Saturday, May 18, 2013

Fotoğrafların Dili Olsa...

Duvarların dili olsa derler, neler neler anlatırdı. Konuşan duvar görmedim ama duvarlara konuşanları çok gördüm. Benim de duvar mı insan mı bilinmezlere konuşmuşluğum oldu zira. Duvarları geçelim de fotoğraflara gelelim. 

Fotoğrafların dili olsaydı...

Mesela şu aşağıdaki....

Ne anlatırdı?



Yolcu (The Passenger) filminin setindeyiz. 

Maria Schneider karşıya bakıyor. Jack Nicholson'ın başı önde belli ki biraz sonra söyleyecelerini içinden tekrar ediyor. Dikkatini toparlamak için  "piyano için beş kolay parça"dan bir tanesini mırıldanıyor olması ihtimal dahilinde. Hal böyle olunca Michalengolo Angelo'dan gelen çekime geçilmeden evvel gelen son direktifi kaçırıyor. 

Jack Maria'ya soruyor:
- Ne dedi?
Yanıt hemen geliyor:
- Bas gaza Jack..



Bu sözlerin üzerine daha fazla ne denir?

Meraklısına filmler diyor ve susuyorum.

Meraklısına filmler:

Friday, May 17, 2013

Süs

İnsanlar bazen olduklarından farklı görünüyor, bazı insanlar ise daima olduğundan farklı davranıyor. Kendi seçimleri... Beni bağlamaz. Sahte insan tutmam etrafımda.

Bazı insanlar da olduklarından farklı görünmeyi eğlenceli biçimde başarabiliyor. Onlara sözüm yok. Mesela aiağıdaki resime dikkatle baktığınızda, büyük ressam Pablo Picasso'yu göreceksiniz. Kendine Temel Reis süsü vermiş.


Thursday, May 16, 2013

Karanlık - III

"Kim ki canavarlarla dövüşmeyi göze alır, sonunda bir canavara dönüşmeyi de göze almalıdır. Değil mi ki, derin karanlığa uzun süre bakanın karanlık da bakar ruhuna.

F. Nietzche



Karanlık - II

Karanlığı nasıl tarif edersiniz?

Çok uğraşmaya gerek yok çünkü karanlığın en başarılı tariflerini geçtiğimiz günlerde elle çizilmiş bir karikatür ile dijital biçimde manipüle edilmiş bir fotoğraf karesi yaptı zaten. İlkinde; yani karikatürde, gözleri bağlanmış bir adam yüzü televizyona dönük oturmuş, ekranda ise ağzı bağlanmış bir adam vardı. Konuşması engellenmiş anlatıyor, görmesi engellenmiş bakıyordu. İkincisi ise bir fotoğraftı. Televizyonun karşısına geçmiş bir adam, ekrandan görünen güllük gülistanlık bir Reyhanlı resmine bakıyordu. Resmin arkasında ise patlama sonrası kan gölüne dönmüş, dumanı tüten bir kent enkazı vardı.  

Karanlığı bu iki görüntüden daha iyi ne anlatabilirdi?

Kendi ülkemiz sınırları içindeki Reyhanlı'ya dair bilgileri yabancı basından izleyerek karanlığın içinde bir iki ışık huzmesine yol açabiliyoruz ancak. Birileri elli diyor, elli bir diyor; diğerleri yüz yetmiş. Bunlar ölü sayısı. Kaç adet olduğu çok önemli mi? Bir kayıp bile korkunç. Niye böyle büyük bir risk yüklendi bu halkın sırtına? 

Karanlığa değen ışık, aydınlığa yol açıyor.

Karanlık başka yerlerden de deliniyor o zaman. 

Amerika Birleşik Devletleri'nin Suriye'deki Direnişçi Gruplara 250 milyon Amerikan Doları yardımda bulunduğu söyleniyor.

Nisan ayından beri Time Dergisi'nin doğruluğunu teyid ettirmek için uğraştığı bir video var. 27 saniyelik bir vahşet.

Vahşi videoları izlemek istemiyorum.

Bir kaç sene önce bir tanıdık telefonuna gelen bir mesajı izletmek istemişti. Irak'da milis kuvvetlerince esir alınmış amerikalı bir askeri gösteriyordu. 20'li yaşların başındaki bu amerikalı genç asker dizleri üzerine oturtulmuştu ve tir tir titriyordu. Kendi yaşlarındaki bir şalvarlı genç bıçağı boynuna dayadı ve kafasını kopardı. Bu video kimlerin telefonundan kimlerinkine gidiyordu. İzleyenler niçin mutluluk kahkahaları atıyordu. Bana videoyu gösteren kişinin orta okula giden bir oğlu vardı. Vahşete bakmak, vahşete tapmak bu olsa gerekti.

Vahşet görüntülerini izlemediğimi söylemiştim. Suriye'dekini de izlemedim. Ama içeriğini yabancı haber kanallarından öğrenmiştim zaten:  Suriyeli rejim karşıtı grup komutanlarından Ebu -Sakkar ismi ile de bilinen Halit el Hamid Esad ordusu mensuplarından birinin ölü geçen bedeninin yanına gidiyor. Bıçak bıçak darbesi ile göğsünü deşip, iyi ce kesip kalbini söküp alıyor. Kendisine tezahürat yapan yandaşlarının Allah ü Ekber çığlıkları arasında kalpten kocaman bir ısırık alıp çiğniyor.

Amerika Birleşik Devletleri'nin yardım paralarının böyle insanlara gitmiş olması o ülkenin vatandaşlarını huzursuz ediyor.

Şimdi nasıl bir taraf olma hali içindeyiz biz?

Bebek ölülerine üzülebiliyoruz da, daha düne kadar kardeşi, komşusu, din kardeşi, dostu olan insanlara aç yamyamlara kızamıyor muyuz?

Başka ülke vatandaşları neden önceliklerimiz arasına alındı?

Öncelikler arasında Türkiye Cumhuriyeti vatandaşları ve onların güvenlikleri kaçıncı sırada?

Biliyor muyuz?

Bilen var mı?

Duygusal mı ülkemizin reaksiyonları, bekleyişleri?

Bu mudur?

Karanlık mıdır? 

Meraklısına Linkler:

Wednesday, May 15, 2013

Karanlık

Suçlusunuz. 

Cezanız belli oldu. 

Belirsiz bir süre daha karanlığa bakacak, karanlığı konuşacaksınız. 


Sunday, May 12, 2013

Hepsi Sadece Bir "Ses"

Her meslek kendisine yıllarını vermiş çalışanlara bir, ya da bir kaç armağan olur. Bir şekilde iz burakır yaşamlarda. Yolun başındaki genç insan fark etmez kendipayınadüşecek armağanı. Birisi uyarsa bile dikkate almaz.. 

Cevaben der ki:

"Bana bir şey olmaz.!"

Olur, mesleği herkeste bir iz bırakır. Bendeki iz mesela telefonları umursamamak oldu. Bangır bangırçalan onlarca telefonun ortasında beni bıraksanız hiç tepki vermem telefon seslerine karşı şerbetlendim. Duymuyorum. Bakmıyorum. Eskiden telefon var mıydı avasında geçiyor günlerim. En azından kötü haber almıyorum. 

Yıllarca telefona yapışık işhayatı olunca böyle oluyormuş sonu kimisinin demek ki. Üniversiteden yeni çıkmış bir yaze mezunken bana gelecekten haber olarak biri bu durumumu anlatsaydı asla, kesinkes inanmaz ona şöyle derdim:

"Bana bir şey olmaz!"

Cep telefonuma iltimaz geçiyorum ona arada cevap veriyorum. O da cebimdeyken çalsa duymam, sadece telefon elimdeyken çalacak olursa cevaplıyorum. Nadir telefon cevaplayan biri iken ben bile call cnter zulmünden payıma düşeni alıyorum. Artık 850 ile başlayan numaraları belleyip asla cevaplanmaması gereken numaralar olarak zihnime kazımışken ne olduysa üç dört hafta kadar önce kendi rızam ile yanıtladım 850 ile başlayan numarayı.

Arayan banka idi.

Kalitelerinden gıdım tavizvermez ya bunlar,telefonun öbür ucundaki ses özgüven ile ilgisizlik karışımında bir tondan adını vererek, konuşmamızın kaydedileceğini söylediği anda şimşek çaktı beynimde. 

"Hayır kaydetmeyin" dedim. 

Mesleğimin bana verdiği ikinci armağan bu: istersem nsanları şaşırtabilirim.

"Neden?" diye sordu ses.

"Ben" dedim "çağrı merkezinde çalışanlar ile ilgili biröykü yazıyorum, size bir kaç soru sormak istiyorum.""

Kısa bir sessizlikten sonra, ses konuştu. Karasızdı, kimse onu telefonda kendisine yöneltilelecek garip sorulara karşı uyarmamışolmalıydı.Kesin oryantasyon kursunda okıdığu kurallar listesini anımsamay çalışıyordu. Fala düşünüp hayır demeden evvelbir şey söylemeliydim.

"Bakın dedim pis bir şaka yapmıyorum. Sizleri anlatacağım. Ne kadar gerçekçi olursa o kadar iyi değil mi? kaydetmeyin işte. Farzedin beş dakika mola verdiniz. Konuşmamızı kaydetmeyin size brikaçsoru soracağım."

Tereddüdünden vazgeçip derin birnefes aldı. aklıma gelen soruları birbiri ardına sıraladım. Yanıtlarında içten olduğu  sıcak ses tonundan belliyidi. Soracaklarım bitince teşekkür ettim. Sesimizi kaydetmeye başladı. Görecvini iyi yapıyordu, ancak yeni bir kredi kartına ihtiyacaım yoktu.

Ondan sonraki günlerde telefon elimde bekledim. Soracağım soruları hazırladım. Çoğalttım. Benimle konuşmaya ikna olan tüm çağrı merkezi çalışanlarının yanıtlarını soruların altına konuşma anında elimle yazdım.İu ana kadar on iki kişiden yanıt alabildim. Soruların yanıtları biri hariç birbriine çok benzemiyor ancak bir soru var ki yanıtı hep aynı.

"Müşteriler hakkındaki düşünceniz nedir?"

Onlar birer ses. Kibar insanlarla konulurken bazen ağlayacak gibi oluyorum. Edepsiz, aşağılayıcı, küfürbaz "insanları ve bir dekibar insanlar biraz iz bırakıyor bende. Onun dışndaki herkes, hepsi sadece bir ses."



Saturday, May 11, 2013

Alçakgönüllüleri Bekleyen Tehlikeler

Alçak gönüllülük hoş bir şeydir. Ancak alçak nüfusunun yoğun olduğu coğrafyalarda edinenlerin hali yamandır. Behçet Necatigil'in şiirinde dediği gibi "Çekingen, tutuk saygılı, bütün yakınlarınız sizi yanlış tanıdı" O yüzden alçak gönüllü olanların kendilerini bekleyen tehlikeleri asla akıllarından çıkarmamaları, gerekirse mütevazı tutumlarından ortan gerekli kılmadan az evvel sıyrılarak arada bir dellenmeleri hayli yararlarınadır. 

Alçak gönüllüleri bekleyen en büyük tehlikeler:

1 -  Diyelim ki büyüklerinize, iş yerinizdeki amirlerinize karşı saygılısınız, her kese karşı alçak gönüllüsünüz. Başarılarınızla, yeteneğinizle övünmeyi ayıp sayıyor, kendinizi pazarlama yönünde suskun kalıyorsunuz. Bu durumda sessizliğiniz saygınız sizi kendi gözüne kestirmiş rakipleriniz tarafından aleyhinize kullanılacak sizleri her fırsatta amirlerinize fiştekleyip pısırık olmakla suçlayacaklardır. Ayrıca sürekli kendini methedip, yapmadığı işleri kendilerinin gibi gösteren insanlar ikide bir de amirlerinizin yanına gidip ne kadara başarılı olduklarını anlatacak, araya önemli, isimleri sokmaya asla çekinmeyecek, kendileri en kısa zamanda yükselmezler ise amirleri pişman edebileceklerine dair bir şirretlik tehdidi yayacaklardır ortama. Budurumda terfi günü geldiğinde alçak gönüllü, yani etrafı tarafından pısırık addedilen vur ensesini al lokmasınnın hakkı yenilecek, gerisinden gelenler Üsküdar'ı bir hamlede geçeceklerdir. 

2 - Alçak gönüllülüğünüz en belirgin özelliklerinizden mi? Etrafınızdakiler sizi burnu havada, kibirli zannedeceklerdir. Suskun ve saygılı tutumlarınız kendinizi etrafınızdakilerden üstün gördüğünüze ve onları beğenmediğinize yorulacaktır. Bu halinizle etrafınızdakiler arkanızdan aklınıza hayalinize gelmeyecek laf çemberleri çevirecekler ve sonunda bir gün gelecek bu çemberler sizin ayağınıza takılacaktır. 

3 - İnsanların işlerine karışmıyor, arkalarından konuşmuyor;sadece işinize bakıyor, etrafınızdakiler ile  ilişkilerinizde sakin, gürültsüz ve uyumlu musunuz? Her fırsatta hakkınız yenecektir. Alçak gönüllü sessizliğiniz enayiliğinize ve haksızlıklar karşısında suskun kalacağınıza yorulacaktır. Günü geldi kendiniz ezdirmediniz mi? Bir anda haklı iken haksız konumuna düştüğünüz göreceksiniz. 

4 - Ortamı ne olursa olsun sizden yaşça büyük olanlara ve iş yerindeki büyüklerinize karşı saygılı ve alçak gönüllü müsünüz? Bu kendinizi onlardan büyük gördüğünüze yorulacak ve sizinle çaktırmadan uğraşmayı marifet sayacaklardır. 

5 - Başarılı biri misiniz? İşleriniz hızlı ve hatasız mı üretiyorsunuz? Ortaya çıkardığınız ürünler hersinkinden daha özenli, hatasız ve güzel görünümlü mü? Alçak gönüllü olmak yapacağınız en büyük hatadır. Arada çıkıp en iyisini kendinizin yaptığını haykırmadıkça içinde yer aldığınız embesil sürüsü size için için düş bileyecektir. Arada başarılarınız kafalarına vurmaz iseniz hakkınız hep yenecektir.

Hakkınızın yenmesini, ayağınıza sürekli taş koyulmasını istiyorsanız alçak gönüllü olmaya ara ara ara verin, şirret olun, edepsiz olun, görgüsüz olun. Kazanan siz olacaksınız. 


Meraklısına Linkler: