9 Eylül 2011 Cuma

Oyunun Sonuçlarına Doğru

Oyunuma katılan herkese canı gönülden teşekkür ediyorum.

Geçtiğimiz günlerde bir blog arkadaşım zamansızlıktan dolayı el atamadığı blog konularını benimle paylaştı: O kadar güzel fikirleri var ki etkilenmemek, onlardan hareket ederek bir şeyler yazmamak imkansız. Ben de onun benimle paylaştığı fikirlerinden bir müddet ilham alacağa benziyorum.

Konularından bir tanesi geçtiğimiz aylarda yazdığım Burçlara Mektuplar gibi bir paylaşımı "Meslekler" için de yapabileceğim yönündeydi. Fikir enteresandı, ama uzun vadeye yayılacak bir çalışma olursa hoş sonuçlar çıkabilir diye düşünmekle birlikte, meslekler ile ilgili ilk öykümü yazdım. Ancak öykü tam istediğim gibi olmadı.

Hafta sonu bir arkadaşımla konuşurken, eskiden oynadığımız bir keliime oyununundan bahsettik birbirimize işte o anda aklıma geçen gün paylaştığım oyun geldi. Bir başkasının fikri bir başkasının başlattığı oyun ile birleşinde bana da uygulamayı deneyip sonuçlarını görmek kaldı. Ben öykümü kendi kelimelerimle yazdım. Ancak o kelimlere başka anlamları da çağrışıtırabilirdi. Sizlerden bana güvenip oyunumu oynamanızı rica ettim.

Sizlerin verdiği kelimler ile öyküm dah afarklı anlamlara büründü. Buradan önce öykümün kendi kalemimden, düz halini ardından da sizin kelimelerinizle "remixlenmiş" halini paylaşacağım. Bugün kendi öyküm yarın sizlerin remxilenmiş versiyonu. Bakalım sonuca ne diyeceksiniz.

Ben bi röykü yazdım adı: Gece Vardiyası.

Fotoğraf: D.M.
Eski Foça'da Başaşağı Bir Ağaç ve Dümdüz Gölgesi

Karşıyaka'da Bir Heykel

İzmir'in taşı, toprağı, her yeri güzel. İzmir'in herkesi kabul eden bir tarafı var, kabul eden, kapılarını açan ve İzmir'in suyunu içi havasını koklamışını bağrına basan bir hali var. Burada barınamayan gidiyor zaten.

İzmir'in güzel göğünü böyle avuçlarınızın içine almış gibi gömrebileceğiniz bri tek yer var. Orası da karşıyakanın simgesi haline dönüşmüş olan "Heykel"in içi. Heykel'e doğru yürüyor ve içine giriyorsunuz, silindire benzeyen iç bölmenin tam ortasına adım atıp başınızı göğe kaldırdığınızda heykel gökyüzünü avuçlarının içine alıyor. Hoş bir görüntü. ama kokusu nahoş. Çünkü bu güzel ilin, güzel insanlarının bazıları malesef acil durumlarda mesanelerini de, bağırsaklarını fazla tutmak istemiyorlar anlaşılan.


Bu dışı güzel simgenin içi hiç de güzel değil, yarı açık hava tuvaletine dönüşmüş. Birisi de buna dur dese hiç de fena olmaz. Orada uzun süre durmayı başaramadığım için bir iki kare çekip attım kendimi dışarıya. Dışı geröekten güzel. Karşıyakanın, körfeze uzanmış burnunda, her yeri grebilen bir noktada heykel. Manzarası da rutubeti az bir havada çok güzel. Sıcak havada bile püfür püfür bir imbat kucaklıyor orada duranları.

İzmir herkese kucak açıyor demiştik ya, seneler önce de öyle oldu. Ancak davet edilmeden gelen misafirleri seneler önce bugün geldikleri yere gönderdi türk halkı.

Gidenler arkalarında bıraktıklarını ateşe verip gittiler. Olan yüz yıllardır burada yaşamakta olan barışçıl insanlara oldu. Davetsiz misafirler yüzünden onlar da yüzlerce yıllık vatanlarından ayrıldılar. Onlar gittiler, terkedilen evlerine el koyan açıkgözlerin torunları bugün servetlerine servet katmış vaziyetteler. Kordon Boyu'ndaki evler yerini çok katlı apartman dairelerine bıraktı.

Yağma Hasan'ın böreği derler ya işte aynen öyle. Onlar gittiler, bıraktıkları ganimetler yağmalandı.

Ülkemizden düşmanları atabildiğimiz için sevinçliyiz. Nice yıllara İzmir.

8 Eylül 2011 Perşembe

Kucaklaşmanın Kitabı

Korku:

Günün Birinde sabahleyin bize bir kobay verdiler. Kobayı kafes içinde getirdiler eve. Öğleyin kafesin kapısını açtım.

Eve geceleyin döndüğümde kobayı aynen bıraktığım gibi buldum Kafesin içinde, parmaklığa yumuşmuş, özgürlük korkusuyla titriyordu.

Gönülle Beynin Evliliğine Övgü:

İnsan neden yazı yazar, benliğibib bölük bölük parçalarını birleştirmek için değilse? Okula ya da kliseye girdiğimiz andan başlayarak, eğitim, bizi kesip biçer, parçalara böler; ruhu bedenden, gönlü beyinden ayırmayı öğretir bize. Ama Colombia kıyılarının balıkçıları etik ve ahlak konularında doktora yapmış olsalar gerek ki doğruyu söyleyen dili betimlemek için sentipensante, yani , hissederek düşünme deyimini yaratmışlardır.

Boşanmalar:

Bizimkisi ayırmacı bir düzendir: Susturulmuş kişilerin sorular sormasını önlemek, yalnız kimselerin birlik olmasını ve gönlün, kopuk parçalarını bir araya getirmesini önlemek için.

Düzen nasıl cinselliği sevgiden, özel yaşamı kamu yaşamından, geçmişi bugünden ayırırsa, duyguyla düşünceyi de birbirinden boş düşürür. Geçmişin bugüne söyleyecek bir sözü olmazsa tarih, düzenin eski rol kostümlerini sakladığı dolabın içinde uyumayı sürdürebilir.

DÜzen bizim belleklerimizi boşaltırya da süprüntüyle doldurur ve bu yoldan bize, tarihi yaratmak yerine yinelemeyi öğretir. Ünlü bir bilici, trajadinin kendini fars olarak yinelediğini söyler. Oysa bizim durumumuz daha da kötü: Trajedi kendisini trajedi olarak yineliyor.

Tüketici Uygarlığı:

Kimi zaman sonbaharda, turistlerin Calella'dan ayrılmalarından sonra, ormandan ulumalar yükseldiğini duyardık. Ağaçlara bağlanmış köpeklerin ulumasıydı buç

Turistler köpekleri, tatil sırasında yalnızlık çekmemek için kullanır, buradan ayrılacakları zaman da, peşlerinden gelmesinler diye ormanın derinliklerindeki ağaçlara bağlayıp giderlerdi.

Karıncalar:

Tracey Hill, Connecticut'ın bir kentinde yaayan küçük bir kız çocuğuydu ve oyalanmak için, Connecticut'da ya da bu gezegenin herhangi bir yerinde yaşayan bütün küçük melekler gibi o da kendine eğlenceler bulurdu.

Bir gün Tracey, kendi gibi küçük okul arkadaşlarıyla birlikte bir karınca yuvasının içine yanan kibritler atmaya başladı. Bu sağlıklı çocuk oyunu hepsine keyif veriyordu. Ne var ki Tracey, öteki çocukların görmediği ya da görmezden geldiği bir şey gördü ve bu onu adeta dondurdu ve hiç çıkmamak üzere belleğine kazındı: Ölümle yüz yüze gelen karıncalar öiftlere ayrılıyor ve böyle, ikişer ikişer, birbirlerine sokuşmuş vazziyette ölümü bekliyorlardı.







Eduardo Galeano - Kucaklaşmanın Kitabı - Anlatı
Çeviren: Nihal Yeğinobalı

Can Yayınları 1994

Kadın Bacakları

Bir kadının, içinden ağlayışı, gülüşü,
Gözlerinden ziyade bacaklarına yakın,
Bir lisandır onların duruşu, bükülüşü,
Kadınlar! onlar varken konuşmayınız sakın.

Fotoğraf: David Gibson

7 Eylül 2011 Çarşamba

Benimle Oynar mısınız?

Bazen yabancı dilde bir kelime öğrenirsin ve o andan sonra, duyduğun cümleler içinde bu yeni kelimeyi seçmeye başlarsın. Belki çok işitmişsindir daha önceden. Ancak o kelimenin anlamına yabancı olduğun dönemlerde farketmemişsindir o sesler bütününü. Böyle böyle açılır kelimelerin dünyası önünde.

Ben bir oyun oynamak istiyorum. Belki de bir deney bu, çekinmeyin hemen. İçinde psikolojik çözümlemeler, kişilik tahlilleri filan yok. Fazla açıklama yapmak istemiyorum. Nedenini oyun bittiğinde anlayacaksınız.

Çok kısa bir oyun ve kelimeler ve onların gizli anlamları ile ilgili. Sonucunu da bir iki gün içerisinde yayınlayacağım bu oyunun. Sizden ricam yorumlara geçmeden başkalarının yazdıklarına bakmadan bu oyuna katılmanız, mümkünse yanıtlarınızı kağıt kalemle bir kenara not alıp sonra da yorum bölümüne aktarmanız. Gözünüz korkmasın oyun çok basit. Belki bu oyunun benzerlerini daha önce oynamışsınızdır ama benimkisi diğer oyunlardan farklı bir sonuca ulaşacak. Sonucun ne olduğunu bulmak için bana güvenmeniz ve oyunu oynamanız gerekiyor. Sonucu ben de merak ediyorum aslında ve bu merak beni heyecanlandırıyor.

Kelime Oyunu

Kurallar:
1 - Aşağıda yazılı on kelimenin her birini okuyun. Her bir kelimeyi okuduktan sonra gözlerinizi kapatın ve her bir kelimenin sizde çağrıştırdığı kelimeyi, sadece bir tek kelimeyi hemen karşısına yazın. Her bir kelimeyi okuduktan sonra gözlerinizi kapatın ve sizde çağrıştırdığı kelimeyi kullanın.

2 - Eğer bir kelime sizde her hangi bir çağrışım yapmıyorsa o kelimenin aklınıza getirdiği soru cümlesini yazabilirsiniz. Kelimenin karşısına kelime yazmayıp soru sormak istiyorsanız. Çok öenmli bir kural var soru cümlesinin içinde benim yazdığım kelimelerden hiç birisi yer alamaz.

Kurallar gördüğünüz gibi çok basit.

Şimdi gelelim oyunumuzda yer alan kelimelere.

Kelimeler:

- Vermek:
- Sahiplenmek:
- Sesler:
- Eskiler:
- Anılar:
- Üşüşmek:
- Korku:
- Kızım:
- Gece:
- Yüz:

Oyunuma katılırsanız çok sevinirim, sonucun nasıl bir şey olacağını çok merak ediyorum. Şimdiden teşekkürler.

6 Eylül 2011 Salı

6 Gün, 6 Gece

Bir çok sinema tutkunu fransız filmlerini daha çok sevdiğini söyler. Ancak bu sözü söyleyenlere sevgilerindeki bu fazlalığın nedenini sorduğunuzda, size verecekleri yanıt eminim ki kendilerini de tatmin etmeyecektir. O kişilere italyan, rus, polonya, çek, isveç, japon, kore,norveç filmleri de izletseniz büyük bir ihtimalle o filmleri de sevdiklerini söyleyeceklerdir. Holywood ve Bolywood filmlerinin profesyonelliğini diğer dünya sinemaları henüz yakalayamışlardır. Amerika Birleşik devlertlerinde ve Hindistandan çıkan filmer bazı istisnalar hariç büyük kitlelerin tüketimine, büyük ince hesaplar yapılarak sunulmaktadır. Böyle olunca da büyük stüdyolarca hazırlanan filmler için sürecin her bir aşaması senaryo yazımından, oyuncu seçimine, oradan filmin test gösterimlerinden sonra yeniden cilalanmasına kadar defalarca üzerinden geçilen ve daha fazla billet satılmasına odaklanmış ürünlerde son halini bulan bir çabalar bütünüdür. Öykü yazılır, yeniden yazdırılır, prodüktörler o öyküyü finanse etmeye ikna edilir, filme prodüktörün eli değer. Yeniden stüdyonun istediği adama yazdırılır, yönetmen bulunur, oyuncular bulunur, yönetmen oyuncularıdeğiştirir, senaryoya müdaahlelerde bulunur/bulundurtur. Film çekimlerine başlanır prodüktörler ham görüntülerden hoşlanmazlarsa yönetmen de değişebilir. Bu kadar elin değdiği ürünlerde samimiyet kaybı oluşur. İzlmesi kolay, tüketmesi kolay, rafine film izlemenin ayırdına varmış kimseleri tam anlamıyla kavramayı hedeflemeyen konfeksiyon üretimlerdir bunlar.

Oysa ışıklar karardığında perdede gördükleri ve kendi iç dünyası ile başbaşa kalan seyirci filmde samimiyet arar. Başkalarını etkilemek amacı ile üretilmiş filmler samimiyetsizdirler. Üretim aşamasında atılan adımlar izleyicinin duyguları hesaplanarak atılmıştır. Seyirci bu tür filmleri izleme doygunluğuna eriştiğinde büyük ekiplerden beslenen filmerden tatmin olamadığını farkeder. Ancak adını koyamaz.

Bir de film izleyicisinin aradığı aslında, ona bir hikayenin anlatılmasıdır. Başını omzuna koymuş derdini, sevincini paylaşan bir dost gibi öyküsünü anlatan filmleri daha sahici bulur ve sonunda der ki "fransız filmlerini daha çok seviyorum." Böyle demesinin bir sebebi de zamanında ülkemizin fransız filmlerine daha çok açık olmasıdır. Dağıtımcılar her ne sebeple olduysa fransız filmlerini sıkça getirmiş ve fransız filmini izlyen kişiler de nedenini teşhüs etmeksizin o filmleri beğendiğini anar olmuştur.





Ben de fransız filmlerini seven o kalabalığa dahilim. 1995 yılında izleyip de içerdiği bir kaç minik detay sebebiyle kafamdan silemediğim bir filmi seneler sonra yeniden izleme şansını yarattım geçtiğimiz bayramda.

À La Folie “Deliliğe” isimli bufilm ingilizce konuşan ülkelerde “6 Days, 6 Nights” ismi ile gösteriledi. Ülkemizde de 6 Gün, 6Gece ismi ile gösterime girmişti.

Filmin konusu son derece basit. Alice ve Elsa birbirine rakip ikiz kız kardeşlerdir. İki yıldır birbirlerini görmemektedirler. Alice (AnneParillaud) gelecek vaad eden bir ressamdır. Paris’te erkek arkadaşı Franck ile çok kısa bir süre once beraber taşındıkları çatı katında yaşamaktadır. Franck (PatrickAurignac) boksördür. Bir gün Elsa (Béatrice Dalle) çıkagelir ve çiftin dairesine geçici olarak yerleşir. Elsa “Umutsuz ev kadınları’nda” olduğu gibi canısıkılan bir ev kadınıdır. Eşinin kendisini aldattığını öğrenince kapıyı vurduğu gibi iki çocuğunu geride bırakarak çıkmış, Paris’e kız kardeşinin yanına gelmiştir. Onun gelmesi ile aşık çiftin arasında sorun tohumları filizlenmeye başlar. Elsa geçmişin rövanşını almaktadır. İkisi ile sürekli prsikolojik oyunlar oynayarak onları alt üst eder, Alice’in stüdyosunu mahveder, sevgilisi ile ilişkisini parçalar, Franck ile beraber olur ve adamı Alice’in delirmekte olduğuna ikna eder. Alice en başından beri olanı biteni ve yakın geleceği görmekte ama kardeşine yıllar önce teslim bayrağını çektiği için giderek çılgına dönüşen kadını durdurmak üzere kılını dahi kıpırdatmamaktadır. Filmin öyküsü kısaca bu şekilde özetlenebilir.

Nyman’ın güçlü müziğinden, Kurys’ın usta yönetmenliğinden destek alan film basit öyküsüne rağmen izlenilebilir bir dram. Alışkın olmadığımız kamera açıları, başkaları konuşurken oyunculardan birisinin yüzüne odaklanarak onun yüzünden, içinden geçenleri anlamaya olanak veren yakın çekimler, finaldeki minik ve zarif sürprizli detayları ile benim için bir tane daha samimi bir film daha. İkinci defa da severek izledim,





À La Folie / 6 Days, 6 Nights
1994 Fransa Yapımı
Yönetmen: Diane Kurys
Senaryo: Diane Kurys, Antoine Lacomblez
Müzik: Michael Nyman
Oyuncular:

Alice: Anne Parillaud
Elsa: Béatrice Dalle
Franck: Patrick Aurignac

5 Eylül 2011 Pazartesi

Daha Dar Görüşlünün Daha Büyük İtirazları

İşyerinizde yaptığınız öneriler birbir geriye püskürtülüyorsa, ısrarcılığınız arttıkça yöneticinizin size gösterdiği sözlü direnç daha da artacaktır. Ancak beceriksiz, dar görüşlü, oturdupu koltuğu haketmeyen insanların ortak dilini kullandıklarını bilmeksizin aynı hazır cümle kalıplarını size karşı kullanmaya devam edeceklerdir. .Geri kafalı insanların itiraz cümlecikleri her hangi bir zeka belirtisi içermez. Her birisi daha önceden, hem de milyonlarca kez kendi nevinden insanlarca yani; işgal ettiği konumunun gerektirdiğinden daha az zekalı, az yetenekli, az donanımlı, az bilgili, az tecrübeli kimselerce.

Yıllık bütçemizde bu kalem yok.

Harika bir fikir! Ama uygulanabilirliği yok...

Bunun sonuçlarını bana nasıl kanıtlayabilirsin?

Niye değiştirelim ki, hala gayet güzel idare ediyoruz.

Çok haklısın, ama...

Bu fikre ısınamadım ben.

Sen zamanımızdan en az iki üç yıl ileri fikirli düşünüyorsun. Yani olmaz.

Biz buna hazır değiliz.

Bunun için yeterli paramız, yerimiz, adamımız, donanımımız yok.

İyi bir yönetici bu fikre asla sıcak bakmamalı.

Hadi bu fikirlerini bana yazılı olarak ver.

Yine mi senin şu meşhur fikrin?

Aramızda kalsın ama başkaları bu fikrini bir duysalar.... Çok gülerler, komik duruma düşersin.

İyi fikir gibi görünüyor ama uzun vadede zarar ederiz.

Bu fikri nerden buldun çıkardın anlamıyorum, iş açma başımıza.

Biz bu olmadan da gayet güzel idare ediyoruz.

Bu fikrin doğuracağı problemler şunlar....

Hadi bir çalışma gurubu kur da irdeleyin bakalım.

Sen git bunun üzerine biraz daha düşün de öyle gel.


İş yerinizde, müdürünüzden yukarıdaki cümlelerden baş tanesini ileri sürdüğünüz bir öneriye karşı yanıt olarak aldıysanız.eğer o kurumda ne aradığıunızı ve o kurumda kendinizi için nasıl bir gelecek düşündüğünüzü gerçekçi biçimde gözden geçirmeniz gelecekteki ruh sağlığınızın kalitesi açısından hayli yararlı olacaktır.