6 Haziran 2008 Cuma

Ağaç Gölgesi ve Deniz Yıldızı

"Pessoa uyandı, küçük abajuru yaktı, başucundaki masanın üzerinde saatini aradı."





Antonio Tabucchi bu cümleyi yazdığında bir karaktere kağıdın üzerinde can vermeye başlamıştı bile. Okuyan kimse, yazarın içinden cümlelerin sanki bir çağlayanın yeryüzüne oluk oluk akan suları gibi döküldüğüne inanıyordu ancak Bay Tabucchi müşkülpesentti; daktiloda yazdığı her bir cümle için bazen saatlerce düşünür, gözleri yorgunluktan kızarıncaya kadar özenle seçip sıraladığı kelimelerden oluşan cümleleri avucuna alıp buruşturarak kağıt sepetine tereddüt duymaksızın atması saniyelerini almazdı. Kolay beğenmezdi Bay Tabucchi. Böyle olunca bir karakterin hayat kazanması hayli zor oluyordu Bay Tabucchi'nin ellerinde. Pessoa'ya yukarıdaki cümle ile hayat verdi. Ardından mutsuz bir adamın resmini çizdi. Yazısını yazmadan günlerce evvel mutluluğu anlatma planları yapmıştı ama elini daktilonun tuşlarına bastıkça mutsuz harfler yağmur ormanı ağacından üretilmiş bembeyaz kağıdın üzerinde kapkara bir leke gibi yayılıyordu. Hayır kötü bir görüntü değil öyle büyük bir mutsuzluk da değildi anlattığı, birazcık hüzün, melankolik bir adam, başkalarına kafasında fazlası ile yer açmış kendi kendini inciten bir adamdı. Mutluluğu anlatmak zor değildi, ancak mutsuzluğu yazmanın da hayli çekici yanları vardı.


Ben de sevgili Melih beni mimlediğinden beri mutlulukla boğuşuyorum. Yok olmadı. Mutluluğu anlatmak için uğraşıyorum. Ama sanırım şu sıra havamda değilim. Mutluluğu yazmaya elim varmıyor. Hayır yazmak istiyorum, elimi klavyeye atıyorum ama ne zaman elimi klaveye atsam ve mutluluğu anlatmaya kalksam gözümün önüne gelenler ekranda harf harf akmaya başlıyor. Başa dönüp okuduğumda çizdiğim resimde mutluluk izlerini göremiyorum. Özellikle Pessoa ne zaman elini başucundaki saati aramak üzere masaya uzansa gözümün önüne bir temmuz öğleden sonrası geliyor. Sıcak bir temmuz gününde, deniz kenarında ufacık bir köye bakan tepede bir kır kahvesi. Her yer sıcak ama ağustos sıcağı kadar bunaltıcı değil, biraz yakıcı. O kır kahvesi ise hem yüksekte hem de denizden hoş bir esinti geliyor. Kır kahvesinde oturanların yüzlerini tatlı bir rüzgar yalıyor. Kahvede oturanların gözlerinin içi gülüyor, güneş ışıkları kahvenin dört bir yanını saran ağaçların yaprakları arasından süzülüyor, masaların etrafındaki insanların gülümseyen yüzlerinde gölgeler oynuyor. Yapraklar rüzgar ile dansettikçe insanların yüzlerinden gölgeler geçiyor.


İnsanların yüzlerinden geçen gölgeleri izlemesini severim, benim kahve falım da budur işte: Sevdiğim insanların yüzlerinde gölgelerin yarattığı değişik gölgelere bakıp düşünüyorum gizlice. Ve neler olacağına dair garip bir his içimi kaplıyor. Olacakları kimselere söylemiyorum. Bir ben biliyorum. O akşamüstü kötü bir gölge düştü bir yüze, uğursuz bir gölgeydi. Uğursuzluğu o altında oturduğumuzun çınarın yapraklarının çatallı gölgesinden mi kaynaklanıyordu, yoksa güneş ışığının tepedeki bir evin camından yansıyıp ters yöne de bir gölge düşürmesinden mi emin değilim. Ama içimi kötü bir his kapladı. Mutlu bir yüzün üzerinden gölge bir gitti bir geldi. Yüzün sahibi mutluluğunun gittiğini görmedi ben gördüm.


Beni korkutan bu gölge falının hep çıkıyor olması.


Ve onlar gidiyorlar. Gidince dönmüyorlar.


Pessoa uyandı, küçük abajuru yaktı, başucundaki masanın üzerinde saatini aradı. Saatin üzerindeki rakamları seçmek için uğraştı gözlerini oğuşturdu, zannettiği kadar geç değildi, biraz daha vakti vardı.


Mutluluğu yazamadım işte, kimseleri suçlamıyorum ama belki de bir önceki yazımda sitem ettiğim kronik profesyonel mutsuzların ahı tuttu bilmiyorum. Özür dilerim. Size Sezen'den bir mısra yollayayım onun yerine olmaz mı;

"deniz yıldızının hikayesidir hayat ne kadar kurtarırsan kâr"

16 yorum:

  1. O kır kahvesinde oturup ruhunu serinletenler mutlu değil mi aslında? Bu da mutluluğun tarfilerinden biri bana göre..

    Fernando Pessoa'nın Son Üç Günü'nü de çok merak ettim doğrusu. Öneri için teşekkürler öyleyse..

    YanıtlaSil
  2. Mutlular belki ama o kadar detayları ön plana alıyorlar ki mutluluklarını farkedemedikleri için mutsuzlar bence :))

    YanıtlaSil
  3. Detayları ön plana alıyorlar derken özellikle bahsettiğin birileri var sanırım. Benim okuyunca ilk aklıma gelen, güzel bir tepenin ortasına oturtulmuş bir kır kahvesinde manzara ve rüzgarın huzur verici etkisiyle tek dertleri Çoban Mehmet Ağa'nın kızının kocaya kaçması olan insanlar oldu. Çevremdeki insanların dertlerini düşününce bu dert bana küçük göründü ve aslında ne kadar mutlular ya da mutlu olmalılar diye düşünmeden edemedim. Belki de kendimi düşündüm o kır kahvesinde ve kendi adıma mutluluğun tarifi gibi geldi. Dertsiz, tasasız..

    YanıtlaSil
  4. göze batan çapak misali, çapak için mutsuz olan insan var halbuki çapaktan kurtulmak kolay, çapağı temizleme gayreti yok, çapakla yaşıyor çapak onu mutsuz ediyor. mutlu olmasına yetecek onlarca sebebi var ama hiç birini görmüyor insanlar.

    YanıtlaSil
  5. Evet onu diyorum ben de. Ben dışardan bakan biri olarak karşımdakinin sorunlarını daha halledilebilir olarak görüyor ve mutlu olması gereken bir sürü şey sayabiliyorum. Kır kahvesi örneğinde de aynı şeyi yaptım. Kendimi onların yerine koyup dertlerimi küçümsedim ve mutlu oldum. Aslında herkesin derdi ayrı. Mesela kırdaki adama bilgisayarım çöktü, 3 senelik çalışmalarım gitti desen aman buna mı üzülüyorsun der. Anlamaz çünkü seni. Oysa senin için acaip büyük bir derttir bu, yaşayacaklarını sen bilirsin çünkü. Ama adamların yaşadıkları da beklentileri de benden farklı olduğundan onların en büyük derdi bizimkinden çok farklı olacaktır. Biraz dışardan bakabilmekle de ilgisi var sanırım. Biraz da bencil olmayıp kendin dışındakilerle ilgilenmek lazım. İnsan sadece kendisini görünce en büyük dert bende sanıyor.
    Uzunca bir yorum oldu bu. Biraz da karışık oldu sanırım. Bir işine bak bir kafanı topla yorum yaz zor oldu bu sefer :) Umarım anlatabilmişimdir anlatmak istediğimi.

    YanıtlaSil
  6. Sevgili Vladimir, mimlenip daha yazamayan bir ben kaldım galiba:(
    Belki de mutluluğu anlatmanın bir yolu da mutsuzluğu anlatmaktan geçiodur. Ben de Pessoa'nın Son Üç Günü'nü merak ettim. Alıp okumaya çalışacağım.

    YanıtlaSil
  7. Biz hüzünün bekçileri nedense hep aynı şeyi yapıyoruz .. Dünyada tadıcak okadar güzellikelr varki , bir insan yeterki mutlu olmak istesin , etrafına bakması yeter .. Ben bu yorumu yazarken doğan güneş benim için , gece olunca parlayan ay benim için , bu mevsim bu aşk benim için .. Ama biz ki körükörüne bağlanmışız bir hortumla mideden ,hüzünle besleniyoruz .. kopamıyoruz ..

    YanıtlaSil
  8. Katılıyorum bu hayli kronik bir alışkanlık, tedavisi sanırım yok. :)

    YanıtlaSil
  9. Kırkahvaseinde ki esinti ,manzara ,doyasıya nefes almak mutluluğu yakalamış oturanlar bence..mutluluk yanında insanların fakat çantalarında fermuarlı hemde bir çantanın içide saklıyorlar çıkarmak gerekir..

    YanıtlaSil
  10. Kimisini o çantayı açmayı öğrenmesi uzun zaman alıyor, kimi hiç açmıyor. :))

    YanıtlaSil
  11. Sevgili 7. Oda ilginç geldi.. en kısa zamanda ediniyorum ve hafta sonunda okuyorum. Acaba iki misli hüzünlü yazılar yazar mıyım bu sefer diye de bir tedirginlik bastı.

    YanıtlaSil
  12. Yok Yok bence çok eğlenceli bir kitaptı.. ben okuyalı da nerden baksan 15 yıl kadar var.. yanlış hatırlıyor olabilir miyim diye de ben de endişelndim şimdi..:)

    YanıtlaSil
  13. Eğlenceli demek.

    O zaman "en hemen" ediniyorum :))

    YanıtlaSil
  14. Seneler geçti, hala hatırlıyorum. Yıldız Kenter'e bir öğrencisi "mutluluk yaşanmaz, mutluluk hatırlanır" demiş. O zaman bu laf bana fena dokunmuştu. Üzülmüştüm.
    Ben çok küçük şeylerden mutlu olabilen biriyim. Madalyonun diğer yüzü, aynı şekilde çok küçük şeylerden hüzünlenebiliyorum da. Çok şükür ki, yakınlarımın şöyle biraz konuşmasıyla o hüznü üzerimden atabiliyorum.
    Şanslı mıyım, şanssız mıyım, bilemiyorum.

    YanıtlaSil
  15. Şule;

    O söze tam katılmıyorum. Çünkü insan bazeno anı yaşarken çok mutlu olduğunu böyle mutlu bir anı bir daha yakalayacak mıyım acaba diye hayatında en az bir kaç kez düşünebilir diye düşünüyorum. Tabii yine kendimden biliorum...

    Bu yazı ikimim birdendi...

    Sonra ben bu yazıyı bir değiştirdim. Akıllara seza ir öukü ıktı ortaya. Paulina isimli bi rus kızın mutsusluk bulutu gibi gezişine döndü olay :)

    YanıtlaSil

Yorumlar