31 Aralık 2014 Çarşamba

Dilek

(Charis Tsevis)

Tırman


Tırman, tırman, nereye kadar değil mi? 


Tırmanılacak daha çok yer var elbette.


Pencereden,


Bacadan,


İp merdivenden,


Leyla'dan geçme faslına,


Tırmana, tırmana bu yıl da bitti.


Tırmandık, yorgun düştük, yeni yıla şu şarkı ile veda edelim, 


Happy? 

29 Aralık 2014 Pazartesi

Slacker

Slacker, Richarde Linklater'ın 1991 yılında yazıp, prodüksiyonunu üstlenip, yönettiği bir film. 2014 yılında heyecanla beklediğim ve bekleyişime değen filmlerden birisi olan Boyhood sonrasında yönetmenin filmografisinde yer alan, kaçırdıklarımı tamamlamaya çalıştım. En son Slacker filmini izledim. Alışık olduğumuz tarzda bir konusu yok. Kamera 24 saat boyunca Austin, Teksas sokaklarından dolaşıyor. Toplum dışına itilmiş, uyumsuz, aşırı bilgili, her konuda uç fikirleri olabilen insanların arasında oradan oraya dolanıyor. Böyle olunca filmin içinde onlarca enteresan hikâyeye kulak misafiri olmak mümkün. Yalnız, bu öykü tam bana göre, diyecekken hop, başkasının hayatına balıklama dalınıyor.

Filmin beni en çok etkileyen öyküsü 21'09'' dan 24'23'' e kadar olan kısmında yer alıyor. İki erkek bir kadın arasında geçen, kameranın finalde gruba katılan dördüncü kişinin peşine takılmasıyla geride bıraktığımız diyalog şöyle:    



- Paul taşınmış ya!
- Nereye gittti?
- Bilmem. Sanki yer yarıldı da, yerin içinde kayboldu.
- Kimse nereye gittiğini bilmiyor.
- Odası bomboş. Bütün eşyasını alıp götürmüş. Yerde, odanın tam ortasında sadece bir kaç kartpostal var. Çok acayip. Gel bak istersen sahiden çok garip.
...
- Gitmiş bak, her şeyi götürmüş.
- Tuhaf
- Kendisi de tuhaftı.
- Bıraktığı karpostallar bunlar olmalı. Arkalarında yazılar var. Numaralı hepsi, sanki hikâye gibi bir şeyler yazılı.
  



"Juan Apagato, sokaklarda boş boş dolanarak vakit öldürüyor. Bir ara üniversiteye gitti ama, okumanın fazla zaman aldığı düşündü. Onu fazla yormayacak bir iş aramaya başladı." 


"Kocaman bir pansiyonda bir oda tuttu. Aynı çatı altında yaşadığı insanlarla nadiren karşılaşıyor. Biri tanesinin adının Frank Bilmem-nereli-oğlu olduğunu ve binada ondan başka bir kaç kişinin daha olduğunu düşüyor, ama pek de emin değil."

- Sanırım bizden bahsetmiş.
  



"Sıradan bir işçi ailesinden geliyor. Anne ve babasını artık pek görmüyor. Para göndermeyi bırakmalarından beri hiç ziyaretlerine gitmedi. Ebeveynlerinden birinin ebeveyni geçen ay öldü, ama hangisiydi giden, anımsamıyor."

- bu Addams Ailesi'ndeki Fester Dayı



"Geçen yaz işaret parmağını vantilatöre sokmayı düşündü. Birisi ona parmak izlerinin benzersiz olduğunu söyledikten sonra. benzersizliği ispat etmeye yarayacak çok fazla belirgin kanıt taşıdığına inanmaya başladı. İnsanların benzerlikleri ile kıyaslandığında, farklı yönlerinin daha az çıkacağını düşünüyor."




"Günleri birbirinin neredeyse aynısı. Saat 11:00 ya da 12:00 gibi uyanıyor. Mısır gevreği yahut kızarmış ekmek yiyor. Biraz gazete okuyor.  Cümle kapısında durup dışarıyı seyrediyor. Yürüyüşe çıkıyor. Sinemanın gündüz seansına gidiyor. Biraz radyo dinliyor. Gece 1:00 a kadar dizi film tekrarlarını izliyor. Genellikle saat 2:00 gibi uyuyakalıyor. Uykuyu seviyor. Bazen güzel rüyalar görüyor."

- Bu sonuncusu.

 (4 Temmuz günü patlayacak)

"Gelecek bölümü kaçırmayın: Joan büyümekte bir terörist gruba katılmak üzere Avrupa'ya gidiyor. Kısa sürede bir dolu ev yapımı nükleer silahla A.B.D.'ne geri dönüyor."   

- Bak sen, işte bu enteresan.



- Selam
- Hey! Selam.
- N'apıyorsunuz burada?
- Paul taşınmış birader.
- Öyle mi?
- Evet, her şeyini götürmüş sadece bu kartları bırakmış.
- Ben tutabilir miyim bu odayı?

- Elbette. Neden olmasın? 


Dönmek

Sen daha dön bakalım.

Fotoğraf: Dönmek - D.M.

27 Aralık 2014 Cumartesi

The Long and Winding Road

Hidiv Kasrını çevreleyen ağaçların arasında güzel kavisli bir yol var. Ağaçların bittiği yerde, Boğaz'ın en muhteşem hallerinden biri beni hazırlıksız yakalıyor. Beynimin görsel anılar bölümündeki sözlükte "N" harfini buluyorum hemen 
ve 
"nefesi kesilmek" sözünün tam karşısına o an'ı oturtuyorum. 



Fotoğraf: Kavis - D.M.

Meraklısına Şarkılar: 

26 Aralık 2014 Cuma

En Tesirli Silah

Şaklabanlığın revaçta olduğu bir ülkede şaklabanlık artık meslekten sayılmalı. 

Sayısı artık yüzleri aşmış; ilim irfan yuvalarımızın, canımız üniversitelerimizin her birinde bir şaklabanlık kürsüsü kurulmalı. Bu bölümlerden mezun olmayı başarmış onbinlerce şanslı gence şaklabanlık diploması verilmeli. 

Dahası bunlara resmi bir hüviyet kazandırmak için "Şaklabanlar Odası"  falan kurulmalı. 


Oda Reisi ve bilimum yardımcısı görüşlerini su tabancasını andıran bir edevatın - ki çalınmaması için patent izinleri ihmal edilmemeli - içine doldurup, gün aşırı haber-ajanslarından, insanların üzerine akılara durgunluk veren laflar fışkırtmalı. Kadınlar ve çocuklar dahil kimseler kaçamamalı, kurtulamamalı. 

Yüzde yüz salaklaşmamız için benzeri atraksiyonlar artık kesinlikle elzem hale geldi.



23 Aralık 2014 Salı

Ah İzmir, Ah!

"Bir şehrin kaderini sadece yönetenlerin ufku ve kalitesi değil, yönetilenlerin kültür ve eğitim düzeyi de belirler" diyor Dücane Cündioğlu.

Ben ise "Ah İzmir, Ah!" diyorum, "çektiğin çilelerden bir kişi sorumlu değil: başına ne geliyorsa kolaycılığa kaçan seçmen de, derdini dile getirmekten kaçınan diller de Aziz kadar sorumlu".




Kolaj:Ah İzmir - D.M.

22 Aralık 2014 Pazartesi

İstanbul

Memleketinden uzakta olan istanbullu bir rum
"Apo pu ise?" (neredensiniz?)
sualine
"Apo tin poli" (şehirden)
yanıtını verir. Aynı şekilde istikamet İstanbul ise,
"Nereye gidiyorsunuz?" sualine
"İs tin Poli" (Şehre) cevabını verir.
Onun gözünde istanbul hiçbir zaman Kostantiniyye, Asitone, Dersaadet, Pay-i Taht olmamıştır. İstanbul Dünya'daki tek şehirdir onun için. Onun lisanını konuşan herkes bu cevaptan onun nereli olduğunu, nereye gideceğini anlar ve hiçbir zaman "hangi şehirdensin?" veya "hangi şehre?" sorularını sormaz. Türkler de farkında olmaksızın bunu benimsemişler ve şehre İstanbul adını vermişlerdir. 


Fotoğraf: İstanbul ve Güneş - D.M.

21 Aralık 2014 Pazar

Şey

Unutma ki,
vicdan ölümü gerçekleşmiş "şey"ler ile arkadaş kalınamıyor, baby.


(Şey kelimesi burada insan kelimesi yerine şey'dilmiştir)

Fotoğraf: Taş 1 - D.M.

20 Aralık 2014 Cumartesi

Tanıdık Gelmiyor mu?

Fazla gelişememiş ülkelerde sık görülen bir manzara:

bir yanda en lüks arabalarda boy gösteren mutlu azınlık,
diğer yanda zor yaşam koşulları ile başa çıkmaya mecbur bırakılmış çoğunluk .


 Fotoğraf: Everyday Iran'dan alınmıştır. 

Gireni Terleten Yer?


18 Aralık 2014 Perşembe

Durum Vaziyetleri

Benzetmek gibi olmasın ama...

ahval ve şerait, Titanic'in yandan yemişini andırıyor. 

17 Aralık 2014 Çarşamba

Ara

Devler Opera ve Balesi'nden 27 dakika önce aldığım e-mail:

"Pakistan`da bir okula düzenlenen silahlı saldırı sonucunda masum 148 öğrenci ile öğretmenin öldürülmesi ülkemizi derinden üzmüştür. Dost ve kardeş ülke Pakistan`da yaşanılan bu menfur saldırı neticesinde, Devlet Opera ve Balesi olarak, Sayın Başbakanımızın ülkemizde ilan ettiği milli yas dolayısıyla sanatsal faaliyetlerimize bir günlüğüne [17 Aralık 2014] ara verilmiştir. "

 Eskiz: Edgar Degas, Dansçı

15 Aralık 2014 Pazartesi

Kestirme Yoldan Fotoğraflara Öykü Yazan Kadın

Böcek, kafasını kadının tam kalbinin attığı yere dayıyor. Kıpırdamaksızın dinliyor. Ne zaman ki ritim hızlanmaya başlıyor, yuvalandığı yerde hafifçe kımıldıyor, başıyla sütyenin kopçasını ileri ittirerek kendine bir yol aralıyor, iki göğsünün arasından usulca kadının boynuna süzülüyor, dokunuşları kadını gıdıklamasın diye tutunacağı yerleri üfleyerek hissizleştiriyor. Kulağına tırmanması biraz zaman alıyor. Masa kalabalık bu sefer, yine de fısıltılarını sadece kadın duyabiliyor.
"Bu küstahın dizgiyi canının istediği gibi yapmasına izin mi vereceksin? Korkularını herkese ilân etmesine seyirci mi kalacaksın?"
Etrafındakileri dikkatlice süzerken "Bir plânım var" diyor sadece böceğin duyabileceği bir sesle.

Kadın eylemlerine, beğenilerine iradesinin değil korkularının biçim verdiğinin açığa çıkmasını istemiyor. Nevrastani ataklarının nefesini kestiği, tansiyonunun yükselip, baş dönmelerinin dünyasını ele geçirdiği saatlerde, arka odadaki perdeleri çekip, divana uzanıyor. Kollarıyla bedenini sarmaya çalışırken, dizlerini karmıma çekip tortop oluyor. Misafirine şükranını sunuyor, "iyi ki varsın". Sakinlemesi uzun sürmüyor.  Rövanş plânını tespih böceği sabrı ile perdeleri çekilmiş, loş odasında dokumaya başlıyor.

Nefesi yerine geldiğinde son yazdığı öyküye uygun bir fotoğraf peşine düşüyor. Arama motoruna. "kapı kolu" yazıyor. Karşısına çıkan onlarca görselden bir tanesini seçiyor. İnce parmaklı bir kadın elini andıran kapı kolu resmine bir ganimetmiş gibi memnun bakıyor. 
"Görsünler fotoğrafa öykü yazmak nasıl olurmuş" diye fısıldıyor. Onu hayranlıkla izleyen böcek, sıra sıra dizili dişlerinin arasından çığlığı andıran bir kahkaha koyduktan sonra hırs çıtasını biraz daha yukarıya taşıyan bir cümle kuruyor: 
"Görsünler en güzel öyküyü kim yazıyormuş" diyor.

Alıntı: "Gergedan Yaratıcı Yazarlık Kursu"ndan, "böceği olan kadın"



14 Aralık 2014 Pazar

İskelet Kadın

İskelet Kadın masalını bilir misiniz? Hani "Babası, hiçkimsenin bilmediği bir nedenden onu uçurumdan aşağıya attı. Kızın bedeni tuzlu sularda yüzdü, saçlarına yosunlar dolandı, balıklar etlerini ısırdı" diye başlar.

İskelet Kadın, son olarak Kadıköy'de duvarın birinde görüldü.




12 Aralık 2014 Cuma

Kolaya kaçış

Gölgenin kenâr plânda kalmışlığı sanırım insanların ışığı daha fazla sevmelerinden kaynaklanıyor olmalı...

Fotoğraf: Işık & Gölge - D.M.