9 Aralık 2014 Salı

Saklan




insanlar


maskelerini


ne


çok


Seviyor?


Murathan Mungan - "İşte Sevgili" adlı şarkıdan.

8 Aralık 2014 Pazartesi

Yazmak, Film Çekmek ve Ünlü Olmak Üzerine

Woody Allen diyor ki;

"Hep ecnebi film yönetmeni olmak isterdim. Ama Brooklyn'de doğmuştum, ecnebi değildim bu yüzden olamadım. Ancak sonradan bir alay tatlı tesadüf sayesinde kendim ülkemde olamasam da dünyanın başka ülkeleri için bu hayalim gerçekleşti. Hatta bir ara ucundan kıyısından altyazı bile hazırlamışlığım vakidir. İşte bu çok hoşuma gitmişti. Aslında film çevirirken yabancı dil bilmek pek gerekmiyor, zira konuşacağınız bir kaç şey vardır, onları da zaten herkes bilir. Tek kelime İngilizce bilmeyen çinli bir kameraman ile beraber üç film yaptık. Konuştuklarımız hepi topu,  ışık ve açılar hakkında olunca, dil sorunu yaşamadık."



"Okur yazar insanlar için film yapıyorum. İtiraf etmeliyim ki dünya da, patlayan arabalar ya da bel altı şakaların, yani genel seyirci zevkinin hitabetmediği; okuma yazması olan, eğitimli, süzme zevk sahibi bir kaç milyon insan var."     



"Film yapmak beni çok mutlu ediyor. Gerçi bir roman da yazdım ama pek başarılı olduğu söylenemez. Tiyatro oyunu yazmak istiyorum, The New Yorker'a yazmaya devam edeceğim. Yani illaki her sene bir film çevirmem lazım diye kendimi paralamama gerek yok. Bir yıl bir film yapmak için çok fazla bir süre. Şey'in yaptığı gibi - Steven Spiellberg - filmler yapmam ben, hani 3 sene ve 100 milyon dolar harcanan filmler diyorum. Benim yaptıklarım daha az hırs gerektiren filmler. Bunları çekmek daha kolay. Bir filmi bitiririm ve evde pineklerken yeni fikirler üretmeye başlarım. Sonra oturur bu fikirleri bir araya toplar, kağıda dökerim. Bir film yapabilmem için öyle büyük paralara ihtiyacım yok, böyle olunca da finanse edecek insanları bulmam zor olmuyor. Benle çalışmak prodüktörler için de doğru bahse para yatırmakla bir, zira ben hem ucuza hem de oyalanmadan film çekerim. Film vizyona girer girmez de, adamlar daha ne olduğunu anlamadan yatırdıkları parayı geri alırlar. Arada bir de olsa, bir hit çıkarttığımda herkes bir ton para kazanır. Mesela "Match Point" 100 milyon dolar kâr etti. Elbette benim haricimdeki herkes."

"İster inanın, ister inanmayın ama ünlü olmanın çok berbat yönleri olduğu kadar, iyi tarafları da var. Ama bunun artısına eksisine bakınca iyi taraflarının berbatlardan fazla olduğu görülür. Yani eğer bir punduna getirebilirseniz, ünlü olun derim."







5 Aralık 2014 Cuma

Detay

"Biri hattın, biri mermerin, tuncun,
kurşunun sırrını aramış bulmuş."

Arif Nihat Asya

Fotoğraf: D.M.

4 Aralık 2014 Perşembe

Ingmar Bergman: Biraz Filmleri, Biraz Kendisi


Seneler evvel TRT ekranlarında ilk kez izlediğim "Yedinci Mühür" filminden fazlası ile etkilenmiş; takip eden yıllarda defterlerimi bu filmden sahnelerin bulunduğu fotoğraflar ile kaplamış, bununla da yetinmeyerek defterlerimin yapraklarına bu filmden sahneleri defalarca çizmiştim. İnsan okuyup beğendiği kitapları yaş aldıkça, tekrar okuduğunda önceki seferlerde gözünden kaçan detayları yakalıyor; aynı kitabın farklı lezzetler barındırdığını yeniden okumalarında öğreniyor. Filmlerin de kitaplar gibi tekrar izlenişlerinde insanın beyninde farklı düğmelere bastığını ben bu film sayesinde öğrendiğimi itiraf etmeliyim. O güne kadar filmlerin yönetmenlerinin adına bile dikkat etmezken, Ingmar Bergman'ın adı bu film sayesinde hafızama yerleşti.



Video'nun yaygınlaştığı, DVD'nin ise henüz bilinmediği yıllarda Ingmar Bergman filmi nerede karşıma çıksa önceden izleyip izlemediğime bakmaksızın kendimi bilet gişesinin önünde buldum.



Filmlerinde alışık olduğumuz bir dil yoktur Bergman'ın, fazla içseldir, kendi yaşamından anlara paralel sahneler barındırmaktadır, perdeye yansıyan görüntüler zihninizi gözünüzün gördüğünden daha fazlasına yönlendirecek referanslar içerir. Onun gizli dilini, sembollerinin anlamını filmlerinden anlar biriktirdikçe daha iyi anlarsınız.

Yedinci Mühür gibi birden fazla izleme şansına sahi olduğum iki Bergman filmi daha vardır, Persona ile Cries and Whispers.



Cries and Whispers da Agnes, Maria ve Karin adlı üç kızkardeşin öyküsü anlatılmaktadır. Agnes hayatının son günlerini yaşayan, kanser hastası bir kadındır. Ağrıları dayanılmaz bir hal almıştır, son günlerini kardeşleri ile birlikte geçirecektir. Maria ve Karin soğuk, acımasız iki kadındır ve sevgiye dair izlere hayatlarında yer yoktur. Filmin geçtiği evde baskın renk kırmızının tonlarıdır. Kadınlar beyaz tonlarında elbiseler giymektedir. Agnes'in ölümünden sonra siyah giyerler. Bu hali ile ev bir insan bedenine benzemektedir, evi saran kan damarlarını duvar kağıtlarının desenlerinden görebiliriz. Beyazlı kadınlar da bu evin içinde gezen ruhlardır. Her biri başka bir sebepten geçmişte yaşadıklarını anımsamaktan kaçınmaktadır, ancak Agnes'in ölümünden sonra onun hatıra defterini okurken bazı izleri kardeşlerinin gözünden, üstelik zannettiklerinden daha farklı biçimde göreceklerdir. Kızkardeşleri acının diğer duyularını kapattığını zannettikleri günlerde bile minik detayları gözlemleyerek hayattan onların asla almadıkları keyfi alabilmiştir



Persona'da görünürdeki öykü bir gece sahnede, Elektra oyununun tam ortasında aniden susarak bir daha konuşmamaya karar vermiş bir aktrist ile onu yeniden kazanmaya azmetmiş hemşirenin öyküsü anlatılır. Kadın hiç konuşmaz ama hemşire hep anlatır, anlatır. Anlatılanlar sıradan olandan mahrem olana doğru ilerledikçe kadınlar birbirinin yerini almaya başlar. O kadar ki bir sahnede kadının yüzünün yarısı hemşirenin yüzüne dönüşür. Film peliküle kaydedilmiş olan ne varsa onun tarihini andırır açılışında. Yönetmen filmin her anında, karakterlerinin en derin ruh halleri perdeye etle kemiğe bürünmüşçesine yansırken dahi, izlenenin bir film olduğunun altını çizer. Sonlara doğru kamera o kadar sarsakça ilerler ki hafifçe yana kaydığında bir sonraki sahnenin hazırlıklarını yapan film ekibi, pür dikkat kesilmiş yönetmen ve görevliler gözükür. Bunun bir film olduğu ve bir ekip çalışması olduğunun altını filmin içinde çizer durur Bergman; izleyicisinin öyküdeki kadınların hallerinden etkilenmesine izin vermez.



Ekibine inanır, çekirdek kadrosu 18 kişiden oluşur. Bir sene sonra çekeceği filmin senaryosu bir yıl öncesinden hep hazırdır. Görüntü yönetmenliğini uzun yıllar boyunca üstlenmiş olan Sven Nykvist sıradaki filmde yaratılacak atmosfer için önceden hazırlanır, zira önünde bir yıl vardır ve Nisan ayına asla başka film projesi koymaz. Zira her yıl Nisan ayının on beşi gibi Bergman 18 kişi ile bir araya gelir ve çekimler önceden planlandığı üzere başlar. Çay, kahve, çörek servisi yapan kadın bile aynıdır, asla vazgeçemediği oyuncuların yanı sıra.

Cannes film festivallerinin birinde Arabistanlı Lawrence, Doktor Jivago, İrlandalı Kız gibi filmlerin usta yönetmeni David Lean ile karşılaşır Bergman. Nasıl film çektiğini samimi bir merakla sorar David Lean.
"18 arkadaşımla beraber çekiyorum ben filmlerimi" der İngmar Bergman. David Lean şaşırmıştır, "Ne hoş" der,"ben de 150 düşmanımla beraber film çekiyorum."



Liv Ullman 2007 yılında Cannes Film Festivali sırasında verdiği bir ropörtajda şunları anlatır yönetmen ile ilgili:
"Almışıncı yaş gününü kendi adasında, sahilde dostlarıyla kutlamaya karar verdi. ben de beş yaşındaki kızımla gitmiştim. Kızıma 'sen altmışıncı yaşını nasıl kutlayacaksın?' diye sordu. Kızım yanıt verdi: 'Tıpkı böyle büyük bir parti vereceğim, annem gelecek, ama artık çok yaşlı olduğu için hem mızmızlanıp deli saçması şeyler anlatacak. Unutulmayacak bir parti olacak' Bunun üzerine İngmar sordu:
'Peki ya ben, beni orada olmayacak mıyım?'
Kızım yüzünü ona çevirerek dikkatle yüzüne baktı.
'Bir ara partiyi bırakıp deniz kıyısına gideceğim. Sen dalgalarla dansederek bana doğru geleceksin'  

1 Aralık 2014 Pazartesi

İn

...
Kadından bir şelale, giyinmiş
Pelerin gibi, ağır ağır inişini.
Sonuncu basamakta, şöyle bir duruyor
Olanca devinimi vücut buluyor



X.J. Kennedy - "Nude Descending a Staircase" adlı şiirinden 
(Çev: D.M.)