydi bu arkadaşım gerçekten çok iyi...

Ben demiştim çürük vişne diye (: Ama ben tadını sevmem. Ben kokusundan bahsetmiştim :) O halde ben de bi ara çürük vişne kokusunun etkilerini yazayım senin için =) Okumaktan keyif aldım. Hatta ilk gördüğümde başlığı; "Yaşasın, birilerine ilham verebildim!” demek çok güzeldi. :) Sana ilham verebildiğime sevindim Vladimir. Yazarlar, sadece yazmalılar. Birbirlerini besleyen en güzel varlıklar =)

Sevmiyorum telefonla konuşmayı ve mesaj yada yazı yazarken kısaltma kullanan insanları.

en yakın arladaşımla 15 de bir, yada kızımla bile çok nadir konuşurken, kimse benden telefonla görüşmemi istemesin diye geçiriyorum sık sık acil bir şey olmadıkça.

Çalmayan telefonlar çoğu kez ihmal değildir benim için.

Yazdıkça özgürleştiğini düşünüyormusun? Ben öyle düşünüyorum da. Özgürlük hissi çok güzelmiş :))

Mesajlar: Hele şu sesli harfleri hiçe sayarak yazılanlar. Bir sesli harf olsam, örgütler tüm sesli harfleri çeker giderdim şu kelimelerden.. Sonra uzaktan gülerek seyrederdim "sn svyrm" yazanların birbirinin gözlerine bakarak bunu nasıl söyleyeceklerini.. Yada söyleyemeyince ne hale geleceklerini. Hasretleri telefonlarla sabote etmeyenleri seviyorummm.

şu mesaj işine bende çok gıcığım gerçekten. Mesela uzun zamandır görmediğim bir arkadaşım kuzenim vs... Birden mesaj atıyor “nasılsın”, “ne var ne yok”, “görüşemedik” falan. Şimdi beni hatırladığı için sevineyim mi yoksa açıp bir sesini duyayım demediği için gönül mü koyayım karar veremiyorum. Ben birini özlersem sesini duymak isterim zira. Gelelim telesekretere ne sen nede Teoman yalnız değilsiniz, ben de hiç bir şey diyemem. Ne diyeceğimi bilemem, o yüzden sanki hızlıca kapatmalıymışım hissiyle kapatıveririrm telefonu. Bir de şu cebe ordan burdan gelen indirim mesajları alışveriş haberleri ıvır zıvır mesajları varya o da bambaşka bir konu resmen taciz yahu.O mesajları silmekten bana fenalık geldi onlar göndermekten sıkılmadılar. Neyse ben de bir post kadar yazmışım, amma dertliymişim :)

Yeniyi bulan insan çok kolay terkediyor ve ardından eskiyi hep tekrardan istiyor. bu işte insanın ne kadar kararsız ve tamah etmeyen bir yaratık olduğunu gösteriyor. Teknoloji kullandığın yönde ilerlemeni sağlar tıpkı internet gibi.


Örnek olarak kimileri yazı yazmayı bi kaç kızı etkilemekten ya da marjinal olmaktan ötürü yazarken, kimiileride sevgili viladamir gibi bulunduğu hayatı ve idame ettirdiği yaşamanı sorgularken insanların ne durumda olduğunu göstermek için kullanır. Ben burdan yaklaştım üstad izninle. P.S: Bazen cep telefonu iyi oluyor sadece amacına uygun kullanırsan. Dostlukla.

Yazıda, taksici gibi ordan oaraya dolaştırtın bizi, konuyu nerelere bağladın :D


14 Ekim 2011 Cuma

Vladimir'e Mektuplar - 6

Slm;

Börek kısmını bayramda tam olarak yaşadım. Bu kadar mı ısrar olur? Hiç tadım tuzum yok, üzerime şimşekler çakmış sonra da misafirlige gittigimiz biricik teyze. Meyve suyunu içtim sadece, zaten hiç bişey yiyecek halim yok.

“Hiç yemiceksen o kücük dilim olan böregi ye. Benim hatrım icin. Bak kurumuşsun, hadi kırma beni”,

"Ay teyzecim yiyemicemmm” diye bakıorum ama anlamıo, Annemler de o taraftan teyzeye destek veriyoo. Zorla yedim o kadr zor yutkundum ki. Yemek konusunda ısrar edilmesinn, üzerime tirenmesin lütfen, sıkılıp bunalıorum sonra: çok mu veryansım ettim? :)

Türkiye'de aileler arasında araştırma yapsalar: oğlunuzun büyüyünce homo mu olmasını, yoksa ateist mi olmasını tercih edersiniz diye, sonuç ne çıkar merak ediyorum.

Nefret ederim ısrardan...Israrcı tiplerden... Bi insanın bişeyi yapacağı varsa yapar...yoksa zorlamanın ne anlamı var... Kimseye ısrar etmem...ama bu ısrar kültürü öyle bi işlemiş ki içimize ısrar etmediğim zamanda bozulur milletimiz..:Ppp vayyy niye ısrar etmedin der...ya da ısrar etmedin ki geleyim der... Bla bla ... Bi cinsiz velhasıl :Ppp


Israr bir tur guc kullanimi. Basariyla sonuclandiginda zafer, basarisizlikla sonulandiginda ise nefret sarhoslugu yaratan. Ve sarhosluk veren hersey gibi bunyeye zararli; o yuzden israrla kacinmali :) Ama insan, mutfagindaki aşı da, dimağındaki bilgiyi de, sadece kendine saklamamalı.

Ne kadar dogru bilemiyorum, ama Cinli bir kasap, kesat giden islerini artirmak icin, komsusu olan musluman bir kasabin tabelasindan esinlenerek yeni bir tabela astirmis dukkanina. Tabelada "HALAL PORK" yaziyormus!!!

Otel odaları kazan sen kepce, neler buluyorsun öyle? Dolaplara kadeh dayayıp yan odadaki seminerci bayanın mahremini araştırmalar, çekmece de kıbleyi bulmalar…

Sürahiyi deneyin.. daa'ii sonuç verio

Siz yinede kanunlara pek bağlı kalmayın hırsızla karşı karşıya kaldığınızda kafasını kırın, bıcağı saplayın, gözünü çıkarın, yaralayın dikkat edilecek husus öldürmeyin :-) hiçbir şey olmaz karakola götürüldüğünüzde hırsız telef olmuş ise polis "İyi yaptınız iyi. iki gözümsünüz " deyip size kahve bile ısmarlar :-)

Ateistle ilgili dalgacı cümleler harikaydı sahi yolda ateist görünce nasıl anlıycaz? Bence diyanet bişi yapsın :

Ateistler yakalarına karanfil taksınlar ama karanfillerin yapma olması iki taraf içinde hayırlı olur yoksa kurumuş bir karanfilin cepte işi ne?




Canım yemek istemiyor ama karnım aç sanki karşıdaki teyze karnımın aç olduğunu anlıyor ve poaçaları dayıyor burnumun dibine ve

Teyze: Oğlum portakal al bi lokma,

Ben: Yok teyze sağol yeni yemek yedik,

Teyze: Saat kaçta yiyonuz çocum siz yemeği erken değil mi hadi bak al patatesliside var,

Ben: Eee erken yedik bugün acıkmıştık annem geç gelecekmiş ondan,

Teyze: Aaa bak gönül koyarım ama 1 tane yiyiver nolcak sanki

Ben: İyi tamam

Teyze: Hadi bak yemek yememişin sen nasıl belli oluyor,

Ben: Ya teyze valla yedim...

Teyze: bi tane daha al son bak.

Ben: Teyze bi uzaklaş ya yemicem kadın anlıyor musun yemiyeceğim içindeki patates değil lan bunun patlıcan hani patateslisi,

Teyze: Bak bu patatesli.

Ben: İyi o zaman ondan ver...

6 tane poaça yedim akşama yemek yiyemedim ve bunun benzeri bir diyalog yaşadık ebemin veynleriyle...


Şu bayan yanı olayının ülkemiz otobüslerinde itinayla uygulanırken, uçaklarda konu olmaması da ilginç değil mi?


Ben de ekliyim biraz: yabancı bir dili yeni öğrenmeye başlamış çocuğa, bilimum teyze ve amcalar arasında; "konuş yavrucum biraz" diyen ebeveynler. "ben konuşucam da, siz anlaacak mısınız?" derse o çocuk?


Şirketlerde işlerden kaçan ve bilimum çalışmaya hevesli insanlara çelme atan ama, bezmelerine ya da kovulmalarına yol açan, ama sittin sene oralardan gitmeyen ve ne hikmetse gönderilmeyenler.kendisine hiç bakmayan, ama herkeste kusur bulanlar. baştan aşağı kusur kendileridir aslında. Apartman yöneticisi seçilip, paraları cebe indirip, 3 yıl toplantı düzenlemeyenler. ve bu hıyarı başta tutan apartman sakinleri. Yatar yatmaz hevesini alıp, "biz aslında pek anlaşamıyoruz" diye zırvalayanlar. oooo daha yaz yaz bitmez bu düttürü dünyanın halleri.

Ben de bu açıklamayı bekliyordum yoksa Vladimir, hem de hakikisi bize hakaret ediyor diyen "anlatılanlarda kendilerine benzemeyen yönler bulan kadınlar" sana dava açabilirlerdi. İyi yırttın :)


Burç konusuna acayip kılım hocam ben ya. Millet yıldızlara bakar hayatın anlamını sorar. Lan içinde ne biçim enerji var senin, bizi mi yutacan tarzı yorumlar getirir. Diğer yıldıza bakar, ay bugün ne olacak "biri" ile tanışacak mıyım, (reklama mı girdi bu ya) acaba iş ve aşk hayatımda ki dönemeçleri kaçla dönersem takla atmam. Yok yaaa... Tamam vardır bir etkisi katkısı sonuçta metafiziksel olgulara karşı değilim ama bu kadar bağlanıp da "ay astroloji bölümünü okumadan tuvalete gidemem ayol" diyecek haddeye gelmeye de gerek yok diye düşünüyorum. Hocam post atar gibi yorumluyorum senin yazıları ama böyle yazıya böyle yorum yani, maşallah sen benden de uzun yazıyorsun :)


Filmi bende bir arkadaşımın ısrarı üzerine izledim fakat üzerinden bayağı bir zaman geçti. hatırlamak ve izlendiğine pişman olmak güzeldi...

Bu burçlar yazını okurken bende şöyle düşündüm niyeyse :) Akrep kadınından çok çekmiş.. İlişkinin başında, Sexi ve ihtiraslı olduklarını düşünmüş ama yakadan silkememiş.. Balık kadınları, çok ağlamış yanında.Bir türlü anlayamadığı gibi bu ağlamaları –içi de şişimiş yanlarında...Başak kadını, hayatını düzenlemiş –hatta hayli düzenlemiş ama içi heyecansız yaşanmaz demiş/ bırakmış kendini başka bir kadının kollarına (muhtemelen Akreptir o da), İkizler Burcu kadınıyla, eğlenmiş..Genelde dostu olmuş.Aşık olacak gibi olmaya yakın, dost olarak bırakmış hayatında...Kova Burcu kadınlarını hep beğenmiş..Sosyal ortamlar içinde beğendiklerine de "Kova burcumusunuz yoksa" diye de sormuş besbelli ki...Boğa burcu kadınının, dengesizliğini muhtemelen uzun süreli bir ilişkisiyle keşfetmiş, bolca yaptıkları yüzüne kakılmış..Terazi olduğu için belki de, burcuna laf söyletmemiş.Kötü yönlerini iyiymişcesine anlatırken, bu burca mensup düzgün bir dişi için hep umut var içinde... Sapık kadın filmini arayıp, izleyeceğim.Komikmiş cidden.. Boğa olduğunu düşündüm kadının.. Güzel oğlaklar, Evcimen yengeçler, iyi uçlarda yaşayan yaylar ve çok sevdiğim Aslanlarla tanışman dileğiyle.. Sevgiler...


Bir kediyi doyurmak için niye insanın aklına Burger King gelir ki bir marketten kedi maması almak varken...

:) Dalga geçiyorum kendimle bir gerçeği farkettiğimden beri: Blog adını "Hakkıvladimir" sanmştım ben :) ve saçma gelmişti, "adı Hakkı herhalde" dedim geçtim. Sonra bir baktım ki "Hakikivladimir"miş. Gerçi bunu farketmem de "saçma"lık hissini silemedi ama çok güldürdü beni. İçimden dediğim "hakkıvladimir ne ki?" sorusunu bugün dışımdan "hakikivladimir ne ki?" şeklinde soruyorum o zaman. :) Yorumcunun biri bigün, “gel yorumlarımızı alalım da Vladimire çaya gidelim” demiş. Sonra çıkmışlar yola, dağ tepe düz gitmişler, fonda da Adriano Celentano'dan “Don't play that song for me” çalıyormuş. Her neyse ya şu üstteki yorumluyorum yazısını görünce bunları yazmak aklıma geldi. :)


Ben nedense böyle maddesel şeylerle moral bulamıyorum. Daha çok metafizik olgular kendimi mutlu hissetmemi sağlıyor :)


Bu arada hocam o kağıtlarda hiç mi kötü şey yazmıyordu?=

O eski türk filmlerinde mesela ufak çocukların adı hep "küçük"tür. “Küçük, bakar mısın senin baban nerde?”, “Küçük, bakar mısın bu mahallenin muhtarı kim?”, “Küçük, bakar mısın dünya ne kadar küçük değil mi?” gibisinden. Yaşasın Hande Yener'i bir dönem sevmiş biri olarak yalnız değilim :)


Vladimir'e Mektuplar - 5

Selam Vlad;

Ben de sürekli komşularımın konuşmalarını dinliyorum. dinliyorum demeyelim de dinlemek zorunda kalıyorum. Üstelik kadeh gibi bir araca gerek duymadan. Çünkü o evde yaşayan 3 kişi de kısık sesle konuşmaktan bihaberler. Yani ben kulaklarımı tıksam da sesleri zorla kulaklarıma doluyor. Bu nedenle onların bütün hayat hikayelerini biliyorum. Bazen üzüldüklerini duymuşsam eğer, ertesi gün sokakta görünce hafifçe omuzlarını pışpışlayıp "üzülme geçer" diyesim geliyor, o kadar içiçeyiz :D

Bana da şu olmuştu : Hamileydim ve Beşiktaş'tan otobüse bindim. Yer vardı oturdum. Ardından otobüs doluverdi. Benim tam tepemde gencecik bir çift geldi durdu. Biraz gittikten sonra erkek olanı eğilip: “Hanımefendi, arkadaşım rahatsızlandı biraz. Acaba kendisine yer verir misiniz?” dedi. "E ben de hamileyim” diyemedim. Halbuki 6.5 aylık hamileydim.:) Kalktım ve kıza yer verdim. O zaman da komik gelmişti.. Şimdi de komik geliyor. Ben de gökten meteor düşse benim başıma düşer diyen biriyim :) Alakalı mı bilmiyorum ama yazıverdim..

Resim Pakistan'daki bir protesto gosterisinden gibi geldi bana. Sanki oykudeki rukus hatun Benazir Butto, rukus hatuna haddini bildirmek icin sabahi zor eden iskilli adam ise ofkeli Pakistan halki. Allah'im bir oyku ve bir resim beni nerden nereye getirdi:)

Hadi canım! Bu senin başına gelmemiştir artık! :)

İşyerinde bu türlü işlere dayanmak çok güç.. Size takmış bir yönetici yada patron varsa size hayatınızın en acı günlerini yaşatabiliyorlar. Bazen senelerce çalışıp haketmiş olduğunuz tazminatınızın kendi cebinde kalması için aklınıza gelebilecek her türlü şerefsizliği de yapabiliyor insanoğlu..Ya da kendi yükselmek için sizi eziyor.
Yalancı şahitler, gizli saklı tehditler, küçük düşürmeye çalışmalar falan filan. Çağın yeni derdi mobbing. Herkes tutturmuş bir yol gidiyor işte. Hangi işi yapsan tadı tuzu yok... Küçük Büyük nerede çalışırsan çalış sorunlar hep aynı. Sorun insan olmak pardon yada insan olamamak:))

Kadıköyde bir süre arkadaşlarımla kaldığım ev cumbalı, ahşap, hani yürürken bile zangır zangır sallanan bir evdi ki adalar depreminde nasıl bir sağa bir sola şeklinde yaylandığımızı telaffuz etmeme gerek yok sanırım. ama ben en çok pencereden kafamı uzattığımda hani eski tipler vardır ya yukarı doğru açılır ve yanlarından iki mandal(ya da adı her neyse işte) tutar işte o mandalların kırılıp camın kafama inmesinden korkardım. neyse bir akşam arkadaşım ziyarete geldi oturuyoruz alt katta oturan komşu hatun hapşurdu ama sanırsın ki yan odada. ben tv den gözlerimi ayırmadan oturduğum yerden "çok yaşa" diye seslendim. aşağıdan da "sende gör" diye cevap geldi. tabi benim arkadaşın yüzü ise gerçekten görülmeye değerdi. tabi iş sadece hapşırmakla yada kısa süreli sohbetlerle bitse iyi kalan seslerden bahsetmek istemiyorum :))

Yazıyı okurken her satırı gözümün önünde canlandı o derece gerçekçi o derece bilindik bizden ve o derece uzakç Tşk ler paylaştığın için



Bizim 4. katta cafe işleten bir adam var, sanki Nuri Alçonun ruhundan fırlayıp çıkmış bir tip, adamın gece boyu sevişme sesi tüm apartmana gidiyordu, haliyle adamın alt katındaki aile apartmandan taşınmak zorunda kaldı, biz artık adamı yanında pavyon kadını tipli biriyle görünce tamam diyoruz akşama olay var :) Toplu yaşama olayları hakikaten enteresan :)

Blogger olup da, kedi beslemeyenini görmedim daha. Pazarlama araştırmalarında çıkan tüketici tiplemeleri gibiyiz. Hayattan veya tamamen atmosyon olayları, hislerini, düşüncelerini yazmayı severler. Hafif içe kapanık görünür, ama beklenmedik anda çok canlı da olabilirler. Kedi beslerler. Vs. vs. vs.

Kedi için trajedi, benim için komik bir yazıydı... Yazıyı okuduktan sonra bende kedi beslesem diye geçirdim aklımdan. Ama apartman da kedi beslemek çok zor, temiz olmayacağınıda düşündüm, bahçeli evim olsaydı beslerdim her hayvandan...


Haberi okudum. Tüm yorumları da. Sevişmek, yanlış mekan ve ölüm.. Sevişgen çifte atılan "sevişme" alt satırlı yorumlarda, bir kıskançlık seziyorum. (Kendinden geçmek buna deniyor,Bak bak hele fantaziye bak hele demirlerin ustunde gibi) Mekana atfedilen yorumlarda ilginç geldi..Hatta biri tavsiyede bulunmuş. Çimen, kum, çakıl yok mu gibi. Ölüm ise komik mi -üzücü mü bilemedim. Ölmüşler sonuçta.. Ne yapıyorlarsa bize nedir ki, diyemediğimiz için böyle işkembeden yorum yazan bir milletiz..Herkes kendi bildiğini doğru sanar ya..


Seviştikleri için aferin diyorum ben onlara, rayları da yaratıcı buldum, Ölüm ise kaderleriymiş demek..

:) Cennete sevişerek gitmek istemişler kopardı beni :)



Ben de geçenlerde bir gazatede gördüğüm haber karşısında kopmuştum bir de ya. Onun fotoğrafını falan bulup da yayınlamak vardı. Şöyle bir şeydi. İnek önündeki otları yemek için önünde duran sahibinin üzerine çıktı, bunu gören eşek gülmekten bayıldı :)) Foto da hakikaten öyleydi yani. İnek sahibinin üzerinde, eşek yanlarında yerde! Hihihi :)

Tamam o zaman şöyle yapalım; oyuncular birbirlerini döverken "hiyaa haaa" diye bağirırlar di mi? Ha bizde ona uygun bir de müzikal yazalım ne dersin?

Anneannelerimiz gidince bayramlar da gitti galiba.. Mendillerinin kokusu... Ellerinin kokusu.. Biz neden sürdüremedik bu eski insanlar gibi olmayı? İnancımızı kaybettik. Offlayıp dururdum ben misafirler akın akın gedikçe evimize bayramlarda.. Kaçıp odama saklanırdım gitsinler bir an önce diye.. Şimdi ise özlüyorum. En çok da anneannemin kokusunu tabii..


Evinde sessizce ölüp kalan yaşlı amca gibi bir sona sahip olmak.. O koku.. Çıkılan tatiller bittiğinde artık... Çağımızın insanının sonu? Böyle olmasın..

Hem all inclusive hem fake rakı. Olmaz böyle şey. Turizm bakanını istifaya davet ediyorum. Gelir mi bilmem..


Benim anannem de bu bayramdan bir hafta evvel bıraktı gitti bizi.o yüzden yazını okuduktan sonra boğazımda yutkunamadığım bir düğüm oldu Vladimir.O gidince ben birden büyüdüm sanki :( İyi bayramlar...

Şu suç ve ceza konusunda yazdığım yazıya çıktı birileri aksi yöndeki görüşlerini bildirtti. Birilerinin evine girip, hakla edinilmiş malları gasp eden, çalan hırsızın, Vladimir’in dediği gibi benden çok hakkı olmasının demokrasiyle bilmem neyle alakası olamaz. Olaya sosyo-ekonomik bakış açısıyla bakıp, irdeleyenleri de anlamıyorum. Ne yapacağız? Bir de ödüllendirelim isterseniz bu hak düşmanlarını. Burada altı çizilmesi gereken nokta; hırsızlığın niteliğidir. Ben ekmek çalmış bir insana 20 yıl hapis verilsin demiyorum ki. Ama bir gece bütün site hanelerine girip, milleti tarumar eden adamında bu toplumda yaşama hakkının olmadığına inanıyorum... Aksini savunan varsa da bir gece uykudayken tanımadığı biri tarafından, boynuna dayanmış bıçak zoruyla okşanırken ses çıkarmayıp, anın tadını çıkarmasını dilerim..

Merak ettim şimdi hani "doğru yol"a döndürme girişimleri, bu yolu anlatma, ikna çabaları var ya hani. peki tamam bir "doğru yol" var kabul ettim bunu. Peki adam, sen bu doğru yolun neresindesin, sen ne kadar doğrusun bu yol üzerinde de bana göstermeye çalışıyorsun? Hele bir kendinden bahset demezler mi insana yahu?...