7 Eylül 2011 Çarşamba

Benimle Oynar mısınız?

Bazen yabancı dilde bir kelime öğrenirsin ve o andan sonra, duyduğun cümleler içinde bu yeni kelimeyi seçmeye başlarsın. Belki çok işitmişsindir daha önceden. Ancak o kelimenin anlamına yabancı olduğun dönemlerde farketmemişsindir o sesler bütününü. Böyle böyle açılır kelimelerin dünyası önünde.

Ben bir oyun oynamak istiyorum. Belki de bir deney bu, çekinmeyin hemen. İçinde psikolojik çözümlemeler, kişilik tahlilleri filan yok. Fazla açıklama yapmak istemiyorum. Nedenini oyun bittiğinde anlayacaksınız.

Çok kısa bir oyun ve kelimeler ve onların gizli anlamları ile ilgili. Sonucunu da bir iki gün içerisinde yayınlayacağım bu oyunun. Sizden ricam yorumlara geçmeden başkalarının yazdıklarına bakmadan bu oyuna katılmanız, mümkünse yanıtlarınızı kağıt kalemle bir kenara not alıp sonra da yorum bölümüne aktarmanız. Gözünüz korkmasın oyun çok basit. Belki bu oyunun benzerlerini daha önce oynamışsınızdır ama benimkisi diğer oyunlardan farklı bir sonuca ulaşacak. Sonucun ne olduğunu bulmak için bana güvenmeniz ve oyunu oynamanız gerekiyor. Sonucu ben de merak ediyorum aslında ve bu merak beni heyecanlandırıyor.

Kelime Oyunu

Kurallar:
1 - Aşağıda yazılı on kelimenin her birini okuyun. Her bir kelimeyi okuduktan sonra gözlerinizi kapatın ve her bir kelimenin sizde çağrıştırdığı kelimeyi, sadece bir tek kelimeyi hemen karşısına yazın. Her bir kelimeyi okuduktan sonra gözlerinizi kapatın ve sizde çağrıştırdığı kelimeyi kullanın.

2 - Eğer bir kelime sizde her hangi bir çağrışım yapmıyorsa o kelimenin aklınıza getirdiği soru cümlesini yazabilirsiniz. Kelimenin karşısına kelime yazmayıp soru sormak istiyorsanız. Çok öenmli bir kural var soru cümlesinin içinde benim yazdığım kelimelerden hiç birisi yer alamaz.

Kurallar gördüğünüz gibi çok basit.

Şimdi gelelim oyunumuzda yer alan kelimelere.

Kelimeler:

- Vermek:
- Sahiplenmek:
- Sesler:
- Eskiler:
- Anılar:
- Üşüşmek:
- Korku:
- Kızım:
- Gece:
- Yüz:

Oyunuma katılırsanız çok sevinirim, sonucun nasıl bir şey olacağını çok merak ediyorum. Şimdiden teşekkürler.

6 Eylül 2011 Salı

6 Gün, 6 Gece

Bir çok sinema tutkunu fransız filmlerini daha çok sevdiğini söyler. Ancak bu sözü söyleyenlere sevgilerindeki bu fazlalığın nedenini sorduğunuzda, size verecekleri yanıt eminim ki kendilerini de tatmin etmeyecektir. O kişilere italyan, rus, polonya, çek, isveç, japon, kore,norveç filmleri de izletseniz büyük bir ihtimalle o filmleri de sevdiklerini söyleyeceklerdir. Holywood ve Bolywood filmlerinin profesyonelliğini diğer dünya sinemaları henüz yakalayamışlardır. Amerika Birleşik devlertlerinde ve Hindistandan çıkan filmer bazı istisnalar hariç büyük kitlelerin tüketimine, büyük ince hesaplar yapılarak sunulmaktadır. Böyle olunca da büyük stüdyolarca hazırlanan filmler için sürecin her bir aşaması senaryo yazımından, oyuncu seçimine, oradan filmin test gösterimlerinden sonra yeniden cilalanmasına kadar defalarca üzerinden geçilen ve daha fazla billet satılmasına odaklanmış ürünlerde son halini bulan bir çabalar bütünüdür. Öykü yazılır, yeniden yazdırılır, prodüktörler o öyküyü finanse etmeye ikna edilir, filme prodüktörün eli değer. Yeniden stüdyonun istediği adama yazdırılır, yönetmen bulunur, oyuncular bulunur, yönetmen oyuncularıdeğiştirir, senaryoya müdaahlelerde bulunur/bulundurtur. Film çekimlerine başlanır prodüktörler ham görüntülerden hoşlanmazlarsa yönetmen de değişebilir. Bu kadar elin değdiği ürünlerde samimiyet kaybı oluşur. İzlmesi kolay, tüketmesi kolay, rafine film izlemenin ayırdına varmış kimseleri tam anlamıyla kavramayı hedeflemeyen konfeksiyon üretimlerdir bunlar.

Oysa ışıklar karardığında perdede gördükleri ve kendi iç dünyası ile başbaşa kalan seyirci filmde samimiyet arar. Başkalarını etkilemek amacı ile üretilmiş filmler samimiyetsizdirler. Üretim aşamasında atılan adımlar izleyicinin duyguları hesaplanarak atılmıştır. Seyirci bu tür filmleri izleme doygunluğuna eriştiğinde büyük ekiplerden beslenen filmerden tatmin olamadığını farkeder. Ancak adını koyamaz.

Bir de film izleyicisinin aradığı aslında, ona bir hikayenin anlatılmasıdır. Başını omzuna koymuş derdini, sevincini paylaşan bir dost gibi öyküsünü anlatan filmleri daha sahici bulur ve sonunda der ki "fransız filmlerini daha çok seviyorum." Böyle demesinin bir sebebi de zamanında ülkemizin fransız filmlerine daha çok açık olmasıdır. Dağıtımcılar her ne sebeple olduysa fransız filmlerini sıkça getirmiş ve fransız filmini izlyen kişiler de nedenini teşhüs etmeksizin o filmleri beğendiğini anar olmuştur.





Ben de fransız filmlerini seven o kalabalığa dahilim. 1995 yılında izleyip de içerdiği bir kaç minik detay sebebiyle kafamdan silemediğim bir filmi seneler sonra yeniden izleme şansını yarattım geçtiğimiz bayramda.

À La Folie “Deliliğe” isimli bufilm ingilizce konuşan ülkelerde “6 Days, 6 Nights” ismi ile gösteriledi. Ülkemizde de 6 Gün, 6Gece ismi ile gösterime girmişti.

Filmin konusu son derece basit. Alice ve Elsa birbirine rakip ikiz kız kardeşlerdir. İki yıldır birbirlerini görmemektedirler. Alice (AnneParillaud) gelecek vaad eden bir ressamdır. Paris’te erkek arkadaşı Franck ile çok kısa bir süre once beraber taşındıkları çatı katında yaşamaktadır. Franck (PatrickAurignac) boksördür. Bir gün Elsa (Béatrice Dalle) çıkagelir ve çiftin dairesine geçici olarak yerleşir. Elsa “Umutsuz ev kadınları’nda” olduğu gibi canısıkılan bir ev kadınıdır. Eşinin kendisini aldattığını öğrenince kapıyı vurduğu gibi iki çocuğunu geride bırakarak çıkmış, Paris’e kız kardeşinin yanına gelmiştir. Onun gelmesi ile aşık çiftin arasında sorun tohumları filizlenmeye başlar. Elsa geçmişin rövanşını almaktadır. İkisi ile sürekli prsikolojik oyunlar oynayarak onları alt üst eder, Alice’in stüdyosunu mahveder, sevgilisi ile ilişkisini parçalar, Franck ile beraber olur ve adamı Alice’in delirmekte olduğuna ikna eder. Alice en başından beri olanı biteni ve yakın geleceği görmekte ama kardeşine yıllar önce teslim bayrağını çektiği için giderek çılgına dönüşen kadını durdurmak üzere kılını dahi kıpırdatmamaktadır. Filmin öyküsü kısaca bu şekilde özetlenebilir.

Nyman’ın güçlü müziğinden, Kurys’ın usta yönetmenliğinden destek alan film basit öyküsüne rağmen izlenilebilir bir dram. Alışkın olmadığımız kamera açıları, başkaları konuşurken oyunculardan birisinin yüzüne odaklanarak onun yüzünden, içinden geçenleri anlamaya olanak veren yakın çekimler, finaldeki minik ve zarif sürprizli detayları ile benim için bir tane daha samimi bir film daha. İkinci defa da severek izledim,





À La Folie / 6 Days, 6 Nights
1994 Fransa Yapımı
Yönetmen: Diane Kurys
Senaryo: Diane Kurys, Antoine Lacomblez
Müzik: Michael Nyman
Oyuncular:

Alice: Anne Parillaud
Elsa: Béatrice Dalle
Franck: Patrick Aurignac

5 Eylül 2011 Pazartesi

Daha Dar Görüşlünün Daha Büyük İtirazları

İşyerinizde yaptığınız öneriler birbir geriye püskürtülüyorsa, ısrarcılığınız arttıkça yöneticinizin size gösterdiği sözlü direnç daha da artacaktır. Ancak beceriksiz, dar görüşlü, oturdupu koltuğu haketmeyen insanların ortak dilini kullandıklarını bilmeksizin aynı hazır cümle kalıplarını size karşı kullanmaya devam edeceklerdir. .Geri kafalı insanların itiraz cümlecikleri her hangi bir zeka belirtisi içermez. Her birisi daha önceden, hem de milyonlarca kez kendi nevinden insanlarca yani; işgal ettiği konumunun gerektirdiğinden daha az zekalı, az yetenekli, az donanımlı, az bilgili, az tecrübeli kimselerce.

Yıllık bütçemizde bu kalem yok.

Harika bir fikir! Ama uygulanabilirliği yok...

Bunun sonuçlarını bana nasıl kanıtlayabilirsin?

Niye değiştirelim ki, hala gayet güzel idare ediyoruz.

Çok haklısın, ama...

Bu fikre ısınamadım ben.

Sen zamanımızdan en az iki üç yıl ileri fikirli düşünüyorsun. Yani olmaz.

Biz buna hazır değiliz.

Bunun için yeterli paramız, yerimiz, adamımız, donanımımız yok.

İyi bir yönetici bu fikre asla sıcak bakmamalı.

Hadi bu fikirlerini bana yazılı olarak ver.

Yine mi senin şu meşhur fikrin?

Aramızda kalsın ama başkaları bu fikrini bir duysalar.... Çok gülerler, komik duruma düşersin.

İyi fikir gibi görünüyor ama uzun vadede zarar ederiz.

Bu fikri nerden buldun çıkardın anlamıyorum, iş açma başımıza.

Biz bu olmadan da gayet güzel idare ediyoruz.

Bu fikrin doğuracağı problemler şunlar....

Hadi bir çalışma gurubu kur da irdeleyin bakalım.

Sen git bunun üzerine biraz daha düşün de öyle gel.


İş yerinizde, müdürünüzden yukarıdaki cümlelerden baş tanesini ileri sürdüğünüz bir öneriye karşı yanıt olarak aldıysanız.eğer o kurumda ne aradığıunızı ve o kurumda kendinizi için nasıl bir gelecek düşündüğünüzü gerçekçi biçimde gözden geçirmeniz gelecekteki ruh sağlığınızın kalitesi açısından hayli yararlı olacaktır.


3 Eylül 2011 Cumartesi

Dar Görüşlünün İtirazları

Her iş yerinde mutlaka o işe uygun olmayan insanlar vardır. Bunlar haketmediklere görevlere getirilmiş olabilirler. Beceriksiz insanın eline yetki verdiler mi yandığınızın resmidir. Anlamaktan aciz oldukları konular üzerirne kafa yormak zorunda kaldıklarında, soru soran adam diş bilemeye başlarlar. Ömür törpüsüdür bunlar, işe de bir gram katkıları yoktur.

Bu gibi dara görüşlü ve beceriksiz insanlara işi kolaylaştıracak, karlılığı arttıracak, çalıştıüınıoz şirketin piyasada farklılığı ile tercih edilmesi ile sonuçlanma ihtimali yüksek bir proje ile gittiğinizde alacağınız yanıtlar şunlardan ibarettir:

Bunu yapacak vaktimiz yok ki bizim.

Bunu yapacak kaynağa sahip değiliz ki.

Bunu daha önce denemiştik ya.

Bizim sorunumuz değil ki bu, öyle olsa genel müdürlüktekiler düşünürdü zaten.

Maliyeti fazla yüksek olur bunun.

Bizim durumumuzdaki bir firmaya uygun değil bu canım.

Bu ara bunlara vakit ayıramayacak kadar meşgulüz

Bu bizim vazifemiz değil ama.

Bu çok radikal bir değişim olur.

Bunlara ayıracak vaktimiz yok.

Yaptığımız her uygulamanaya ter düşer bu.

Dur önce bu konu hakkında detaylı bir araştırma yapalım.

Opersayon birimimiz bu yükü kaldıracak kadar büyük değil.

Operasyon birimizin üzerindeki yükü çok arttırır bu, hiç pratik değil.

Buna kimse beş para vermez, satmaz bu.

Bunu daha önce hiç denemedik ki.

Fazla riskli.

Şirket politikamıza aykırı.

Bunu yapacak yetkimi zyok.

Adeta imkansıza benziyor.

Biraz da gerçeklere dönelim.

Götürdüğünüz her yeni öneriye fazla düşünmeden bu cevapları veren bir yönetici ile çalışıyorsanız onu beceriksiz biri olarak mimleyin ve kendinizi fazla üzmeden onu da çok fazla zorlamadan kendinize yeni bir rota çizin. O iş yerinde yenilikçi kafa ile davranan birisine yer yok demektir. 

Öte yandan yönetici olarak çalışıyorsanız ve işi daha pratik hale getirmeyi sağlayan sizin yaptığınız her uygulama değişikliğinde emrinizde çalışan orta kademe yöneticilerden yeniliği dışlamayı hedefleyen bu tür itirazlar yükseliyorsa, ufku dar ve beceriksiz insanlardan fayda gelmeyeceğini, onların sadece rutin işlerle başa çıkabileceğini, rutinin arkasına gizlenip bütün bir günü vakit öldürmekle tüketebileceklerini bilin ve kendilerinden ilk fırsatta kurtulun.   


Eski Resimler

İzmir olsun İstanbul olsun, yerleşim bölgelerinde günün karardığı saatlerde bazı evlerden insanlar ellerinde minicik bir denk ile çıkıp, ellerindeki yükü alel acele çöp kutusunun yanına devirip kaçarcasına uzaklaşıyorlar. Bu ganimetin içeriği sabah saatlerinde çöp toplayıcılar velirince ortaya dökülüyor. Denklerde genellikle yaşlı insanların elbiseleri, gecelikleri, yastığı, şiltesi, yorganı ve bazen de bir kaç ayakkabısı oluyor. Bu şu demek; evden yaşlı bir kadının cenazesi çıkmış. cenaze toprağa kadının fazlalıkları da doğru çöpe.

Yok mudur bu işin daha yürek burkmayan bir yöntemi.

Yaşlı bir kadının plastik çerçeve içine konmuş portresi bit pazarında iki türk lirasına satılıyordu geçen gün.

Kim alır?

Bir yaşlı kadının resmi bu kadar mı ağır gelir belki de eskiden sahibi olduğu duvarlara?


2 Eylül 2011 Cuma

Bir Düş

Ah! Düş olmayan bir şey var mıdır gündüzleyin
Gözlerinde geçmişten gelen bir ışıkla
Çevresine bakan kişi için?




Resim: BuzzFeep.com

1 Eylül 2011 Perşembe

Bir Rüya Olsa Az Buçuk Tuhaf Olsa

Bir tuhaf rüya olsa, adam rüya da gezse. Adamın geçtiği yerler bir başka tuhaf olsa. Bisiklette gidiyor olsa adam, bisikletin tekerlekleri yolları ezdikçe adamın içi bir tuha olsa.

Kuşlar, ağaçlar, yollar herşey ayrı bir tuhaf olsa. Mesela hepsi bıyığa benzese. Gökte kanat çırpan kuşlar, ağacın dalları, bisikletin geçtiği yol, çimenleri akla gelen her şey akla gelmeyen gibi olsa.

Rüya boyunca fonda şu şarkı çalsa mesela...

Bilemedim...



Resim için Domatessuyu'na teşekkür ederim.