Onları ilk keşfettiğim anı ölümsüzeştirmek için bana çok ilginç gelen ülkesinde çevrildiği dönem yasaklanmış 1969 yapımı Sayat Nova isimli filmden bazı görüntüler ile oluşturulan akıllara zarar videoyu sayfama koyayım dedim.
28 Eylül 2010 Salı
God Is God
Onları ilk keşfettiğim anı ölümsüzeştirmek için bana çok ilginç gelen ülkesinde çevrildiği dönem yasaklanmış 1969 yapımı Sayat Nova isimli filmden bazı görüntüler ile oluşturulan akıllara zarar videoyu sayfama koyayım dedim.
Tasvir - i Kıyafet
Bir kapkara odaya elimde kameramla görgüsüz görgüsüz, Japon gibi giriyorum çeke çeke ki, tipten kaybediyorum. Aslında itiraf edeyim Japona benzeyen hiç bir tarafım yok; ne boy, ne pos, ne çekik göz, alakam yok yani. Bildiğin tipik, yarma türk işte. Neyse efendim eşiği aşamadan "yassak kardeşim" beylerden biri beni durdurdu. Kayıt yasakmış. "Niye söylemiyosunuz ki ?" diye itiraz edecek oldum; kapıda gözden kaçmayacak kadar kocaman bir işaret varmış. Adam eliyle işaret edince gördüm. Kamera ve fotoğraf makinesi şekillerinin üzerine koskocaman kıpkırmızı çarpıyı kondurmuşlar. Mesaj oldukça net: Gayet beynelminel biçimde neyin yasak olduğu belli. Al sana japonlarla aramda bir fark daha. Japonlarda böyle yüzsüzlük, ardından pişkinliğe vurdumaya yelteme girişimleri olmuyor bildiğim kadarıyla, toplumca seppukuya ittiriverirler adamı.
Kös kös kapadım kameramı. Kapkara odada düşmek için el yordamı ilerliyoruz. Bu arada Topkapı Sarayı'nın içi hafta içi olmasına rağmen ana baba günü müthiş bir kalabalık. Envai milliyetten bir alay kadın ve adam. Sıkıldım şurdan geri döneyim diye kaçabileceğiniz bir yer yok. Bir yere girdiniz mi sürü zihniyeti ile öndekinin peşinden tıpış tıpış turlamadıkça çıkış kapısını zor buluyorsunuz. Girdiğim oda meğer osmanlı padişahlarının kıyafetlerinin sergilendiği bölüm değil miymiş. Modadan anlamam, neyin içinde rahat ediyorsam onu giyerim. Kadın kıyafetlerinde bir etek çok kısa ise onun mini etek olduğunu biliyorum, bir de topuğu normal olandan uzun olan pabuçların da topuklu pabuç olduğundan haberim var. Erkek kıyafetlerinde de ceket ile patolon aynı kumaştan ise takım elbise oluyor ve boyuna zoraken takılan, takıcısına sıkıntı verici bağlantı malzemesinin kravat olduğunu bellemiş vaziyetteyim. Buna rağmen bunca yılım kolay geçti. Demekki modadan anlamadan da hayatta kalınabiliyormuş. Neyse bu sultan kılıklarını camekanların ardında kadifeden mamül siyah zeminlere serip, camekanın içinden aydınlatmışlar. Özellikle kadınlar merakla inceliyorlar, teyzeler gözlük falan takıp yakından işlemelerin gizemini anlamaya çalışıyorlar. O elbiselerin yerinde iskelet, kuru kafa falan olsa o ışıklandırmada burdakilerden bir tanesi bile kalmazdı diye düşünüyorum. O kadar ürküntü verici bir kasvet dolu oda yani.
Bu padişah kılıkları cidden çok aşağılayıcı. Padişahlarımızın sırım gibi boyları ile meşhur olmadıklarını biliriz, upuzun kostümler, upuzun kullar. Kütük gibi bir bel ve sırt yapısı. Bunların içine girseler çocuğa entari giydirmişsin gibi durur. Karizma diye bir şey kalmaz. Kollar bir yandan dökülür, yürürken o eteklere kösteklenip yere kapaklanırlar. Yine de izlemesi komik olabilirmiş gibi geldi bana. Ama bir anlığına yalnızca. Bu tecrübeyi ikileyip üçlediğinizde baymaması imkansız.
Bu uzun etekleri giyip kasım kasım kasılmak için hayli büyük medeni cesaret lazım bence. Medeni cesaret deyince de Soner Sarıkabadayı'nın betten de beter sesi ile Murat Boz'un birbirlerini düetledikleri "seni saramadım ya, seni şapamadım ya" diye nağmeler yakan "İki Medeni İnsan" şarkısı geliyor aklıma. Ancak o da ayrı bir medeniyet. Bu entarimsilerin resmini çekebilseydim buraya koyardım gülerdik hep beraber ama çektirtmediler. Ben yine de tasvir edeyim elimden geldiğince;
Post İt Karalamaları - Padişah Elbisesi 2 - D.M.Eve gelince internette baktım yukardaki resimlere benziyen bir tane osmanlı elbisesi göremedim. İlginç firmalar var isteyenlere falanca padişah kostümü diye tuhaf tuhaf elbiseler hazırlıyorlar sipariş üzerine. Garip ama hiç biri saraydaki asılları denli değil. Öte yandan padişah kılığı alıp da evinde giymek ya da böyle bir tutku beslemek de manyaklık değil de nedir? Belki benim manyaklık ufkum dar, henüz geniş düşünemiyorum bu konularda.
Sarayda dolanırken kutsal emanetlerin olduğu bir yere girdim orası resmen eziyet, ne kadar arapça konuşan tip varsa olancası içeride. Sıcak havada hayli geniş bir koku kapasitesini ortama gazlama yarışında her biri. "Ulan kutsal emanete bakıyosunuz abdest almasan taharet almıyo r musun muayyen zamanlarında" diye içimden verdim veriştirdim ve bir an önce kendimi dışarı atmak maksadı ile giriş kapısına geri dönmek istedim ama mümkün değildi. Ters yönce bir adım atacak oldum karşıma dikilen bir alman teyze "Nein" çekti bana işaret parmağını suratıma sallaya sallaya. İpiri göğüsleri vardı. Öyle böyle değildi üç heceli olarak "ip"., "i", "ri"ydi. Bakışlarım abartılı biçimde o dizginlenemeyen iriliklere odaklandı. Başımı göğüslerinin yarığına kıstırıp haykıra haykıra ağlamak istedim o an. Dedim ya manyaklık ufkum dar yapmadım yine de. Japonlara rezil ettirtmem kendimi. Son gördüğüm dar ve sarı bir tişörtün zaptetmekte zorlandığı o iri göğüsler oldu. Başkaca hiç bir şeye bakmadan kendimi dışarıya atabilmem on dakikamı aldı. Böyle kalabalık yerleri sevmiyorum. Omuz omuza, dipdibe kutsal emanet bakıp öğlen yenilen bol sarmısaklı cacıkları geğirmek hiç de hoş değil. TisKiniyorum işte zorla değil ya. Sonra ne emanet bakabiliyoruz ne temiz hava soluklanabiliyoruz. Ne başımı iri göğüslü almanların göğsüne yaslayıp iç çekebliyorum. Hayat mı bu? Emanet neyse de, hava elzem ciddi biçimde lazım oluyor.
26 Eylül 2010 Pazar
Eserlikli Tiraje Hanım
Yetmişli yılların ortasında eserlikliye çıktı adı evvela, sonra aylar boyu gözükmedi. Geri geldiğinde omuzları inmiş gözlerine o delice bakış yerleşmişti. Söylentiye göre akıl hastanesine kaldırılmıştı. Çok zeki bir kadındı gitmeden önce, detaylar gözünden kaçmazdı. Şıp diye hakikatin kokusunu alır, kokuyu aldı mı da bir daha yakasını bırakmazdı. Geri döndüğünde bir tuhaf umursamazlığın haline tavrına yerleştiğini görmüştük. Hakikat namına her ne vardıysa onun peşini bırakmıştı artık.
Normal dediğimiz, koruyalım diye dişimizi tırnağımızı geçirdiğimizin dışına çıkanlar, farklı olanlar, normal olmayanlar, çoğunluk gibi olmayanlar, aynı düşleri, birbirinin benzeri gelecek planlarını paylaşmayanlar kolayca dışlanırlar. Kadın dışlandı, dışlanmak onun umurunda almadı. Yaşlanıyordu zaten gitgite ve herkes gibi, kocası öleli çok olmuştu. Doktor oğlu ve işadamı oğlu vardı. İşadamı oğlu da anasının geçtiği yoldan geçti vakti zamanı geldiğinde. Sonra geldi ana evine yerleşti yeniden. Yerleştikten sonra kimse yüzünü görmedi bir daha. Balkona bile çıkmadı adam. Tam anlamıyla eve kapandı.
Kadın dışarıya çıktığında üzerinde yetmişli yılların mini etekleri, cafcaflı frapan pardesüleri ile çıkıyor. Üstündeki renkler adının anlamını çağrıştırıyor bilenlere. Eskimiş gardrobu ile geçmiş yılların hüzünlü bir rüzgarını estiriyor apartmandan süpermarkete, bankaya, elektrik ya da telefon idaresi gibi yerlere ola kısa yolculuğunda. Pek normal insanların alaycı gülüşleri eşlik ediyor arkasından. Onun haline dair alaysı yüz ifadesi takınmak "bakın ben ne kadar normalim anormal insanları dışlıyorum herkes kadar" demek gibi. Normallerin gizli dili bu. Zayıf ile alay et, direkt de alay etme acımasız gözükmeden ufaktan göster sopayı dercesine iki yüzlü bir dil bu.
Gözünden detay kaçmayan kadın yer mi bu alaysı baskıyı. Deliyim ben diye bayrağı çekti sonunda. Her yerde ağzına geleni söylemeye başladı. Yılların komşularını yolda görmesin arkalarında sesleniyor;
"Yürü orospu daha hızlı yürü anca yetişirsin"
"Baban gibi eşek olma evladım"
Bazen hiç bir şey olmamış gibi "normal" insanlar gibi konuşuyor hiç falsosuz ama ütünde hep o floresan tonlarda renkler, miniler, midiler, geniş paçalı pantolonlar, yakaları upuzun gömlekler.
Karşı konulmaz biçimde iki kadınla burun buruna geldiği anda ben de onlarla burun buruna geliyorum. Dört insan aynı noktadan geçemeyeceğine göre ben yanlarından küfür yemeden geçeyim diye duvara sürtünerek kaytarıyorum. Geçerken kulak kabartıyorum.
Kadınlardan kısa boylu ve şişman olanı konuşuyor.
Kadın: Nasılsınız Tiraje Hanım?
Tiraje Hanım: İyiyim canım sizler nasılsınız? Eşiniz Beyefendi nasıllar?
Kadın: Eşim iki yıl önce öldü Tiraje Hanım.
Tiraje Hanım: Geçen gün eşinizi gördüm o da sizden bahsederken "Karım benim için ölmüştür artık" diyordu.
Tiraje Hanım kısacık konuşmayı bırakıp çekip giderken avaz avaz şu şarkıyı söylüyordu;
"Kalp sevmekle tükenmez ki,
benim için öldün artık,
bir zalimle yaşanmaz ki
benim için öldün artık"
Geride kalan kadınlar ise alaysı yada iki yüzlü olmayanlardandı suskun biçimde yollarına devam ettiler.
Hangi Sebeple
25 Eylül 2010 Cumartesi
Sokak Kuşu
Bu sokağın sonuna doğru, caddeye çıkmadan üç dükkan önce bir camcı dükkanı var. Dükkanın sahibi olduğunu düşündüğüm orta yaşı bey yaz aylarında hep dışarıda oturuyordu ne zaman oradan geçsem adamın etrafı sokak kedileri ile dolu olurdu. Kedilerden bir tanesi diğerlerine göre daha iri, bakılı alacalı tutunculu grili beyazlı ve parlak kürklüydü. Pazar günleri geçtiğimde "Esas Kedi" adını taktığım ama bir kez olsun kendisine bu adla seslenmediğim uzun tüylü alacalı kedi haftanın son günü tamamiyle kendisine terkedilmiş üç yanı camlarla çevrili dükkanın içindeki koltuklara sere serpe uzanır mekanın keyfini çıkartıyor olurdu. Adam kedi düşkünü galiba, dükkanda beslediği yün yumağını adıran sevimli yaratığa da sokak kedilerini beslemeyi ve onlara şefkat göstermeyi kendisine görev edinmiş.
Bugün oradan geçerken cumartesi günü olmasına rağmen kapısı kapalıydı. Esas Kedi içerde ve tedirgindi. Kapıya gözlerini dikmiş geri adım atmaya hazır öylec duruyordu. Kapalı duran giriş kaısının önünde ise içeriyi gözetleyen iri mi iri bir martı vardı. Kedi korkmuştu belli, martı ise bir gurme edas ile süzüyordu içerde hala güvenli olup olmadığnı sorgulamaya başlamış olan küçük hayvanı.
Orada martının sokağın ortasnda yürüyor olmasına hayret ettim. Sokak Kuşu adını verdim kendisine. Sokak kuşusözleri aklım agelir gelmez bir çok ismin başına sokak kelimesini getirdiğimizde önüne geçtiği kelimenin daha farklı bir anlama bürünmesii sağladığını farkettim. Sokak kuşu, sokak süpürgesi, sokak kedisi, sokak köpeği, sokak kadını, sokak çocuğu.
Sokak kelimesi eklenince sanki anlamı tamamen değişmiyor da değeri biraz düşüyordu kelimenin. Sokaklar. Sokağa çıktığımızda hayatı daha farklı algılıyoruz aslında, sokaklar olan biteni olanca saflığı, soyunmuşluğu sadeliği ile gördüğümüz yerler.
Evden ilk çıktığımda sokakta yürüken çöp kutusunu eşeyen çocuklar gördüm, renkleri kopkoyu, yüzleri, elleri, giysileri kirli, çöp kutusundan işe yarar gördükleri nesneleri alıp kendilerinden daha kirli görünümlü çuvallara atıyorlardı. İstabul'da bir sokakta sanki bir hint filminden çıkmış sevimli çocuklar geziyor ve çöpleri karıştırıyorlardı.
Sokakta çocuklar karın tokluğuna çöp eşeliyor ve martılar kedileri tehdit ediyordu. Daha bir kaç gün önce sokaklardan gelmişlerdi. Avrupa Kültür Başkenti şehrimizde sanat galerilerine girmiş içerideki insanları bir güzel dövmüşlerdi. Bu öfke nereden geliyordu nasıl besleniyordu? Saldırganlardan yedi tanesini içeri aldıkları gibi saldılar. Onlar özgür ve sokaklarımızda.
Evinizin güvenli olduğunuzu sandığınız kapılarından içeriye girdiğinizde medeniyetin farklı düzeyinde yaşadıkları aşikar olan toplumların nimetlerinden kolayca faydalanmak mümkün, en son şarkıyı, filmi, dizi filmi o ülkelerdeki ile neredeyse aynı anda izlemek olağan işlerden. Kapımızı kapatınca içerideki dünya dışarıdakinden farklı. İçkimizi, sigaramızı içebiliyor, istediğimizi yapabiliyoruz, ramazan günü rahatsız edici bakışlar olmaan çay içmek bile mümkün.
Sokağa çıktığınızda ise bu nimetler ile dolu dünyadan ayrılıp başka bir ülkeye giriyorsunuz. Daha bir kaç gün önce saç kesimi farklı olduğu ve küpe taktığı için ondokuz yaşındaki bir genç öldürüldü. Tepemize dayattırılandan farklı olduğumuz anda, saçımız uzun diye, küpe taktık diye, örtünmedik, sakal bırakmadık, oruç tutmadık, içki içtik diye, tişötümüzün sloganı birisini gocundurdu diye, sevgilimizin parkta eline dokunduk diye eziyet görmek mümkün sokaklarda.
Ben son yıllarda oruç tutmadığım için eksiklik hisetmeye başladım son yıllarda. Suçlusu bana bakanların gözlerindeki izler. Bana öyle bakmaya ne hakları var?
Evdeki güvenli alanımız ne zaman daralacak Allah bilir. Attığımız oya varıncaya kadar fişlenecek hale geldik. Adımızın soyadımızın arkasında yığınla bizim aklımıza gelmedik laf salatası dolu. Yalanlarla dolu şahsi resmi tarihimiz ense kökümüzde bekliyor. martının kapı önünde kediyi beklediği gibi.

23 Eylül 2010 Perşembe
Kedi İsimleri
Şerafettin, Daisy, Katmer, Natali, Abdülkadir, Zeytin, Dandik, Kedibey, Kedigül, Neriman, Kehribar, Siyami, Nez, Derviş, Dırdır, Prenses, Miniş, Masmis, Mestan, Blackie, Whitey, Bocuk, Kartopu, Keyif, Nonika, Kıpır, Kıtır, Ojeli, Kibar, Kimyon, Narin, Arşimet, Ökkeş, Kontör, Korsan, Pamuk, Şarlo, Azize, Patik, Dalgın, Theodora, İrma, Madonna, Manita, Boza, Pofuduk, Toraman, Teoman, Tırmık, Mıncık, Mırılhan, Hayta, Mırnık, Mırol, Sarman, Zagor, Zahide, Kaplan, Tonton, Karam, Mülayim, Zorro, Sırım, Zühtü, Çörek, ve Katip.
Bunlar kedi isimleri. Her birini gördüm. Bazıları benim kedilerimdi, kimisi akraba kedisi, kimisi komşu ya da arkadaş kedisi. Geçen Cumartesi annemi ilk kez dışarıya çıkardık. Bir kafeteryada minik bir kedi bize merhaba dedi. İsmi yoktu, sokak kedisiydi. Sokak kedilerinin ismi yoktu. Bize güvendi, sehpamızın iç bölümüne atladı, tavlanın arkasına bir güzel yerleşti. Resmini çekerken boş gözlerle baktı objektifin arkasında bir yerlere doğru. Hemen ardından derin bir uykuya daldı, uykusunda gerindi. Rüya gördüğünde önce bıyıkları sonra patileri titredi.
21 Eylül 2010 Salı
Aptallara Güzel Gelen TV Dizisindeki Tecavüz
Çok uzun süre önce değildi gelinlikle çıktığı dünya gezisini sona erdirmesi normal görünümlü sıradan komşularımıza benzeyen bir türk babasının. Ölümle sonuçlanan o tecavüz bile bu kadar kıyamet koparmamıştı.
Bu yılın ilk aylarında doğudaki bir ilimizde 150 kadar halim selim erkeğin orta okul öğrencisi bir kız çocuğuna aylar boyunca tecavüz sırasına yazılıp yazılıp orgazma eriştiği ortaya çıkmıştı. 150 kadar kişi bir çelimsiz kıza tcavüz etmiş, tüm halk haberi yokmuş gibi susmaya karar vermişti. Bakanlar makanlar da alınmıştı gazetelerin bunu haber etmesine.
Hmmm, sonuç şu demekki: Gizli kapaklı kalın. Tecavüze suskun kalabiliriz tv de gözüüze tecavüz sokulursa endişe duyarız, halbuki biz hiç mi hiç endişe duymak istemeyiz.
Bu ikiyüzlülüğü de kubura düştü halkımızın, artık bir tuvalet kağıdı ile silmek en iyisi. Sil at, üstüne bir sifon çek, rahatla.
Tuvalet kağıdı dedim de tuvalet kağıdı rulosunun yanlış biçimde asılmasını göremeye de benim tahammülüm yok. Herkes tualet kağıdını doğru asmalı bence. Kimsenin benim göz zevkimi bozmaya hakkı yok.
Doğrusu şöyle, yanlışı da böyle:

