Yiyun Li, günümüz edebiyatının en nevi şahsına münhasır, okurunu içten içe huzursuz eden yazarlarından biri. Çin doğumlu olan ancak eserlerini İngilizce kaleme alan bir yazar, kelimelerle adeta bir cerrah soğukkanlılığıyla oynuyor. İnsan ruhunun en kuytu, en karanlık ve kimseye açılmamış köşelerini büyük bir soğukkanlılıkla deşiyor. Kendisi de zaten ana dilinin getirdiği o duygusal yükten kaçmak, kelimelerle arasına bir mesafe koymak için İngilizce yazmayı seçtiğini söylüyor. Li’nin kitapları, elinize alıp “tatilde okuyabileceğim bir kitap ” diyeceğiniz türden işler değil; insanı sarsan, oturduğu yere çiviliyen ve rahatını kaçıran eserler. Kazkafanın Kitabı ile PEN/Faulkner Ödülü’ne layık görüldü ve 2026 yılında da TIME dergisi tarafından “Dünyanın En Etkili 100 Kişisi” arasında gösterildi.
Gelelim Asıl Mevzuya: Kazkafanın Kitabı (The Book of Goose)
Eğer adından yola çıkarak bu kitabı kırsalda geçen, içinde sevimli kazların uçuştuğu, neşeli bir köy hikayesi sanıyorsanız, yanılıyorsunuz. Çünkü roman, İkinci Dünya Savaşı sonrası Fransa’sının kasvetli, yoksul ve çamurlu bir köyünde geçen; dostluk, manipülasyon, deha ve şöhret üzerine kurulmuş kapkara bir büyüme hikayesini anlatıyor.
Hikâyenin merkezinde iki taşralı kız var: Agnès ve Fabienne. Fabienne, kelimenin tam anlamıyla “ele avuca sığmaz, şeytani bir deha”. Agnès ise onun sadık gölgesi, Fabienne’in zihnindeki dünyayı dış dünyaya aktaran bir nevi elçi. Fabienne köydeki sıkıcı hayattan ve ölümün kasvetinden kaçmak için dahiyane bir plan yapmıştır: Birlikte zalim, karanlık ve absürt çocuk hikayelerinden oluşan bir kitap yazacaklardır. Ancak bir koşulları vardır: Kitabı Agnès yazmış gibi görünecektir. Plan tıkır tıkır işler, kitabın Paris’teki seçkin çevrelerin dikkatini çekmesiyle Agnès bir anda “taşralı dahi çocuk” olarak edebiyat dünyasının yıldızı haline gelir. Ancak bu parıltılı şöhret, iki kız arasındaki o hastalıklı ve kopması imkansız bağı yavaş yavaş zehirlemeye başlar.
Edebi Karşılaştırmalar: Kazlar, Dahiler ve Diğer Taşralılar
Kazkafanın Kitabı‘nı okurken insanın aklına ister istemez benzer temaları işleyen başka başyapıtlar geliyor. Yiyun Li’nin burada ne kadar muzip ve tekinsiz bir iş çıkardığını bu karşılaştırmalarla daha iyi anlıyoruz:
Romanı okuyan hemen herkesin aklına gelen ilk isim şüphesiz Elena Ferrante’nin Napoli Romanları’ndaki meşhur Elena ve Lila karakterleri olacaktır. İki kadının çocukluktan yetişkinliğe uzanan, içinde hem muazzam bir sevgi hem de büyük bir rekabet barındıran dostlukları ilişki dinamiği açısından Agnès ve Fabienne’inkine benziyor. Her iki kitapta da “deha” olan taraf, aslında arka planda kalmayı seçen ya da toplumsal şartlar yüzünden geride duran karakterdir (Lila ve Fabienne). Diğer kişi ise onun ışığıyla parlar ama bunun bedelini ağır öder. Ferrante, okurunu Napoli’nin Akdeniz sıcağıyla kavrulan, bağırış çağırış dolu, gürültülü sokaklarında gezdirirken; Yiyun Li bizi Fransa’nın sessiz, çamurlu, kaz pislikleriyle dolu soğuk bir köyüne hapseder. İtalyan dostluğunda tutku ve açık bir öfke varken, Fransız köyündeki dostlukta buz gibi, tekinsiz bir manipülasyon hakim ve Fabienne, Lila’ya kıyasla çok daha manipülatif ve tabiri caizse psikopatlığa daha yakın bir karakter
Savaş sonrası dönemin kasvetli Fransız kırsalında geçen ve iki çocuğun dünyaya karşı kurduğu acımasız ortaklık dediğimizde akla gelen bir diğer dev isim Agota Kristof olacaktır. Büyük Defter‘deki ikizler de hayatta kalmak için kendi ahlak kurallarını yazarlar ve dünyaya meydan okurlar. İki romanda da çocuk saflığı diye bir şey yoktur. Savaşın külleri arasında büyüyen çocuklar, yetişkinlerin dünyasında onlardan çok daha acımasızdırlar. Ölüm, her iki kitapta da sıradan bir taşra gerçeğidir. Kristof’da anadilinde yazmamıştır ve dili baltayla kesilmiş gibidir; yani çok kısa, keskin ve duygusuzdur. Yiyun Li ise daha melankolik, edebi ve katmanlı bir anlatımı tercih eder. Büyük Defter’de hayatta kalma dürtüsü ön plandayken, Kazkafanın Kitabı yaratım süreci ve sanatın bir aldatmaca olarak nasıl kullanılabileceğini önce çıkıyor.
Yiyun Li’nin Edebi Tarzı, Etkilendiği Yazarlar ve Temaları
Yiyun Li’nin edebiyatı, hırslı bir çığlık atmak yerine, odanın köşesinde oturup sizi sadece bakışlarıyla huzursuz eden o sessiz insanlara benzer. Dili süslemez, duygu sömürüsü yapmaktan kaçınır; büyük ölümler, intiharlar ya da siyasi sürgünler onun metinlerinde devasa kilit dönüm noktaları olarak değil, hayatın içinden ve sanki sabah içilen kahveleri kadar sıradan parçaları olarak sunulur. Karakterleri genellikle duygularını bastırmış ve asıl niyetlerini en yakınlarından bile saklayan insanlardır. Dolayısıyla bir Li romanında kimseye tamamen güvenemezsiniz.
Li’nin eserlerinde ruhunun ne doğduğu ne de yaşadığı ülkenin yazınına değil, daha çok Avrupa ve Rus klasiklerine yakın olduğunu görürüz. Hatta İrlandalı öykü ustası William Trevor için Li’nin edebiyat babasıdır diyebiliriz. Trevor taşra insanlarının içindeki o devasa trajedileri küçük, sessiz anlarla anlatma becerisi Li’nin tarzının temel taşlarındandır.
Çehov’un “hayat olduğu gibi akar, büyük kahramanlar yoktur” düsturu Li’de birebir karşılık bulur. Karakterlerinin eylemsizliği ve hayata karşı hissettikleri o büyük cansıkıntısı Çehovvari bir damardan beslenir.
Son Söz
Kazkafanın Kitabı, edebiyat dünyasında çokça işlenmiş “yıpratıcı dostluklar” ve “büyüme sancıları” temasına yepyeni, buz gibi soğuk ama bir o kadar da sürükleyici bir soluk getiriyor. Yiyun Li, harika bir dönem atmosferi yaratırken, insan ilişkilerinin en karanlık labirentlerinde hiç bir ışık olmaksızın yürümemizi istiyor.
Eğer dostluğun sadece el ele tutuşup kırlarda koşmaktan ibaret olmadığını, bazen bir insanın diğerinin ruhunu nasıl yavaş yavaş yiyip bitirebileceğini (ve kurbanın bundan nasıl acayip bir zevk alabileceğini) görmek istiyorsanız, bu kitap tam size göre.
Ve bir de bu kitabı okuduğunuzda kazlara bir daha asla aynı gözle bakamayacaksınız.
Orası kesin!
Adı: Kazkafanın Kitabı
Orijinal Adı: The Book of Goose
Yazan: Yiyun Li
Çeviren: Nuray Önoğlu
Yayınevi: Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları
Türü: Roman
Sayfa Sayısı: 312

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder
Yorumlar