Thursday, January 29, 2015

Bir Konu, Üç Anons: Ya da Kentli Ciddiyeti Özledi Aziz'im

Acil yetişmem gerektiği için İzban'ı seçtim. Peron her zaman olduğundan kalabalıktı. On gün öncesine kadar gerçekle ilgisi olmasa da en azından bir takım rakamlar göstermişliği olan göstergeler artık birer kehanet levhasına dönüşmüştü ve şunu gösteriyordu:
"Tren on dakikada bir gelir".

Kalabalık epeydir tren geçmediği için tedirgin bir suskunluk içindeydi. Ben de şunlarla bir, bir on dakika kadar, peronunu bir kıyısına ilişip susayım dedim.

Bekledim, bekledim. 

Kelimelerin yarısını kusan, geri kalanını içine atan bir erkek sesi ananons yaptı; 

"Teknik bir arızadan ötürü, tren gecikmiştir."

İnsanlar sustu, ben bekledim. Yeni gelenler beleyenlere ne olduğunu soruyordu. Soru sorulamayacak bir bölüme ilerledim.Zira aklım gecikmemem gereken yerde konuşacaklarıma takılıydı.  

Beş dakika kadar sonra insanın kulaklarını burkan bir kadın feryadı anons yaptı:

"Yolcularımızdan birinin sağlık probemi yüzünden Cumaovası yönüne gidecek olan tren gecikmiştir"

Şuncacık perona sığamayacak kadar kalabalıktık artık. Olsun,beklemeye devam ettik.

Aynı kadın bekleyenlere yeni bir tren geçmesine yetecek kadar gelen bir süre sonra yine feverean etti.

"Yolcularımızdan birinin sağlık problemi yüzünden Cumaovası yönüne gidecek olan tren seferi iptal edilmiştir. Yeni tren Menemen'den hareket etmiştir." 

Yerseniz makamında bir tarafından uydurulan ve dahası birbiri ile çelişen anonslar; (hani on dakikadır tren geçiyordu demiyorum, geçen 20 dakikaya rapmen) 
Çalıştırılması akla hayale getirilmeyen göstergeler, 
Bunlara ve bir alay zevzekçe dayatılan uygulamalara rağmen iki üç haftadır kentli ile alay edercesine, sağa sola yapıştırılmış "bilin bakalım bu kentin sorunları kimi tırmalamıyor?" minvalindeki sorular listesi, 
Bu kalitesiz hizmetin bedelinin 2,25 TL'ye zıplatılmış olması, 
falan, filan. 

Bunların hiçbiri beni o anda şuradan şuraya yetiştiremezdi o yüzden acelesi olanın taksiye binmesinin gerekliliği öğretisi geldi aklıma. Derhal ikiledim oradan. 

Trene de hastaya da ne olduğunu bilmiyorum, ama bu kenti yönetenlerin bu kentin insanına zırnık saygısı kalmadığını ve asla da düzelmeyeceklarini artık çok iyi biliyordum. 
 ,
Olmazlarını posterlerden Okuduk bari bir olurunu söyle be Aziz!

Taksiye binip de gideceğim yere yetiştiğimi sanan varsa yanılır, Zira soğuktu ve yağmur çiseliyordu diyeyim gerisini siz hayal edin.

Bu fotoğrafı göstergelerin bir takım rakamlar gösterdiği yağmurlu bir günde çekmiştim. Tren 23 dakika sonra gelecek diyor. Ama beş dakika sonra gelmişti. 2 artı 3 eşittir 5 



Wednesday, January 28, 2015

Her Şey Kiralık

...her şey, ama akla gelen her şey kiralık. 


Göründüğü gibi değil bir açıklaması var elbette:

Burası Yeni-Foça. Askerliğini yapmak üzere gelen gençler; nizamiyeye teslim oldukları ilk gün, cep telefonlarını bırakıyorlar ama sim kartlarını saklıyorlar. Hafta sonu çıktıklarında telefon kiralıyorlar. Sonra gelsin mesajlar, çağrılar...   

İstasyon

Balıkesir yakınlarında yılın ilk karı ve yolcusuz bir tren istasyonu....
"Bütün Anadolu şehirlerinin tren garları, istasyon binaları neredeyse birbirinin aynıdır. Venedik sarısına boyanmış duvarları, ne denli silinse de kirli duran camları, boyası soyulmuş ahşap sıraları, insanlardan daha kimsesiz duran denkleri, bavulları, hep aynı gurbet duygusunu uyandırır. Nedensiz yere burnu sızlar insanın."
Murathan Mungan - Tren adlı öyküsünden


Fotoğraf: İstasyon ve kar - D.M.

Monday, January 26, 2015

Wild

Kanadalı yönetmen Jean-Marc Vallée'yi; "The Young Victoria" ile geçen senenin Holywood'un en yakışıklı aktörlerinden ikisini tanınmayacak hallerde izleyici önüne atarak risk aldığı "Dallas Buyers Club" filmlerinden anımsıyoruz. Her iki filmin ortak noktası yönetmeninin kamerayı belirli bir mesafe tutarak, yani tarafsızlığını koruyarak bir öykü anlatmaya çalışması; bunu yaparken klişelere başvurmaması, dahası filmlerinde farklı görüntü yönetmenleri ile çalışıyor olmasına rağmen artık kolaylıkla "Vallée Dili" diyebileceğimiz kendine has bir anlatım tarzı geliştirmiş olması. Bu tarz yönetim oyuncuya rahat soluk alacak alanlar bıraktığı gibi, perdeye yansıyan karakterleri daha gerçekçi, inanılır kılıyor. Böyle olunca seyirciyi en sert sahnelerde olan biteni sorgulamayı düşünmüyor, zira öykü de karakterler de tüm numaralardan arınmış biçimde insanların gözü önünde, cerayan ediyor. Wild filminde önceki filmlerinde yakaladığı ustaca dilin benzerini yakalamak mümkün ancak Wild kurgunun da anlatıcı olarak işlevsellik kazandığı bir film.



Wild filminin ilk görüntüleri gözlerimin önünde akmaya başladığında "işte" dedim "Sean Penn'in müthiş başyapıtı 'Into the Wild'a bir kardeş geldi. Zira ikisi de benzer dili konuşan, gözlerini karartarak yaşamlarının o ana kadarki bölümünü geride bırakarak bilinmeyenin kollarına kendilerini atmış iki kahraman odaklanıyor ve yola çıkış nedenleri ne olursa olsun, ikisi de gerçek yaşam ve yol öyküsü.

Film Cheryl Strayed'in anılarından senaryolaştırılmış. Yazarın filmde kısacık bir rolü olduğu gibi, 6 yaşındaki halini kızı Bobbi Strayed Lindstrom canlandırıyor. 

Cheryl ile Reese

Wild'ın kolayca özetlenebilecek bir öyküsü var. Başarısız bir evlilik yaşayan ve annesini trajik biçimde kaybeden Cheryl'in hayattaki tek arzusu artık; sanki kendisine zarar vermek ve hızla yok olmaktır. Önüne gelenle yatmakta, kimisi ile uyuşturucu kullanmayı da deneyimlemektedir. Kocası bazen onu bu sonu belli bataktan kurtarmaya çalışsa da yıllar hızla geçer. Bir gün annesinin istediği gibi bir kadın olup olamayacağını öğrenmek üzere PCT diye adlandırılan Pasifik Zirve Yolculuğu'na çıkar. Meksika sınırından, Kanada sınırına kadar yürüyecektir. Aşması gereken 1100 mil üç aydan biraz fazla zaman alacaktır. Cheryl yolda önceden hazır olmadığı, hayal bile etmediği şeyler ile karşılanır. Film en çaresiz kaldığı anda, yaralandığı ve öfke ile botlarını attığı anda açılır. Karakterimizi anılarından oluşan flasbackler sayesinde tanırız. 

İlk günlerde havlu atacak gibi olsa da giderek azim kazanır. Onu bekleyen sınavlar sadece yolun bilinmeyenleri değil, kendi içinde bir türlü yüzleşemediği sorulardır. Sınırdaki "Tanrıların Köprüsü"ne gelinceye kadar onu iç yolculuğunda neler beklemektedir. Fİlm boyunca sadece doğanın tuzakları ve olağanüstü dingin görüntüleri, karın, çölün güzellikleri değil; Cheryl'in iç yolculuğuna dair manzaralar da yolculuğa eşlik ediyor. Kurgu; gerçek ile anıların ustaca birbirine dokunmasını, ya da teğet geçmesini sağlıyor. Günler geçtikçe Cheryl'in anlamaya başlıyoruz. Filmin başarısı izleyicinin hiçbir anında baş karakteri yargılamaya kalkacak ruh haline sokulmamasından geliyor.

Reese Witherspoon abartısız oyunculuğu ile içine düştüğü her durumda karakterini inanılır kılıyor. Oyuncu olarak onun da yolculuğu enteresan "Sarışın Aptal görünümlü Fettan" genç kız rollerinden, Oscar ödülünü de kucaklamayı içeren uzun bir yol var arkasında bıraktığı. Sadece oyuncu değil yapımcı olarak da başarılı işleri kariyer defterine kaydediyor. Örneğin: bu senenin kimilerince nefret edilen, kimilerince hayran kalınan filmi "Gone Girl"ün yapımcısı olan yıldız; böylelikle kendi finanse ettiği film ile en iyi kadın oyuncu dalında Rosamund Pike" ile kendi rakibini de kendi yaratmış oluyor. Bu yarışta ikinci kez Akademi Ödülünü alacaksa 38 yaşındayken canlandırmış olduğu 26 yaşındaki bu karakterden ziyade, Holywood'a yarattığı kaynak ile bu başarıyı ihtimal dahilinde görüyorum. Bu filmde başarılı bir oyunculuk sergilemiş olsa da, bence adayların arasında oyunculuk bakımından bu ödüle daha yakın duran başka isimler var.



Filmin önemli sürprizi. Laura Dern'in canlandırdığı anne karakteri Bobbi, olay örgüsü içinde çok fazla yer tutmamakla ve sadece Cheryl'in anılarında görülmekle birlikte, baş karakterin itici gücünü inanılır kılan, üstelik yıllarca akıldan çıkmayacak başarılı bir oyunculuk sergiliyor. Aday olduğu yardımcı kadın oyuncu dalında şansının hayli yüksek olduğuna inanıyorum.

Sonuç olarak bu film için güzel ve yürek burkan, sinema üzerine kafa yormayı seven yönetmen eseri filmlerden diyebilirim.



Wild - 2014
Yönetmen: Jean-Marc Vallée
Senarist: Cheryl Strayed'in 
"Wild: From Lost to Found on the PCT" adlı anı kitabından 
Nick Hornby

Oyuncular:
Reese Witherspoon, 
Laura Dern, 
Thomas Sadoski

Görüntü Yönetmeni: Yves Bélanger

Editör: Martin Pensa ile John McMurphy adı altında Jean-Marc Vallée


Meraklısına Linkler:

Pazarlama Müdürü

Tuhaf mamafih hakiki:
Sundaying Manager


Buna çeviri hatası demeye dilim varmıyor. Başka türlü bir şey bu.

Thursday, January 22, 2015

Müthiş Bir Belge

Stanley Kubrick MGM'in "2001: A Space Odyssey" filminin devamını çekmeyi planladığına dair edindiği malumat üzerine üst düzey yöneticilerden James T. Aubrey, Jr.'a yazdığı mektubun resmidir.
Mektup, her ne kadar saygı sözleri ile bitiyor olsa da; bu filmi gerçekten çekmeleri halinde, yönetmenin filmde maymunların gökyüzüne fırlattığı devasa femur kemiğini aldığı gibi ne yapacağına dair, dönemine göre oldukça yaratıcı sayılabilecek bir tehdit içermekte.

Hoş 2010 isimli film çekildi de ne oldu sanki? Sıkılmaktan sonuna dek izlemeye fırsat bulan olmamıştır.


Mektuba gelince büyük ihtimalle sahte.
Yandan, kenardan gölgeler filan...
Cık, cık, cık...
Hiç inandırıcı gelmedi bana.

Müthiş ama belge sayılmaz, sahte.