1930'u yıllardan bir dizi öğüt:
23 Mart 2015 Pazartesi
8 Mart 2015 Pazar
6 Mart 2015 Cuma
Hiç Gerek Yoktu!
21 Şubat 2015 Cumartesi
Soma İçin
Nilüfer, Karşıyaka ve Bornova Belediyeleri "Ölüm Vardiyası"na kucak açtılar. 6 günde 3 salon dolusu insanla kucaklaştık. Soma'dan bize alev alev yanan bir ayna tutulmuştu ve çok iyi anlamıştık unutmaya ne kadar yakın bir toplumun içinde yaşadığımızı. Ölüm Vardiyası kitabımız
“Soma için yapılacak her şeyde kayıtsız, şartsız varım” diyen 37 öykücünün
emeği ve Tilki Kitap Yayıncılık’ın desteğiyle Soma unutulmasın diye okurla buluştu. Keşke Soma faciası
yaşanmasaydı… Keşke ihmalden kaynaklı işçi ölümünün ne olduğunu hiç
öğrenmeseydik… Keşke bu öykülerin gerçekle uzaktan yakından alakası olmasaydı, keşke
edinenler, fantastik bir eser okuduklarını düşünüp “Vay be, ne hayal güçleri varmış” deselerdi.
Aşağıdaki kayıtta kitapta yer alan 37 yazarın öykülerinden birer, ikişer cümle var.
16 Şubat 2015 Pazartesi
Yolda
Ölüm Vardiyası'nın ikinci yolculuğunu Bursa'dan başlattık.
Bursa'nın temiz havasına mı, yoksa "kıskanılacak kadar dakik" otobüs sitemine mi,
Nilüfer Belediyesi Nazım Hikmet Sanatevi'nin olağanüstü atmosferine mi,
Bizleri ağırlayan Belediye ve Buyaz görevlilerinin
nezaketlerine ve konukseverliklerine mi,
izleyicinin duayrlılığına mı,
hangisine daha çok hayran kalacağımızı bilemeden döndük geriye.
Bu sene karı yollarda gördüm.
Yağmurla döndüm geriye,
İzmire'e
İzmir'deki yolculuğumuz; perşembe günü Karşıyaka,
cuma günü Bornova Belediyesi'nin katkılarıyla devam edecek.
Antalya, Kayseri, Elazığ önümüzdeki günlerde.
Yol ise her zaman gizemli bir karanlık demek.
11 Şubat 2015 Çarşamba
Allez, Venez, Milord!
Elini titrete titrete önündeki tabağa çatal, kaşık sallamasını izlemeye dayanamıyorum Vedat Milör'ün. Yüzüne kamera dayanmadıkça sudan çıkmış balık hayatı yaşayanları anlayamıyorum. Hırsın hiçbir türlüsünü anlamıyorum o da ayrı konu ya.
Ülkemizde İspanyol yemekleri yapan bir restoran sahibi kadın paprika ile ilgili bir anısını anlatıyor. İspanyada bir aşçıdan öğrendiği hikayeyi tekrar eden kadını burun kıvırarak ve sabırsız dinliyor Milör.
"Bunu daha evvel duymamıştım" diyor kadın susar susmaz.
Duysan İspanya'daki her bir ağızdan dökülen hikayeye vakıf sanırsın. Kadın bozuntuya vermiyor.
İç Anadolu'da bir pideciye düşüyor yolu. Önüne sunulanlara sallıyor çatalını. Bakamıyorum. Hoş görüntü değil. Elimdeki derginin sayfalarını karıştırıyorum bir yandan.
Derken;
"Ne güzel ambiyansı var buranın?" diyor Milör.
"Beyim kendimiz tuğladan yaptık burayı" diyor pideci.
Ekrana çeviriyorum bakışlarımı: yemin ederim göz bebekleri titriyor Milör'ün.
Kafamda tuhaf bir Piaf sesi: başlıyor şarkı söylemeye:
"Allez, venez, Milord!
Vous asseoir à ma table" (*)
8 Şubat 2015 Pazar
Nasıl Oldu Da Danışmanlık Hizmetlerinde Bu Noktaya Geldik?
Elbetteki bu sualin yanıtı nedir bilemem. Ah bir duvarların dili olsa da onlar anlatsa diyorum. Benden daha dertlisinin olduğunu bu vesile ile öğrenmiş oldum. Daha ne isterim?
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)



.jpg)
.jpg)
.jpg)
.jpg)

