25 Mart 2012 Pazar

Gölge Falı

Çocukluğumda evdeki ansiklopedileri okumaktan büyük keyif alırdım. Sayfaların arasında kaybolur, zamanın nasıl geçtiğini anlamazdım. Bir keresinde oluduklarımdan çok korkmuştum.Hayat Ansiklopedisi’nin “G-I cildi” elimde, oturmuş, vakit öldürüyordum. Orada ilk kez gördüm “Gölge Falı"nı.Yazılanlara göre, gerçekleşme olasılığı hayli yüksek bir fal türüymüş. Uzun yıllar sebat edip de bu falı bakmasını öğrenenler. sahip oldukları bilgiyi hep kendilerine saklarlarmış. Fal gün ışığı altında bakılabiliyormuş. Kişinin yüzüne doğrudan ya da, yansıyarak gelen gün ışığının, yüzlerde oluşturduğu gölgeler anlamlandırılnaya çalışılırmış. Günün saatine göre yüzde oluşan türlü şekillere bakılarak kişilerin karakter analizi, yakın ve uzak geleceğinde olacak olayları bir güzel okurmuş Gölge Falını bilenler. Falın gerçekleşmesinin tek şartı, fala bakan kişinin gördüklerini  kimselere söylememesiymiş. Eğer gölge falına bakan kötü niyetli ise her hangi bir şekilde karşısındakini uyarmak maksadıyla, ya da onu kıskanıp da gelecekte başına gelecek bir iyi olayı sırf hasetinden dillendirirse, falcının başına çok kötü şeyler gelirmiş. Moğolların ve Hindistan’ın Kuzey yörelerindekilerin bu falı ilk uygulayanlar olduğu biliniyormuş. Yazılanlar bu kadardı. İnsanların yüzlerine bakılarak geleceklerinin öngörülmesi fikri beni çok korkutmuştu.

Sonra uzun yıllar Gölge Falı ile ilgili başkaca bilgilere ulaşmaya çalıştım. Birkaç sene öncesine kadar çabalarımın hepsi boşa gitti. Artık, Gölge Falı’na ilişkin herhangi bir bilgiye ulaşmaktan umudu kestiğim sırada,,  İstanbul’da Tarihi Yarımada’da, çınar ağaçlarının altındaki bir sahafta, Osmanlıca yazılmış bir kitap geçti elime, yazarın ismi belirsizdi. Nusret Efendi Risalesi’nde alınan birkaç bölümü de  içeren bu kitabın ismi “Esrar-ı Huruf”tu. Büyülerden, büyü bozmaya, aldanıp üç isimliler’in hizmeti altına girmiş insanları tanımaktan, ayna ile yapılan tuzaklara, su falına kadar her şey yazılıydı bu kitapta. Son bölümünde ise İzmir’in şimdiki Karşıyaka ilçesindeki Naldöken yöresinde, Gölge Falı’na bakan bir tarikattin mevcudiyetinden bahsediliyordu. Sonunda aradığımı bulmuştum. Merakla okumaya devam ettim Tarikat 200 yğüzyıl kadar varlığını sürdürmüş, Ege Bölgesin^de nüfuz sahibi olmuştu. Ancak. 16. Yüzyılın başlarında tarikat üyelerinin hepsi de  tuhaf biçimde, iz bırakmaksızın ortadan kaybolmuşlardı. Tarikattin çınar yaprağını andıran sembolü kitabın içinde acemice çizilmişti. Bu işin ustalarının yaz aylarında baktığı falların ve özellikle çınar ağaçlarının altında yüze vuran yaprak gölgeleri ve güneş ışığının; falı bakılanın geleceğşne kapılar açtıpından söz ediliyordu. Alın bölgesinin geçmiş ve şimdiki zamana dair önemli bilgileri sakladığı, göz kenarlarından burun ucuna kara olan bölgenin duygusal geçmiş ve geleceğin izlerini taşıdığını, ki burada sadece aşk yaşamı değil aile, dostlar ve arkadaşlarla olan ilişkileri de görmek mümkündü. Otuz yaş üzeri kişilerde gülme çizgilerinin insanın ömrüne dair ipuçları taşıdığını, doğru okumasını becerenlerin az olduğu, dudak ve bıyun arasında kalan bölgenin de gelecek, umutlar, gelecekle ilgili planların gerçekleşmesine dair bilgileri gizlediği anlatılıyordu. Bu fala dair yöntemler anlatılmıyordu. Mantık aynı kahve falındaki gibiydi. Yüz kahve fincanı yerine geçiyor, gölgeler de kahve telvesinin işini görüyordu. Kahve falına inanıyorsanız eğer çok mantıklıydı anlatılanlar. Bu falda ustalaşanlar aynı kahve falında olduğu gibi baktığı kişinin yüzünden her şeyi anlayabiliyordu. Ama önemli ve tek şartı vardı.: sükût etmek. Falcının falını baktığı kimseye bile faldan bahsetmesi yasaktı. Birkaç sayfa okumuştum ki, dükkan sahibi yanıma geldi ve o kitabı benden istedi.

“Ben yıllardır bunu arıyordum” deyince.
“Şimdi telefonda görüştüğüm müşterime sattım, birazdan gelip alacak” dedi.
Kitabı ona uzatırken gözlerime, yüzüme uzun uzun baktı. O anda farkettim pencerelerden yüzüme düşen güneş ışınlarını.
“Ama” dedim. Sözlerimin gerisini getiremedim. Sanki Hayat Ansiklopedisi’nin sayfaları arasında kaybolmuş o çocuk olmuştum yine. Sahaf da, bir şey söyleyecek oldu, duraksadı.  Kitabı alarak dükkânın arka bölmesine açılan kapıdan geçip gözden kayboldu. Çıkıp gittim, ancak iki gün sonra ayaklarım beni tekrar aynı dükkana götürdü.

 Sahaf uzun saçlı, uzun sakallı bir adamdı, sanki yüzünü saklamak istiyor gibiydi.
 “Geçen günkü kitap.. “dedim..”Okuduğum bölümü görünce gelip aldınız”
Aramızda uzun bir sesszilik oldu. Kendi kendine mırıldanır gibiydi. Ama hala konuşmuyor ve yüzümü inceliyordu. Rahatsız olmuştum. Gün ışığından kaçıp dükkanın içinde ilerledim. Adam bunun üzerine belli belirsiz gülümsedi.
“Peki, neden?” diye sordum.
Adam “Oturun” dedi.

Dakikalar geçti, sessizlik büyüyordu. Konuştu sonra. Kelimelerin arasında uzun uzadıya duraksıyor, tedirgin biçimde cümeleler kuruyordu. Söylemesi gerekenden fazlasını söylemeyecekti. Yüzünden anlamıştım;
“Bu falı bakmasını bilen hiç kimse, Gölge Falı’nın yöntemleri hakkında konuşamaz. Ancak bilmeyenler konuşur. Onların sayısı da giderek azalıyor. Hoş Gölge Falı’nı bilenler de azalıyor. Akıbetlerini bile bile bir an geliyor ki tekniklerini paylaşmadan edemiyorlar. Size şunu anlatabilirim. Gölge falını kitaplardan öğrenemezsiniz; en çoğu evvelsi gün okuduğunuz kitapta yazılı olandır zaten. İnsanların yüzüne gün ışında bakın, yüzlerdeki gölgeleri inceleyin, Siz de görecek göz varsa eğer, gölgelerin anlamları zaman içerisinde size de görünecektir.Ama yüzleri okumayı öğrendiğinizde, kendinize bir iyilik yapın. falına baktığınız kimse en yakınınız olsa dahi konuşmayın. Olur mu?
Ne cevap vereceğimi bilmeden orada kalakaldım.
“Ama insanların geleceğini bilmek ağır bir yük”
“Alışırsınız” dedi. “Ama yine de başlamadan önce vazgeçmeyi denemenizi öneririm” diye ilave etti.

Konuşacağımız fazla bir şey kalmamıştı. “Hoşçakalın” diyerek yerimden kalktım. Beni kapıya kadar geçirdi. Elini sıkmak için dödüm, alnına uzun uzun baktım. Gördüklerimi söylemeyi çok isterdim. Ama artık anlatamam.


Resim: Gölge Falı - D.M.

25 yorum:

  1. çok sevdim bu yazıyı.
    duymamıştım.
    yani bizde, osmanlıda bulunan bir yöntemmiş öle mi.
    adamın tarifi de çok gizemliymiş.
    kadim şeyler gibi.
    belki de uydurmaydı, olabilir bu, yani söledikleri.
    :)
    ama yapan varmıymış ki, yaşayan örneği.

    YanıtlaSil
  2. Çok etkileyici bir yazı... Kalemine sağlık ...

    YanıtlaSil
  3. Bende çok etkilendim.Çok ilginç bilgiler.Bilmediğim bir şey daha öğrendim sayende.Çok ilgimi çekti gölge falı.Keşke o kitabı alabilseydin.Kısmet tabi.İnşallah başka kitap bulursun.Kitaplardan öğrenilmez demiş sahaf ama okumakta bir başka oluyor.Kalemine sağlık Vladimir.

    YanıtlaSil
  4. Aradia;

    Teşekkür ederim. :)

    YanıtlaSil
  5. Kamikaze;

    Naif ve şirin yorumun için teşekkür ediyorum.

    Blog yazılarımın altındaki etiketler bölümünde kendi anılarımı yazdığım zamanları özellikle belirtiyorum; bunların dışındaki yazıların gerçekliğini garanti edemiyorum malesef. ;)

    YanıtlaSil
  6. Rica ederim.Yorumumu naif ve şirin bulduğun için ben teşekkür ederim.Şimdi anladım olasılıklar etiketini takip edince ama o kadar gerçekçi yazmışsın ki bir an anı sandım:)Harika öykülere devam:)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Estafurullah deme niyetindeydim :) elim sürçmüş olmalı :p

      Sil
  7. ilginç-orijinal bir konu bulmuşsun gerçekten, tembellik etme :))

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Teşekkür ederim. :))
      Yok, yok, temebllik etmiyorum, buraya bıraktığım parçacıkların bir çoğu, inşallah kısa bir süre sonra bir "yerde" birleşecek.

      Sil
  8. Kahve falından çok iyi anlarım da :):) Gölge falını ilk defa burada duydum..Çok enteresan..Yazı yine güzel..

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Teşekkürşer. Ben bu falı denedim bir kere. Çıktı :(

      Sil
  9. ben de yorum yapmıştım buraya.
    sorular da sordum ama noldu ki.
    :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Bekleyen yorumlar arasında böyle bir şey görmedim. Ama geçen günlerde bana da oldu. Beenmaya'ya özenip bir güzel uzun yorum yazdım. Yolladım. Bir de baktım yok. Bazen kayboluyor yorumlar sxanırım. Çok da gıcık bir şey. Soru varsa, tekrar rica etsem ?

      Sil
  10. Ah, bu ismi biliyorum ve gercekten cok heyecanlandim! :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Çınar; Ben heyecan içinde oturuyorum yerimde, bekliyorum bakalım. Bu onunla ilintisi olan bir minik öykü, ama direkt alakası yok. :) Hafızan çok kuvvetli, çok sağol. Heyecan lafını duyunca ben sanki daha bir heyecenlandım artık :)

      Sil
  11. bu falı halen yapan var mıymış?
    yani, sadece türkiyede, eskiden osmanlıda filan mı yapılıyomuş.
    o adam gizemli konuşmuş, uydurmuş olmasın.
    :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Bazen okuduklarımız, unuttuk zannetsek bile, aklımıza soru işaretlerini ekip geçici olarak kayboluyorlar. O soruların peşinden gitmek ya da gitmemek bizim seçimimiz oluyor.

      Benim Gölge Falı'nın gerçekliği ile tanışmam 2007 yılının Temmuz ayında bir güne dayanır.

      Bundan fazlasını anlatmam doğru olmaz. :(

      Sil
  12. peki.
    yapan var halen o zaman.
    türkiyeye has mı onu bilemedim.
    :)
    neyse uygun değilse yanıtlama.
    sadece genel bilgi olsun diye sordum.
    ilgimi çekmiyor konu özüyle ama.
    :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Çok malumatım yok, ama bir tarikatin aniden sırra kadem basmasını, kendilerini iyice gizlemek istemelerine yoruyorum ben. Yüzlerden kahve falı bakar gibi o kişiye has bilgi kırıntılarını okumak ilginç yine de. Keşke gizli bir fal olmasa kahve falı gibi birbirimizin yüzüne bakıp okusak. O zaman bloga bile gerek kalmaz, koy her gün yeni çekilmiş yüz resmini okusunlar.

      Sil
  13. kendilerini gizleyenleri peek sevmem ben.
    :)
    gizli işlerin içinde ya çıkar ya bi kötülük olur gibi.
    :)

    YanıtlaSil
  14. Bence korkularından gizleniyorlar, konuşamıyorlar.

    YanıtlaSil
  15. Öte yandan gizli kapaklı işleri ben de sevmem.

    Hele gizli ve kapaksız işleri hi mi hiç sevmem.

    Kapaklı olunca bir gizden kuşkulanıyorum yapım gereği, ama kapak yoksa kuşkulanacak bir şey de yok. Kasten aldatılır gibi. Allah korusun. :)

    YanıtlaSil

Yorumlar