20 Nisan 2013 Cumartesi

Kitapların İzmir Yolculuğu


Kitabın Ege'ye yolculuğu yani İzmir Tüyap Kitap Fuarı bugün başladı. 

İstanbul, Adana ve Bursa kitap fuarlarından sonra ilk kez yaşadığım şehirde bir fuara katılıp kitaplarımı imzalayacak ve İzmir Kitap Fuarı'nda ilk kez söyleşi yapacağım.

"Gölge Falı" ve "Aykırı Kuş" isimli kitapları imzalamak üzere; 

25 Nisan 2013 saat 14:00 - 15:30
27 Nisan 2013 saat 14:00 - 16:00 

belirtilen tarih ve saatlerde, Kanguru Yayınları'nın Salon 2'deki 707/C nolu stadında olacağım. 



Ayrıca Kanguru Sanat Merkezi İzmir bünyesinde kurulan "Aslolan Edebiyattır" grubu üyelerinden bir kısmı Sayın Aydın Şimşek ile birlikte söyleşeceğiz. Söyleşimizin detayları şöyle: 

"Öykünün İzmir Bahçesinde" 
Konferans Salonu - I
25 Nisan 2013
Saat 15:45 - 16:45

Konuşmacılar: 
Aydın Şimşek, 
Hüsamettin Köseoğlu, 
Figen Uğur Dölek, 
Deniz Moralıgil, 
Turan Horzum, 
Seher Kaya.



Ben ve arkadaşlarım tüm dostları bekliyoruz. 


19 Nisan 2013 Cuma

Seviye

Kedinin hayalinde bir turuncu balık var. Kedinin en nefret ettiği şey su; kendi rızası ile dokunamaz bile. Hayalindeki balığa ulaşmasının tek yolu var. Suyu içmek. 

Balığın korkusu; kedinin hevesi; su seviyesinin giderek aşağılara inmesi...


17 Nisan 2013 Çarşamba

Eğer Sophia...

Beyazperdenin sihrini en güzel ispat eden fiziksel karışıma sahiptir Sophia Loren. Genel kabul görmüş güzel tanımlarının dışında fiziğine rağmen ekrandaki yerini aldığı anda yanındaki her şeyi görünmez kılan bir kadındır o. Diğer teferruat birden önemini yitirir. Görüntüsünün yer aldığı bölge ete kemiğe bürünür, seyirci ile birlikte soluk alır. 

Yok, yok.. Yanlış söyledim..... 

O nefesini tutunca seyirci de nefesini tutar...

Zaman zaman düşünmüşümdür, film yönetmenliğini denemiş bir çok aktör ve aktrist gibi şayet o da yönetmen olarak kameranın arkasına geçmiş olsaydı eğer... Perdenin diğer bölümlerindeki oyuncular da görünür olur muydu? Onlar da Sophia gibi ete kemiğe bürünürler miydi diye? 




16 Nisan 2013 Salı

Filmin Sonunu En Başından Söylemek


"Olağan Şüpheliler" filminin bir anında Kevin Spacey, Verbal Kint rolünde der ki  "Şeytan'ın en büyük marifeti... insanları varolmadığına ikna edebilmesidir."  

Dün film afişlerine göz atarken bazı afişlerin neden başarılı bazılarınınsa neden başarılı sayılabileceğini örnekleri ile gördüm. Bazıları oyuncuları öne çıkarırken, bazıları film ile ilgisi olmayan yönleri öne çıkarıp aldatıcı bile olabiliyor. Dahası bazı filmleri izlediğine pişman oluyor izleyici afişe kanıp da bu kararı aldığı için. Bazı afişlerinse kendileri en başından hüsran. 

Aşağıdaki afiş ne kadar zekice hazırlanmış değil mi? Filmi izleyenler için filmin özeti, izlemeyenlere açıklamak ise adeta kasten adam öldürmek gibi bir eylemle eş değerde tutulabilir. 

Altıncı His filmini İzmir Sineması'nda izlemiş ve merdivenlerdeki kalabalığın peşinde salondan çıkıyordum ki, önümde yürüyen biri filmin sırrını bilet almak için gişede bekleyenlere bağırmıştı: "Bruce Wİllis aslında filmin başında...... ". 

Film önceden izlemiş, hoşuna gittiği için tekrar izlemeye arkadaşları ile gelmiş tipler vardır. Film boyunca "şimdi şu olacak", "şimdi bu buna böyle böyle diyecek" diye vızıldar dururlar. Ne beraber geldiklerinin, ne de çevresindekilerin filmi keyif içinde izlemelerine müsaade ederler. Bu afiş bu ses çıkarmadan yapılan ifşaat nedense hoşuma gitti. 







13 Nisan 2013 Cumartesi

Cambalik

Avuç avuç cebime indiriyordu kazandığı cambalikleri, meydan okudum.

“Arka mahalledeki arsada görüşürüz“ dedi “Yarın okul çıkışı“

Elimi cebime soktum. Cambaliklerimi okşadım. Şıkırdadılar mutlulukla. Biliyordum, yenilmeyi hazmedemiyordu. Ama kararlıydım ütecektim ortasında masmavi göz olan iri cambaliğini.

Fazla sürmedi gelmesi. Bakışlarnın rengi değişmişti. Karaydı gözleri ama cebimdeki uğur cambaliğim gibi kırmızı öfke rengine dönmüşlerdi arsaya adım attığında. Hırslıydı. Bütün cambaliklerimi alacağına yeminler etti. Küfrettim. O sinirle başladık oynamaya.

İlk vuruşta, tutturamadı. İkinci atış benimdi. Aldım benim uğur kırmızımı avucuma hohladım, gömleğime sürdüm, iyice parlattım. Tekrar baktım. Kıpkırmızı. İşaret parmağımla sıkıca kavradım. İttim başparmağımla. Gitti vurdu mavigözü tam ortadan. Cambaliklerimiz çukurdaydı. Aldım cebime koydum ikisini de. Köpürdü, küfürler etti peşimden. Aldırmadım, Mavigöz artık cebimdeydi. Kazanmıştım. Ertesi gün yine arsaya geleceğini biliyordum. Yenilen doymazdı yenişmeye.

Koşarak eve vardım. Odama girip kapıyı kapattım. Elimi cebime attım. Bir avuç cambaliğin arasında onu hissettim; ılıktı tenim gibi. Çıkarıp baksam biliyordum rengi masmaviydi. 




Not: Manisa'da bilye/miskete cambalik denir. 

12 Nisan 2013 Cuma

Akvaryumda Hayat

Bir duvardan diğerine varmam bir saniyemi almıyor. Şişman da olmadığıma göre hücrem dar demek ki. Her taraf cam. Durup dışarısını izlemekten başka yapacak iş yok. Bir keresinde bir bebek ve bir de kedi gördüğümü zannettim. Merakla beni izliyorlardı. 

Sonra mı? Sonrası hep aynı sıkıcı hikaye...




Körlük

Goethe demiş ki; "Düşünmek; bilmekten daha ilginç, bakmaktan daha az ilginçtir." Aşağıdaki fotoğrafa bakınca bu söze katılmamak elde değil.




Ben sıradan olana bakıp da kimsenin göremediklerini gören insanları ilginç buluyorum, bir de herkesin anlattığından daha farklı konularda söyleyecek sözü olanları.

Hayata farklı biçimlerde bakmayı denersek, olağanın içinde yitip gitmiş, gözden kaçmış detayları yakalama şansına sahip olabiliriz. Körlükten kurtulmanın başka çaresi yok.