10 Ağustos 2011 Çarşamba

Sene 1950'ler...

Abuk subuk anketlemeceler sadece şimdiki dergilerin işi değilmiş. Meğer, eski dergilerde de anketler varmış. Resimdeki ankette, kendisine uyan özellikleri işaretleyen kadın her bir meziyetin karşısındaki puanları toplayıp, her bir kusurun karşısındaki puanları çıkardığında kendi kadınlık değerini buluyormuş. Güya George Crane isminde biri tarafından hazırlanmış, daha çok uydurulmuş hiisi veren ankete bir göz atalım dilerseniz.

Aşağıdaki ölçüler, birçok evli kimselerin, kendileri ve eşleri hakkında, bitaraf bir gözle ve adilane hüküm vermelerini sağlamıştır. Ortaya atılan kusurlar yalnız evli erkek ve kadınların değil, evlenmeye hazırlanaanları da düşündürtecek mahiyettedir.

Meziyetler:


1 - Ani çıkagelen misafirlere karşı bile iyi bir ev sahibesi.
2 - İyi ev hanımı,
3 - Öfkeli olarak yatağa yatmaz,
4 - Önemli meseleler için kocasının fikrini sorar,
5 - Şakaları hoş karşılar,
6 - Çocuklarına Allah ve hakikat sevgisi aşılar,
7 - Kocasının, mümkün olunca geç saatlere kadar uyumasına imkan verir,
8 - Tasarrufa değer verir,
9 - Çocuklarının tahsil ve terbiyesiyle alakadar olur,
10 - Akşamları kocasını gülümseyerek karşılar,
11 - Sabahları neş'elidir,
12 - Cesur ve ideallerini müdafaa etmeye hazırdır,
13 - Kocasını başkalarının yanında metheder,
14 - Kocasının ailesiyle iyi geöinir,
15 - Kocasının elbiselerini temiz ve ütülü halde bulundurur,
16 - Temiz olmağı ve iyi giyinmeği sever,
17 - KOcasıyla yalnızken bile terbiyelidir,
18 - Genç kızların yanında evliliği metheder.

Kusurlar;


1 - Kocasının düğmelerini diköeği çoraplarını yamamağı ihmal eder,
2 - Evde kirli veya yırtık elbiseler giyer,
3 - Randevularına daima geç kalır,
4 - Saçlarında bigudilerle yatağa girer,
5 - Başka erkeklerle samimi olur,
6 - Şüpheci ve kıskançtır,
7 - Eski sevgililerinden bahseder,
8 - Ailevi meseleleri tanıdıklara anlatır,
9 - Manasız konuşmalar ve dedikodu ile vakit geçirir,
10 - Kocasının mektuplarını açar,
11 - Para işlerinde ayağını yorganına göre uzatmaz,
12 - Kocasını başkalarının yanında tenkit eder,
13 - Çocukları cezalandırmağı akşama bırakır,
14 - Kocasıyla gezerken kumandayı eline alır,
15 - Züppe ve gösterişe meraklıdır,
16 - Annesini fazla sık ziyarete gider,
17 - Kahvaltıyı hazırlamak üzere erken kalkmağı reddeder,
18 - Kocasına danışmadan, gece gezintileri için söz verir.


Ben bunun erke versiyonunu da merak ettim. Gülünç ama "Mad Men" dizisinde, 50 lerde kadının gördüğü muamele ile örtüşen özellikler taşıyor. Bunun erkekler için düzenlenmişi var mıdır acaba?

9 Ağustos 2011 Salı

Elveda Rumeli

Aralık ayının ilk haftasında, bir gün, Kölemez'e yunan jandarması eşliğinde Mübadele Karma Komisyonu'nun yetkili üç temsilcisi geldi. bu üç kişiden biri türk, biri yunan, biri de tarfsız bir millettendi. Yeniden muhtar olan İbrahim Hoca ve ihtiyar heyeti ile uzun uzadıya görüştüler ve muhtara bir tomar basılı kağıt bırakıp gittiler. Muhtar da onların ardından onar kişilik gruplar halinde köydeki hane reislerini toplayarak durumu anlattı. Dedi ki; "Biliyorsunuz, az önce Mübadele Komisyonu yetkili memurları geldi. Onlarla görüştük. Yakında buraya rum göçmenlerin getirilip bizim evlerimize iskan edileceğini söylediler. Olur mu öyle şey dediysek dei buna mecburuz dediler. Onun için şimdi herkes evinin bir odasını ya da evine göre iki odasını hemen boşaltacak. Selanik'ten getirilecek rumlar, bu odalara yerleştirilecek. Onlarla birlikte oturacağız. Zaten bizleri de kısa sürede buradan alıp götüreceklermiş. İnşallah, gelen rumlarla iyi geçiniriz, iyi komşular oluruz."

"Bir de, hane başına kağıtla bıraktılar. Bu kağıtlardan birer tane veriyorum. Buruşturmayın, kırıştırmayın, üzerlerine hiçbir şey yazmayın. Sadece örnek olsun, ona göre bu kağıtlara yazılacakları ayrı bir kağıda yazın. bana getirin hepsini birlikte yazarız. Okur yazar gençler de bana yardımcı olur herhalde. Bu kağıtlara hane halkınızi malınız, mülkünüz, her şeyiniz yazılacak. Hadi şimdi bu kağıtları alın, evinize gidin, dediğim gibi hazırlanın. Bilesiniz bir hafta on güne kalmaz bizim göçmenler gelir."

Bugüne kadar sadece bir söylentiden ibaret olan mübadele böylece gerçek oluyordu. Akıl alacak şey değildi. Abe insan beşyüzelli yıllık yurdundan yuvasından nasıl ayrılırmış? Hiç et tırnaktan ayrılır mı? Nasıl olur da onlar bu topraklardan sökülüp atılırdı? Hayıflanmak, nafileydi çünkü onlar bu toprakları koruyamamıştı, Sadece tek tesellileri vardı, o da, Mustafa Kemal Paşa onları, esir yaşamaktan kurtaracaktı.

On güne kalmadan rum göçmenleri geldi.

Bir hafta süreyle göl gemileri, binbeşyüzden fazla rum göçmeni,Soraviç'ten Kölemez'e taşıdı Gelenler yorgun argın, çoluk çocuk, bir süre, Kölemez iskelesi çevresinde oturup dinlendikten sonra kiralanmış olan at arabaları ile, kafileler halinde diğer köylere dağıtıldılar. Ellerinde bir iki bavul, torbadan başka hiçbir eşyaları yoktu. O günlerde havalar çok soğuktu ve zaman zaman da yağmur yağıyordu. Son yüzelli kişilik kafile, Kölemez'de bırakıldı. Herkes iskele başında toplandı. Muhtar da komisyon memurunun yanındaydı. Kafile başkanı olan komisyon memuru, elindeki listeden önce hane reisinin adını, sonra da evine yerleşecek olan rum ailesinin adını okudu. Adı okunan türk aile kendilerine düşen rum aileyi alıp götürdü.

Hüseyin Ağa da kulak kesilmiş, kendi adının okunmasını bekliyordu. Adı okununca hemen koştu.

- "Buyurun beyim. Murtaza oğlu Hüseyin benim" dedi.

Mübadele memuru, bir muhtara bir de Hüseyin Ağa'ya baktı. Sonra da rum ailenin adını bir bir okudu: "Yorgo, Mariya, kızları Despina ve oğullar Dimitri, sizler Hüseyin Ağa'nın evinde kalacaksınız." Hüseyin Ağa'ya dönerek, "Şimdi onları alıp götürebilirsin." dedi.



Kitap: Elveda Rumeli

Yazar: Murtaza Kölemezli
(1924 Rumeli Mübadel Muhacirlerinden)

Yayınevi: Ege Üniversitesi
Ege Meslek Yüksekokulu Basımevi - 2002

Kişiye Özel Gökkuşağı

yağmurdan sonra
rengarenk
gökkuşağı olmak

uzun yollarda
kalkış ya da varış değil
ara durak olmak

mendil sallamamak
vardı ya...

8 Ağustos 2011 Pazartesi

Ada Çapkını

Ada olur, kedi olmaz mı? Dolu hem de, sürüsüne bereket. Ama denizinden mi, havasından, suyundan mı, çoğu hayli munis bu kedilerin. Ada olur, kedi olur, çapkınlık olmaz mı? O da olur elbette. İşte size buruk bir aşk hikayesi.

Yer: Büyük Ada, Piknik Alanı, Bizim masanın kenarı.
Oyuncular: İki sarışın ada kedisi. Sarman ile Ginger.

Oturmuş püfür püfür piknik keyfimizi yaparken önce Ginger giriyor kareye. Karnı aç gibi. Doyurup mutlu etmek lazım. Derken kareye Sarman giriyor. Onunda karnını doyuruyoruz. Sarman'ın karnı doyunca Gİnger'a meylediyor gönlü. Kız istemiyor, ama oğlan kararlı.


Ginger iki tırmaklıyor. Sonra alıp başını kayboluyor gözden. Fazla da uzağa gitmiyor aslında bir diğer piknik masasına kadar gitmek onu yormuş anlaşılan. Peynirin kokusu Sarman'ın koksundan daha caip gelmiş olmalı.



Gidenin ardından bakakalıyor sarman. Kalbi kırık, ama karnı tok Allah'tan. Yoksa çekilir mi hem açlık, hem de aşk acısı?




7 Ağustos 2011 Pazar

Süper Rezil Bir Fiber İnternet Hizmeti

Ne olduysa geçen sene aralık ayında paratmanımızın cümle kapısından girişe, içeriye ismi lazım değil bir internet hservis sağlayıcısı firmanın kurduğu standı görmem ile başladı. (gerçek ismini vermiyorum, durduk yerde bir de şamaroğlanı olmanın alemi yok çünkü) Standda duran genç arkadaş fiber internet hizmeti almanın avantajlarından bahsediyordu. Yıllardır aldığım hizmette bir aksama yokken neden kandım anlatılanlara biliyor musunuz? Bizim apartmanda oturanlara bu adına Züper-Online diyeceğim şirketin sunduğu kampanyaya göre ilk bir ay deneme ayı idi ve bedava idi, ayrıca ilk ay beğenmediğimiz gerekçesi ile iade etmezsek hiç bir ücret alınmayacaktı, eğer kullanmaya devam edersek deneme süremiz bir ay sonunda bitecek ve takip eden ay üyeliğe hoşgeldiniz kampanyası olarak bize bedava olacaktı. Ayrıca dört ay boyunca dilersek diğer şirketin ADSL bağlantısını da evde tutarsak faturlarımızı ibraz ettiğimizde ödemeyi taahhüt ediyorlardı. Toplam dört ay bedava ve fiber internet sözleri cazip geldi. Hemen üye oldum. Ne zaman bağlantı yağılacağını sorduğumda, apartmanınızın alt yapı çalışmaları bitti o yüzden yarın sabah onda bağlantınızı kurabiliriz dediler. Bana anlattıkların nerede yazıyor burada diye sordum, dediklerini satır satır gösterince de bastım gerizekalı gibi sözleşmeye imzayı.

Ben dakikalara saatlere takık bir adamın söylenen şey söylenen salisede olmazsa sanki bu ülkede doğmamışım gibi hop oturup hop kalkıyorum. Ertesi sabah 10'u 1 geçe Züper-Online şirketini aradım. Bir alay insanla konuşup bana derhal birini gönderip bu bağlantıyı yapmazlarsa bu abonelikten vazgeçtiğimi hiç zahmet edip de bağlantı yapmaya gelmemelerini söyledim. Son konuştuğum kişi "efendim ekip zaten şu anda aprtmanınızda montaj çalışmalaqrına başladı, ben sizi bilgilendirmek için beş dakika içinde size döneceğim" dedi. İki dakika sonra beni arayıp on dakika sonra geleceklerini söyledi. Dediği gibi on dakika dolmadan geldiler. Bağlantıyı yaptılar. Oturdum kullanmaya başladım. Fiber bağlantıda ADSL'ye göre hiissedilir bir hız farkı bu güne kadar yaşamadığımı beyan edeyim yeri gelmişken.

Neyse üç ay kadar memnun mesut kullanırken bi rgün cep telefonuma mesaj. "Ödenmemiş iki adet Züper-Online" faturanız yüzünden bağlantınız kesilecektir, ödeme yaptıysanız dikkate almayınız". Mesajı alır almaz cinim tepeme sıçradı, telefonu elime alıp doğru call centerı arama tarama çalışmalarına başladım. Düşür düşürebilirsen numarayı.

Dakikalarca melodi dinledikten sonra, karşıma çıkan zavallının konuya çare olmayacağını bilmeme rağmen derdimi anlattım.Bitirirken de "bak" dedim, "sen bu işi çözemessin bize tahhüt edilenin aynısını istiyorum, üstlerine söyle bu işi bana derhal çözecek biri beni hemen arasın". 24 saat içinde işi çözebileceklerini ve 24 saat içinde beni arayacaklarını söylediler. 24 saat dolduğu anda aradım efendim size 24 saat değil bir iş günü sonra demişlerdir kelime oyununa başladılar. "Çıldırdınız mı siz? Salı aradım bugün çarşamba, hem 24 saat sonra hem de bir iş günü sonra, oyalamayın beni. Ben şimdi noterden size ihtar çekiyorum ne fatıra geldi posta kutuma ne e mail geldi, insanları dolandırıp kelime cambazlığı yapıyorsunuz. beni ararsanız arayın aramazsanız da naparsanız yapın" diyerek kapattım". Evden tam çıkarken telefon çıktı. Böyle kasıntı uyuz bir ses, gayet sakin beni neden dolandırdıklarını sordum. "Olur mu öyle şey" diye yaydırdı ağzını. Olmaycak zaten dedim. Dört ay bedava diye kandırmak olmaz dedim düzeltin şu işi derhal." dedim. Bana bu sefer, "bir ay dolmadan şirketi arayıp memnunum bedava kampanyaya 3 ay daha devam etmek istiyorum diye kayıt yaptırmadığım için bunlar olmuş" demeye gelen bir laf kalabalığı yaptı. Yok ya siz beni enayi sandınız herhalde dedim madem öyle sizi aramak gerekiyordu bunu bana neden aylar sonra söyköüyorsunuz. Çok dolandırıcısınız siz, kabul etmiyorum bu saçmalığı, bu larışıklığı çabul çözün" dedim. "Yarın ararım" dedi. Ertesi gün aradı halletti. "Bakın" dedim "bu olmaz olası kampanya bitiminde fatura gelmezse eğer ben sizi dava edicem çok mutsuzum bu abonelikten."

Sonra pek bir olay yaşamadık. Ama arada bağlantı ışıkları kırmızı oluyordu, telefon açıp düzelttiriyordum, telefona biri çıkınca hemen bağlantıyı normale çeviriyorlardı.

Geçen hafta Çarşamba günü bağlantım kesildi. Aradım, "modeminiz bozuk, yirmidört saat içinde düzelticez, sizi arayacağız" dediler. 12 saat sonra aradım " siz 24 dediniz unutursunuz kesin, noldu bu?" dedim. Meğerse apartmanın genelinde bir arıza varmış, apartmanın ana kutusu bozulmuş. Bir ekip yönledndirmişler gelip kutuyu tamir edecekmiş."Her telefon açtığımda başka şey söylüyorsunuz, alıştıra alıştıra mı söylüyorsunuz yoksa telefona cevap verenler mi işlerini bilmiyor? Siz hani nasıl bu konuşma kaydediliyor diyorsunuz ya, ben de aynen öyle kaydediyorum telefondan sizin şirketle yaptığım görüşmeleri, her biriniz ayrı konuşuyorsunuz bana "dedim. O ana kadar beni aramayan herkes bu konuşmadan sonra ardarda aramaya başladı. Bu arada bağlantım açıldı, ama arayanların bağlantı açıldığında haberi yok hala beni arayıp izahat veriyorlar. Son arayana "belli ki siz bilmiyorsunuz iki saat önce benim bağlantım açıldı, boşa nefes tüketmeyin" dedim.

Apartman görevlisine sordum kutuyu tamire gelen giden oldu mu diye. Yok efendim kutu bahane, gelen giden olmadı, bozuk değilmiş zaten.

Bu arada apğartmanımızda dört ay bedava kampanya sanıp abone olanlardan, telefon mesajı ile bildirilen gecikmiş faturayı ödeyenler olmuş. Ama hepimiz 24 aylık sözleşmemiz bittiği anda bu şirketten hizmet alamaya son vereceğiz.

SOn olayda da bunların 22 ağustıs sebebi ile modemlerimize program yüklerken kendi kendilerine saçma bir arıza yarattıklarını tahmin ediyorum. benim gibi arayanları da makul olmayan senaryo demetleri ile aldatmayı denediler.

Bir daha Züper-Online firmasından hizmet almak mı? ASLA, ASLA ,ASLA!!!

Gözünü sevdiğimin TTNET'i.. Kıymetini bilmemedim senin.


6 Ağustos 2011 Cumartesi

Sahte Bloglar

Sahte blogları niye yaparlar biraz olsun anlamaya çalışıyorum. İnternet ortamında ilgi çekmek isteyen bazı insanlar, gerçek kimliklerini gizleyerek ve bolca da internetten toparladıkları resimler ile bir karakter inşa etmeye başlıyorlar. Bunların sahip olduğu bir özellik de arkalarında bulunan kişinin gerçek kimliğinin gizlenmiş olması.

Sahte blogların ortak özellikleri şunlar;
- Gerçek hazırlayanı belli değil,
- Bloglarını günce gibi tutuyorlar, sözümona başlarına gelenleri anlatıyorlar.
- Büyük bölümü yazılarını başka yerlerden toplamış olduğu kişilere ait resimler ile destekliyor, facebook, ya da fotoğraf siteleri olabilir.
- Güncelre bazen ara verip başka blogların sahipleri ile alay eder tarzda yazılar yazıyorlar.
- Bunları farkedip sahte olduklarına dair yorumda bulunursanız size sardırıyorlar.
- Sizin bogunuza gelip küfür, hakaret içeren notlar bırakıyorlar.
- Kimisi kimliğine dair ufak da olsa izler bırakıyor saldırıya geçince. Mesela sizin üye olduğunuz bir blog hareketinin içinde moderatör olabiliyor. Oradaki görevini ciddi biçimde yaparken sahte kimliği gerçek kimliği ile yapamadığı işlere alet oluyor.
- Bloglarında mutlaka sansasyon yaratma amaçlı yazılar var
- En büyük amaçları ilgi çekmek.
- İlgi çektikleri vakit resim stokları bitene kadar düzenli biçimde yazıyorlar.
- Büyük resim stoğu olanlar ilk başlarda çok sık yazı yazsalar bile bir süre sonra hevesleri sönüyor, blog yazılarının arası açılıyor da açılıyor sonra böyle bir blogları olduğunu unutyorlar.
- Hepsi de başladıkları gibi bitiyor, gerçek blog kişilerinde olduğu gibi elveda, ya da taşındım yazıları olmadan birden bire susuyorlar.
- Hepsine ikinci bir blog pas veriyor. Pası asıl blog asla almıyor. Ya kendileri yapıyor bunu yan blogu ya da onların yaptığını hayranlıkla izleyen ve onların etki alanından kendilerine blog alanı inşa etmek isteyen birisi.

Benim bir dönem denk geldiğim bir kaç sahte kimlikli blog şunlar.

Salih ve Hande: "Gerçek bir aşk hikayesi denen şey yalan değilmiş" sloganı ile geniş bir izleyici kitlesine ulaştı bu blog. Birbirine aşık iki genç, araya giren kıskananlar. Ekşi sözlükteki bir kaç kişinin ilgisini çekince kalabalık bir okur kitlesi yazılanlara üşüştü ve Hande'ye de Salih'e ayrı ayrı akıllar veremye başladılar.


"2. Ayımızda sana bu blogu hediye ediyorum. en sevdiğim. iyiki hayatımdasın. Aşkımızı çocuklarımız burdan okusun. Birbirimizi nasıl sevdiğimizi burdan görsünler. İlk aşkım, ilk erkeğim, ilk öptüğüm dokunduğum, hissettiğim erkek sensin. Sana yemin ederim ölsen bile başka bir erkeğin dudaklarına değmez benim dudaklarım. Böcüşün Hande."

"Seni seviyorum beni bırakma hayatımın aşkı. Lütfen beni terketme senden binlerce kes özür diliyorum. Biliyorum bunu okuyorsun biliyorum terketme beni. Kuzenime biz ailede abi diyoruz. O yüzden sana abim dedim. Abim gibi ama kuzenim o. Bu kez yalan söylemiyorum annemin üzerine yemin ederim ölüsünü göreyim o kuzenimdi. Özür dilerim abim derken aslında kuzen abim demek istemiştim ama sen anlamadın. Ama yemin ederim aramızda birşey yok, sadece geçmişte 2 ay hoşlanmıştık onla. Sonra geçti abim oldu. Terketme beni lütfen. Sana asla yalan söylemedim abim dedim ama ben ona abi derim. elimde ilaçlar var eğer gidersen bunları içerim. Seni ölümüne seviyorum derken ben sana şaka yapmamıştım"

"Kızlar özellikle bu lafım size, ağzı bozuk kadınlar gibi davranmazsanız sizde salihim böcüşüm gibi aşklar bulabilirsiniz. Ama bu halinizle size çöpçüler bile bakmaz."

"Salihimle son zamanlarda biraz aramız bozuldu. Bana haber vermeden marmarise gitti. ne telefonuna ulaşıyorum ne mailine. Halamın kızına dövme yaptı sırtının altına biraz. Halamın kızı bunların evine gitmişti dövme yapması için. Bana dövmesini gösterdi, belinin orasıyla kalçasına yakın biryere ejderha yapmış, ejderhanın kuyruğu kalçasının oraya gidiyor. Sinirlendim halamın kızıda olsa kalçasını görmesinden hoşlanmadım. İkisinede güvenim sonsuz ama o sırada çok sinirlendim, salihle kavga ettik halamın kızının kalçasına baktın diye suçladım onu. oda bana kızdı "pirensesim, dünyanın en güzel sevgilisi benim sevgilimken neden başkasının .... sına bakayım. Sen benim bitanemsin ben pırofösyonel bir dövmeciyim. Orasına gelince gözlerimi kapatarak yaptım. Hiç bakmadım" dedi. Bende inandım ona. "


"O kadar zorluk zahmet sonrasında hayallerim gerçek oldu. Salihle dünya evine girdik. Düyüne kadar başımıza çok şeyler geldi. Babamgiller istemiyordu zaten. Bana hiç yardım etmediler insanın ailesini seçmiyor oluşu çok kötü :( Bunu bir kez daha anladım. Salihimle erkeğimle demirden sert böcüşümle evlenmeseydim ortada kalacaktım ve hayatım boyunca babam denen adama çay pişircektim.

Düğünümüz biraz zor oldu ama, kına gecem salihlerin evinde oldu. Biraz az kişi geldi, mahalledeki kızların nerdeyse hepsi beni kıskanıyordu çünkü. Herkesin isteyip sahip olamadığı bir adamla aynı yatağa baş koyuyorum. dedikodulara mahal vermedik, yok ben subaylarla düşüp kalkmışım kendimi salihe yamamışım, yok salih travestilerleymiş, yok hırsızmış salih, yok annesi babasını öldürmüş beni de öldürecekmiş, yok salihin başka metresleri varmış. Bunlar gibi kenafir gözlü, yobaz, örümcek kafalı insanlar yüzünden böyle oluyor.
Bide düyünde Salih biraz sarhoş oldu bakkal mustafa abiyle birbirlerine girdiler, sonra ayırdılar. bi de benim kırmızı kurdelam takılırken aslı denen o... bağırdı. Dağıttığımız bütün leblebileri de yedi bu kadar görgüsüz birini görmedim hayatımda. senelerce salihimle evlenmek için bi yerlerini yırtan Aslı hanım ben evleniyorum diye kıskançlığından çatladı, gitmiş salihe demişki son defa gel ..... yapalım. Salihte yapmamış tabi canım sevgilim. artık o defterleri kapadı, dediki bir erkek bir kızla evlenmeden önce ... yı herkezle yapabilir. Ama evlendikten sonra sadece karısıyla o işi yapmak istiyordur, ama karısı da herşeyi yapmak zorundadır diye. Salihimi o kadar çok seviyorum ki felesefeci gibi aynı. Çok haklı bence, erkek böcek gibidir her çiçekten bal alır.

Büyük badireler, iftiralar, aldatmalardan geçerek evlilikle sonuçlana bir ilişkinin karikatürize edilmiş haliydi. Başladığı gibi aniden bitti.

Vermiyorum; "Kalpkırıklıkları ile dolu dünyama hoşgeldiniz." diye söze başlayan Hande'nin Salihi'ne gönlü kaymış evde kalmış tombik bir genç kız tiplemesiydi bu. Arada lezbiyen imalarla sansasyon yaratmayı denemiş olsa da uzun ömürlü olmayan bir blogdu. Salih ve hande'nin kararlılığını taçımıyordu.

Yazıları genelde aşağıdaki minvalde seyretti:

"Karaya vurmuş bir sandal gibiyim. Artık gücüm yok. Hiçbir şeye önemvermiyorum. Tükendim. Köşemde ölümü bekliyorum adeta. İnsanların entrikalarından bana ne? Artık n'aparsanız yapın, asla canımı acıtamazsınız. Ümit etmeyi de, ağlamayı da, hayal kurmayı da bıraktım. Sizin tuzaklarınıza düşmeyeceğim, zerre kadar değervermiyorum hiçbirinize. Artık gün batımlarında göz yaşlarında boğulmak yok."

"Düne kadar birisini yeniden sevebileceğimi birisi bana söyleseydi oracıkta benzetir paylardım kendisini.Ama şimdi öylemi bir internet sitesinde kadın adamı öyle bir anlatmış ki görmeden aşık olmak üzereyim. Çok yağız, yumurta gibi çocuk. Sevgilisi olucak kadın da sıçırtmanın teki. O adama asla layık diyil. Şimdi hemen marmarislere kadar gidip onu kendime aşık etmem lazım. Gerekirse büyü yaptırır kendime bağlarım. Çocuk cidden duyarlı ve sanatçı ruhlu bir erkeğe benziyor. onu elde edeceğim. Şimdilik sevgilisi olan karıya zerre kadar şans vermiyorum. Şans dile bana sevgili blok."

"O bira içmeye götürdüğün bitli karı inşallah böyle şişmanlasın. Sen de rezil ol bak bakalım nasılmış. O löpür löpür kolları ile sana uluorta sarılsın, tüpürüklü tüpürüklü dudaklarınla yapşak yapşak seni öpsün. Deodorant kullanmasın, soğan soğan koksun. Kokusu üzerine sinsin de tüm millete rezil ol. Herkes müstehakını bulurmuş sen de buldun sonunda. Beni de bir daha arama ararsan hatrım kalırsın ararsan sana yüz vermiyorum bilmiş ol. Al o şişko karıyı da ne halin varsa gör."

"Burnundan fitil fitil getirteceğim ayaklarıma kapandırtacağım seni. Sen benim kim olduğumu bilmiyorsun. Bilsen korkundan tirtir titrerdin pis öküz. İğrençsin ama bilki sana zerre kadar değer vermiyorum artık. Vermiyorum vermiyorum vermiyorum."

"Şu blog dünyası ile bir ucundan tanıuşma fırsatı buldum. Malesef. Malesef diyorum çünkü bir sürü, yozlaşma sonucunda ağır derecede uyuzlaşmış tipler de var"

"Böyle zarif bir elbiseye bakınca insan ne kadar mükemmel ve muhteşem hayaller kurmaya başlıyor."

"Sabah kalktığımda annem eve temizliğe gelen kadınla benim dedikodumu yapıyordu. Vay öğlenlere kadar yatıyormuşum da ev işi bilmiyormuşum da. tamam hanfendi tamam. Sen beni el bebek gül bebek büyüt şimdi de benden iş bekle, temizlikçi değilim ben diyememedim tabi ondan sonra günlerce somurtsun."

"Bir sürü insanın yoldan çıktığını adının çıktığını duyuyoruz sonra. Ailemi utandırmayı asla istemem. Çünkü ne yapsanız sonunda duyuluyor."

Garabet bir blogdu bu da. İnsanlar seyredilmeyi çok seviyorlar madem, neden kendilerini gizleyorlar onu anlamıyorum. Son dönemelerde bir travesti tiplemesi belirdi, gelip gelip yorumlara ana avrat söven küfürler yazıyor ve kayboluyor, yayınlamıyorum tabi sataşmalarını.

Miss Paradis; Kendisini Show Girl ve Stil Danışmanı olarak takdim ediyor ve şöyle anlatıyor: "Free çalışırın. Hoppa takılırım, gezerim, tozarım, yeni yerler keşfederim, başkaları gibi bir tarafımdan atmam gider görürüm, kendim gibilerle gezerim, başkalarınla gezmem.. Ruhumu özgür bırakırım buna laf edeni azarlarım... Çocukları ve hayvanları severim başkalarının bunları sevmesine tahammül edemem, dengesizin önde gideniyim, bir dediğim bir dediğimi tutmaz, özgürüm dedim ya, Sepsert yazılar yazarım, sep, sert işte, sertliği severim, sert cümlelerimin arasına sert argo kelimeler kaçmış olabilir, ay napiym olur o kadar bunlar size sert gelmesin... Kimseye kendimi kabullendirmek zorunda olmadığım için kendi görüşlerimi illaki onlara dikte ettiresiye kadar hop otururum hop kalkarım, her şeyi ben bilirim... ve kibar olmak zorunda değilim ay... Kendime güvenim tamdır... Bu meslekte kendine güveniceksin hayatım... Sosyal bir kızımdır, kızoğlan kızımdır yanlış anlaşılmasın ve burada makaram sarı bağlar ah hah hayttt... Yazdıklarımdan rahatsız olanlar olabilir, bu umurumda bile deyildir ayyYYY...Herkesin bir hayatı vardır ve herkes kendi hayatını yaşamalıdır... O yüzden herkes illlaki benim dediğim gibi yaşamalıdır. Böyle bir tutarlılık içindeyim. Anlatılmaz yaşanır."

"Belkide hayatımın en ızdıraplı günlerimi yaşıyorum... Yirmi gündür anamı ağlattılar.. Zaten asabi ve heyheyli bir tipim bir de üzerine dövme gibi riskli bir hadise eklendimi büsbütün çekilmez bir insan oluyorum. Paris Hilton gibi önüme geleni haşlıyorum."

"Bizim dükkan iki gün kapatma aldı belediyeden. Çekemiyorlar tabi buluyolar uyduruk bi gerekçe. Sanki restoran mübarek. Klas taklit şovlar yapıyoruz. Kıskananlar oluyo tabi. İpini koparan bizi şikayet ediyor. Ben de onları ediyorum elbette. Hiç acımam.

Neyse bahane oldu iki gece evde yatarım malaklar gibi mutlu mutlu.

Odamı temizlettim bizim kezbanlardan birine. Leş gibi olmuş orada burada sütyenler korseler atılıydı. Obur ama eli hamarat bu Jalenin. Böyle giderse gözüme girer. Hoş ayı kadar oldu gözümden kaçmak istese kaçamaz ya. Hadi neyse. "

Blogunda yaptığı anket dikkatimi çekti; Bir kadının en güzel yeri neresidir diye sormuş sonuç iki yanıt arasında eşit dağılmış "Makyajı" bir de "Boy firendi ya da varsa kocası"

"Eski boyfriendimden kalan bi alışkanlık. Atamıyorum bi türlü üstümden. Gündüz kuşağındaki evlendirme programlarnı izliyorum arada. Aman allahımmm. İnsan bu programı izleyince ordaki erkeklerden de kadınlardan da tiksinti duyuyor.

Bu programlardan birinde bi tane sarışın kenar mahalle kızı var bir tane. Yavşak gibi gülüyor. Ben bugüne kadawr böyle densiz gülen bi travesti görmedim. Azcık eski sevgilimin kahkahalarını andırırdı. O da görünüşte erkek ama azgı homolardandı. Bir kahlahası vardı. Ben bülent Ersoy kahkahasını ve Zerrin Özer gülümsemesini hanımefendi gülüşü sayan bir olarak sevgilimin kahkahasına orospu kahkahası derdim bazı. Zaten o kahkahaları yüzünde ayrıldım. Eve geldim bir gün kahkahalar geliyor benim yatak odasından. Odaya bir girdim bizimkisi benim sahne kıyafetlerimden en frapanını giymiş, kahkaha atıyor kendi kendini süzüyor. Ağır ve iğrenç bi makyaj yapmış. Rüküşlüğün bu kadarı bitirdi koca ilişkiyi. Özür dilerim ama bir yatakta iki kadın olmaz. Hemen orda ayrıldık"

"Hayranlarımla, beni izlemeye gelen sevgili izleyicilerimle mesafemi hep korurum. Geçen gün evden iş yerine tuvaletlerimi yükletiyorum kamyonete. Tek başına bırakamıyorum bizim kezbanları hayvan gibi üst üste atıyorlar şifonları taftaları. Sonra hepsi buruş buruş. Sahneye öyle buruş buruş kırış kırış çıkmam, çıkartmam kendimi. Yıldız gibi Tilbe gibi pejmurde yakışmıyor asaletime."

"Başlık bulamıyorum ayol: Blog tutmak ne zormuş bazen burayı aksatıcam diye sinir oluyorum. Aksatmıyayım diye napıcağmı şaşırdım belki gene bıralırım ama şimdi olmaz. Hızımı bi aliym önce. Bazen de başlık bulmak beni ciddi manada zorluyor."

"Günlerdir rahibe gibi eve kapanmıştım. İşten eve evden işe zombiler gibi olmuşum. Sabah yat akşam kalk işe git. Sinirlerim yıpranıcak diye korkuyordumki tam yatmıştım dört saat falan olmuştu telefon yırtık dondan çıkar gibi çaldı. Ayy diye can havliyle sıçramışım kuştüyü yatağımdan. Bir baktım bizim Buse deyilmiymiş gel diyo alışverişe çıkalım. "

Bu da biraz tavsatmış son günlerde yazdıklarını, sahte blogların ömrü sayılı gün elbette.

.




5 Ağustos 2011 Cuma

Bizi Kim, Ne Zaman Kurtaracak?

Mesailer olmalı, mesai saatlerine de harfiyen, ve de salisesiylen tıkır tıkır uyulmalı. Ben bunu bilir bunu söylerim. O yüzden arkadaş "kurtarma saatlerinde" girsinler yüzsünler yüzecekleri varsa. Mesai saati dışında ıslatamam kendimi, kılımı dahi kıpraştırtmam. Yaaa!!


Dua edelim mesai saatleri var bir de onlar olmasa, kimsecikler kurtaramaz artık bizi.