4 Nisan 2017 Salı

Blood Simple

Coen Kardeşler'in sinemaya duydukları aşk, ilk filmleri olan Blood Simple'dan beri bütün eserlerinde hissediliyor. Yüzeyde ağır ve derin bir olay örgüsü anlatır gibi görünseler de aslında bütün filmlerine kara komedi lezzeti sızdığı gibi; sinemaya gönül vermiş, kırklı ve ellili yılların yönetmenleri ve yazarlarının izleri fimlerine sürekli düşüyor. Coenler ilk filmleri Blood Simple'da Kara Film türünü alıp, parçalarına ayırıp kendi zihin süzgeçlerinden geçirdikten sonra kara komedi soslu bir yeni tür yarattılar: "Yeni Kara Film". Blood Simple bir anda eleştirmenlerin de izleyicinin de ilgisini çekti, bu iki kardeşin ekrana kattığı lezzet sinemaseverlerin tiryakisi olduğu bir tada dönüştü. Blood Simple'ın izlerini doksanlı yılların sonuna kadar çekilmiş bir çok filmde gördük. Kardeşler, ilk filmlerinden beri yazdıkları, yönettikleri her çalışmalarında el atmış oldukları türü bölüp parçalayıp, kendilerinden ilaveler ile bozup yeniden inşa ederken, kara komedi sosu katmayı hiçbir zaman ihmal etmediler. Onların filmlerini başarılı kılan, tür denemelerinden ziyade ayrıntılardan beslenen sağlam senaryolarının yanı sıra, sinemanın özü olan görselliğe verdikleri önem oldu. Filmlerinin arasında daha az ses getirmiş, yahut geç farkedilmiş olsalar dahi her birinin değişmez ortak paydasının, sinemanın özündeki, meramını görüntü ile izleyiciye aktarmak çabası oluşudur. 



Coen'ler senaryolarını kendileri yazıyorlar ve kendilerine yakın buldukları oyuncular ile çalışmayı tercih ediyorlar. Aynı oyuncuyu birden fazla Coen filminde yeteneklerinin farklı boyutları ile izlemek mümkün. Blood Simple'da sinemadaki ilk rolünde gencecik bir Frances Mc Dormand izliyoruz, aslında o da evlilik bağı sebebiyle bir Coen, Joel'in eşi 




Kardeşlerin takipçisi olan sinemaseverler bu ilk filmin aslında iki sanatçının maniestosu olduğunu zamanla anladılar. Filmin adındaki - ve ne yazık ki çeviride kaybolan - kelime oyunu(*) bile gelecekte üretecekleri filmlerin büyük bölümünün esas ruhunu yansıtıyordu. 



Filmin konusunu izleme tadını kaçırmayacak biçimde iki cümle ile özetleyecek olursam... Marty (Dan Hedaya) şiddete eğilimli bir bar sahibidir ve karısı Abby'nin (FrancesMC Dormand) barmen Ray (John Getz) ile ilişkisi olduğundan kuşkulandığı için Visser (M. Emmet Walsh) adlı bir özel dedektif ile anlaşır. Visser, Marty'nin kuşkularını doğrulayacak bir kanıta ulaştığında iki aşığı öldürecek ve fotoğraflarını çekecektir. Buraya kadar anlatılanlar klasik bir kara film öyküsü ancak Coen'lerin bu filmde yaptıklarının Yeni Kara Film sayılmasının nedeni başka. Klasik bir kara filmde esrar perdesi filmin sonunda kalktığında izleyici tüm gerçeğe hakim olur. Coen'lerin filminde de sırlar olmakla birlikte; Marty'nin bildiğini Abby, Abby'nin bildiğini Ray, Visser'in bildiğini Marty bilmiyor, ancak izleyici olan biten herşeye hakim. Film, karakterlerin bilmeyip izleyicinin bildiği gerçeklerden gücünü alıyor. Coen'lerin hemen hemen bütün filmlerinde karakterlerin bilmediklerini izleyici bilir. üstelik her şeyi gören izeyici larakterlerin aldığı kararların yanlış bilgiye dayandığını bilerek onlar için endişelenir. 



Blood Simple'da görsel anlamda yeni olan, ancak kardeşlerin istisnasız bütün filmlerinde gözlenebilen: karakter gelişiminin diyaloglardan ziyade mizansen içine yerleştiriliş biçimleri, vücut dilleri, bakışları, başkası konuşurken verdikleri tepkiler ile verilmesidir. Bu aynı zamanda senaryonun ekonomik kullanımıdır. Gerçekçiliğini kaybetmeyen diyaloglar akarken sesi kapatarak izleseniz dahi kimin iyi, kimin kötü karakter olduğu gibi temel ayrımları vakit kaybetmeksizin algılamak mümkündür. Sinemanın olanaklarına hakim bu iki senarist/yönetmenin en önemli enstrümanı aslında görselliğin kullanımıdır. Böyle olunca deflarca prova ile mükemmliği yakalamış oyuncluklar seyircinin filme güvenin sarsmaz. Mc Dormand'ın parladığı filmdir bu aynı zamanda. Şimdilerde büyük projelerin emanet edildiği yetkin bir yönetmen olan Barry Sonnefeld'in görüntü yönetmeni olarak bu filmin esprili anlatımına katkıları da çok önemli. Kanın gövdeyi götürdüğü anlarda bile bunun aslında kara komedi filmi olduğunun izlerini kafa karışıklığı yaratmaksızın ve heyecan seviyesini zedelemeden verebiliyor. Örneğin kameranın usulca ilerlerken önüne bir kafa çıkınca üzerinden atlaması gibi. 



Film çekimleri aşamasında yönetmenler dahil ekipten birçok kişi hayatlarında ilk kez bir film setinde bulundular. Tecrübesiz bir ekibin çıkardığı işi büyük stüdyolar dağıtıma sokmak istemediler. Film çekilmişti ama seyirciye ulaşamıyordu. Ta ki Toronto film festivalinde bir ödül kazanana kadar. 

Kahramanların birbirini aldattığı, nefes nefese kovalamacaların, gerilimli bekleyişlerin, zekice yazılmış ve yer yer gülümseten diyalogların, sinemada benzeri olmayan yaratıcılıkta hesaplaşma sahnesinin olduğu bu filmi henüz izlememiş olanların "yönetmenin kurgusundan" izlemelerini özellikle tavsiye ederim. 

Yönetmenin kurgusu denilen versiyonlarda kesilmiş sahnelerin ya da önemli kurgu değişikliklerinin olması adettendir diye biliriz. Coenler burada da adeti bozarak orijimali 99 dakika olan filmin akışında değişiklik yapmaksızın gereğinden uzun olduğunu düşündükleri sekanslarda saniyelik, milimetrik kırpmalar yaparak filmi 96 dakikaya indirmişler ve kullandıkları şarkılarda değişiklik yapmışlar. Alın size Coen'leri izlemek için bir neden daha. :)

(*) (Blood Simple: Kan sarhoşu olarak çevrilmelidir, Korkak ve kafası karışmış bir kişinin bir süre şiddete maruz kalması sonucunda hatta, hayatında ilk kez ve kendi kontrolü dışında cinayet işlemiş bir insanın düştüğü psikolojik durumu anlatır. Yaşadığı şiddet, gördüğü kan başını döndürmüştür, o kişi için hayat artık eskisi gibi olmayacaktır.) 


Blood Simple - 1984

Yönetmen: 
Joel Coen (Ethan Coen)

Senaryo: 
Ethan Coen, Joel Coen

Oyuncular: 
Frances McDormand, 
Dan Hedaya, 
M. Emmet Walsh, 
John Getz

Görüntü Yönetmeni: 
Barry Sonenfeld

Kurgu: 
Boderick Jaynes, 
Don Wiegmann

Müzik: 
Carter Burwell

Meraklısına Linkler:

2 yorum:

  1. coenleri izliyom ama bana biraz sert geliyorlar :) bu arada, bikaç gün önce blogumda yazdımdı, sisifos adlı dergideki öykün çok iyiydi, kutlarım :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Doğru sert sahneler hazırlıksız yakalıyor üstelik, Ama filmlerindeki alttan alta hissedilen hiciv ile kara mizah arası duyguyu çok seviyorum ben.

      Öyküyü beğendiğine sevindim. Sade ve kısacık yazmaya çalışıyorum :)

      Sil

Yorumlar